Emre Dorman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Emre Dorman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Eylül 2014 Cuma | By: YeniAy M.

Modern Bilim: "Tanrı Var"

 
UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.
 

 EVREN'NİN VE YAŞAMIN OLUŞUMUNDAKİ HASSAS AYARLAR ÜZERİNE BİR İNCELEME

 


Emre Dorman'ın "Dini konularda kendini kandırmanın 40 yolu" isimli kitabından sonra edindiğim ikinci kitabı. İlk kitap gibi bu kitabı da son derece yararlı buldum.

Kitabın ana konusu, isminden de anlaşılacağı üzerine; modern bilimin keşfedilen dehlizlerinin bizleri Tanrı'ya ulaştırması. Çoğu görüş, bunların içinde teist(Tanrı inancına sahip olanlar) görüşte olanlar da var, bilimi kullanarak Tanrı'ya ulaşamayacağını savunur. Elbette, bunun aksini söyleyen din adamları ve aklı selim insanlar söz konusu. Kitap da bu aklı selim insanlar arasında bulunan, bilimle haşır neşir olmuş, bu konuda üstat olan insanların keşifler hakkındaki fikirleri ve Tanrı'nın varlığının ispatı ile ilgili söylemlerine yer vermiş.

Kitap, Giriş Bölümü dahil, üç bölümden oluşmakta. İlk bölümde bizlere, kısaca, dini görüşler tanıtılıyor; teizm, deizm, panteizm, agnostisizm ve ateizm; ikinci bölümde ise bilimde, Tanrı'nın varlığını kanıtlamak için kullanılan modern bilim delilleri ve kuramlar; son bölümde ise ikincinin devamı olma niteliği taşıyan, hassas ayarlar üzerine çalışma söz konusu.

Sakın ola ki önyargılı davranıp kitabı almamak gibi bir yanılgıya düşmeyin derim. Zira kitabın isminden yola çıkarak, Evren de Tanrı'yı arasak da, bilimsel keşiflerin ve dengelerin inanılmaz ayarlarını anlatan bilim insanları, sizleri hayrete düşürecek, evrene ve çevrenize hayranlıkla bakacaksınız.

Okuduğum her ilmi kitabın, ilginç bulduğum ya da önemli olduğuna inandığım bölümlerini, muhakkak, çizerim. Böylece aklıma takıldığında rahatça bulur veya ihtiyaç hissettiğimde hızlıca kitaba göz atabilirim. Size bu şekilde çizdiğim bölümlerden bir kaçını yazarak, kitap hakkında fikir edinmenizi sağlamak isterim.

Olgunun Unsuru olarak tabir edilen bir düşünce var. Aristo tarafından ortaya atılan bu düşünme yönteminin mantığını sizde kavrayacaksınız ve hak vereceksiniz. Aristo'ya göre olgunun ve bizzat evrensel olgunun dört türlü nedeni vardır: madde, fikir, kuvvet ve son gaye. Bunları açalım, ve ne demek istiyormuş Aristo, öğrenelim. Kendisi bunu açıklarken "zanaat" alanında mobilya yapımı veya "sanat" alanından heykel yapımı gibi örnekler kullanmış.

1- Madde:  Yapıldığı madde; tahta, mermer veya tunç.
2-Fikir: Heykel için heykeltıraşın zihninde, mobilya için marangozun zihninde bulunan ve ona göre yapıldıkları bir fikir.
3-Kuvvet: Hareket ettirici kuvvet ve yapıcı neden olarak kollar, eller ve aletler gibi araç gereç gibi şeyler.
4-Son Gaye: Bu kuvvetleri harekete getiren ve onları güç halinde fiile geçiren bir maksat bulunması gerekir.

Eğer bu dört unsuru, evrene, insana ve  varoluşuna uyarlar isek, her şeyin bir başlangıcı olduğu ve bu başlangıcı var eden bir akıl sahibi Güç olduğuna varmak, mantık çerçevesinde düşünen her insanın ulaşabileceği bir sonuçtur. Aksi halde, bir bilgisayarın veya telefonun, hiçbir kuvvet, akıl ve beceri sahibi bir yapıcısı olmadan kendiliğinden oluştuğunu iddia etmek; evrenin ve yaşamın tüm bu unsurlardan muaf bir şekilde var olduğunu iddia etmekten daha mantıklı olamaz. İki şekilde de bu, aynı derece saçma sapan bir çıkarım; yanlış bilgidir. Böyle olunca da İkinci örneğimdeki iddia sahipleri, birinci örnekteki iddia sahipleri kadar saçmalamıştır. Birine mantıklı diğerine mantıksız gözü ile bakamayız.


