Felsefe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Felsefe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
22 Ocak 2024 Pazartesi | By: YeniAy M.

Çatışan Kültürler

 


KÜNYE

Yazar: Bernard Lewis

Yayınevi: Profil Kitap

Yayın Yılı: 2021

Sayfa Sayısı: 96

TANITIM BÜLTENİNDEN

“Günümüzde başka kültürlerin incelenmesini değerli ve önemli kılan birinci neden, onları kendi yaşam koşullarında tanımaksa, ikinci neden de kendi kültürümüzü daha derin ve daha gerçekçi bir biçimde anlamanın yolunun öteki kültürleri incelemekten geçmesidir.”
 
Bernard Lewis tarihçilerin, özellikle de İslam tarihçilerinin “duayen”lerinden biridir. Lewis Müslüman, Hristiyan ve Yahudi kültürlerinin, tarihin belli bir anındaki çatışmasını ele alıyor. İber Yarımadası’ndaki İslam egemenliğinin sona erdiği, Yahudilerin bu topraklardan çıkarıldığı, Amerika’nın keşfedildiği yıl: 1492.
 
Yazar bu zirve yılda yaşanan ve çığır açan bu üç sürecin birbiriyle ilişkisini, etkileşimlerini ve sonuçlarını tarihsel bir çerçevede zarafet ve bilgelikle inceliyor. Avrupa’yı merkeze alan tarih anlayışını eleştirirken bu kıtanın dünya uygarlığına yaptığı katkıları da görmezden gelmiyor; dogmatizmden uzak, çözümlemeci bilimsel anlayışı ve etkileyici üslubuyla bize bir dönemin çarpıcı bir tablosunu çiziyor.


Tarih okuyucuları bilirler, #BernardLewis ünlü bir İslam tarihçisidir. Elimdeki kitap, yıllar evvel 1993’de verilen bir konferansta konuşulanlara dayanmaktadır, belki de bu sebeple oldukça ince bir #kitap.

Genel olarak Bernard Lewis, İslam ve Hristiyan kültür/tarihini kıyaslıyor ve iki tarafın birbiri ile olan ilişkilerini; iniş çıkışlarını ve birbirine bakışı ile ilgili genel bir özet bilgi veriyor. Şüphesiz yazar, kendi batı algısı ile yorumlamakla beraber kendisi, diğerleriyle kıyaslandığında, bildiğim en tarafsız sayılacak oryantalistlerden biridir.

İki taraf için de makul eleştiriler ve yaklaşımlar yaptığını düşünüyorum. Ayrıca Batının Yahudilere olan yaklaşımlarına ve zamanında onların Müslüman casusu gibi algılanmasından bahsetmekte, bunu ilginç buldum. Ayrıca orta çağdan kalma, daha önce okuduğum, bir efsaneye tekrar değinmiş; Batılılar, doğuda efsanevi bir Hristiyan kraldan bahsedilir, Haçlılar bu kralı bulup birlikte Müslümanlara karşı mücadele etmek istemektedirler. Yıllar evvel okuyup da bir daha denk gelmeyince, yanlış bir aktarım mıydı acaba diye düşünürdüm zaman zaman ama burada da görmek, bilgiyi onaylamış oldu.

Kitap, ayrıca (bence) Avrupa’nın eski dönemlerden beri kendini nasıl gördüğünü çok güzel açıklıyor.

“Aralarında Aristoteles’in de olduğu bazı Antikçağ Fislozofları bir adım daha ileri giderek, Avrupa’yı özgürlük, bağımsızlık ve hukuk düzeniyle, komşularını ise keyfi tiranlık ve kölece boyun eğmeyle özleştirdiler. Bu görüş Avrupa Birliğinin konseylerinde zaman zaman hala dile getirilmektedir.”

Gördüğünü gibi aslında 100 yıldır yapılan propaganda ile doğu toplumlarda, Batının kendini ve bizi nasıl gördüğüne dair ağır bir algı operasyonuna maruz kaldık ve hala tamamen kurtulamadık, inşallah tez zamanda mankurt kafalardan kurtuluruz.



14 Ekim 2014 Salı | By: YeniAy M.

Rabb'in için sabret

 
UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.
 

"Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir." Bakara 153

 
 
 
 Uğur Koşar'ın okuduğum ikinci kitabı. :)
 
Her insan, bu hayatta sayısız sıkıntı ve dertler ile karşılaşır; engeller önünü tıkar. Kimimiz kendiliğimizden bunları aşmayı öğrenmişizdir. Zira bunun sırrına ermişizdir. Gelin görün ki çoğu insan her musibette bir isyan, bir umutsuzluk ve karamsarlık içinde kalır. Bunun sebebi de bu sırra vakıf olmamaktır. Peki, nedir bu sır? Kitabın ismine bakarak bile bu sırra vakıf olabilirsiniz.
 
