kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
22 Ocak 2024 Pazartesi | By: YeniAy M.

Arzu ile Kamber

 




KÜNYE

Yazar: Anonim

Yayınevi: Ren Kitap

Yayın Yılı: 2022

Sayfa Sayısı: 88

TANITIM BÜLTENİNDEN


“Gönül yarası öyle kılıçla kesilen yaralara benzemiyordu. Acısı daha fazlaydı. Kılıç yarası iyileşiyor ancak aşk yarası iyileşmiyordu.”
 
Dilden dile dolaşan aşk hikâyelerinden biri olan Arzu ile Kamber birbirlerini kardeş sanarak büyüyen iki gencin hüzün dolu aşklarını anlatmaktadır. Arzu ile Kamber oldukça acıklı bir aşk hikâyesidir. Eser birçok açıdan Fuzuli mesnevisi olan Leyla ile Mecnun’a benzemektedir. ‘Hak âşığı’ olarak bilinen Kamber, saz çalıp şiir söylemeye başlar ve dağlara düşer. Arzu ile Kamber okurlara bir solukta okunacak ve gönüllerde iz bırakacak güzellikte bir hikâye sunacak.  

Bu sefer yorum olarak #RenKitap imzalı bir #şarkklasiği olan #ArzuİleKamber var. Leyla ile Mecnun hikayesinin aksine Anadolu’da günümüzde çok bilinmese de eski bir halk hikayesi/masalı olarak karşımıza çıkan bir #aşk öyküsü bu.

Kamber, babası ve anası ile beraber Hac için yola çıkar ve haydutların saldırısına uğrayarak öldürülürler, sadece Kamber ve hizmetçisi hayatta kalır; onları da Çavuş lakaplı bir adam bulur ve çocuğu evlat edinir. Bir süre sonra adamın da bir kızı olur ve bu ikisi kardeş gibi büyürler. Zaman içinde kardeş olmadıklarını öğrenirler ve Arzu, oğlana aşık olur ve aşkına karşılık vermesi için sürekli oğlanı darlar hatta öğretmenleri de resmen çöpçatanlık yaparak kızın bileziğine tılsım yapar, üstüne güzel tavsiyeler verir. Sonuçta oğlan da kıza aşık olur ve başlarlar aşk acısı çekmeye çünkü kızın anası(oğlanın da analığı oluyor) izin vermez ve etrafa ne deriz, diyerek hep engel olur hatta sonunda zorla kızı evlendirir. Bunun üstüne Kamber, kendini dağlara taşlara vurur. Çok geçmeden kızın kocası ölünce iki aşık tekrar bir araya gelir ve kavuşur ama orada can verir, ilahi aşka ulaşır.

Açıkçası bence bu aşk hikayesini önemsizleştiren kısım Kamber’in aşkının, kızın bileziğine yapılan tılsımla ateşlenmesi. Yani resmen büyü yaptılar oğlana. :D Bilmiyorum, genel olarak güzel bir halk hikayesi deniyor ama bu tür ayrıntılar pek de güzel eylemiyor bunu. Bu kısımları geçersek #şiir sevenler için oldukça zengin bir kitap. Hintlilerin müzikal filmlerine benzer şekilde burada da sürekli birbirleriyle şiir atışması yapıyorlar. Ben pek şiir sevmediğim için kitabın çok hakkını veremediğimi itiraf etmem gerekiyor ama dönemin algısı, cümle kurumu, deyimleri gibi şeyleri görmek adına hoştu. Aslında çok da yabancılık çekmeyeceksiniz, aradan geçen bunca yıldan sonra çok bir şey değişmemiş. 😝

Genel olarak ilgililerine tavsiye edeceğim bir #kitap, zaten ince bir şey. İlla bu yayınevinden almanız gerekmez, birkaç farklı yayınevinde daha basımı var. Anonim bir halk öyküsü olduğu için telife girmiyor, isteyen basabiliyor.






Çatışan Kültürler

 


KÜNYE

Yazar: Bernard Lewis

Yayınevi: Profil Kitap

Yayın Yılı: 2021

Sayfa Sayısı: 96

TANITIM BÜLTENİNDEN

“Günümüzde başka kültürlerin incelenmesini değerli ve önemli kılan birinci neden, onları kendi yaşam koşullarında tanımaksa, ikinci neden de kendi kültürümüzü daha derin ve daha gerçekçi bir biçimde anlamanın yolunun öteki kültürleri incelemekten geçmesidir.”
 
Bernard Lewis tarihçilerin, özellikle de İslam tarihçilerinin “duayen”lerinden biridir. Lewis Müslüman, Hristiyan ve Yahudi kültürlerinin, tarihin belli bir anındaki çatışmasını ele alıyor. İber Yarımadası’ndaki İslam egemenliğinin sona erdiği, Yahudilerin bu topraklardan çıkarıldığı, Amerika’nın keşfedildiği yıl: 1492.
 
Yazar bu zirve yılda yaşanan ve çığır açan bu üç sürecin birbiriyle ilişkisini, etkileşimlerini ve sonuçlarını tarihsel bir çerçevede zarafet ve bilgelikle inceliyor. Avrupa’yı merkeze alan tarih anlayışını eleştirirken bu kıtanın dünya uygarlığına yaptığı katkıları da görmezden gelmiyor; dogmatizmden uzak, çözümlemeci bilimsel anlayışı ve etkileyici üslubuyla bize bir dönemin çarpıcı bir tablosunu çiziyor.


Tarih okuyucuları bilirler, #BernardLewis ünlü bir İslam tarihçisidir. Elimdeki kitap, yıllar evvel 1993’de verilen bir konferansta konuşulanlara dayanmaktadır, belki de bu sebeple oldukça ince bir #kitap.

Genel olarak Bernard Lewis, İslam ve Hristiyan kültür/tarihini kıyaslıyor ve iki tarafın birbiri ile olan ilişkilerini; iniş çıkışlarını ve birbirine bakışı ile ilgili genel bir özet bilgi veriyor. Şüphesiz yazar, kendi batı algısı ile yorumlamakla beraber kendisi, diğerleriyle kıyaslandığında, bildiğim en tarafsız sayılacak oryantalistlerden biridir.

İki taraf için de makul eleştiriler ve yaklaşımlar yaptığını düşünüyorum. Ayrıca Batının Yahudilere olan yaklaşımlarına ve zamanında onların Müslüman casusu gibi algılanmasından bahsetmekte, bunu ilginç buldum. Ayrıca orta çağdan kalma, daha önce okuduğum, bir efsaneye tekrar değinmiş; Batılılar, doğuda efsanevi bir Hristiyan kraldan bahsedilir, Haçlılar bu kralı bulup birlikte Müslümanlara karşı mücadele etmek istemektedirler. Yıllar evvel okuyup da bir daha denk gelmeyince, yanlış bir aktarım mıydı acaba diye düşünürdüm zaman zaman ama burada da görmek, bilgiyi onaylamış oldu.

Kitap, ayrıca (bence) Avrupa’nın eski dönemlerden beri kendini nasıl gördüğünü çok güzel açıklıyor.

“Aralarında Aristoteles’in de olduğu bazı Antikçağ Fislozofları bir adım daha ileri giderek, Avrupa’yı özgürlük, bağımsızlık ve hukuk düzeniyle, komşularını ise keyfi tiranlık ve kölece boyun eğmeyle özleştirdiler. Bu görüş Avrupa Birliğinin konseylerinde zaman zaman hala dile getirilmektedir.”

Gördüğünü gibi aslında 100 yıldır yapılan propaganda ile doğu toplumlarda, Batının kendini ve bizi nasıl gördüğüne dair ağır bir algı operasyonuna maruz kaldık ve hala tamamen kurtulamadık, inşallah tez zamanda mankurt kafalardan kurtuluruz.



12 Kasım 2022 Cumartesi | By: YeniAy M.

Beni Seç Serisi "Beni Seç, Elit, Sonsuza Dek" Kitap Yorumları


KÜNYE

Yazar: Kiera Cass

Yayınevi: Dex Kitap

Yayın Yılı: İlk iki kitap 2013, Üçüncü Kitap 2014

Sayfa Sayısı: 304, 288, 292

TANITIM BÜLTENİNDEN

BENİ SEÇ

Bir prens nasıl tavlanır?

Illéa ülkesinde tüm genç kızlar doğdukları günden beri sınıf atlamanın peşinde. Paha biçilmez mücevherlere, göz alıcı elbiselere ancak bu şekilde sahip olabilecekler. Bunun için tek bir şansları var: SEÇİM. Kıyasıya bir mücadeleyle geçen Seçim'i kazanmanıntek yolu Prens Maxon'ı kendine âşık etmek.

America içinse Seçim, bir kâbustan farksız. Bu yarışa girmeyi kabul ederse, kendisinden aşağı sınıftan olduğu için herkesten gizlediği aşkı Aspen'i arkasında bırakmak zorunda kalacak. Öte yandan bu, ailesinin tek kurtuluş şansı.

America saraya adım atar atmaz, kendini esrarengiz bir dünyanın içinde bulacak. Saray hiç de dışarıdan göründüğü gibi olmayacak.

35 kızın katıldığı vahşi bir yarış nasıl kazanılır?

ELİT

Sarayda 6 kız... Savaş kızışıyor. "Babamdan gelen mektubu ellerimde tuttum. Aspen’in prenses olamayacağımdan emin oluşu aklıma geldi. Halk oylamasında en sonuncu olduğumu hatırladım. Maxon’ın haftanın ilk günlerinde verdiği şifreli sözü düşündüm... Gözlerimi yumdum ve kendimi yokladım. Bunu gerçekten yapabilir miydim? Illéa’nın yeni prensesi olabilir miydim?" Saraya 35 kız girmişti, şimdi 6 kız var. Ve artık Elitler Prens Maxon’ın aşkını kazanmaya çok daha kararlı. Zaman America’nın aleyhine işliyor. Biran önce karar vermeli. Çocukluğundan beri birlikte gelecek hayalleri kurduğu Muhafız Aspen mi? Yoksa nefes kesici romantizmiyle başını döndüren Prens Maxon mı? Kimi seçerse seçsin, aklı diğerinde kalacak. Ve Asi Kuzeyliler bu peri masalının mutlu sona ulaşmaması için ellerinden geleni yapacak.

SONSUZA DEK

Seçim, America’nın hayatını tamamıyla değiştirmişti.


Illéa’nın prensesi olmak için yarışmaya katıldığından beri, ilk aşkı Aspen’e hissettikleri ve Prens Maxon’a karşı gün geçtikçe artan ilgisi arasında kalmıştı.

Şimdi America için gerçekten de karar verme zamanı.
Savunduğu doğrular için mücadele zamanı.
İstediği gelecek için savaşma zamanı.
Sonsuza dek seveceği erkeği seçme zamanı.