Benzer bir delili, Teolog ve felsefeci William Lane Craig de yapmıştır. Kelam Kozmolojik Kanıt isimli kitabındaki önermesine göre;

  1. Her başlangıcı olanın kendi dışında bir sebebe ihtiyacı vardır.
  2. Evrenin bir başlangıcı vardır.
  3. Demek ki evrenin varlığının da bir sebebi vardır.

Şayet evren, kazara meydana gelmiş olsaydı, onda geçmişteki düzensizlikten kalan bir iz, bir hata olurdu. Ancak böyle bir hata veya iz keşfedilmemiştir. Astrofizikçi ve matematikçi Roger Penrose'a göre; "Big Bang tamamen kara delikler de oluşturabilirdi. Bunun yerine hassas ve her yere yayılmış maddeden oluşan bir evrene sahibiz."

Evrene, dünyaya ve kendimize baktığımızda ilk göze çarpan şey; Hassas Denge'lerdir. Denge öyle bir kurulmuştur ki %1 lik bir sapma bile yaşamın tamamen yok olmasına veya en başta hiç olmamasına sebep olabilirdi. Böyle olunca bu dengenin "tesadüfler(!)" sonucu, "bilinçsizce(!)" oluştuğunu iddia etmek ne kadar mantıklıdır? Kaldı ki bu kadar isabet oranı, tesadüf tanımına bile aykırı değil midir? Sürekli hedefi vurursanız, buna şans mı yoksa beceri, zeka, tecrübe mi dersiniz?

Birkaç hassas denge örneği vermek istiyorum. Bu örnekler ise evrenin ilk başlangıcı ile ilgili olacak.

Big Bang'den sonra evrenin yeterince soğuyabilmesi için evrenin yeterince yaşlı olması şarttır. Bu sayede yaşam koşullarının oluşması için ortamda oluşumlar olacaktır.

Oksijen, fosfor, karbon gibi elementlerin yıldızlardan dağılması için gerekli süre de, yaklaşık 10 milyar gibi çok uzun bir süredir. Bunlar olmasa biz olmazdık. Bu yüzdendir ki evren şu anki yaşında olmasaydı, daha genç olsaydı bugün dünya ve içindeki yaşamdan söz edemezdik.

Yine dünyadaki yaşamın, kızıl-dev yıldızlardan gelen ağır elementlerle (özellikle karbonla) mümkün olduğu bilinmektedir. Yaşamın sırrı, yıldızlardaki karbon üretimidir. Bunun üretilmesi içinde iki aşamalı bir oluşumdan geçmesi gerekmektedir. Oysa bu oluşum çok az görülebilen bir oluşumdur.

Evrenin kütle yoğunluğu çok az olsaydı eğer, maddenin evrende dağılımı az olur ve galaksiler oluşmazdı. Daha fazla olsaydı da kara delikler oluşur ve Büyük Çöküş meydana gelirdi. Oysa kütle yoğunluğu olması gereken "kritik" değerde tutulmuş, bu sayede de galaksiler oluşmuş, evren çökmekten kurtulmuştur.

Benzer şeyler dünyanın oksijen oranı içinde geçerlidir. Oksijen oranımız %21 değerindedir. Daha az olsa yetersiz solunum ve getirileri ile uğraşmak zorunda kalırken, daha yüksek olması durumunda ufacık bir tetikleme (şimşek, yıldırım vb. bir şey ile) dünya yanmaya başlardı.

Yine denizlerin karadan daha çok olması, dünya ısısını belli bir denge üzerinde durması için gereklidir. Aksi halde ya aşırı ısınacak ya da aşırı soğuyarak üzerinde yaşama uygun ortam bırakmayacaktır.

Dünya da aşırı demir yoktur. Eğer olsaydı hepimiz demir zehirlenmesi yaşardır.

Satürn ve Jüpiter mevcut konumunda, şeklinde ve büyüklüğünde olması, dünyamızın var olmasını sürdürmesi için hayati bir öneme sahiptir.

Ayımızın olması ve mevcut durumda ve mevcut yerde olması da dünya için olmazsa olmazlardandır.

Eğer güneşimizin dışı 6000 derece olmasaydı, bugün dünyadaki bitkiler fotosentez yapamaz, dünya oksijensiz kalırdı.