Uğur Koşar, kurgusal bir dille, bize yine yapmış yapacağını. Gerçi kitabın sonuna gelince acaba kurgu değil miydi? diye de sormadan edemiyorum. :D :D :D
 
Kitapta, Zehra isimli bir genç kızımızın hayata küsmüşlüğü ve karamsarlığı içinde düştüğü durum üzerinden bize sesleniyor aslında. Yani, Zehra biziz. Bu yüzden kitabın zaman zaman size seslendiğini duyabilirsiniz. ;) İçimizdeki korkudan, sıkıntılara karşı zayıflığımızdan, sevgiye açlığımızdan tutun; duygularımızın denetiminden ve farkındalığa kadar bir çok konuya değinerek ilerliyor. Aşama aşama....
 
Kitaptan can alıcı sözlere yer vermek istiyorum.
 
"Yüreğin sen izin verdiğin için karanlık."
 
"Biz Allah'a sıkıca sarılmazsak, şeytan bize sarılır."
 
"OLUMSUZ OLANI BEN DÜŞÜNMÜYORUM, DÜŞÜNDÜREN ZİHİNDİR."
 
"Mutsuz insanlar, niyetsiz bir yola arzu ederek çıkan insanlardır."
 
"Sen olmayı hayal ettiğin sensin."
 
Kitabı bitirdiğimizde görüyoruz ki bizi mutsuz eden şey, zihnimizin "vesvese" verir gibi, olumsuz duygu ve düşünceleri kafamızın içinden haykırmasıdır. Onu dinlememeyi başardığımızda; kendimize karşı, diğer insanlara karşı olduğumuz kadar, nazik ve sevecen olsak; acımasız davranamasak kendimize, daha mutlu olabiliriz. Acımıza, sorunlarımıza odaklanacağımıza, kendimize "yapamam-edemem" demek yerine "yaparım-ederim Allah'ın izniyle," dersek daha başarılı ve mutlu olacağımızı göreceğiz.
 
İlginçtir ki insanlar gerçekten de hep olumsuza odaklanmaya meyillidir. Bir insanla tanıştığımızda, doğrudan o kişinin söylediğinin yalan olma ihtimalini, doğru söyleme ihtimalinden daha yüksek bir oran kabul ederiz. Öğretmenler bile öğrencilerin "yalancı" olduğu görüşündedir. Bunlar olumsuz düşünme ve kalıp yargılardır. Ama biz karşımızdaki hakkında değil, kendimiz hakkımızdaki kalıp yargı ve olumsuzlukları yıkmamız gerekiyor. Kitap bize bunu öğretiyor ve ne yaşarsan yaşa Rabb'in için sabret, çünkü O, bizim için, acımızın arkasına bir mükafat koymuştur. Acılar-sıkıntılar, bizi Allah'a yaklaştırır ve O'nun için sabredersek asla mutsuz olmayız!
 
Kitap Okuma Önerisi:  Hayatındaki sıkıntıları aşamayanların okuması gereken bir kitap.

Puan: 10/10


Kitap Fiyatı: 15.00
 
 

30 Eylül 2014 Salı | By: YeniAy M.

Yüzleşme

 
UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.
 

YÜZÜNÜZE TAKTIĞINIZ MASKELERİ ÇIKARTIN VE KENDİNİZ OLUN!

 
Uğur Koşar'ı duymuş muydunuz? Kendisi bir terapist. Kendisinin kurduğu Nur Terapisi yöntemi ile ruhsal sıkıntılar yaşayan hastalarını iyileştirmeye çalışıyor, Allah'ın izniyle. Psikoloji bilimini İslami ilim ile birleştirip size sunduğunu hayal edin. Bir çok terapist, insana maddecilik çerçevesinde, ruha değil, zihne hitap eden tedavi yöntemi sunar. Mantığınıza hitap ederek yaptığınız yanlışları görmenizi sağlar ve doğrusuna yönlendirir. Kitaplarından anladığım kadarıyla UK, bunu Allah ile yapıyor. Açık konuşmak gerekirse, bence daha etkili. Nedenini sorarsanız eğer, babamın tanıştığı bir adamın Hac sonrası, eski ruh halinden çıkıp, baya olumlu ruh haline büründüğünü, daha sonraki sene panik atak hastası olan bir yakınını da götürüp, o kişinin bu rahatsızlığından kurtulmuş olarak döndüğünü söylemem yeterli olabilir. Ayrıca rahatsızlık çeken, en yakınımda olan birinin Allah sayesinde, sürekli O'na duası; düşünmesi, ibadet edip, O'na kalbini açması sayesinde çok sağlıklı bir hale geldiğine de şahit oldum, hamdolsun. Neyse, UK'nin kendisinden ziyade, onun okuduğum ilk kitabını size tanıtmak için hazırlıyordum, bu yazıyı. :)
 
