psikoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
psikoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1 Ocak 2018 Pazartesi | By: YeniAy M.

Manevi Rehberlik


KÜNYE

Yazar: Psk. Mehmet Küçük
Yayıncı: Ahir Zaman Kitap
Sayfa: 128
Baskı Yılı: 2017 
TANITIM BÜLTENİ
Bütün genişliğine rağmen dünya insana dar geldiği zaman onun dayandığı en büyük sığınak dindir. İnsanların duygusal hassasiyetinin zirveye ulaştığı, manevi olarak en çok umut beklediği zamanlarda bu ihtiyacını karşılayamamaları, onlar için büyük bir eksikliktir. Özellikle hastalık, yaşlılık ve diğer musîbet zamanlarında inanmış oldukları dinin, onlar için ne tür mükâfatlar müjdelediğini bilmeleri büyük teselli kaynağıdır. Bu sebeple tarih boyunca insanlar manevi rehberliğe her dönemde müracaat etmişler farklı şekil ve formlarda bu ihtiyaçlarını tatmin etmişlerdir. Son yüzyılda insanların bu ihtiyaçları resmî olarak da karşılanmaya başlamış huzurevlerinde, yetimhanelerde, hapishanelerde ve hastanelerde maddi bakım ile birlikte, manevi rehberlik (spritüal care / seelsorge) uygulamaları da başlamıştır. Vurgusu genellikle maneviyat olan dinlerin manevi rehber konusuna yaklaşımı önemli bir araştırma olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda son dinin peygamberi Hz. Muhammed’in (sav) manevi rehbere muhtaç kesime karşı yaklaşımı ve onlara ne tür manevi destekler verdiği önem arz etmektedir. Manevi desteğe sadece hastalar değil, sıhhatliler de sadece fakirler değil, zenginler de sadece yetimler değil, anne-babaya sahip çocuklar da sadece yaşlılar değil, gençler de muhtaçtır. Sadece sokak çocukları değil, evde internete bağımlı çocuklar da sadece boşanmış aileler değil, boşanmamış aileler de, sadece hapishanedekiler değil, dışardakiler de sadece işçiler değil, patronlar da sadece cahiller değil, âlimler de muhtaçtır. Hasılı toplumun her kesimi aslında manevi desteğe muhtaçtır.

Manevi Rehberlik eseri, anladığım kadarıyla bir tez çalışmasının kitaplaştırılmış hali. Temel konu; gerek bedensel hastalıklarından kaynaklı gerekse yaşamlarının sıkıntısından kaynaklı ruhsal sıkıntı ve hastalıkları olan insanların manevi/dini rehberlik/destek ile hastalığının giderilmesinde destek olmak ve bunun yöntemleri üzerine...

Bu çalışmada da temel manevi rehberlik; İslam dini ve Hz. Muhammed'in hayatındaki uygulamlar/hadisler/sünnetler üzerine yapılmış. Kur'an ayetleri ve Hz. Peygamberin hastalara yaklaşım şekli ve onlarla iletişimlerini genel olarak özetlemiş, ana başlıkları/kilit noktaları vermiş ve ihtiyaç halinde hastalara aynı şekilde- uyarlayarak- manevi rehberlik yaparak destek olunabileceğini açıklamaya çalışmış. 

Genel olarak kitabı başarılı ve faydalı buldum, kesinlikle bu konuda daha çok akademik çalışmalar yapılmalı çünkü yazarın da kitabında belirttiği gibi batıda bu yönde çalışmalar uzun yıllardır mevcut. Ülkemiz bu konuda biraz geri kalmış, oysa en çok İslam ülkelerinde bu konuda bir gelişmişlik beklemek gerekir, zira bu konuda temelimiz, batıdan daha çok sağlam. Aslında bizim ülkemizde de hastanelerde din adamlarından destek alma uygulamasını hayata geçirdi geçiriyorlar ama maalesef bazı kesimlerce çok eleştirildi; laiklik adı altında. Oysa çalışmada da belirtildiği gibi insanların bu tarz manevi destek arzuları ve bunun giderilmesi İNSAN HAKLARI çerçevesinde de yasal bir zorunluluktur ve aksi yönde bir hareket de bu yasal insanı hakkın ihlalidir; doğal olarak cezai işlem gerektirir.