Yayınlandığı tüm ülkelerde çok satanlar listesine hızlı bir giriş yapan Sonsuza Dek, Beni Seç ve Elit’ten sonra Seçim serisinin üçüncü kitabı. Uzun süredir serinin hayranları tarafından beklenen Sonsuza Dek’te Kiera Cass distopik fantazyayı peri masalıyla birleştiriyor ve unutulmaz bir ihanete imza atıyor.


BENİ SEÇ YORUMU:

Sonunda bir #roman serisine başladım. #Selection (Seçim) serisinin ilk kitabı olan #BeniSeç fütüristki bir gelecekte Amerika kıtsında kurulmuş küçük bir ülkede yaşayan America isimli bir kızın, ülkenin prensine eş seçimi için yapılan bir yarışmaya katılması ile başlıyor. Ülke genelinde seçilmiş 35 kız, prensi kendine aşık etmek için çabalıyor.

#Spoiler İşin özünde bizim kızımız istemeye istemeye yarışmaya katılıyor, sevdiği oğlan kendisinden ayrıldığı ve ailesinin paraya ihtiyacı olduğu için… Aslında bu konuda prense de oldukça açık sözlü davranır ama elbette prens, zamanla kıza aşık olur. Bizim ki de eski aşkı ile prens arasında kalıyor ve ona hisler beslese de pek farkına varamıyor. Tüm bunlara ek olarak bir de ülkenin kuzeyli ve güneyli isyancılarıyla uğraşmak zorundalar.

Belki bu şekilde anlatınca basit bir konusu varmış gibi görünebilir, çok aksiyonlu da değil ama bence yazar, kurguyu sırıtmadan, oturaklı yazmış. Çok ahım şahım bir kitap değil ama bence okurken zevk alabileceğiniz, size hoş zamanlar geçirtecek bir hikaye.

ELİT YORUMU:

Kızların sayısı artık 6’ya inmiştir ve mücadele biraz daha kızışmış gözükse de aslında kızışan tek şey America’nın Prens Maxon ve ilk aşkı Aspen ile olan gel gitleri olmuştur. Gerçi haksızlık etmeyelim America’ya Kriss isminde bir rakip de çıktı. Kızımız beni resmen hasta etti; iki erkek arasında gelip gitmeleri, Maxon ile olan iletişimsizliği ve hemen sonuca atlamaları, bir türlü kime ne hissettiğini anlayamaması… ağız burun dalasınız gelebilir. Gerçi Maxon da bence çok farklı hareket etmiyor, bu açıdan bakarsak tencere kapak olmuşlar. Diğer yandan evren /ülke hakkında biraz daha bilgi edindik; bazı yönlerden 1984 romanı gibi. Tarihi maniple noktasında ondan esinlenmiş olabilir, prenses seçmeleri de zaten biraz pamuk prenses masalından ilham gibi. Bu arada kralın aslında ne kadar despot ve pislik olduğunu görüyoruz, kıza karşı tutumu iyice kötüleşiyor ama oğluna karşı tutumu daha kötü.


Genel olarak hikaye çok güçlü bir kurgu örneği olmasa da ilki gibi hoş zaman geçirmeyi biliyor.


SONUZA DEK YORUMU:

#Selection serisinin son cildi #SonsuzaDek kitabı ile karşınızdayım. Elit biter bitmez buna başladım ve ertesi gün bitti. Kabul etmem gerekir ki akıcı bir dili var ve okurken genelde sıkmıyor. Gerçi America’nın aşk üçgeni artık gına getiriyor ama bu son kitapta bunu daha az hissediyoruz gibi. Asiler meselesi birçok yönden açıklığa kavuşuyor ve ikilinin ilişkisi nihayete eriyor, gerçi son anda Aspen olayı (tahmin ettiğim gibi) saatli bomba gibi patladı. Gerçi ben oğlanın önceden anlamış olmasını bekliyordum ama anlamamış tam olarak. 🤷🏻‍♀️


Şimdi gömelim!


Son kitapta bazı şeyler kanımca biraz fazla oldu bittiye geldi, özellikle de son bölümler için söylüyorum. Yani biraz daha zamana yayarak daha ince işlenmeliydi, bazı duygu vuruşları eksik ya da anlamsız geldi hatta son kısımda (#spoiler) ölenlerin kimisi için bir şey söylenmedi bile ve bazı karakterlerin hikayesi nasıl sonlandı bilmiyoruz bile. Yani bazı şeyler anlamsızdı. Bir an önce bitireyim demiş gibi yazar. Hiç yazmayın böyle bir psikolojide iseniz, daha iyi. Bununla beraber #dexyayınları çeviri konusunda gerçekten kötü bir iş çıkarmış, en önemlisi son bölümde; serinin genelinde “yaptık ettik” şeklinde geçmiş/geniş zaman dili benimsenirken kapanış bölümü şimdiki zamandı “geliyor, gidiyor, oturuyor, ona söylüyor” Böyle bir roman dili yok yav! Çevirmen mi değiştirdiler son kısımda ne oldu, anlamadım. Yakışmadı yayınevinin imajına.

Fiyatlar (sitelere göre değişim gösterir.)

Beni Seç: 62,30 lira

Elit: 29,40 lira

Sonsuza Dek: (Satış şu an yok)


5 Nisan 2019 Cuma | By: YeniAy M.

Lanetliler Kraliçesi


Vampir Günlükleri Serisi

KÜNYE
Yazar  Anne Rice
Yayıncı: Turkuvaz Kitap
Sayfa584
Baskı Yılı: 2010
TANITIM BÜLTENİ

Vampir edebiyatının en ünlü yazarı Anne Rice’ın Vampir Günlükleri serisinin üçüncü kitabı, Lanetliler Kraliçesi. Tüm zamanların en çok okunan ve vampir edebiyatında yeni bir çığır açan dizisi, okurlarını soluk soluğa okunacak yeni bir serüvene davet ediyor.
Sinemaya da uyarlanan Lanetliler Kraliçesi’nde, altı bin yıllık suskunluğunu bozan, dünya üzerindeki bütün vampirlerin annesi ve lanetliler kraliçesi Akasha, uykusundan uyanıyor ve tüm lanetini serbest bırakıyor.
Ölümsüzlerin en yeteneklisi, en dayanılmazı olan Vampir Lestat’ın konserinde bazı vampirler yanmaya başlıyor ve nedeni bir türlü anlaşılamıyor.
Kraliçe Akasha’nın korkunç bir planı var. Lestat da bu planın bir parçası. İnsanlığın mı yoksa vampirlerin mi sonu geliyor?..
“Kötülük, gizem, şiddet ve erotizmin sınırlarında dolaşan bir şehvetle dopdolu.”


Publishers Weekly
Vampir Lestat kitabının son halkası. İlk kitap ise Vampirle Görüşme ki ben daha okumadım. Bunu da kaç sene sonra 2. el olarak bulup okudum çünkü yayınevi kapanmış. Millet 1. kitaptan başlar ben ortadan başlayıp, sonuncuyu okudum ve belki kafam eserse daha sonra 1. kitabı da okurum, Allah bilir artık.

Kafadan söyleyeyim kitabın tanıtım yazısında "erotizm sınırlarında dolaşan bir şehvetle dopdolu" falan diyor ama kanmayın, yok öyle bir şey. Bunların(vampirlerin) yegane şehvet ve erotizm anlayışı kan ve öpücük ile sınırlı, ölü oldukları için Anne Rice'in vampirlerinde insanlar gibi malum işlev çalışmıyor. :D

Önce öveyim sonra gömeyim romana. Anne Rice vampir edebiyatının en önemli ve ünlü yazarlarından biridir, öyle ki ünlü serisi filmlere bile çevrilmiştir; elbette kitaplardan biraz fazla farklı bir şekilde. Kitap boyunca tüm vampirlerin duygu, düşünce ve içinde bulundukları ruh hallerini gayet net ve güzel bir şekilde yansıtmayı başarmış. Okurken genelde zevk aldım ama elbet bazı kısımlar sıkmadı değil. O kısma sonra geleceğim. Bu kitapta sonunda Akasha ve Enkil'ın hikayelerini öğrenebiliyoruz, nasıl vampir oldular ve Akasha neyin peşinde vb. ne varsa en ince ayrıntısına kadar anlatılıyor, kafanızda soru işareti kalmaz. Yani kitap bittiğinde ciddi bir son olmuş diyebilirim. Tatmin olursunuz.

Evet, övme kısmı buraya kadardı. Şimdi gömmeye geldi sıra. İlk kitabını okuduğum zaman varoluşçu felsefesi bıktı, gına getirdi demiştim ama beterin beteri varmış; bu sefer bu felsefenin yerine iyi-kötü; din-inanç olayına kafayı takmış yazar ve yazmış da yazmış ama öyle böyle yazma değil, böyle baygınlık geliyor artık, yeter ya! diyorsunuz. Çok uzatmış, bu kadın ayar bilmiyor, bir başladı mı sanki kendisi öğretmen biz de öğrenciyiz, bize ders anlatıyor gibi yazıyor. Haliyle bir şeyi "dikta" etme meselesinin canlı örneğini görüyoruz ki işinde usta bir yazar asla bu şekilde yapmaz bu iş; portakalda vitamin misali yapması gerekirken bu teyzemiz gözümüze sokmuş, görmek istemeseniz de görüyor; duymak istemeseniz de duyuyorsunuz. Hele ki Akasha ile girilen o "ikna" sahneleri... Aslında neredeyse tüm kitap boyunca bu konuşmalar ve tartışmalar var, kitap bunlardan ibaret desek yeridir. Vampir Lestat kitabında Jesse nerede? derken şimdi bu kızı niye eklemiş ki? diye soruyorum. Kitapta hiçbir etkili-etkisiz rolü yok, numunelik var kız. Filmde Jesse-Lestat aşkı falan yok burada, sıfır. Çok pis hayal kırıklığı. Ayrıca zırt pırt ağlayan bir Lestat var karşımızda, ne kadar itici ya. Amma da sulu gözmüş haberimiz yokmuş. Bir çok karakterin gözünden anlatılıyor hikaye, asoiaf serisinden buna alışkınım aslında ama öyle bir anlatmış ki zaman kavramını biraz yitirir gibi oluyorsunuz, kafa biraz karışabiliyor.