Yüzleşme, insanın içine yolculuk yapmasını sağlayan bir kitap. Aslında tarzını ve diğer kitaplarını düşünürsek, geleneksel terapistlerin kullandığı bir yöntem ile bizi iç yolculuğumuza çıkartıyor diyebilirim.
 
Eminim, hepimizin kendimizi sınırlayan zihinsel düşünceleri vardır. Hayatta hiçbir şey başaramadığımızı veya başaramayacağımızı; buna gücümüzün, imkanımızın ve de enerjimizin olmadığına inanıyoruz. Korkularımızın esiri olmuş, kendimizin istediği gibi değil, ailemizin ve çevremizin istediği gibi hareket ediyoruz ve de etmek zorundayız. Seçimlerin onların yapmasına izin veriyoruz. İşte, bu kitap da size diyor ki:" YANILIYORSUNUZ!"
 
"Çocukken olduğu gibi, seçimlerinizi size ait! O zamanlar kimse yadırgar, yargılar diye düşünmeden özgür bir ruhla, güçlü ve çılgın bir hayal gücüyle her şeyi yapacak güç ve enerjideydiniz! Büyüdükçe çevreniz size zehirli sözler söyledi. Sizin hayal gücünüzü yok etti, enerjinizi emdi, onu dışarı, boş yere, harcamanıza sebep oldu. Onların kurallarını ve isteklerini yıkıp kendi kurallarınızı yazıp istediklerinizi yapın!"
 
Elbette, şimdi çarpık zihinde olan insanlar vardır, hemen parantez açmak istiyorum. Zihin var, zihin var. Adam çıkıp 7/24 yatmayı da kural ve seçim yapabilir, adam katletmeyi, çalıp çırpmayı da! Burada bahsedilen bunlar ve bu gibi şeyler değil! Bizler büyürken hayallerimiz vardı. Gelin görün ki hepimiz de üniversite çağına geldiğinde ailemiz bizlerden daha stres yapmaya başlamadı mı? Okulumuzu, mesleğimizi onlar seçmeye çalışmadı mı? Ya da düzen seçmedi mi? Bize, kendimizi sevmeyi değil, en önde başkalarının sevgisine sahip olmamızın önemli olduğu öğretilmedi mi? Oysa UK'nin de dediği gibi, insan ilk önce kendisini sevmeli, zira insan, kendinde olmayan bir şeyi nasıl başkasına verebilir ki? Eğer insan kendisini seviyor ise o zaman neden çok sevdiğini iddia ettiği  karılarını/kocalarını aldatıyorlar? Sebep belli, onlar kendilerini sevmiyorlar ve herkesin kollarında sevgi dileniyorlar. Oysa o sevgi boşluğunu insan, kendisini severek dolduracaktır.
 
 
 
Kitaptan bazı can alıcı cümleleri yazmak istiyorum:
 
"Korkuyu sen yaratıyorsun, korku diye bir şey yoktur, o senin düşüncelerinin zayıflamış halidir, o varlığın özündeki sevgiden uzaklaştığını gösterir."
 
"Odak noktasını değiştirdiğinde, ağrıların da kayboldu." (Korku, acı ve benzeri şeylere odaklandığımız için onları hissediyoruz, farklı şeylere odaklanırsak eğer bunların hiçbirini hissetmeyiz. Haklı da, uykunuz var veya açsınız fakat deli gibi sevdiğiniz bir programı izlerken bunları unutmuyor musunuz?)
 
"Neye izin verdiğinin bilincinde olursan, düşüncelerini hakimiyet altına alma gücüne de sahip olursun."
 
"Bu arada garip varlığın hiçbir mazeretimi ve bahanemi kabul etmediğini anladım." (Hep derim, bahaneler isteksizlerin uydurduğu şeylerdir. )
 
"Bırak artık mazeret fabrikası olmayı!"
 
"Kaderine katlanma! O seni ancak yol ayrımına kadar götürür, hangi yolu seçeceğine ise sen karar vereceksin."
 
"Sizler kimlik derdine düşmekten, insanların kişiliklerini göremediniz! Yüreklerini de fark edemediniz!" (Etiket delisi olduğumuz için her güzel etiketi olanı adam sandık, peşinden gittik!)
 