İnşallah ülkemizde bu yönde daha çok olumlu adım atılır. Değerli bir çalışmaydı, teşekkür ederim. 

(İnternet fiyatları, sitelere göre farklılık gösterebilir.)
31 Aralık 2014 Çarşamba | By: YeniAy M.

Bir Geceye Altı Ay



UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.

TEK BİR GECE'DE HAYATINI MAHVETMİŞTİ AMA BİR GECE İÇİN ALTI AY YETERLİ OLACAK MIYDI?

Selamlar, canlarım. Yeni bir kitap ile sizinleyim. Psikoloji türü ile aranız nasıl? Benim iyi sayılmaz. Her ne kadar psikoloji alanına ilgim olsa da bir türlü psikoloji filmlerine ısınamadım. Karman çurman, rüya gibi film çekip önümüze koyuyorlar. Gerçi benim rüyalarım bile bu filmlerden daha manalı daha derli topludur. Örneğin ilk izlediğim psikoloji filmlerinden olan Vanilya Sky filmi benim için hala muammadır; ne anlattı? ne oldu? falan bildiğiniz dumur olup çıktım filmden. Hali ile psikoloji türü romanlara da hiç yanaşmadım, bu benim ilk psikoloji romanım.

Kitap, yazarımızın ilk kitabı. Duygu arkadaşım sağ olsun beni kendisi ile tanıştırdı. Birbirimize kitaplarımızı gönderdik. Ben de başladım hemen okumaya. Ne yalan söyleyeyim psikoloji türü deyince, benim de kafamda hemen eski deneyimler canlandı. Ve kitabı okumaya başlar başlamaz da karakterin bir hastane koğuşunda olduğunu, bir an gözlerini açıp aslında her şeyi zihninde yaşadığını falan anlayacağını sandım, alakası yok yani, bilginize. :) Kitap boyunca hayal ettiklerim arasında sadece erkek karakterin tipi tuttu. Boyuna kadar hem de. Evet, evet. O kadar tutturdum. :D Olsun, bir isabetli atış da iyidir. Kitabın konusuna dönelim. Çok ayrıntı vermeyeceğim bu sefer, meraktan çatlayıp patlayın. :)

Selin, Psikiyatri bölümünde mezundur. Yüksek Lisans yapmak için geldiği Amerika'da bir gece ne olduğunu anlayamadan kaçırılır. Fuhuş mafyasının elinde geçirdiği tek bir gece, Selin'in de hayatını mahvetmeye yetmişti. Genç kız, yanına aldığı Mishale isimli bir kız ve bir çanta dolu para ile kaçar. Mishale zaten kimsesiz bir kızdır, ve Selin de artık evine dönemeyeceğine karar vermiştir. Bu iki yıkık genç kız, Teksas Brownwood şehrine giderek, şehir merkezinden uzakta eski bir kiralık ev bularak orada yaşamaya başlarlar. Amaçları kendilerinden alınanlara karşılık yeni ve huzur dolu bir hayat kurabilmektir. İki kızın yanlarında da Mariam isimli yaşlı bir kadın, Selin ve Mishale'e tüm desteğini sunacaktır.

Fakat başlangıçta Selin'in hesaba katmadığı bir şey olur; hamiledir. Bir tecavüzün meyvesini doğurmak istememektedir; yaşam gücünü tüketen bu haber karşısında bir karar verecektir. Ya ölümü seçerek işin kolayına kaçacaktır ya da yaşamaya devam edecek ve tüm zorluklarla mücadele edecektir. Selin ikincisini seçer ama içindeki intikam ateşi de kor gibi içini yakar. Bebeğini doğurmaya karar verdiği gün, bunu ona yapan adamdan da intikam almaya ant içmiştir. Geçen yıllarda çocuğunu büyüten Selin, çocuğunun babasını da bulmak için tüm imkanlarını kullanmıştır. Ve sonunda Jake isimli ünlü bir iş adamı olan, çocuğunun babasını bulur ve onu kaçırarak, ona özel hazırladığı odaya zincirleyerek hapseder. Niyeti ona yaşattığı ızdırapın aynısını ona yaşatmaktır; çaresizlik, umutsuzluk, korkmuşluk ve daha fazlası. Lakin Selin'in fikri ve intikam hissi hızla değişir. Jake'e bir teklif sunar; ona yaşattığı bir gece için ondan altı ayını alacaktır. Ondan sonra serbesttir. Selin'in niyeti bu adamı bir nevi eğitmek, değiştirmektir. Ne de olsa kendisi bir doktordur ve insanları yaşama bağlamak, yardımcı olmak onun işinin bir parçasıdır.