Özetle bana göre pek de başarılı bir kitap denemez, yani yazarın imajına yakışan bir iş değil; yine de zaman geçirmek adına çok fazla sıkılmadan, bir hafta içerisinde okudum bitti. Bu olumsuzluklar yüzünden ilk kitabı yakın zamanda alma düşüncem yok. :)



17 Mart 2019 Pazar | By: YeniAy M.

Ruhlar Üçlemesi "Gece'nin Gölgesi'


KÜNYE
Yazar  Deborah Harkness
Yayıncı: Pegasus Yayınları
Sayfa672
Baskı Yılı: 2014
TANITIM BÜLTENİ

Tarih ile büyünün zengin dünyasında kök salan aşk hikâyesi, geçmiş ve tutkuyla örülmüş bir masala sürükleniyor. Düğüm yavaş yavaş çözülüyor…Her şey Cadıların Keşfi'yle başladı… Güçlü bir cadı ailesinden gelen tarihçi Diana Bishop ile vampir Matthew Clairmont, canlıları birbirinden ayıran doğa yasalarını bozmuştur. Diana, Bodleian Kütüphanesi'nde gizemli bir el yazması keşfettikten sonra Matthew'la kaderlerini birbirine bağlayan olaylar zincirini tetiklediği için cadı, iblis, vampir ve insanların bir arada yaşamasını sağlayan hassas bağ tehdit altına girmiştir.
Güvenli bir yer arayan Diana ile Matthew zamanda geri giderek 1590 Londra'sına yolculuk ederler. Ancak kısa süre içinde geçmişin aslında güvenli bir sığınak olmadığını anlarlar. Bir şair ve Kraliçe'nin casusu olarak eski kimliğine geri dönen vampir, Gece Okulu adındaki, radikal grupla tekrar bir araya gelir. Aralarında oyun yazarı Christopher Marlowe ve matematikçi Thomas Harriot'ın da olduğu bu toplulukta kural tanımaz iblisler ve dönemin yaratıcı zihinleri vardır.Matthew ile Diana, Ashmole 782 el yazmasını ve genç kadına olağanüstü güçlerini nasıl kontrol edeceğini öğretecek olan cadıyı bulmak için birlikte Tudor Londra'sının altını üstüne getireceklerdir.
 İki ayı geçkin zamandır yeni yorum hazırlamadım, biraz tembelliğin dibine düştüğümü itiraf ediyorum ama bu, kitap okumadığım manasına gelmiyor. Sadece yorumları yazmadığım manasına geliyor ama merak etmeyin, bu kitapla birlikte en az iki üç kitap yorumu daha gelecek arka arkaya inşallah.

İlk kitabından sonra ikinci kitabı da güzel bir başlangıç yapmış diyebilirim. Yazar, her zamanki güzel anlatımı ve akıcılığı ile ilerlemiş. Bizimkiler 1. Elizabeth'in ihtiyarlık döneminin İngiltere'sine gidiyor ve kendisi dahil bir hükümdarla daha tanışma fırsatı buluyoruz ki kendisi kendini Macaristan İmparatoru olarak da anan kral Rudolf. Biri şu adama o dönem Macaristan'ın Osmanlı toprağı olduğunu hatırlatsın. :D

Avrupa krallıklar tarihine pek vakıf değilim o yüzden yazar, o karakterleri vs. ne kadar iyi yansıtmış bilemem ama okurken kendimi o dönemlerde hissettiğim bir gerçek. Yer yer yazarın -ilk kitapta olduğu gibi- olaylara, tarihe Avrupa merkezci çarpık bakış açısıyla baktığını sezinlemeye devam ediyoruz aslında, bu bence serinin en büyük kusuru. Diğer yandan Matt'in tarihteki neredeyse tüm ünlü karanlık tiplerin ta kendisi olması da bilemiyorum; karaktere haddinden fazla harikalık katmak olmuyor mu acaba? Elbette bu kadar yaşlı ve gündemlere bu kadar ilgili bir vampirin her taşın altından çıkması çok şaşırtıcı olmasa gerek ama bilemiyorum, az biraz abartılmış gibime geliyor.

Diğer yandan Matt'in babasıyla da tanışıyoruz elbette ve söylemem gerek, kendisine bayıldım. Keşke ölmüş olmasaymış diyorum ama bir umut, belki 3. kitapta hortlayacağı tutar, bunu da okuyunca göreceğim artık inşallah.

Kitap boyunca sadece 1500'lerin Avrupa'sını görmüyoruz elbette birkaç kere kısa aralıklarla günümüze gelip, ailenin neler yaptığını da görüyoruz ama o kadar parça parça ki tam olarak ne işler karıştırıp, neler döndüğünü anlamakta biraz zorlanıyoruz. Hele ki ikili sonunda döndüklerinde yaşanmış olan bir olayın ardındaki kaybı anlamaktan zorlanmak elde değil. Diana'nın üvey vampir oğlanın bir insan manitası yapması ama ilk tanıştıkları an dışında hiçbir şey gösterilmeden oldu bittiye getirilmiş olması gibi şeyler hep 2. kitabın eksisi olarak kalıyor. İkili arasındaki gereksiz gerginlik kısımları da azıcık sıkmış olabilir.

Diana ikinci kitapta güçlerine dair daha çok öğreniyor ve biraz daha hakimiyet kuruyor, ayrıca sonunda büyülü bir hayvanı da oluyor. Eh, vakti gelmişti yavrucum. Genel olarak beğendiğim, güzel vakit geçirdiğim bir kitap oldu. Üçüncü kitapla görüşmek dileği ile Allahaısmarladık.


9 Ocak 2019 Çarşamba | By: YeniAy M.

Buz Ejderhası - GRRM


KÜNYE

Yazar: GRRM
Yayıncı: Epsilon Yayınları
Sayfa: 120
Baskı Yılı: 2018 

TANITIM BÜLTENİ

Küçük ve cesur bir kız olan Adara buz ejderhasını ilk kez ne zaman gördüğünü hatırlamıyordu. Sanki ejderha hep orada, hep onun hayatındaydı. Diğer çocuklar soğuktan kaçarken Adara karda oynar, buz ejderhasını uzaktan izlerdi.
Soğuktan korkmuyordu.

Kış çocuğuydu o, atalarının bile hayatlarında gördükleri en korkunç kışta doğmuştu.
Dört yaşındayken ejderhaya dokunabildi.

Beş yaşındayken onun geniş, soğuk sırtına ilk defa bindi. Sonra, yedi yaşına bastığında, sakin bir yaz günü, kuzeyden gelen ateş ejderhaları Adara’nın yaşadığı huzurlu çiftliğe saldırdı. Burayı sadece bir kış çocuğu ve onu seven buz ejderhası koruyabilirdi.
Filme de uyarlanacak olan BUZ EJDERHASI, kaçırılmayacak, arşivlik bir eser.

GRRM'in Buz ve Ateşin Şarkısı (Game Of Thrones) serisini bilmeyen varsa, fantastik tür sevenler için söylemem gerekir ki çok şey kaybetmiştir. Tolkien gibi Asoiaf da kesinlikle okunması gereken baş yapıtlardan biridir çünkü yazım tekniği ve kurgudaki deha insana şapka çıkartacak cinsten.

Buz Ejderhası da GRRM'in asoiaf yok iken peydah ettiği bir çocuk masalı (gariptir ki Hobbit de Tolkien'in masalıydı.) ama bence yetişkinlerin dahi okuyabileceği türden bir masal, şahsen kısa olmasına rağmen gayet beğendim. Kitabın ciltli olması ve içeriğindeki çizimler de çok başarılı ve güzel, kütüphaneye eklenecek cinsten ama dediğim gibi oldukça kısa bir masal aslında, yarım saate biter. İnsan ister istemez keşfe biraz daha uzatsaymış diyor, tek eksi yanı bu bence. Çünkü yayınevleri kısalığı kapamak için çizim ve ciltleme ile albenili hale getirmiş ve yedirmiş de yani, yiyorsunuz. :D

Kısacası akşam uyumadan önce çocuğunuza/yeğenlerinize okuyabileceğini bir masal diye düşünüyorum. Bir çok asoiaf okuyucusu (ben buna dahilim) bu kitabın GoT evreni ile bağlantılı olduğuna inanıyor. Buz Ejderhası ve Buz ve Ateşin Şarkısı evreni ile ilgili benzerliklere Game Of Throne Türkiye forumunda yayımladığım yazıyla değindim, okumak isterseniz tarayıcınızdan "Buz Ejderhası Kitabı ve ASOIAF" yazarak da ulaşabilirsiniz.



2 Kasım 2018 Cuma | By: YeniAy M.

Ruhlar Üçlemesi "Cadıların Keşfi'



KÜNYE
Yazar  Deborah Harkness
Yayıncı: Pegasus Yayınları
Sayfa672
Baskı Yılı: 2014
TANITIM BÜLTENİ
Olağanüstü güçlere sahip bir cadı, imkânsızlıklara direnen yasak bir aşk ve her şeyi başlatan gizemli bir elyazması.

Oxford'un Bodleian Kütüphanesi'ndeki kitap raflarının arasında araştırma yapan genç akademisyen Diana Bishop, tesadüfen simyacılıkla ilgili eski bir elyazması bulur. Köklü ve seçkin bir cadı ailesinden gelen Diana'nın yaptığı bu keşif yeraltında doğaüstü bir karışıklığa sebep olarak iblis, cadı ve vampirlerin kısa sürede kütüphaneye doluşmasına yol açar. Diana, yüzyıllardır aranan bir hazine keşfetmiştir ve her şeyi yoluna koyabilecek tek kişi de yine kendisidir. Bu zorlu mücadelede en büyük destekçisi ise onu hiç yalnız bırakmayan, her türlü fedakârlığı göze alıp kendi soyunun karşısında duran meslektaşı, vampir Matthew olacaktır.


Ruhlar Serisini, "Cadıların Keşfi" ismiyle yayınlanmaya başlayan dizisi ile tanıdım. İlk başta romanı alıp almama konusunda ciddi kuşkularım olduğunu belirtmem gerekir çünkü yorumlar (olumlu-olumsuz) başa baş gidiyordu. Genelde de yorumlara bakarak kitap almamaya özen göstersem de bu sefer, beni kararsızlığa itti. Sebep olarak roman için "romantik" ağırlıkta denmiş olması. Oysa ben cadılar vb. şeylerin olduğu fantastik ağırlıkta bir kitap okumak istiyordum ve dahası 50-60 kiralık bir kitap olduğu göz önüne alındığında insanı birkaç kez düşünmeye itiyor bu durum. Yine de diziyi izlemeye devam ederken dayanamadım ve 2. el olarak sipariş ettim(mümkün değil veremem o fiyatı.) ve okudum.

Ben gibi yorumları okuyanlar için şunu söylemem gerekir ki iki şekilde yorum yapanlar da haklı. Romanın ilk kitabı(muhtemelen de diğer iki kitabı da) iki karakter arasındaki romantizm ağırlığında ilerliyor ama bu, fantastik hiçbir şey yok demek değil ama öyle aşırı bir hareket yok. Diğer yandan buna rağmen gayet akıcı ve sıkılmadan okuyacağınız bir üslup ile yazılmış, şahsen bilgisayar dahi açmadan romanı bitirmeye odaklı bir iki gün geçirdim. Sayfa sayısı göz önüne alındığında da gayet doyurucu bir roman sizi bekliyor.