"Varlığına saygı duy, o sana Yaratıcı tarafından sana hediye edildi..."
 
"Eğer bir şey olmuyorsa, yaşamı suçlamak yerine kendi inanç ve kararlılığını sorgula!"
 
 
 
 Kitap hakkındaki genel görüşüm: Kitap, kurgulanarak size tüm bunları anlatıyor. Bu yüzden, eğer ilk aşamada yazar bu konuda uyarısını yapmasaydı, kendisinin tımarhanelik olduğunu düşünürdüm. :)
 
Muhtemelen de en iyi yöntemi seçmiş, zira kafamızda canlandırmayı en iyi bu yöntem ile yapabilirdik. Yazarın da amacı olayın içine kendimizi sokmamız zaten. İnsanın kendi içiyle yüzleşmesi açısından güzel bir kılavuz olduğunu düşünüyorum. Günümüzde insanların sadece başkalarına değil, aynı zaman da kendisine karşı da yabancılaştığını söyleyebilirim. Benim de bazı korku ve engellemelerim olduğu için kitabın içeriğini okur okumaz aldım. Elbette ki ha deyince bir anda aydınlanmış ve zihinlerinizdeki zincirleri kırmayı beklemeyin. Bunlar ancak zaman içinde bizim uğraşımız ile olacaktır. Bu yüzden zaman zaman bu can alıcı sözleri okumayı tekrarlamam ve de hayatıma uygulamaya çalışmam çok mühim. İnşallah, zaman içinde umduğum gibi sonuç alırım.
 
Kitap Okuma Önerisi:  Kendisi ile "Yüzleşmek" isteyenlerin alması gereken bir kitap.

Puan: 10/9


Kitap Fiyatı: 10.00
 
 
 
 
 
 
 

 
 

 


28 Ekim 2013 Pazartesi | By: YeniAy M.

Seküler Bilimin Tanrıları (Rabbini Arayan Thomas 4)

 
UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.
 

Bir Müslüman ve Ateist'in Allah'ın varlığı ve Seküler Bilim Eleştirisi üzerine  tartışması.

 
Furkan AYDINER, ABD'de yaşayan bir Sosyal Bilimci. Üç yıldır tanıdığı, Tanrıtanımaz Thomas ile Allah ve varlığı üzerinde, sohbetler gerçekleştirmekte. Kendisi de bu sohbetlerini kitaba dökerek biz okuyucularına sunmaktadır. Bundan önce Thomas ile yaptığı müzakerelerden üç tane daha kitabı var. Bu üçlü kitabın, İnançlı-Tanrıtanımaz, her iki kesime de hitap etme özelliği var. Belki çoğumuz inancımızı karşı görüşle çok kez yüz yüze ya da internet ortamında tartışmışızdır. Fakat bu iki kişi, bizlerin tartışmadığı, hatta belki aklımıza bile gelmeyen konular üzerinde de tartışmalarını sürdürmekte. Özellikle bilimsel gelişmeler üzerinde. Kitap ayrıca Felsefe(özellikle din felsefesi ile ilgilenen) öğrencileri açısından da yararlı diye düşünüyorum. Çünkü iki karşıt görüşün felsefi tartışması bu.

Kitabın ana konusu; yazarımızın bilimsel verilerin, kendi seküler bakış açıları yorumlayarak bizlere sunan bilim dünyasının yaptığı yanlışa gene bilimsel veriler kullanarak cevap veriyor. Hem de bunu bir Tanrıtanımaz'a karşı yapıyor. Yani karşılıklı görüşmelerin oluştuğu bir kitap bu. Bir yandan seküler bilimin mantıksızlığını delilleri ile çürütmeye çalışan bir mümin, diğer yandan seküler bakış açısı ile bu argümanları çürütmeye çalışan bir imansız... Aslında Thomas öyle alelade bir Tanrıtanımaz değil. Gerçekten zeki, araştıran ve aklıselim biri ama yazarımızın tabiri ile "sekülerizm gözlerini bağladığı için, hakikatı göremiyor."

Kitap da çeşitli argümanlar konuşuluyor; Öncelikle "Üç ilahlı bilim" tanımı ile yazarımız seküler teslis tanımını yapıyor ve bunun üzerine tartışıyor. Hatta bu bölümde Kelime-i Şehadetin öyle bir açıklamasını yapıyor ki siz bile "Daha önce hiç farkında değildim, böyle yaptığımın!" diyeceksiniz. :)

Sonraki bölümlerde bilimle Tanrı'yı aramak, kainatı okumak gibi çeşitli konular üzerinde tartışmaları var ama bence en dikkat çekici bölümü 11.bölüm olan ve hemen hemen herkesin karşılaştığı bir argüman; Kötü sorunu ve Tanrı. "Tanrı varsa eğer neden bunca kötülüğe izin veriyor? Varsa vermez, demek Tanrı yok. " argümanını daha önce duymuşsunuzdur. Yazarımız burada Thomas'a çok da doyurucu bilgiler vermekte.