Yerçekimsel kuvvet, daha güçlü olsaydı, yıldızlar daha çok oluşur ama bütün yıldızlar güneşten 1.4 kat daha ağır olurlardı. Yıldızlar, demirden daha ağır elementleri tek başlarına ürettikleri ve berilyumdan daha ağır elementleri yıldızlar arası ortama yaydıkları için önemlidirler. Bahsi geçen ağır yıldızlar, kendilerini çevreleyen gezegenlerdeki yaşamı destekleyen ortamların muhafazasını imkansız kılacak kadar çok hızlı ve düzensiz yanacaktır.

Evrenin genişleme hızı, evrende ne tip yıldızların oluşacağını belirleyen ana faktörlerdendir. Evren, mevcut genişleme hızından daha yüksek hızda olsaydı, hiçbir galaksi genel genişleme sürecinde yoğunlaşamayacaktı. Daha yavaş olsaydı da evren çökecekti.

Bunun gibi sayısız hassas dengeyi açıklayarak bu dengenin bilinçli ve güçlü bir Yaratıcı tarafından sağlanabileceği sonucu da kendiliğinde açığa çıkmaktadır.

Kitap Okuma Önerisi:  Muhakkak alını, okunmalı.

Puan: 10/10


Kitap Fiyatı: 10

8 Nisan 2014 Salı | By: YeniAy M.

Dini Konularda Kendini Kandırmanın 40 Yolu

 
 
 

UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.

 

Yaklaştı insanlara hesapları! Ama onlar hala gaflet içinde yüz çeviriyorlar. (21 Enbiya Suresi 1. Ayet)

Emre Dorman'ın aldığım ilk kitabı. Uzunca süredir raflarda gördüğüm ama ertelediğim bir kitap. Hatta açıkçası alıp almama konusunda kararsızdım, ama sonunda aldım. Kitabın isminden de anlaşılacağı gibi Emre Dorman bizlere dini konularda kendi kendimize nasıl vesveseler verdiğimizi, söz konusu ibadet ve inanç olunca nasılda bahaneler ürettiğimizi ve kaçtığımızı ama başka konular söz konusu olunca nasıl da iki yüzlü davrandığımızı çok güzel bir şekilde, açık seçik ortaya koymuş. Tabiri caiz ise yüzümüze, içimize ayna tutmuş.

Genelde kitaplar hakkındaki genel görüşümü, beni takip edenler bilirler, sonda belirtirim ama bu sefer, gördüğünüz gibi, başta belirtiyorum. Bu kitabı herkes okumalı. "Ben namazında niyazında bir insanım. Okumama gerek yok ki." demeyin. Zira bu, sizin kendinizi kandırmadığınızı göstermiyor. Zira kitabı okurken, dindar kişilikli arkadaşlarım aklıma geldi. Bazı davranışları onlarda gördüğümü fark ettim. Bu yüzden dine yakın uzak herkes bu kitabı almalı ve okumalı. Kendi özeleştirimizi yapmamız için güzel bir kılavuz olmuş. 

Yaptığımız her kandırmacaya da Allah'ın güzel bir cevabı var arkadaşlar. Yazarımızın bunu da bize hatırlatarak, ayetler ile öldürücü darbe yapmış. Kendisini tebrik ederiz. 

Kitabın kusuru var mı? Bana göre tek kusuru, ilk başlarda ve ilerleyen sayfalarda da ara ara, devrik cümleler ile kitabın akışkanlığını zedelemiş. Neyseki bir süre sonra düzene binmiş. Elimdeki kitap Nesil yayınlarına ait ama yeni basım istanbul yayınevi. Belki bu hata düzeltilmiştir, bilgim yok.

Son söyleyeceğim şey; kitabın din derslerinde çocuklara okutulmasını yararlı buluyorum, ve her ailenin buluğ çağına ermiş çocuklarına bu kitabı almasını tavsiye ederim.

Kitaptan alıntı cümleler-konular:

1- Benim Kalbim Temiz: Şüphesizki insan için en tehlikeli olanı, kalbinin temiz olduğu iddiasıyla dini buyrukları dikkate almamasıdır... Gönüllerin özünü ve gerçek niyetini ancak Allah bilir. Bu sebeple hesap günü beklemediğimiz şeyler ile yüzleşebiliriz... asıl kalp temizliği, Allah'ın razı olacağı bir kalp temizliği olmalıdır(bizim razı olduğumuz değil.).
 3-İleride yaparım(ibadetler): ... Emekliliğinde rahat etmek için tüm hayatı boyunca ödediği, sigorta primlerine döndürür kulluk vazifelerini. Sigorta primini tüm hayatı boyunca ödemesi gerektiğini bilen insan, kulluk vazifelerini tüm hayatı boyunca ödemek istemez. Hayatının sonlarına doğru ödeyerek, sonsuza kadar rahat etmek ister.
4-Nasıl olsa Allah affeder: ... İnsanların büyük bir kısmı "Nasıl olsa dünyada bir şekilde geçinirim." demez, hep kendini teminat altına alıp, maddi açıdan güçlenmeye çalışır, ama iş dünya hayatıının hesabını vereceği ahiret gününe gelince "Nasıl olsa aklanırız," "Nasıl olsa bir şekilde affedilirz" diyerek işini Allah'a bırakır.
5-Nasıl olsa affedilmem artık: ... Şayet bu kişi vazgeçmeyeceği biri ise yapacağı şeylerin sonu gelmez ve affedilmek uğruna her yolu dener. Günlerce kendini ifade etmeye, aslında kötü niyetli olmadığına ikna etmeye çalışır karşısındakini. Oysa Allah, mermamet edenlerin en merhametlisi olmasına rağmen iş kendini Allah'a affettirmek olunca kolaya kaçıverir kişi...
6-Çalışmakta ibadettir: ... SAMİMİYETSİZDİR çoğu insan. Yerine getirmesi gereken kullık vazifelerinden sıyrılmak için türlü bahanelerin ardına sığınır... "Öyle kişiler vardır ki ne ticaret, ne alışverin onları Allah'ı hatırlamaktan, namazı kılmaktan, zekatı vermekten alıkoymaz. Onlar kalplerin ve gözlerin döneceği günden korkar." ( Nur-37)
7- Nefsimi yenemiyorum: ... Sabah namazı için uykusunu bölemeyen çoğu insan, yurtiçi ya da yurtdışı bir seyahate katılmak için güneş doğmadan uyanır ve düşer yollara...
19- Elhamdülillah biz de Müslümanız: ... Kendisini Müslüman olarak tanımlayan biri en azından anlam itibariyle "Ben Allah'a teslim olmuş bir kulum." dediğinin farkında olmalıdır. Tüm eylem ve sözlerinde bu gerçeği gözeterek hareket etmelidir... Müslüman olak dini gereklilikleri her şeyin önüne geçirmek demektir... Müslüman olabilmek için de dini görevlerin layıkıyla yerine getirilmesi ve bunun bir yaşam şekli olarak benimsenmesi gerekir... İşte o zaman gönül rahatlığıyla "Elhamdülillah biz de Müslümanız." diyebiliriz. "İnsanlar inandık demeleriyle kendi hallerine bırakılacaklarını ve hiçbir imtihana çekilmeyeceklerini mi sandılar!" (Ankebut-2)
25-Dedikodu değil, ben doğruları söylüyorum: "Ben kimsenin yüzüne söyleyemeyeceğim şeyi arkasından söylemem!" gibi sözlerle insanlar hakkında ağzına geleni söyleyip saydırmak da inanan birine yakışmaz. İnsanların yüzlerine kabahatlerini saymanız sizin değil, ama kibrinizin büyümesine sebep olur. Samimi bir inanan ise inanan kardeşinin kabahaterini örten, ona hayırlı tavsiye ve öğütlerde bulunan kişidir... "Zan, gerçek adına hiçbir şey ifade etmez." (Yunus-36) "Şunların hiçbirine uyma: Yemin edip duran, aşağılık, kötüleyip duran, söz getirip götüren, hayrı engelleyip sürdüren, saldırgan, olabildiğince günahkar, kaba, sonra da kötülükle damgalı." (Kalem-10-13) "Allah çirkin sözün açıklanmasını sevmez. Zulme uğratılan kişi müstesna. Allah işitendir, bilendir." (Nisa-148)

SONUÇ BÖLÜMÜNDEN BİRKAÇ ALINTI
1- Dinin kişinin hayatının merkezinde olması gerekir. Din kişinin sadece belirli zamanlarda dikkate alıp diğer zamanlarda hayatının dışında tutabileceği bir şey değildir.
2- Allah var deyip yokmuş gibi yaşanamayacağı gibi dine inandığını söyleyerek dini ilkeler dikkate alınmadan da yaşanamaz.
3- Dünyalık tüm edinimler dünyada kalır. İnsanın yanına kar kalacak olan, ahiretine yönelik kazanımlarıdır.
4- İnsanlar çelişkiler ile yaşayamayacağı için kendince sıraladığı bahanelerin ardına gizlenir...türlü gerekçelerle eylemlerini haklı çıkartmaya çalışarak çelişkiden kurtulmaya çalışır kişi(Bilişsel Çelişki Kuramı).... (Biz insanların da yaptığı işte bu!)
 


Kitap Okuma Önerisi:  Muhakkak alını, okunmalı.


Puan: 10/9


Kitap Fiyatı: 10