Romanın kurgusunu başarılı buldum, bilimsel-tarihsel temelli bir çok sohbet, bilgi ile harmanlanması... yani ayrıntılar da güzel işlendiği için zengin içerikli olduğunu düşündüğüm bir roman var karşımızda. Genel olarak çok beğendim ve ikincisinin de siparişini vereceğim inşallah. Yine de alıp almama konusunda kararsız iseniz eğer bu durumun tamamen sizin beklentileriniz ile ilgili olduğunu unutmayın. Eğer etrafta büyülerin, vampir saldırılarının vs. uçuştuğu fantastik macera kitabı arıyorsanız büyük ihtimal ile bu kitap size göre değil ama romantizm, tarih, bilim ve fantastikle harmanlanmış bir roman arıyorsanız kesinlikle size göre. Yalnız bazı uygunsuz olduğunu düşündüğüm noktalar yüzünden +18 bir seri olduğunu söyleyebilirim, hayır cinsellik değil. Bulamazsınız bu kitapta, diğerlerini bilmem elbet.

Söylemem gerekir ki Diana'nın teyzelerinin evine bayıldım. Evde cadı ruhları yaşıyor ve kendi kendine kararlar veriyor. :D

Yukarıda söylediğim gibi tarihsel bilgilerin de olduğu bir roman, karşımızda 1500 yaşında bir vampir olunca bu kaçınılmaz oluyor elbette ve ben de tarihe ilgili bir kişi olarak tarihsel bazı konulara ciddi bir muhalefet damarım kabardı okurken. Misal çiçek aşısını bilmem kimin bulduğu ile ilgili bir yorum yapılmış, elbette batılı birinin ismi söz konusu ama Lale Devri döneminde zaten Türkler, çiçek aşısını keşfetmiş ve uygulamaya koymuştu. Hatta buna kaynak olarak İngiliz bir sefirin karısının (oldukça da ünlü biridir)  yazdıklarını gösterebiliyoruz. Kendi çocuğuna da yaptırmıştır ve bunu, İngiltere'ye götürmeye niyetlendiğini belirtmiştir. Diğer yandan Harvey'in kalp damar sistemini keşfettiği yazmış ama biz biliyoruz ki 1100'lerden kalma illustrasyonlar(ve 1400'lerden) mevcut ve orada kas, sinir ve kalp-damar sistemine kadar (hatta hamile bir kadının atardamar sistemine kadar) keşifler, çizimler mevcuttur. Kısacası batıdan çok önce Müslüman bilim insanları insan anatomisini çözmüş, bunu resmetmiş ve çalışmalar yapmıştır. Hatta göz anatomisi, nasıl gördüğümüze dair çalışmalar da buna dahildir ve elbette fazlası. Bunun için Fuat Sezgin'in TANINMAYAN BÜYÜK ÇAĞ kitabını okumanızı tavsiye ederim. Batılılar kendilerinden başka herkesi barbar görürken üstüne bütün keşifleri de kendilerinin yaptığına inanıyorlar, yazarımız da bu kafada... Gerçi onlara kızmamak gerek, biz kendi ecdadımıza sahip çıkmaz ise bizden çalarlar ve kendileri yapmış gibi kakalarlar.

Diğer muhalefet ettiğim bilgi ise romanda bolca göreceğimiz Lazarus Şövalyeleri'nin "kendini koruyamayanları koruruz. Kudüs'te (ve birkaç yer daha sayarak) bunu yaptık." demeleri... Bu tarikat Haçlı dönemlerinde kurulmuş bir tarikattır. Hayır, bir de yeni Haçlı Dönemi kitabı okudum, kimi kimden kurtarmış bu arkadaşlar, merak ettim. Haçlı savaşları başladığı andan itibaren Yahudiler, Hristiyanlar, Müslümanlara kadar önüne geleni öldürmüş, yağma edip, çalıp çırpmış insanların bilhassa Kudüs'te Müslüman ve Yahudilere soykırım yapmış bu insan görünümlü yaratıkların, kimi kimden kurtardığını merak ettim, yazarımız bize bu konuda bilgi verirse seviniriz. Romandır, çok tepki vermeye gerek yok diyen olabilir ama özür dilerim de Nazileri romanda "iyilik meleği" gibi göstermeye benziyor bu, katledilen onca masuma hakaret, haksızlık, adaletsizlik olmaz mı? Doğu Hristiyanlarına bile zulüm ettikleri düşünürsek yalanın dik alasını romanda kurgu adı altında bize satmasın. :)

İkinci kitap, 1500'lerde geçiyor; bakalım muhtemelen başka şeylere de muhalefet edeceğim. :D


 
                                                         (İnternet sitelerinde net fiyatı farklılık gösterebilir.)
24 Eylül 2018 Pazartesi | By: YeniAy M.

Endgame "Çağrı"



KÜNYE
Yazar James Frey, Nils Johnson Shelton
Yayıncı: Pena Yayınları
Sayfa552
Baskı Yılı: 2014
TANITIM BÜLTENİ

Dünya. Şimdi. Bugün. Yarın. Endgame gerçek ve endgame başladı. Gelecek belirsiz. Her şey olacağına varacak.

On iki Oyuncu. Bedenen gençler ama kadim bir geçmişten geliyorlar. Binlerce yıl önce yaratıldılar ve seçildiler. O günden beri hazırlanıyorlar. Doğaüstü değiller. Ne uçabilir ne de kurşunu altına çevirebilirler. Ölüm geldiğinde onların da yapacak bir şeyleri yok. Onlar için de, hepimiz için de. Onlar Dünya'nın mirasçıları ve Büyük Kurtuluş Bulmacası'nı çözmeliler. Biri yapmalı yoksa hepimiz yok oluruz.

Kitabı oku. İpuçlarını bul. Bulmacayı çöz. Kazanan sadece bir kişi olacak. Endgame gerçek. Endgame başladı. .

On iki bin yıl önce geldiler. İnsanlığı yaratıp kurallar koydular. Altına ihtiyaçları vardı ve onlar için ilk medeniyetleri inşa ettiler. İstedikleri şeyi aldıklarında gittiler. Fakat gitmeden önce, bir gün tekrar geri geleceklerini, o gün bir oyun oynanacağını söylediler. Bu oyun geleceğimizi belirleyecekti. Bu Endgame.

On binlerce yıl soylar gizli kaldı. İnsanlığın ilk on iki soyu. Her soyun hazırlanması gereken bir oyuncusu var. Kuşaktan kuşağa eğitildiler. Silah, diller, tarih, taktik, kılık değiştirme, suikast üzerinde uzmanlaştılar. Oyuncular birlikteyken her şeydi: güçlü, nazik, acımasız, sadık, zeki, aptal, çirkin, arzulu, adi, dönek, güzel, hesapçı, tembel, hayat dolu, zayıf. İyi ve kötüler. Hepimiz gibi. Bu Endgame.

Oyun başladığında oyuncular üç anahtarı bulmalı. Bu anahtarlar dünyanın bir yerinde saklı. Anahtarı ilk bulan oyunu kazanır. Endgame: Çağrı birinci anahtarla ilgili. Çağrı aynı zamanda bir bulmaca. Bulmacayı ilk çözen 500.000 $ değerinde altınla ödüllendirilecek.

Oyna. Hayatta kal. Bulmacayı çöz. Tüm dünya. Endgame başladı. .

Kitabın çıkışını hatırlıyorum, kitap sipariş ettiğimde reklam olsun diye böyle kitapçıklar falan basıp göndermişlerdi. İlk seferde ilgimi çekmiş olsalar da (bilhassa para ödülü) sonra ilgimi kaybettiğim için unuttum gitti. Sizin anlayacağınız baya bir tanıtım falan yapılmıştı. Ben de ancak kitaplar 10 liraya düşünce aldım, ilk ikisini maalesef, 3. kitabı da gözlüyorum bakalım.

Sonda söyleyeceğim şeyi başta söyleyeyim ama bu seriye karşı ilginizi kaybetmesine neden olsun diye değil; genelde aşırı tanıtımı yapılan kitaplardan az biraz şüphelenmek gerekiyor çünkü yaratılan beklentiyi karşılamıyorlar. Bu yüzden sağda solda böyle çok pohpohlanan kitaplar görürseniz (Pi serisi gibi) hemen atlamayın, tecrübe konuşuyor. ☺️

Haliyle Endgame için de aynı şey geçerli, konu fikir olarak fena değil, doyurucu bir kitap olduğunu düşünüyorum ama öyle ahım şahım bir yanı olduğu kanaatinde de değilim. Hatta tecrübeli iki kişiden daha heyecan verici bir kurgu beklerdim, heyecan falan yaratmadı hiç, tek düzel geldi bana. Aksi halde kısa sürede bitirirdim ama bazen bir ya da iki gün okumadığım zamanlar bile oldu, bu yüzden 2. kitabı okumadan önce araya başka kitaplar alacağım, bilesiniz. Yani 2. kitap yorumu için beklemeniz gerekiyor.

İpucu ve bulmaca fikri seriyi diğer emsallerinden ayıran bir artı, sayısal yönü güçlü olanlar çözebilir(gerçi çoktan süresi bitti ve duyduğuma göre biri çözmüş bile.).

Bundan sonrası biraz spoiler içerir.

Seride 12 kadim soyu temsil eden 13 ila 19 yaş arası çocuklar var. Bunların işi Endgame'i bitirmek ve tek olarak hayatta kalmak, üç anahtarı da bulmaları gerekiyor. Bu şekilde Dünya kıyameti yaşarken bu kişi ve onun temsil ettiği soy da hayatta kalan insan soyu arasına girecek ama kalan herkes ölecek. Buna karar verenler kim? "Tanrılar", "Gök İnsanlar" vs. denen uzaylı bir ırk. İşte sözde insan ırkını köle olarak yaratmış ve bildikleri her şeyi öğretmişler vs. vs. vs. Şimdi insanlığı köle olarak kullanmış uzaylı ırk, her ne hikmet ise insan olmanın değerlerini yitirdiği için kıyamete mahkum edilmiş(kölelik de çok insanı bir şey zaten.). Gerçi bu oyunun altından ben daha farklı bir şey bekliyorum, yani sanıldığı gibi öldür ve hayatta kal ve kurtul meselesinden ziyade insanlara "insanlığı" hatırlatma güdüsü de amaçlanıyor olabilir, en azından ben olsam böyle yapardım.