Yine de böyle bir adamı değiştirebilir miydi? Veya değiştirmeli midir? Kendisine yapılanları bir kenara bırakabilir miydi? Ya çocuğu? Babasına bağlanan bu çocuğun elinden onu nasıl alabilecekti? Zaten onu sonsuza kadar burada saklayabilir miydi ki? Selin bir çok sorun, karışık duygu ve düşünceler ile doğru bir karar vermesi gerekmektedir. Lakin vereceği karar ne olursa olsun ondan bu altı ayı çalacaktı. Sadece nasıl çalması gerektiğine karar vermesi gerekiyordu.

Peki, ya Jake? Yıllar sonra baba olduğunu öğrenmesi bu adamın değişmesine yardım edebilir miydi? Tek bir gece için yaptığı hatanın karşılığı bu kadar mı büyük olmalıydı? Her zaman güçlü olan Jake, ilk defa bu kadar çaresizlik içerisinde hissederken, Selin ile ilişkisi nasıl gelişecekti? Buradan kurtulmak için her şeyi yapmaya hazır olan Jake, Selin ne derse yapmak zorundadır.

Selin, onun hem cehennemi hem de bu cehennemden kurtuluş umuduydu.

Kitap hakkındaki genel görüşüm: Okuduğum türleri görürseniz eğer, bu türün benim sevdiğim türler arasında olmadığını görürsünüz. Hali ile sıkılıp uflayacağımı ve bitirmesinin de zaman alacağını sandığım bir kitaptı. Ama ne olursa olsun adam akıllı okuyacaktım. Yani, o kadar göndermiş okumamak olur mu? Ama kitaba bir başladım, ikinci gün akşamı bitti. Anlayın yani. :D

Psikoloji-Sosyoloji gibi alanları temel alarak yazılan çizilen kitaplarda bilimsel dillere çok sık rastlayabilirsiniz. Bu da yazarların "ben bilgiliyim" deme yöntemi, galiba? Oysa bu kitap bundan çok uzak. Sizin anlayacağınız dilde yazılıp çizilmiş. Dili ağır değil. Betimlemeler çok iyi, hemen kafanızda canlandırıyorsunuz. Kısacası bu açıdan sıkılmadan okuyacağınız bir kitap.

Her insanın başına olumsuz olayların geldiği ama, bazılarının başına daha olumsuz olayların geldiği bir dünyada yaşıyoruz. Böyle durumlarda insanlar genelde hemen suçu Allah'a atar, inanç sorgulamasına gider, insanları sorgular, kısacası "ben bu kadar kötü müyüm ki başıma bu kadar kötü şey geldi." der. Karakterimiz tüm bu aşamalardan geçiyor ama sonunda da yolunu bulmayı başarıyor. İşte o yolunu bulurken, siz de kendinizden bir parçayı onda bulabilirsiniz. Ne de olsa kitabın amacı bu. Bir hayali karakterin yaşadıklarını kullanarak sizlere öğretmek, yol göstermek. Bence kitabın üstlendiği görev bu açıdan çok hoş. Elbette hayattaki tüm sorun ve sıkıntıların tek bir kişinin başında toplandığı bir kitap değil bu; Küçük Kadınlar dizisi ile karıştırmayın(ay ne kadar melankolik bir diziydi.).  Bu açıdan bakarsak eğer yazarımız bu türde devam edecekse muhtemelen böyle sorunları ele alan yazılar yazmaya devam edecektir. Bence çok iyi fikir.

Gelelim artılardan eksilere...

Dil, anlatım ve akışkanlık çok iyi olsa da kurguda biraz zayıflıklar olduğu görüşündeyim. Bilhassa kitabın başında geçen, kaçışın ardından eve dönemeyeceği kararını alırken biraz daha iç çatışma yaşaması gerekliydi. Zira biraz oldu bitti oldu, o şekilde. Bu hızlı geçişleri ilerleyen bölümlerde de görüyoruz. Erkek karakterin iç değişimlere bu kadar hızlı teslim olmaması, aksine başta sağlam bir direniş göstermesi kurgunun heyecan doruğunu yükseltmek ve o geçişin nasıl sağlanacağı konusunda merak duygusunu tavan yapması açısından çok önemliydi. Çünkü ister istemez bir de Stockholme sendromuna mı yakalandı, sorusunu sormama neden oldu.

