kurgu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kurgu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 Eylül 2018 Pazar | By: YeniAy M.

Katiller Çetesi 'Lydia'


KÜNYE
Yazar J. A. Redmerski 
Yayıncı: Ephesus Yayınları
Sayfa336
Baskı Yılı: 2018
TANITIM BÜLTENİ


"Okura her şey yeni başlıyor dedirtecek, şoke edici bir devam kitabı." - USA Today


"Redmerski serinin yeni kitabında yine en başarılı olduğu şeyi yapıyor: Ters köşe!" -New York Times



"Lydia tüm ezberleri bozuyor. Ağzınızın açık kalacak!” - Kirkus Review



Katiller Çetesi'nin tüm dünyada merakla beklenen devam kitabı Lydia'da sular durulmuyor. Her ne kadar Izabel ve Naeva, yepyeni kimlikleriyle planlarını gerçekleştirmeye çalışsalar da, ikili türlü badireler yüzünden ayrı düşer ve Naeva’nın hayatı tehlikeye girer. Naeva’yı kurtarabilecek tek kişi Izabel'dir ama özgürlük için ödenmesi gereken bedel fazlasıyla ağırdır ve Izabel'in Birlik'ten gizlediği korkunç sırrın açığa çıkması dengelerin de değişmesine neden olur.

Fazla uzayan serileri -istisnalar hariç- çok sevmiyorum, bir şeyi tadında bırakmak gerektiğini düşünürüm; Katiller Çetesi de bitsin artık dediklerimden ama bu, her yeni kitapla birlikte heyecan ve tadın aşağıya indiği manasına gelmiyor, sadece artık bir "son" görmeyi beklememden kaynaklı.

Lydia ile gerçekten her şey yeni başlamış gibi görünüyor, hiç aklımıza gelemeyen şoke edici bir bilgiyle - yahut biriyle demek daha doğru - karşılaşıyoruz. Bundan sonrası azcık spoilera girebilir...

Bizimki kitaba kötü bir kazayla başlayıp tam da umduğu gibi arzu ettiği yere gidiyor ama hesapladığından farklı olarak bu sefer "eğitimci" konumuna yükseliyor, "köle" olarak görmüyoruz. Onu bu şekilde görmek bence güzel bir ironi de olmuş. Sonuçta bu kadın zamanında cinsel köle iken şimdi nefret ettiği o eğitmenler, efendiler gibi davranmak zorunda kaldığı için kendi içinde de biraz çatışma yaşıyor. Biraz diyorum ama biraz daha mı çatışma görseydik, bu kadar kolay kabullenme olmasa mıydı, diye düşünüyorum ama diğer yandan Izabel'in geldiği seviyeyi düşününce de sanırım malum seviyede bir çatışma olduğuna kanaate daha yakın gibiyim, yine de en zayıf noktası olduğu için belki bir tık daha? diye düşünmeden edemiyorum. Neyse, çok önemli bir ayrıntı değil, bu kısma okuyucudan ziyade roman yazan biri olarak yaklaştım sanırım. Devam edelim.

Şu gizemli suikastçıların başını hala arıyoruz ve bizimkisi için bu köle pazarı gösterisi onun için güzel bir fırsat, eğer ortaya çıkarsa... Kara Kurt kitabında gördüğümüz iğrenç köle pazarının daha düşük seviyelisini burada da görüyoruz, gerçekten dünyada böyle şeylerin olması korkunç bir şey, keşke her şey ayyuka çıksa da millet ayaklanıp bir şey yapsa; duymak ile görmek çok farklı etkiler yaratıyor. Hatta ABD'deki pazara da şöyle bir üstü kapalı değiniliyor kitapta; en son seçimlerde gerçekleşen Pizza Gates vakasını bilen bilir herhalde, ister istemez akla bu geliyor kafadan. 