İlk kitap Türkiye'de başlıyor Girit soyunun temsilcisi ile ve sonra diğerlerine geçiyoruz. Arkasından sonlara doğru yeniden Türkiye'de Göbekli Tepe'de görüyoruz bir çoğunu ve kitap İngiltere'de sona eriyor. Seride Mu, Giritli, Moğolların Donku mu nedir öyle bir soyu temsil eden bir çocuk, Mu, Amerikan yerlisini, Hintlileri, Keltleri, Sümerleri hatta Aksum krallığını temsil eden var ama ne hikmet ise en az 5 bin yıllık en eski soyların başında gelen Türk yok. Girit'i temsil eden de neden İstanbul'da yaşıyor ise onu anlamadım, diğer herkes kendi ülkesindeydi. Şahsen akıllarınca mesaj veriyordu bence, çok mu paranoyak oldum? :) Yani bu ayrıntılara da az uyuz olmadım, ondan baya gıcık bile kaptım.

Şahsen kitapta gereksiz mi gereksiz, fazlalık mı fazlalık bir karakter de var; Christoper denen bebe. Yani kitap boyunca bir faydasını görmeyi, kurgu gidişatını değiştirecek bir şey yapmasını bekledim ama kitap sonunda kendini öldürtmekten başka bir işe yaramadı, hem de en ummadığı kişinin elinden. Bana göre yazarlar onu ekleyerek ciddi bir hata yapmışlar, yük olmuş; sıkıcı ve gereksizdi sahneleri. Hiçbir şey katmadı bize. Sevgilisi Sarah'ın kitap sonrasında ciddi bir karakter değişimi geçirmesi için var olması gerekiyordu ise bilemem ama öyle bir şey olacak ise kız için, bence daha farklı bir şekilde de yapabilirlerdi, bu kadar kambur olmasına gerek yoktu bebenin. Neyse yorum sonuna geldik. Genel olarak "fena değil, idare eder." diyeceğim bir kitap oldu. Okumadığınız için bir şey kaybetmezsiniz.


(İnternet sitelerinde net fiyatı farklılık gösterebilir.)


2 Eylül 2018 Pazar | By: YeniAy M.

Katiller Çetesi 'Lydia'


KÜNYE
Yazar J. A. Redmerski 
Yayıncı: Ephesus Yayınları
Sayfa336
Baskı Yılı: 2018
TANITIM BÜLTENİ


"Okura her şey yeni başlıyor dedirtecek, şoke edici bir devam kitabı." - USA Today


"Redmerski serinin yeni kitabında yine en başarılı olduğu şeyi yapıyor: Ters köşe!" -New York Times



"Lydia tüm ezberleri bozuyor. Ağzınızın açık kalacak!” - Kirkus Review



Katiller Çetesi'nin tüm dünyada merakla beklenen devam kitabı Lydia'da sular durulmuyor. Her ne kadar Izabel ve Naeva, yepyeni kimlikleriyle planlarını gerçekleştirmeye çalışsalar da, ikili türlü badireler yüzünden ayrı düşer ve Naeva’nın hayatı tehlikeye girer. Naeva’yı kurtarabilecek tek kişi Izabel'dir ama özgürlük için ödenmesi gereken bedel fazlasıyla ağırdır ve Izabel'in Birlik'ten gizlediği korkunç sırrın açığa çıkması dengelerin de değişmesine neden olur.

Fazla uzayan serileri -istisnalar hariç- çok sevmiyorum, bir şeyi tadında bırakmak gerektiğini düşünürüm; Katiller Çetesi de bitsin artık dediklerimden ama bu, her yeni kitapla birlikte heyecan ve tadın aşağıya indiği manasına gelmiyor, sadece artık bir "son" görmeyi beklememden kaynaklı.

Lydia ile gerçekten her şey yeni başlamış gibi görünüyor, hiç aklımıza gelemeyen şoke edici bir bilgiyle - yahut biriyle demek daha doğru - karşılaşıyoruz. Bundan sonrası azcık spoilera girebilir...

Bizimki kitaba kötü bir kazayla başlayıp tam da umduğu gibi arzu ettiği yere gidiyor ama hesapladığından farklı olarak bu sefer "eğitimci" konumuna yükseliyor, "köle" olarak görmüyoruz. Onu bu şekilde görmek bence güzel bir ironi de olmuş. Sonuçta bu kadın zamanında cinsel köle iken şimdi nefret ettiği o eğitmenler, efendiler gibi davranmak zorunda kaldığı için kendi içinde de biraz çatışma yaşıyor. Biraz diyorum ama biraz daha mı çatışma görseydik, bu kadar kolay kabullenme olmasa mıydı, diye düşünüyorum ama diğer yandan Izabel'in geldiği seviyeyi düşününce de sanırım malum seviyede bir çatışma olduğuna kanaate daha yakın gibiyim, yine de en zayıf noktası olduğu için belki bir tık daha? diye düşünmeden edemiyorum. Neyse, çok önemli bir ayrıntı değil, bu kısma okuyucudan ziyade roman yazan biri olarak yaklaştım sanırım. Devam edelim.

Şu gizemli suikastçıların başını hala arıyoruz ve bizimkisi için bu köle pazarı gösterisi onun için güzel bir fırsat, eğer ortaya çıkarsa... Kara Kurt kitabında gördüğümüz iğrenç köle pazarının daha düşük seviyelisini burada da görüyoruz, gerçekten dünyada böyle şeylerin olması korkunç bir şey, keşke her şey ayyuka çıksa da millet ayaklanıp bir şey yapsa; duymak ile görmek çok farklı etkiler yaratıyor. Hatta ABD'deki pazara da şöyle bir üstü kapalı değiniliyor kitapta; en son seçimlerde gerçekleşen Pizza Gates vakasını bilen bilir herhalde, ister istemez akla bu geliyor kafadan. 

Tanıtım yazısındaki yorumların abartılı olduğunu söylesem de... Kitap heyecanlı mıydı? Eh işte, güzel miydi? Evet. Şaşırtan kısımlar oldu mu? "Huaaa" demesem de oldu. Kitap boyunca Fredirick ve Niklas'ın kızı korumak için kendilerince bir şeyler yapması vs. açıkçası Izabel açısından cidden bıktırıcı bir şey, artık rüşdünü ispat etmiş olduğunu düşündüğüm biri çünkü. Diğer yandan Victor ile Izabel'in ilişkisi kitap sonunda resmi olarak sona eriyor; Niklas ve Izabel için bir şans olur mu acaba? Şahsen bu ikisini daha çok yakıştırır oldum Kara Kurt kitabında. Hoş yeni kitapta hepsinin bir araya gelmesi baya zaman alacak bence, her biri ayrı ayrı başını belaya soktu da...

Biz yeni kitabı daha bekleriz gibi, şu an tüm seri çevrilmiş durumda. O zaman ben başka kitap yorumlarına geçeyim. :) 

(İnternet sitelerinde net fiyatı farklılık gösterebilir.)




10 Haziran 2018 Pazar | By: YeniAy M.

Kod 5


KÜNYE
YazarHaluk Özdil
Yayıncı: Truva Yayınları
Sayfa312
Baskı Yılı: 2016
TANITIM BÜLTENİ
30 Kasım 2007 Isparta Türbetepe… Saat: 02.05
Düşen Isparta Uçağının İçinde Altı Nükleer Fizikçi de Vardı...1830 rakımlı Türbetepe’ye düşen Atlasjet üç parçaya ayrılmış, uçağın gövdesi tepenin üzerinde kalırken, kuyruk ve ön kısmı yüz elli metre aşağıya savrulmuştu. Saatler 02.05’i gösterirken bir helikopterin ışığı aydınlattı Türbetepe’yi. Etraftaki kar kalıntılarını savurarak az ilerdeki küçük düzlüğe iniş yapan helikopterden hızla inen dört adam önce gövdenin olduğu bölüme yöneldiler. Kalın kar anorakları giyinmiş, başları kapüşonlu adamlar kuvvetli el lambalarıyla cesetlere bakarak ilerlemeye başladılar. En öndeki birden, durup bağırdı: “Bu yaşıyor!”Adam grubun liderine bakıyordu. Yanıt tek kelimeyle geldi: “Öldür.”…
Türkiye’ydi hedef: Mustafa Kemal’in Meksika’da araştırma yapmak için görevlendirdiği Tahsin Bey’in düzenlediği sır dolu defterle başlamıştı her şey. Mesaj 3000 yıl önceden gelmişti: Anadolu topraklarında öyle bir sır yatıyordu ki, açıklandığı gün dünyada tüm dengeler değişecekti… Ve 1936 yılında sessizlik yemini edilerek defterin üçüncü cildi, “Sır taşıyıcılarına,” teslim edildi.” Bir benzeri konulmuştu Türk Dil Kurumu arşivlerine, o da 1970 yılında ortadan yok oldu. Bu defterde yer alan sırlar uğruna görünmeyen kirli bir savaş başlamıştı Türkiye’de, hiç durmadan saldırdılar. 2000’li yılların ortasına doğru açıklanması beklenen bu sırrın açığa çıkamaması için, gerekirse tüm dünyayı yok etmeye de hazırlardı… KOD 5’i hayata geçirmeye karar veren Türkiye Cumhuriyeti’ni durdurmak amacıyla, bilim adamlarını öldürdüler, bombalar patlattılar, terör örgütlerini devreye soktular, darbe yaptırmaya kalktılar ve suikastlar düzenlediler… Bu savaş halen devam ediyor “Büyük sır,” açıklandığı gün dünya, Anadolu topraklarından doğan yeni bir güce tanıklık edecek…
Polisiye çok ilgimi çeken türler arasında değil ama Sherlock Holmes gibi iyi yazılmış polisiye okumak her daim okuyucuya bir şey katar. Bu kitap polisiye türünün casusluk alt kategorisine dahil edilebilir. Maceramız Atatürk zamanında Maya Tepek ile başlıyor ve 2016 yılına kadar sürüyor.

Oldukça uzun soluklu bir zaman diliminde geçiyor kurgu, KOD 5 ismi verilen bir maden türü hakkında bilgileri korumakla görevli Sır Taşıyıcılarının ve onları ele geçirmek isteyen istihbarat örgütlerinin savaşını okuyoruz. Kitap yarı kurgu yarı gerçek diyebilirim, bu açıdan genel kurguya büyük gerçekçilik kattığı bir gerçek. İçerik olarak kaliteli olduğunu düşünüyorum ve iyi bir konu/kurgu olmuş.

Yine de böyle kurgularda beklenen heyecan kat sayısı ve gizemin üst seviyelere tırmanmasını bu romanda maalesef göremiyoruz. Kod 5'in ne olduğunu çok geçmeden ne olduğunu anladım misal, gerçi bahsi geçen konuya azcık ilgisi olan biri hemen anlar, olağan. Sanırım yazarlarımız karmaşık olay kurgularını üretebilmekten hala çok uzaklar; Sherlock Holmes gibi bir roman niye çıkmasın ki bizden? Çıkabilir, çıkmış olabilir de... şahsen dediğim gibi polisiye çok sık okumadığım için bu konuda bilgisizim. Tavsiyesi olanlar var ise çekinmeden yazsınlar. :)

Yazarımıza teşekkür ediyor ve nice güzel romanlar yazmasını diliyoruz.