Ayrıca, yazardan değil yayıncıdan kaynaklanan bir yazı boyutu sorunu var. Adamlar 12 yapacağına, kağıttan çalmak için 10.5 yapmışlar boyu. Hali ile bu bir kitap için eksi oluyor. Cinius yayınlarını bu sözde uyanıklığı için de buradan kınıyoruz!

Bir de erkeğin iç yolculuklara çıkarken ağlama olayı belki psikolojik aşamaların etkilerindendir ama bu kadar sık ağlamaması daha iyi olabilirdi ki bu kurgunun eksikliği değil, tamamen okuyucunun temennisidir. :) Bendeniz sert erkek seviyorum, yazar da duygusal erkek, demek ki :D (Sertten kastım ağlama nedir bilmeyen adamlar değil elbette, sadece böyle sık değil, arada bir. :D)

Kitap Okuma Önerisi:  Psikoloji türü sevmeseniz bile okumanızı tavsiye ederim. Ben pişman olmadım.

Puan: 10/9


Kitap Fiyatı: 20 tl.

Yazar dostuma, başarılarının devamını dilerim. :) Kendisinin bir de gündeliği mevcut. Buradan takip edebilirsiniz; Meryem Seyda Parlak

14 Ekim 2014 Salı | By: YeniAy M.

Rabb'in için sabret

 
UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.
 

"Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir." Bakara 153

 
 
 
 Uğur Koşar'ın okuduğum ikinci kitabı. :)
 
Her insan, bu hayatta sayısız sıkıntı ve dertler ile karşılaşır; engeller önünü tıkar. Kimimiz kendiliğimizden bunları aşmayı öğrenmişizdir. Zira bunun sırrına ermişizdir. Gelin görün ki çoğu insan her musibette bir isyan, bir umutsuzluk ve karamsarlık içinde kalır. Bunun sebebi de bu sırra vakıf olmamaktır. Peki, nedir bu sır? Kitabın ismine bakarak bile bu sırra vakıf olabilirsiniz.
 
Uğur Koşar, kurgusal bir dille, bize yine yapmış yapacağını. Gerçi kitabın sonuna gelince acaba kurgu değil miydi? diye de sormadan edemiyorum. :D :D :D
 
Kitapta, Zehra isimli bir genç kızımızın hayata küsmüşlüğü ve karamsarlığı içinde düştüğü durum üzerinden bize sesleniyor aslında. Yani, Zehra biziz. Bu yüzden kitabın zaman zaman size seslendiğini duyabilirsiniz. ;) İçimizdeki korkudan, sıkıntılara karşı zayıflığımızdan, sevgiye açlığımızdan tutun; duygularımızın denetiminden ve farkındalığa kadar bir çok konuya değinerek ilerliyor. Aşama aşama....
 
Kitaptan can alıcı sözlere yer vermek istiyorum.
 
"Yüreğin sen izin verdiğin için karanlık."
 
"Biz Allah'a sıkıca sarılmazsak, şeytan bize sarılır."
 
"OLUMSUZ OLANI BEN DÜŞÜNMÜYORUM, DÜŞÜNDÜREN ZİHİNDİR."
 
"Mutsuz insanlar, niyetsiz bir yola arzu ederek çıkan insanlardır."
 
"Sen olmayı hayal ettiğin sensin."
 
Kitabı bitirdiğimizde görüyoruz ki bizi mutsuz eden şey, zihnimizin "vesvese" verir gibi, olumsuz duygu ve düşünceleri kafamızın içinden haykırmasıdır. Onu dinlememeyi başardığımızda; kendimize karşı, diğer insanlara karşı olduğumuz kadar, nazik ve sevecen olsak; acımasız davranamasak kendimize, daha mutlu olabiliriz. Acımıza, sorunlarımıza odaklanacağımıza, kendimize "yapamam-edemem" demek yerine "yaparım-ederim Allah'ın izniyle," dersek daha başarılı ve mutlu olacağımızı göreceğiz.
 