Tanıtım yazısındaki yorumların abartılı olduğunu söylesem de... Kitap heyecanlı mıydı? Eh işte, güzel miydi? Evet. Şaşırtan kısımlar oldu mu? "Huaaa" demesem de oldu. Kitap boyunca Fredirick ve Niklas'ın kızı korumak için kendilerince bir şeyler yapması vs. açıkçası Izabel açısından cidden bıktırıcı bir şey, artık rüşdünü ispat etmiş olduğunu düşündüğüm biri çünkü. Diğer yandan Victor ile Izabel'in ilişkisi kitap sonunda resmi olarak sona eriyor; Niklas ve Izabel için bir şans olur mu acaba? Şahsen bu ikisini daha çok yakıştırır oldum Kara Kurt kitabında. Hoş yeni kitapta hepsinin bir araya gelmesi baya zaman alacak bence, her biri ayrı ayrı başını belaya soktu da...

Biz yeni kitabı daha bekleriz gibi, şu an tüm seri çevrilmiş durumda. O zaman ben başka kitap yorumlarına geçeyim. :) 

(İnternet sitelerinde net fiyatı farklılık gösterebilir.)




29 Nisan 2018 Pazar | By: YeniAy M.

Katiller Çetesi 'Victor'


KÜNYE
Yazar J. A. Redmerski 
Yayıncı: Ephesus Yayınları
Sayfa352
Baskı Yılı: 2018
TANITIM BÜLTENİ
Profesyonel katiller bile kafa dinlemeye ihtiyaç duyar ama Victor için Izabel’le çıkacakları tatil, sevdiği kadınla baş başa kalmaktan çok daha fazlası demektir. Çünkü bu, Victor için bir tür kendini aklama fırsatıdır. Onu Niklas’la neden İtalya’ya yolladığını, Nora’ya olan ilgisinin ardındaki gerçeği ve daha pek çok konuyu açıklığa kavuşturmak için yakaladığı bir fırsat... Fakat yaşanan olaylar bazıları için tatillerin de sadece boş bir hayalden ibaret olduğunu gösterecektir.

5. kitap sonunda Victor ve Izabel tatil kararı almıştı ama kitabın başında görüyoruz ki bu tatil hiç de tam olarak tatil amaçlı değilmiş. Zaten daha tatil yapma fırsatı bulamadan ikili başlarını belaya sokuyor.

Şu ana kadar Izabel, Niklas ve Fredirick'in iç dünyasını, geçmişini ve pişmanlıklarını okuduğumuz seri Victor'un da araya katılması ile devam ediyor. Bu sefer Victor'un geçmiş günahları ve pişmanlıkları; iç çatışmalarına odaklı bir kitap var. Neyse ki aşk meselesi hala 2. planda ama yine de bu kitap, Izabel ile olan ilişkisini sarsacak ve tekrar sorgulamaya itecek şeylere gebe.

Victor, geçmişten gelen düşmanları ile yüzleşin, Izabel de Victor'u daha iyi tanısın... Bu kitap ilk üçe giremez ama 4. sıradaki yerini alır. Kendisinden önceki iki kitaba göre nispeten daha az heyecanlıydı; Niklas'ın iç alemlerini görmeyi daha çok sevmiştim ama Fredirik'ten daha güzel olduğu da kesin. Bizim Victor'un Niklas ve Izabel ile ilgili bir planı da varmış, plan tutsa idi ben mutlu olurdum aslında. :D

Ayrıca geçmişten gelen tek şey düşmanlar değil...

Kitap sonunda daha önceki kitaplarda bahsi geçen Meksika görevi için bizim Izabel yola çıkıyor ve yanında da geçmişten gelen Victor ve Niklas'ın da tanıdığı 'ortak' kişi de var. Doğrusunu söylemek gerekir ise Izabel'in babası ile ilgili bir fikrim var ama bakalım, ancak 7. kitapta ortaya çıkacak. O da bir iki aya kadar geliyormuş, inşallah.

Bu arada kitap fiyatı ile ilgili bir eleştirim var; bir önceki iki kitap 368 ve 400 sayfa ve 27,5 liraya satılıyor ama bu kitap 352 sayfa, 29,30'a çıkmış fiyat. Ephesus, serinin popülerliğini kullanıp okuyucunun cebini suistimal etmez ise seviniriz, sonra millet korsan okuyor diye yaygara koparıyor yayınevleri ve yazarlar!