 
(İnternet fiyatları, sitelere göre farklılık gösterebilir.)
8 Mayıs 2018 Salı | By: YeniAy M.

Siyasetname


KÜNYE
Yazar Nizamülmülk
Yayıncı: İş Bankası Kültür Yayınları
Sayfa365
Baskı Yılı: 2017(11. Basım)
TANITIM BÜLTENİ
Selçuklu sultanları Alparslan ve Melikşah'ın veziri olarak otuz yıl boyunca devlet yönetiminde söz sahibi oldu, görüşleriyle sultanların kararlarını etkiledi. Siyasi bir suikasta kurban gitmesinden kısa bir süre önce hükümdarlık sanatı konusunda düşüncelerini kaleme aldı. Melikşah'ın devlet yönetimi hakkında kapsamlı bir rapor istemesi üzerine yazılan Siyasetname, Nizamü'l-Mülk'ün devlet adamı olarak deneyimlerini aktardığı bir el kitabı olmasının yanı sıra, edebi değeriyle de yüzyıllardır dikkati çeken bir eserdir.

Nizamülmülk'ü ve onun asırları aşan ünlü eseri Siyasetname'yi duymayan yoktur herhalde? Bir süredir okumak aklımdaydı, geçen sene yaz ortası ya da sonlarına doğru almıştım ama okumak şimdiye kısmet oldu. 

Eser, Büyük Selçuklu Devleti'nin Melikşah döneminde, Sultan'ın isteği üzerine, kaleme alınmış. İçerik olarak genel olarak özetlemek gerekirsek Nizamülmülk, bir hükümdarın (dolayısı ile devlet adamlarının) nasıl olması gerektiğini, nasıl erdemler taşıması gerektiğini 51 fasıl(başlık) altında toplayarak bir bir anlatmış. İşin sadece üslubuna değil erdemlerine de değinmiş, anlayana. Fasılların her birinde ilk önce neyin nasıl yapılması gerektiğini, sebepleri ile anlatmış ve ardından bir yahut daha fazla hikayeler ile örneklendirerek pekiştirmiş. Bir şeyi anlatıp, öğretme usulünü takdir ettim; çünkü bazen ne kadar iyi anlatırsanız anlatın karşı taraf için sözler havada asılı kalabiliyor ama örneklendirdiğiniz zaman zemine ayak basıyor ve öğrenme işlemi gerçekleşmiş oluyor. 

Eserin bir diğer iyi yanı da o dönem yahut dönemin yakın zamanlarında zuhur etmiş tarihi olayları 'hikaye', 'örnek' kapsamında anlattığı için tarihsel bazı olayları da öğrenebiliyoruz. Elbette -her ne kadar o dönem konusunda uzmanlığım vs. olmasa da - anlattığı tarihi olayların hepsini kesin doğru aktarılmış gibi kabul etmemek taraftarıyım. Çünkü edindiğim izlenimlerden biri de bazı hikayelerin kulaktan gelen rivayetlerle aktarılmış olduğu... Misal Hz. Ömer'in bir rivayeti aktarılırken geçen Bağdat konusu, tarihsel açıdan sıkıntılı bir aktarım zira şehir Abbasi Devrinde kurulmuş ki kitap zaten buna dipçe olarak değinmiş. Gerçi benim açımdan Hz. Ömer'in olayı bile başlı başına uydurma bir hikaye. Sahabe ve peygamber hikayeleri aktarılırken böyle ciddi şüphe içeren hikayeler var yani. :) Haliyle kitabı bitirince Nizamülmülk hakkında şunu anladım; adam siyaset ilminin piri ama diğer konularda biraz afallıyor. 

Kitabı okuyan bayanlar, fasıllardan biri baya sinirinizi bozacak, demedi demeyin. O sözleri bugün çıkıp söylese idi büyük olasılıkla kendisini topa tutardık ama coğrafya ve dönemin zihin yapısı vs. düşünülür ise o dönem erkeklerin ağırlıkta bu tarz düşünceler barındırması olağan kaçıyor ama Nizamülmülk gibi bir adama da yakıştıramıyorum, hele bu düşünceleri desteklemek için -bugün sahte olduğu gün yüzüne çıkmış hadisler kullanarak peygamberi kullanması daha üzücü olmuş. Gerçi o adam bugün yetişse böyle düşüncelere sahip olmazdı o da var... Kimse kusursuz değil arkadaşlar, bunu bilelim böyle kabul edelim. Kusurlar kişinin uzmanlığına gölge düşürmez. 

Genel olarak faydalı bulduğum, siyasete az cık dahi ilgisi olan yahut ileride devlet kademelerinde görev almaya niyetli her insanın okuması gerektiğini düşündüğüm kitaplardan biri. Elbette orada yazan her şeyi bugün harfi harfine yerine getiremezsiniz, çünkü o dönem var olan bazı kurum/şahıs vb. şeyler bugün ya çok başka bir şeye dönüşmüş yahut varlığını sürdürmemekte ama orada anlatılmak istenilen şeyi anlayıp, mantığı çözebilirseniz günümüze yeniden yorumlayıp, uyarlamak zor olmaz. Erdem/ahlak kısmına değinme gereği duymuyorum, bu zaten evrensel bir olay. Tüm siyasetçiler bu kitabı alıp, okusa ve özümse bu ülke daha güzel bir hale gelir. Çünkü ister siyasetçi istersen sıradan halk ol, en önce ahlak, erdem lazım...


(Eserin birden fazla yayınevinde baskısı olduğu için fiyatlar değişiklik gösterir.) 
29 Nisan 2018 Pazar | By: YeniAy M.

Katiller Çetesi 'Victor'


KÜNYE
Yazar J. A. Redmerski 
Yayıncı: Ephesus Yayınları
Sayfa352
Baskı Yılı: 2018
TANITIM BÜLTENİ
Profesyonel katiller bile kafa dinlemeye ihtiyaç duyar ama Victor için Izabel’le çıkacakları tatil, sevdiği kadınla baş başa kalmaktan çok daha fazlası demektir. Çünkü bu, Victor için bir tür kendini aklama fırsatıdır. Onu Niklas’la neden İtalya’ya yolladığını, Nora’ya olan ilgisinin ardındaki gerçeği ve daha pek çok konuyu açıklığa kavuşturmak için yakaladığı bir fırsat... Fakat yaşanan olaylar bazıları için tatillerin de sadece boş bir hayalden ibaret olduğunu gösterecektir.

5. kitap sonunda Victor ve Izabel tatil kararı almıştı ama kitabın başında görüyoruz ki bu tatil hiç de tam olarak tatil amaçlı değilmiş. Zaten daha tatil yapma fırsatı bulamadan ikili başlarını belaya sokuyor.

Şu ana kadar Izabel, Niklas ve Fredirick'in iç dünyasını, geçmişini ve pişmanlıklarını okuduğumuz seri Victor'un da araya katılması ile devam ediyor. Bu sefer Victor'un geçmiş günahları ve pişmanlıkları; iç çatışmalarına odaklı bir kitap var. Neyse ki aşk meselesi hala 2. planda ama yine de bu kitap, Izabel ile olan ilişkisini sarsacak ve tekrar sorgulamaya itecek şeylere gebe.

Victor, geçmişten gelen düşmanları ile yüzleşin, Izabel de Victor'u daha iyi tanısın... Bu kitap ilk üçe giremez ama 4. sıradaki yerini alır. Kendisinden önceki iki kitaba göre nispeten daha az heyecanlıydı; Niklas'ın iç alemlerini görmeyi daha çok sevmiştim ama Fredirik'ten daha güzel olduğu da kesin. Bizim Victor'un Niklas ve Izabel ile ilgili bir planı da varmış, plan tutsa idi ben mutlu olurdum aslında. :D

Ayrıca geçmişten gelen tek şey düşmanlar değil...

Kitap sonunda daha önceki kitaplarda bahsi geçen Meksika görevi için bizim Izabel yola çıkıyor ve yanında da geçmişten gelen Victor ve Niklas'ın da tanıdığı 'ortak' kişi de var. Doğrusunu söylemek gerekir ise Izabel'in babası ile ilgili bir fikrim var ama bakalım, ancak 7. kitapta ortaya çıkacak. O da bir iki aya kadar geliyormuş, inşallah.

Bu arada kitap fiyatı ile ilgili bir eleştirim var; bir önceki iki kitap 368 ve 400 sayfa ve 27,5 liraya satılıyor ama bu kitap 352 sayfa, 29,30'a çıkmış fiyat. Ephesus, serinin popülerliğini kullanıp okuyucunun cebini suistimal etmez ise seviniriz, sonra millet korsan okuyor diye yaygara koparıyor yayınevleri ve yazarlar!

(İnternet fiyatları, sitelere göre farklılık gösterebilir.)

23 Nisan 2018 Pazartesi | By: YeniAy M.

Katiller Çetesi 'Kara Kurt'



KÜNYE
Yazar J. A. Redmerski 
Yayıncı: Ephesus Yayınları
Sayfa400
Baskı Yılı: 2017
TANITIM BÜLTENİ



“Redmerski yine aklınızı başınızdan alacak!”
–USA Today


“Kara Kurt okurlara yine karanlık ve tutkulu dolu bir macera vadediyor.”
–NY Times


“Redmerski, Katiller Çetesi’nde çıtayı hep çok daha yükseğe koyuyor.”
–Publishers Weekly



Katiller Çetesi’nde heyecan Kara Kurt’la devam ediyor… Nora’nın ortaya çıkardığı sırların ardından, Niklas ve Victor arasındaki iş arkadaşlığı da kardeşlik de derinden sarsılmıştır. Fakat Niklas her şeye rağmen yalnızca kendisinin başarıyla yerine getirebileceği düşünülen bir görev için İtalya’ya gitmeyi kabul eder. Çünkü bunu kardeşinin ihanetine karşı bir merhamet –ya da bir intikam – fırsatı olarak görmektedir. Öte yandan Niklas’a İtalya’da Izabel ve çetenin yeni üyesi Nora da eşlik edecektir. Gelgelelim İtalya’da Birlik’in düşündüğünden çok daha zorlu bir süreç yaşanacak ve çete üyeleri hiç beklenmedik olaylarla yüzleşip zor kararlar vermeye mahkûm edileceklerdir.