İlginçtir ki insanlar gerçekten de hep olumsuza odaklanmaya meyillidir. Bir insanla tanıştığımızda, doğrudan o kişinin söylediğinin yalan olma ihtimalini, doğru söyleme ihtimalinden daha yüksek bir oran kabul ederiz. Öğretmenler bile öğrencilerin "yalancı" olduğu görüşündedir. Bunlar olumsuz düşünme ve kalıp yargılardır. Ama biz karşımızdaki hakkında değil, kendimiz hakkımızdaki kalıp yargı ve olumsuzlukları yıkmamız gerekiyor. Kitap bize bunu öğretiyor ve ne yaşarsan yaşa Rabb'in için sabret, çünkü O, bizim için, acımızın arkasına bir mükafat koymuştur. Acılar-sıkıntılar, bizi Allah'a yaklaştırır ve O'nun için sabredersek asla mutsuz olmayız!
 
Kitap Okuma Önerisi:  Hayatındaki sıkıntıları aşamayanların okuması gereken bir kitap.

Puan: 10/10


Kitap Fiyatı: 15.00
 
 

30 Eylül 2014 Salı | By: YeniAy M.

Yüzleşme

 
UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.
 

YÜZÜNÜZE TAKTIĞINIZ MASKELERİ ÇIKARTIN VE KENDİNİZ OLUN!

 
Uğur Koşar'ı duymuş muydunuz? Kendisi bir terapist. Kendisinin kurduğu Nur Terapisi yöntemi ile ruhsal sıkıntılar yaşayan hastalarını iyileştirmeye çalışıyor, Allah'ın izniyle. Psikoloji bilimini İslami ilim ile birleştirip size sunduğunu hayal edin. Bir çok terapist, insana maddecilik çerçevesinde, ruha değil, zihne hitap eden tedavi yöntemi sunar. Mantığınıza hitap ederek yaptığınız yanlışları görmenizi sağlar ve doğrusuna yönlendirir. Kitaplarından anladığım kadarıyla UK, bunu Allah ile yapıyor. Açık konuşmak gerekirse, bence daha etkili. Nedenini sorarsanız eğer, babamın tanıştığı bir adamın Hac sonrası, eski ruh halinden çıkıp, baya olumlu ruh haline büründüğünü, daha sonraki sene panik atak hastası olan bir yakınını da götürüp, o kişinin bu rahatsızlığından kurtulmuş olarak döndüğünü söylemem yeterli olabilir. Ayrıca rahatsızlık çeken, en yakınımda olan birinin Allah sayesinde, sürekli O'na duası; düşünmesi, ibadet edip, O'na kalbini açması sayesinde çok sağlıklı bir hale geldiğine de şahit oldum, hamdolsun. Neyse, UK'nin kendisinden ziyade, onun okuduğum ilk kitabını size tanıtmak için hazırlıyordum, bu yazıyı. :)
 
Yüzleşme, insanın içine yolculuk yapmasını sağlayan bir kitap. Aslında tarzını ve diğer kitaplarını düşünürsek, geleneksel terapistlerin kullandığı bir yöntem ile bizi iç yolculuğumuza çıkartıyor diyebilirim.
 
Eminim, hepimizin kendimizi sınırlayan zihinsel düşünceleri vardır. Hayatta hiçbir şey başaramadığımızı veya başaramayacağımızı; buna gücümüzün, imkanımızın ve de enerjimizin olmadığına inanıyoruz. Korkularımızın esiri olmuş, kendimizin istediği gibi değil, ailemizin ve çevremizin istediği gibi hareket ediyoruz ve de etmek zorundayız. Seçimlerin onların yapmasına izin veriyoruz. İşte, bu kitap da size diyor ki:" YANILIYORSUNUZ!"
 
"Çocukken olduğu gibi, seçimlerinizi size ait! O zamanlar kimse yadırgar, yargılar diye düşünmeden özgür bir ruhla, güçlü ve çılgın bir hayal gücüyle her şeyi yapacak güç ve enerjideydiniz! Büyüdükçe çevreniz size zehirli sözler söyledi. Sizin hayal gücünüzü yok etti, enerjinizi emdi, onu dışarı, boş yere, harcamanıza sebep oldu. Onların kurallarını ve isteklerini yıkıp kendi kurallarınızı yazıp istediklerinizi yapın!"
 