(İnternet fiyatları, sitelere göre farklılık gösterebilir.)

23 Nisan 2018 Pazartesi | By: YeniAy M.

Katiller Çetesi 'Kara Kurt'



KÜNYE
Yazar J. A. Redmerski 
Yayıncı: Ephesus Yayınları
Sayfa400
Baskı Yılı: 2017
TANITIM BÜLTENİ



“Redmerski yine aklınızı başınızdan alacak!”
–USA Today


“Kara Kurt okurlara yine karanlık ve tutkulu dolu bir macera vadediyor.”
–NY Times


“Redmerski, Katiller Çetesi’nde çıtayı hep çok daha yükseğe koyuyor.”
–Publishers Weekly



Katiller Çetesi’nde heyecan Kara Kurt’la devam ediyor… Nora’nın ortaya çıkardığı sırların ardından, Niklas ve Victor arasındaki iş arkadaşlığı da kardeşlik de derinden sarsılmıştır. Fakat Niklas her şeye rağmen yalnızca kendisinin başarıyla yerine getirebileceği düşünülen bir görev için İtalya’ya gitmeyi kabul eder. Çünkü bunu kardeşinin ihanetine karşı bir merhamet –ya da bir intikam – fırsatı olarak görmektedir. Öte yandan Niklas’a İtalya’da Izabel ve çetenin yeni üyesi Nora da eşlik edecektir. Gelgelelim İtalya’da Birlik’in düşündüğünden çok daha zorlu bir süreç yaşanacak ve çete üyeleri hiç beklenmedik olaylarla yüzleşip zor kararlar vermeye mahkûm edileceklerdir.


Kara Kurt kitabı ile Izabel, Nora ve serinin Kara Kurt'u olan Niklas ile İtalya'da bir maceraya çıkıyoruz. Görünüşe göre Nora çok hızlı bir şekilde ekibe uyum sağladı... Niklas'ın Izabel konusunda korumacı tavrının 4. kitapta hissedilir olduğu ve 5. kitapta daha ayyuka çıktığını söylemem gerekir. Doğrusunu söylemek gerekirse ben bir romantik duygu sezinlendim hatta baya baya gördüm...

Victor/Izabel hayranları kızmasın ama Izabel/Niklas'ı daha çok yakıştırır oldum. :P

İtalya görevi bir hayli zorlu bir görev; müşterileri yıllar önce kaçırılan kızını bulmalarını ve onu kaçıran kişiyi ona getirmelerini talep etmektedir... Köle ticareti yapan oldukça gaddar, güçlü ve tehlikeli bir kadının başında olduğu bir aile örgütü var karşımızda... Izabel için eski yaralar hatırlanacak ve onun için oldukça önemli bir sınav olacak.

Victor'un Niklas'ın sevdiği kadını öldürmesinin ortaya çıkmasından sonra Niklas'un bu görevden istifade edip ağabeyinden intikam almak uğruna Izabel'i kullanabileceğini düşünmüştüm ama pek de öyle olmadı, aslında bu da Niklas'ın ailesine hala ne kadar bağlı ve sadık olduğunu gösteren bir durum. Ayrıca Izabel'e verdiği değerin de bir göstergesi... Yine de ağabeyinin 'kumdan kalesine' tekme atmadan geri durmayacak, sonuçta Niklas bu, uslu duracağını kim söyledi? :)

4. kitaptan sonra en sevdiğim 2. kitap. Yani ilk üç sıralamada; 4-5-1 var... :) 7. kitap ile bu sıralamada değişiklik olabilir... Siz bu yorumu okuduğunuzda 6. kitabın yorumu da hazır olacak. Açıkçası son 3 kitabı 3 gün içerisinde bitirdim ama yorumu yazmak biraz daha vakit aldı. :)



(İnternet fiyatları, sitelere göre farklılık gösterebilir.)
20 Nisan 2018 Cuma | By: YeniAy M.