Kara Kurt kitabı ile Izabel, Nora ve serinin Kara Kurt'u olan Niklas ile İtalya'da bir maceraya çıkıyoruz. Görünüşe göre Nora çok hızlı bir şekilde ekibe uyum sağladı... Niklas'ın Izabel konusunda korumacı tavrının 4. kitapta hissedilir olduğu ve 5. kitapta daha ayyuka çıktığını söylemem gerekir. Doğrusunu söylemek gerekirse ben bir romantik duygu sezinlendim hatta baya baya gördüm...

Victor/Izabel hayranları kızmasın ama Izabel/Niklas'ı daha çok yakıştırır oldum. :P

İtalya görevi bir hayli zorlu bir görev; müşterileri yıllar önce kaçırılan kızını bulmalarını ve onu kaçıran kişiyi ona getirmelerini talep etmektedir... Köle ticareti yapan oldukça gaddar, güçlü ve tehlikeli bir kadının başında olduğu bir aile örgütü var karşımızda... Izabel için eski yaralar hatırlanacak ve onun için oldukça önemli bir sınav olacak.

Victor'un Niklas'ın sevdiği kadını öldürmesinin ortaya çıkmasından sonra Niklas'un bu görevden istifade edip ağabeyinden intikam almak uğruna Izabel'i kullanabileceğini düşünmüştüm ama pek de öyle olmadı, aslında bu da Niklas'ın ailesine hala ne kadar bağlı ve sadık olduğunu gösteren bir durum. Ayrıca Izabel'e verdiği değerin de bir göstergesi... Yine de ağabeyinin 'kumdan kalesine' tekme atmadan geri durmayacak, sonuçta Niklas bu, uslu duracağını kim söyledi? :)

4. kitaptan sonra en sevdiğim 2. kitap. Yani ilk üç sıralamada; 4-5-1 var... :) 7. kitap ile bu sıralamada değişiklik olabilir... Siz bu yorumu okuduğunuzda 6. kitabın yorumu da hazır olacak. Açıkçası son 3 kitabı 3 gün içerisinde bitirdim ama yorumu yazmak biraz daha vakit aldı. :)



(İnternet fiyatları, sitelere göre farklılık gösterebilir.)
20 Nisan 2018 Cuma | By: YeniAy M.

Katiller Çetesi 'Kötülük Tohumları'


KÜNYE
Yazar J. A. Redmerski 
Yayıncı: Ephesus Yayınları
Sayfa368
Baskı Yılı: 2017
TANITIM BÜLTENİ


"Kötülük Tohumları'yla Redmerski, okurlarını yeniden tadına doyulmaz, karanlık bir maceraya çağırıyor."
-The New York Times-
"Redmerski, Katiller Çetesi'nin bu yeni kitabında da hedefi on ikiden vuruyor."
-USA Today-
"Kötülük Tohumları'nda karanlık sırlar tek tek ortaya dökülürken, çoktan bağımlılık yapmış bu seriye okurlar bir kez daha hayran kalacak."
-Wall Street Journal-
Victor Faust'un yeni Birlik'i hızla büyümektedir. Fakat çete üyeleri arasındaki ilişki, beklenmedik bir düşmanın, örgütteki kişilerin sevdiği insanları kaçırmasıyla derinden sarsılır. Düşmanın, kaçırdığı kişileri serbest bırakmak için çetenin karanlık sırlarını kendisine itiraf etme koşulu koymasıyla da işler iyice karışır.
Oysa Nora adında, genç ve güzel bir kadın olan bu son derece tehlikeli düşman, çete üyelerinin birbiriyle ilgili bildiklerinden çok daha fazla şeye vakıftır. Gelgelelim örgütün elinde bu kadına dair hiçbir ipucu yoktur. Üstelik çok geçmeden kadının gerçek niyeti tüm çıplaklığıyla ortaya çıkıp Birlik’i yeni başlangıçlar yapmaya zorlayacak ve hatta yıkıma sürükleyecektir.

Hemen kafadan yazacağım; açık ara 6 seride en sevdiğim kitap, 4. kitap oldu. Oldukça hızlı bir giriş ile hikayemiz başlıyor; Nora denen kadın bizimkileri öyle bir sıkıştırıyor ve itiraflar alıyor ki Birlik içinde gerçekten ciddi yaralar, çatlaklar açılıyor; bilhassa Victor ve Niklas arasında. Bizim Izabel ise Nora'nın karşısında öyle bir sırrını açığa vuruyor ki son kitapta bu kısım açıklığa kavuşacak diye düşünüyorum(7. kitap yolda).

Şahsen gece başladım, ertesi gün en geç öğleden sonra bitirdim, yani 24 saat olmadan kitabı bitirdim ve bir diğerine başladım. Oldukça sürükleyici, eğlenceli ve heyecanlıydı; uzun zamandır beni böyle esir alan kitap okumamışım, yazarı tebrik ederim. Açıkçası 2. ve 3. kitap beklentimin altında ve sıradan gelmişti, bu yüzden sırf seriyi bitirme adına kitapları okumaya devam etme kararı almıştım ama 4. kitap ile beklentilerimi yeniden yükseltmeyi başardı.

İlk üç kitap karakterlerin iç dünyaları ve aşklarına odaklanmış iken 4. kitap ile artık Birlik/Örgüt vs. konularına giriyor, aşk 2. plana geçiyor... Yani kitap, isminin hakkını vermeye başlıyor. Bu şekilde yazmaya devam Bayan Redmerski! :) 



(İnternet fiyatları, sitelere göre farklılık gösterebilir.)

17 Nisan 2018 Salı | By: YeniAy M.

Uğultulu Tepeler




KÜNYE
Yazar Emily Bronte
Yayıncı: Martı Yayınları
Sayfa504
Baskı Yılı: 2012(1. Baskı)

TANITIM BÜLTENİ

İngiliz edebiyatının önemli eserlerinden biri olan ve ihtiras dolu bir aşk hikâyesini konu alan Uğultulu Tepeler, 19. yüzyılın başlarında İngiltere'de yaşamış zengin Earnshaw ailesinin kızı Catherine ile ailenin evlatlığı Heathcliff arasındaki sancılı aşkı şiirsel bir dille anlatıyor. Aşkın hiç bitmeyecek bir nefrete dönüşmesine şahit olduğumuz bu roman, intikam duygusunun insanı kör ederek ne denli yıkıcı olabileceğini büyüleyici bir kurguyla gözler önüne seriyor. Emily Brontë'nin tek romanı olan ve dünya klasikleri arasında önemli bir yer edinen Uğultulu Tepeler, yazarın eşsiz anlatımı ve karakterlerin iç dünyalarını aktarmadaki ustalığıyla yıllardır severek okunan bir kitap olma özelliğini günümüzde de sürdürüyor.
Elimdeki kitap, Martı Yayınlarına ait çeviri ve baskısı. Biri cilti diğeri ciltsiz iki kitap var, ben ciltsiz olanı aldım, haliyle aşağı eklediğim fiyat da ciltsiz kitabın fiyatı.

Genelde pek klasik okuyan biri değilim, zaten takip edenler bunu fark etmiştir. Genelde bunun nedeni klasik romanların türlerini kendime yakın bulmamam; biliyorsunuz, fantastik/bilimkurgu tarzı şeyler seviyorum, haliyle ilgimi çekmiyorlar. Fakat konusunu görünce bir şans vermek istedim, yazarın tek kitabıymış ve zamanında çok ses getirmiş. Sonuçta her türe en az bir kere şans vermek gerektiğine inanırım.

Tanıtım yazısını okuyunca genel konuya vakıf oluyorsunuz aslında ama hikayeyi tam olarak da dillendirmekten uzak aslında... Bu kısımdan sonrası kitap gidişatı hakkında bilgiler içerebilir, ona göre devam edin... İlk olarak bilindik bir aşk romanı sandığım kitabın hiç de öyle olmadığını anlayınca az biraz hayal kırıklığına uğradım, yalan yok ama sonra kendine has tarzı, dili ve kurgusuyla ilgimi çekti. Sayfaları çevirirken çok heyecanlandığımı iddia edemem ama sıkılmadan okudum, akışkan bir şekilde ilerledi. Catherine ve Heathcliff arasındaki aşk -bana göre- oldukça saçma bir şekilde ayrılıklara gebe oluyor ama sonrasında yaşanan olayların temel sebeplerinden biri de bu ayrılık acısının Heathcliff denen şeytanda yarattığı etkiyi okuyoruz; şeytan diyorum çünkü bu adam o sizin bildiğiniz romantik aşıklardan değil hatta şu sıralar liseli genç kızların ayılıp bayıldığı 'bad boy' havasında ki aşıklardan da değil, adam bildiğiniz safi kötü biri. Catherine, bu adamın şu hayatta sevdiği tek kişi iken onun ölümü sonrası herkese felaket acılar çektiriyor ama Heathcliff'in ölüm şekli bence çok güzel bağlanmış, kabul ediyorum adam sonuna kadar aşıktı ve bunun ıstırabını da çekti ve çevresindeki herkese de çektirdi. Elbette Heathcliff denen adamın şeytanlıkla suçlasam da doğuştan böyle değil, çocukken yaşadıkları vs. onu böyle olmaya iten sebeplerden biri olsa da sonuç olarak tersini seçebilecek iken yanlış seçimleri kendi iradesi ile seçtiği için 'kötü adam' sıfatını hak ediyor. Bu açıdan bakarsanız kötü adamın aşk hikayesini okumuş gibi oluyorsunuz ama 3. bir kişinin bir 4. kişiye aktarımıyla... Bu da değişik bir anlatım tarzıydı, ilk başta yadırgasam da hoşuma gitti diyebilirim sanırım.

Heathcliff karakteri dışında diğer karakterlere gelirsek... Aslında Catherine de saf melek değil ama sağına soluna kötülükler yapmış biri de değil, lakin hayatımda gördüğüm en bencil, en şımarık, en itici karakterlerden biri, haliyle Heathcliff oldukça uyumlu bir ikili olduklarını söyleyebilirim. Aslında bir iki kişi haricinde bu kitapta şımarık vs. olmayan bir karakter görmek zor. Hikayeyi biraz iç karartıcı da bulduğumu söylemem gerek. :)

Genel olarak günümüzdeki bazı sözde edebiyat kitapları ile karşılaştırıldığında okunması gerektiğini düşünüyorum, en azından bir kalite ve gerçekten kendince bir şiirsel anlatım tarzı var ve en azından insanların ahlakını bozmaya itecek saçma sapan şeyler görmüyorsunuz.

Doğrusunu söylemek gerekirse çevirilerde bir sıkıntı olduğu izlenimi edindim, ufak tefek aslında; Iseballa'nın evlenip dönmesi üzerinden 2 ay geçiyor ve sonrasında da geçen süre çok belirgin olmasa da ne ara hamile kaldı da Londra'ya gittikten haftalar sonra çocuk doğurdu, anlayamadım; aylar sonra olsa anlardım da... Böyle ufak tefek kafa karışıklıkları yaşadım okurken.