Elbette, şimdi çarpık zihinde olan insanlar vardır, hemen parantez açmak istiyorum. Zihin var, zihin var. Adam çıkıp 7/24 yatmayı da kural ve seçim yapabilir, adam katletmeyi, çalıp çırpmayı da! Burada bahsedilen bunlar ve bu gibi şeyler değil! Bizler büyürken hayallerimiz vardı. Gelin görün ki hepimiz de üniversite çağına geldiğinde ailemiz bizlerden daha stres yapmaya başlamadı mı? Okulumuzu, mesleğimizi onlar seçmeye çalışmadı mı? Ya da düzen seçmedi mi? Bize, kendimizi sevmeyi değil, en önde başkalarının sevgisine sahip olmamızın önemli olduğu öğretilmedi mi? Oysa UK'nin de dediği gibi, insan ilk önce kendisini sevmeli, zira insan, kendinde olmayan bir şeyi nasıl başkasına verebilir ki? Eğer insan kendisini seviyor ise o zaman neden çok sevdiğini iddia ettiği  karılarını/kocalarını aldatıyorlar? Sebep belli, onlar kendilerini sevmiyorlar ve herkesin kollarında sevgi dileniyorlar. Oysa o sevgi boşluğunu insan, kendisini severek dolduracaktır.
 
 
 
Kitaptan bazı can alıcı cümleleri yazmak istiyorum:
 
"Korkuyu sen yaratıyorsun, korku diye bir şey yoktur, o senin düşüncelerinin zayıflamış halidir, o varlığın özündeki sevgiden uzaklaştığını gösterir."
 
"Odak noktasını değiştirdiğinde, ağrıların da kayboldu." (Korku, acı ve benzeri şeylere odaklandığımız için onları hissediyoruz, farklı şeylere odaklanırsak eğer bunların hiçbirini hissetmeyiz. Haklı da, uykunuz var veya açsınız fakat deli gibi sevdiğiniz bir programı izlerken bunları unutmuyor musunuz?)
 
"Neye izin verdiğinin bilincinde olursan, düşüncelerini hakimiyet altına alma gücüne de sahip olursun."
 
"Bu arada garip varlığın hiçbir mazeretimi ve bahanemi kabul etmediğini anladım." (Hep derim, bahaneler isteksizlerin uydurduğu şeylerdir. )
 
"Bırak artık mazeret fabrikası olmayı!"
 
"Kaderine katlanma! O seni ancak yol ayrımına kadar götürür, hangi yolu seçeceğine ise sen karar vereceksin."
 
"Sizler kimlik derdine düşmekten, insanların kişiliklerini göremediniz! Yüreklerini de fark edemediniz!" (Etiket delisi olduğumuz için her güzel etiketi olanı adam sandık, peşinden gittik!)
 
"Varlığına saygı duy, o sana Yaratıcı tarafından sana hediye edildi..."
 
"Eğer bir şey olmuyorsa, yaşamı suçlamak yerine kendi inanç ve kararlılığını sorgula!"
 
 
 
 Kitap hakkındaki genel görüşüm: Kitap, kurgulanarak size tüm bunları anlatıyor. Bu yüzden, eğer ilk aşamada yazar bu konuda uyarısını yapmasaydı, kendisinin tımarhanelik olduğunu düşünürdüm. :)
 
Muhtemelen de en iyi yöntemi seçmiş, zira kafamızda canlandırmayı en iyi bu yöntem ile yapabilirdik. Yazarın da amacı olayın içine kendimizi sokmamız zaten. İnsanın kendi içiyle yüzleşmesi açısından güzel bir kılavuz olduğunu düşünüyorum. Günümüzde insanların sadece başkalarına değil, aynı zaman da kendisine karşı da yabancılaştığını söyleyebilirim. Benim de bazı korku ve engellemelerim olduğu için kitabın içeriğini okur okumaz aldım. Elbette ki ha deyince bir anda aydınlanmış ve zihinlerinizdeki zincirleri kırmayı beklemeyin. Bunlar ancak zaman içinde bizim uğraşımız ile olacaktır. Bu yüzden zaman zaman bu can alıcı sözleri okumayı tekrarlamam ve de hayatıma uygulamaya çalışmam çok mühim. İnşallah, zaman içinde umduğum gibi sonuç alırım.
 
Kitap Okuma Önerisi:  Kendisi ile "Yüzleşmek" isteyenlerin alması gereken bir kitap.

Puan: 10/9


Kitap Fiyatı: 10.00