Katiller Çetesi 'Kötülük Tohumları'


KÜNYE
Yazar J. A. Redmerski 
Yayıncı: Ephesus Yayınları
Sayfa368
Baskı Yılı: 2017
TANITIM BÜLTENİ


"Kötülük Tohumları'yla Redmerski, okurlarını yeniden tadına doyulmaz, karanlık bir maceraya çağırıyor."
-The New York Times-
"Redmerski, Katiller Çetesi'nin bu yeni kitabında da hedefi on ikiden vuruyor."
-USA Today-
"Kötülük Tohumları'nda karanlık sırlar tek tek ortaya dökülürken, çoktan bağımlılık yapmış bu seriye okurlar bir kez daha hayran kalacak."
-Wall Street Journal-
Victor Faust'un yeni Birlik'i hızla büyümektedir. Fakat çete üyeleri arasındaki ilişki, beklenmedik bir düşmanın, örgütteki kişilerin sevdiği insanları kaçırmasıyla derinden sarsılır. Düşmanın, kaçırdığı kişileri serbest bırakmak için çetenin karanlık sırlarını kendisine itiraf etme koşulu koymasıyla da işler iyice karışır.
Oysa Nora adında, genç ve güzel bir kadın olan bu son derece tehlikeli düşman, çete üyelerinin birbiriyle ilgili bildiklerinden çok daha fazla şeye vakıftır. Gelgelelim örgütün elinde bu kadına dair hiçbir ipucu yoktur. Üstelik çok geçmeden kadının gerçek niyeti tüm çıplaklığıyla ortaya çıkıp Birlik’i yeni başlangıçlar yapmaya zorlayacak ve hatta yıkıma sürükleyecektir.

Hemen kafadan yazacağım; açık ara 6 seride en sevdiğim kitap, 4. kitap oldu. Oldukça hızlı bir giriş ile hikayemiz başlıyor; Nora denen kadın bizimkileri öyle bir sıkıştırıyor ve itiraflar alıyor ki Birlik içinde gerçekten ciddi yaralar, çatlaklar açılıyor; bilhassa Victor ve Niklas arasında. Bizim Izabel ise Nora'nın karşısında öyle bir sırrını açığa vuruyor ki son kitapta bu kısım açıklığa kavuşacak diye düşünüyorum(7. kitap yolda).

Şahsen gece başladım, ertesi gün en geç öğleden sonra bitirdim, yani 24 saat olmadan kitabı bitirdim ve bir diğerine başladım. Oldukça sürükleyici, eğlenceli ve heyecanlıydı; uzun zamandır beni böyle esir alan kitap okumamışım, yazarı tebrik ederim. Açıkçası 2. ve 3. kitap beklentimin altında ve sıradan gelmişti, bu yüzden sırf seriyi bitirme adına kitapları okumaya devam etme kararı almıştım ama 4. kitap ile beklentilerimi yeniden yükseltmeyi başardı.

İlk üç kitap karakterlerin iç dünyaları ve aşklarına odaklanmış iken 4. kitap ile artık Birlik/Örgüt vs. konularına giriyor, aşk 2. plana geçiyor... Yani kitap, isminin hakkını vermeye başlıyor. Bu şekilde yazmaya devam Bayan Redmerski! :) 



(İnternet fiyatları, sitelere göre farklılık gösterebilir.)

21 Aralık 2017 Perşembe | By: YeniAy M.

Katiller Çetesi 'Kuğu ve Çakal'


KÜNYE
Yazar J. A. Redmerski 
Yayıncı: Ephesus Yayınları
Sayfa400
Baskı Yılı: 2017
TANITIM BÜLTENİ


“Muazzam bir kitap daha”
-The Book Enthusiast-


“Kesinlikle çok çarpıcı. Beklentilerimin çok ötesinde.”
-Nikki Arivel Larazo-


“Başından sonuna kadar harikaydı. Bir sonraki kitabı dört gözle bekliyorum.”
-Catherine Duffy-