Aslında 3,5 ila 4 puan arasında kaldım. :D

(İnternet fiyatları, sitelere göre farklılık gösterebilir.)


14 Nisan 2018 Cumartesi | By: YeniAy M.

Direniş Karatay


KÜNYE
Yazar Selman Kayabaşı
Yayıncı: KTO Karatay Üniversitesi Yayınları
Sayfa272
Baskı Yılı: 2017 

TANITIM BÜLTENİ

1243…
Asya’dan yola çıkan ve Batı’ya doğru yayılan bir ordu: Moğollar.
Buhara ve Horasan’dan sonra Anadolu’yu istila etmek için Selçuklu topraklarına girdiler. Şehirleri, kervansarayları, kütüphaneleri yakıp yıkıyorlardı. Türk ve İslam medeniyeti tehdit altındaydı. Selçuklu Hakanı ve Abbasi Halifesi kollarını Konya’ya ve Bağdat’a uzatan akına karşı ortak bir karar aldı. Halife’nin Başdanışmanı Ömer Sühreverdi, gizli bir pusulayla Bağdat’tan Konya’ya gönderildi. Pusula, tarihin akışını değiştirecek büyük bir planın ilk adımıydı.
Halife’nin mesajı Sultan Alaaddin Keykubad’ın sırdaşı Emir Celaleddin Karatay’a ulaştığında Ahi Teşkilatının, Fütüvvet Teşkilatının ve Bacıyan’ın içinde olduğu yeni bir dönem başladı. Konya, canı pahasına Moğollara direnecek, başarılı olamazsa Ahiyan ve Bacıyan yeni bir devlet kurmak için harekete geçecekti.
Sultan Alaaddin Keykubad’ın sarayında, Ahi Evren’in Ahi ocağında, Sadreddin Konevi’nin dergâhında ve Fatma Bacı’nın zaviyesinde bir devletin yıkılmasını, yeni bir devletin kurulmasını anlatan Direniş: Karatay, devlet-i ebed müddet inancının Karatay Medresesi etrafında nasıl şekillendiğini anlatıyor.
Payitaht Abdülhamid ve Kurtlar Vadisi Pusu dizilerinin danışmanı, Selman Kayabaşı’nın kaleminden...
Sinemasından sonra kitabını almaya karar verdiğim ve zaten kitabından da filmiyle haberdar olduğum eser... Sanırım yazar, filmin de senaryosunda kalem sallamış. Baştan söyleyeyim; film ve kitap arasında çok az benzerlikler var. Şimdi diyebilirsiniz; genelde zaten filmler, kitaplarından farklı olur ama öyle bir farklılık da değil. Baya baya farklı, hatta filmle benzer kısımları %1-2 desem yeridir. Kısacası film ve kitap kurgusu tamamen farklı iki kurgu; film, kitabın alternatif senaryosu yani. Yazar, kitabı öyle yazmasaydım böyle yazardım der gibi kaleme almış film senaryosunu ve doğrusu kafadan söyleyeyim, filmin kurgusunu daha çok sevdim. Kitabı, filmi ile karşılaştırarak devam edeceğim...

Yani evet, filmini izleyen okuyucularımız; kitapta Noyan'ın oğlu ve evlatlıkları Börke'yi ve Olcayto'yu; Karatay'ın oğlu Kutay'ı falan beklemeyin. Oysa bunların hikayesini kitapta daha geniş ve ayrıntılı okumayı umuyordum. Kitapta tam da tarihte olduğu gibi Curmagun Noyan ve Baycu Noyan ile karşılaşıyoruz ama filmde sadece Noyan ismiyle, belirsiz bir komutan vardı. Türkan falan kitapta yok; Ahi Evren ve karısını görüyoruz ama filmdeki kadar etkin değiller. Filmde Sultan Alaaddin'i zehirleyen kişi adı çok bilinmeyen emirlerden biriydi(ismini bile hatırlamıyorum) ama bu işi kitapta Saadettin Köpek yapıyor ki kitabın en az yarısı zaten onun yediği naneleri ve yeni toy/çocuk sultanın basiretsizliği işlenmiş; Gıyasettin'in basiretsizliği filmde de aynen işlenmiş. Neden bu adamı sürekli böyle tü kaka işlemeye heves edinilmiş, bilemiyorum, neyse. Son bir farklılığı da vurgulayayım; filmde Karatay Medresesi merkezi yerde yer alıyor ama kitapta o kadar da değil.

Kitap, oldukça uzun bir zamana yayılan bir hikaye anlatıyor, bu yüzden filmde olduğu gibi hızlı geçişler sezinlemeniz mümkün; ilk başta rahatsız oldum ama sonra gerekli olduğuna kanaat getirdim, öyle ayrıntılı vs. anlatılsa idi kitap muhtemel odur ki okuyucuyu sıkabilirdi. Kitap sonlarında, filmde olduğu gibi, Kayı obası ve Ertuğrul Gazi'yi görüyoruz; devlet haberini ona getiren ise filmdekinden çok farklı bir kişi, doğal olarak heyecan kaçmasın diye, yazmayacağım.

Aslında kitap, bir devletin; hırs ve ihtiras uğruna nasıl da güzel parçalanıp, çöktüğünü anlatıyor. Kısacası bir devleti yıkacak sebeplerden bir kısmını güzelcene işlemiş, ders çıkartmak şart, bilhassa bizim siyasilerin ve devlet görevlilerinin. Bu yönden oldukça faydalı bulduğum bir eser.

Son yıllarda okuduğum tarihi romanlar arasında ilk üç sıraya rahatça girebilecek bir roman, yine de öyle çok fazla zevk aldığımı iddia edemem ama sıkıldığımı da söyleyemem. Bende heyecan ve merak uyandırmasa da fazla, kendisini okutuyor. Karakterler bizim kilişe siyah/beyaz şeklinde anlatılmış, aslında yazar ve senaristlerimizin artık bunu aşması gerekiyor; griler içinde karakterler daha bir göz doyurucu ve gerçekçi.

Yazarımıza teşekkür ederiz, kalemine sağlık.

(İnternet fiyatları, sitelere göre farklılık gösterebilir.)
8 Nisan 2018 Pazar | By: YeniAy M.

Yazar Olmak İstiyorum



KÜNYE
Yazar Ömer Sevinçgül
Yayıncı: Carpe Diem Yayınları
Sayfa173
Baskı Yılı: 2017 (13. Baskı)

TANITIM BÜLTENİ

Yağmur taşları eskitiyor, zaman yüzleri. Söylenmeyen her güzellik kalp ağrısına dönüyor. Yazılmamış her şiir ölüm oluyor sonunda. Sen, kalemde sakladıklarını beyaz kağıtlara anlatmalısın. Ki hiçbir çığlık, tutulan sırların sessizliği kadar sağır edici değil... Ve yazarsan kağıdın mürekkebi emmesi kadar tutkulu yazmalısın. Yaşamın anlamını bırakmalısın satır aralarına. Sevdalarını, korkularını, düşlerini, umutlarını, insanlığını… Ölmekle gömülmeyecek bir cümlen olmalı hayata dair… Senden geriye okunulası bir hayat kalmalı… Yaşamı saklamalısın kâğıtlarda. Bir kalemin ince ucundan sonsuzluğa doğru akmalısın. Yağmur taşları eskitiyor… Zaman, güncesini alınlarımızda tutuyor… Sen de yazmalısın! Çünkü bir şiir mevsimi ömrümüzde bizden geriye yalnız yazgılar kalıyor… Yaz! Yürek işçilerini kalem tutmak yormaz!

Ömer Hocam ile son İstanbul ziyaretimde yüz yüze tanışma şerefine nail oldum, gerçekten çok nazik ve ilgili biriydi. Yazar olarak örnek gösterilecek (bana göre) ender kişilerden biri, çünkü yazar var yazar var... değil mi? Kimi yazar sizin yüzünüze bakmaz iken çok ender olan birkaç kişi sizinle sohbet eder, ilgi gösterir hatta size tavsiyeler dahi verir, böylelerini bulunca öpüp başınıza koyun. Maalesef çevremde çok yazan çizen insan var ama herkes yazar değil işte.

Nitekim bu kitap da Ömer Hocamın bu yardımcı olma arzusundan doğan bir eser olarak karşımıza çıkıyor. Günümüzde bir çok insan yazmak istediğini ama bunu nasıl başaracağını, nereden başlayacağına dair bilgi sahibi değil; gençliğin yol gösterilmeye ihtiyacı vardır, bilirsiniz ama yukarıda da söylediğim gibi bunu yapacak yazar vs. bulmak da kolay değildir. Vakti zamanında Ömer Hocam da bu eksikliği çekmiş biri olarak bu ihtiyacı giderme adına bu kitabı kaleme almış.

Üslup akıcı ve sohbet tadında; yazar sanki karşınızdaymış duygusunu tüm kitap boyunca hissedeceksiniz ki bu da bence ciddi bir artı demek; samimiyet hissi şüphesiz ki çok önemlidir. Tavsiyeler net ve açık; size -bir çok kitapta olduğu gibi- kuramlar vs. yazıp çizip önünüze koyup kalıplara sokmuyor, onun yerine size sadece yön çiziyor. Kitap boyunca yazma tekniği geliştirmekten ziyade bir yazar adayı olarak beni duygusal ve zihinsel olarak eğitmeyi amaçladığını sezinledim, daha önce de yazarlıkla ilgili birkaç kitap okumuş, yorumlamıştım ve onlarda böyle bir şey hiç sezmedim, diğerleri daha çok kişinin yazma tekniğini geliştirmesi üzerine durmuştu. Oysa ne mesleği seçerseniz seçin insan ilk önce kişisel olarak kendini geliştirip, erdem sahibi olmalı...

Yazarlık tavsiyeleri deyince aklınıza sadece roman yazarlığı gelmesin; makale yazmak, söyleşi yapmak, oyun yazarlığı gibi bir çok çeşitli yazarlık alanında tavsiyeler söz konusu. Kesinlikle elinizin altında tutup arada bakacağınız bir kitap olacak. Sizi bilmem ama ben verimli ve sıcak buldum, yazar adaylarına ve yolun başındakilere tavsiye edeceğim bir kitap.

Kitaptan İnciler
"Fakat yetenek yetmez. Yazarlık sanatı emek ister. İstikrar ister, sabır ister, sebat ister..."
"Ham meyveyi kimse yemek istemez... eserin senin meyvendir."
"Okurun yüzüne sırıtmamalı mesaj. Meyvenin içindeki vitamin gibi olmalı."
"Cemal Meriç: 'Kalem, bütünüyle haysiyettir."



(İnternet fiyatları, sitelere göre farklılık gösterebilir.)