Sonraki bölümlerinde de yazarımızın zamanında bir iddiası üzerine yapılan bir tartışma ile karşılaşıyoruz. "Sentetik Hücre" yapılması, Thomas için Faruk'un ateist olması için yeterli bir kanıt olmak zorundadır.

En son bölümde ise Hawkings'in son kitabındaki (Büyük Tasarım) argümanlar üzerine yorum-tartışma ile karşılaşıyoruz. Yorum-tartışma dedim çünkü Thomas kitabı içerik olarak duymuşluğu olsa da okumamış. Bu yüzden daha çok yazarın yorumları üzerine bir fikir tartışması olmuş.

Konulara girmek, konuşmaları yazmak istemedim çünkü bu farklı bir tarzda yazılmış bir kitap ve yazmaya başlarsak bir bakmışız kitabın bir çok kısmını yazmış oluruz. Bu yüzden içerik hakkında fikir edinebileceğiniz kadar bir şeyler yazmaya çalıştım.

Kitap hakkındaki genel görüşüm: Yıllardır İnançlı-Ateist tartışmaları yapılır. Hatta eminim hepimiz bir nebze olsun karşıt inanla tartışmışızdır. Fakat iki bilim insanının tartışmalarını, boyutlarını hiç görmemiştim. Bizim daha da üstümüzde bir bilgi tartışması ve felsefi boyuta girmişler. Ayrıca ikisinin de son derece entelektüel bilgiye sahip kişiler olduğunu görünce bence ikisinin tartışmasını izlemekten hoşlanacak, kendiniz nezdinde öğrendiğiniz şeyler olacak.

Ama benim kitap hakkında rahatsız olduğum bir nokta var. Said Nursi'nin bazı sözlerini paylaşmış ama bunu yaparken dönemin dilini aynen aktarmış. Bizim için yalın olmayan bir Türkçe olduğu için de yazılanları anlamak zor. Bildiğiniz Osmanlıca. Sözlük de yok. Gerçi olsa da benim için değişmezdi. Ben, Said Nursi aktarıcılarının ve Nurcuların, yazılanları, bıkmaz tükenmez bilmez bir şekilde inatla Osmanlıca yazmasına anlam veremiyorum. Belki "Osmanlıca öğrenmenize teşvik ediyoruz." diye düşünüyorlar ya da benzer bir amaç vardır ama bir noktadan sonra bu teşvik değil, zorlama olur ki kimse zorlanmaktan hoşlanmaz. Bir Nurcu arkadaşımla da tartışmıştım bu konuyu. Açıkçası uzun uzun tartıştıktan sonra bana bir nebze dahi hak verdi. Zaten kendisi de Osmanlıca bilmediği için sürekli sözlüğe bakarak okumaya çalışıyormuş. Sonuç; kitabın özüne ve öğretisine zarardan başka bir şey değil.

Yani düşünün Thomas bunu kendi dili ile gayet net algıladı ama ben anlamıyorum çünkü adamların Osmanlıca aktarma geleneği inatla devam etmekte. Ellerinde olsa Eski İngilizce-Almanca-Rusça şeklinde yazacaklar diğer ülkelere de. Yani bir noktadan sonra Nursi'nin tüm alıntılarını geçtim gitti, okumadım bile. Kitabın tek eksi noktası budur. Sinir bozucu.

Yazara tavsiyem: Siz hata gibi görmeseniz de bu hatayı tekrar etmeyin.

Kitap önerisi: Tavsiye ederim.

Puan: 10/8 (Anlamadığım kısımlar için 1, bu geleneği inatla devam ettirip sinirimi bozdukları için de 1 puan indiriyorum. Kusuruma bakmasınlar. Bu olmasa kitap 10 numaralık.)

Kitap Fiyatı: 13-14


DİPÇE: Müslüman-Ateist tartışmalarınız için bu kitabı "kılavuz" edinmek arzusunda iseniz, bu kitaptan önce, yazarımızın Rabbini Arayan Thomas isimli diğer üç kitabını almanızı tavsiye etmem gerek. Bu kitap, seri bir kitabın dördüncüsü niteliğini taşıyor. ;)