Fredrik Gustavsson hiçbir zaman aşka inanmamış ve kimsenin karanlık hayatını kabul edebileceğini düşünmemiştir. Ta ki en az kendisi kadar tekinsiz Seraphina’yla karşılaşana dek... Fredrik ve Seraphina beraber dopdolu iki sene geçirmiş ve aşkın en karanlık halini tatmıştır. Fakat bir gün Seraphina Fredrik’i geride bırakıp kayıplara karışır.
Gelgelelim Fredrik Seraphina’yı bulmaya kararlıdır. Fredrik’in elindeki tek koz ise Cassia adında, hafıza kaybı yaşayan masum bir kızdan başkası değildir. Fredrik’in Cassia’nın yaşananları hatırlaması için çabalamaktan başka şansı yoktur. Ve bu esnada hiç umulmadık olaylar yaşanır ve Fredrik kendini türlü açmazın içinde bulur.
Katiller Çetesi’nde macera Sarai ve Izabel’in ardından devam ediyor, gerilim iyiden iyiye tırmanıyor. Kuğu ve Çakal J.A. Redmerski’nin dünya çapında büyük yankı uyandıran serisinin üçüncü kitabı.

Geldik bir serinin yeni kitabına daha; Kuğu ve Çakal ismi, kitabın sonlarında daha bir anlam buluyor, gerçekten. Yani Cassia gerçekten tam bir Black Swan hikayesi; okuyunca demek istediğimi anlayacaksınız. Fredrik de zaten Çakal lakaplı biri olduğu için tam uymuş isim. Kafadan isim yorumuyla girdim. :P Yine de Kuğu'luğuna kitabın sonunda değil de başlarında ve ortalarında da birer kere değinseydi keşke. :)

Aslında isim açıklamasından ve tanıtım yazısından da anlayacağınız gibi 3. kitap tamamen Fredrik ve Cassia ikilisi üzerine odaklanmış. Elbette yer yer Victor, Izabel, Niklas  vs. ekibin hepsini görüyoruz... Bu açıdan bakar isek eğer 3. kitap Katiller Çetesi'nin o hareket ve entrikalarından uzak, daha çok Fredrik'in iç dünyası ve geçmiş sorunları üzerine yazılmış.

Kitaba ilk girişle birlikte Fredrik ve Cassia arasındaki halihazırda olan yakınlık, etkileşim okuyucu için kafa karıştırıcı hatta kurguda bir zayıflık gibi geliyor ama işin özünde, kitabın sonunda ortaya çıkan bir gerçekle birlikte meselenin özü de açığa çıkıyor. Cassia ile ilgili şüphelerim vardı ve aslında şüphelerimde nispeten haklı çıksam da bu şekilde bir şey beklemiyordum, yazarı tebrik ederim. Yazarın dili, anlatımı vs. diğer iki kitabın tadında ilerliyor ama açıkçası kurgu, diğer ikisinin heyecanını çok vermedi desem yeri. Ayrıca Fredrik karakterini de bir hayli abartı buluyorum, niyeyse yazarın en sevdiği karaktermiş izlenimi verdi, gerçi ben de seviyorum. 😃

Bunun dışında aradığım lezzeti tam bulamasam da genel olarak güzel, hoş vakit geçirten bir kitap oldu. Puanlarken 3 ila 3,5(ortalama ile iyi) arasında kaldım. Doğrusu 3,5 üstünde bir şey vermek de zor.
(Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)

27 Kasım 2017 Pazartesi | By: YeniAy M.

Katiller Çetesi 'Izabel'



KÜNYE
Yazar J. A. Redmerski 
Yayıncı: Ephesus Yayınları
Sayfa368
Baskı Yılı: 2016
TANITIM BÜLTENİ

"Sayfaları çevirmekten kendimi alamadım. Muhteşem!"
-Kelly Mcbride-
"Izabel'i ilk kitap gibi çok sevdim. Biraz kan, biraz gözyaşı ve tabii ki bolca aksiyon."
-Devan Fox-
"Izabel'de karakterler öyle güçlü ve canlı ki onlarla vakit geçirmek insana tarifsiz bir zevk veriyor."
-Jennifer Kyle -

Onu esaretten kurtaran katiller çetesiyle karanlık bir hayat sürmeye kararlı olan Sarai, acımasız bir sadistten intikam almaya karar verir. Ama Sarai'ın pervasız halleri onu asla geri dönemeyeceği bir yola sürekler. Öte yandan Arthur Hamburg'un sağ kolu Willem Stephens da Sarai'ın peşindedir. Fakat Izabel kimliğine bürünen Sarai'ın geçmek zorunda olduğu bambaşka bir sınav vardır ve bu son sınav aynı zamanda genç kızın Victor Faust'a olan güvenini de sorgulamasına neden olacaktır. Sarai'ın devam kitabı olan Izabel okurları yine karanlık, ölümcül ve heyecan dolu bir serüvene çağırıyor.
Katiller Çetesi'ne bir sene sonra kaldığımız yerden devam ediyoruz. Sarai'yi en son Dina'nın yanında, sıradan ve sakin bir hayat sürerken bırakmıştık. Aradan geçen 8 ay sonra, Sarai, bu sıradan hayatın hiç de ona göre olmadığına karar verir. Dahası kanın tadını bir kere almış köpek balığı gibi, daha fazlasını arzulayarak yarım kalmış bir işi bitirmek için Los Angeles'a geri döner.

Elbette bu zaman zarfında Victor'dan tek bir haber dahi alamamış, en sonunda onu unuttuğuna ve umursamadığına ikna olmuştur. Yine de Sarai amacından vazgeçmeyecektir ve daha önce Victor'un vazifesi aracılığı ile tanıştığı sapkın iş adamını öldürmek için lokantasına geri döner. Lakin işler hiç de umduğu gibi gitmez.

Bundan sonraki yaşanan olaylar Sarai'nin Victor ile yeniden bir araya gelmesine ve bu Katiller Çetesi'nin içine daha fazla girmesine neden olacaktır. Elbet bir de Victor'un kardeşi 'Nikalas' sorunu var ki bu oğlanın olayını, doğrusu; başta anladım,lakin her şeyin açığa çıktığı olay öncesinde yaşananları görünce "Yok ya, öyle değilmiş herhalde." dedirtti yazar. Bu açıdan kendisi tebrik ederim, kendimden şüpheye düşürttü. :D

Aslında ilk kitabı ikinci kitaptan daha çok sevdiğimi ve daha başarılı bulduğumu söylemem gerekir; ilk kitaba 5 üzerinden 4 verirken; bu kitaba da 5 üzerinden 3,5 veriyorum. Neden tam olarak bilemiyorum(beklentim belki fazla yüksekti) ama olayların gidişatı ve karakterler arası konuşmalar bana biraz ortalama geldi; üzerinde biraz daha durulup, geliştirilseydi daha iyi olurdu. Karakterlerin konuşmasına da biraz taktığımı söylemem gerek; yani erkek karakterlerin hemen hemen hepsi de aynı tarz konuşması, sanki hepsinin aynı torbadan çıkmış gibi hava vermesine sebep olmuş; bu da karakterlerin kendilerine özgünlüklerini kaybettirmiş.  Sarai'nin kana susamışlığını da ancak son sayfalarda görüp, algılayabildim; öncesinde bana sadece intikam isteyen ve hayatı için kiralık katil olmayı seçen bir kadın portesi ötesini çizemedi. Sadece Victor'un sözleriyle kana susamışlığını 'biliyoruz' ama açıkçası 'göremiyoruz'... Sonuçta Victor da yeri geldiğinde intikam alan kiralık bir katil ama kana susamış değil. Fredirick'in deliliği bile daha iyi gösterilmiş.

Şimdilik söyleyeceğim bu kadar, inşallah 3. ve 4. kitaplar daha başarılıdır.
                                               (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)
2 Şubat 2017 Perşembe | By: YeniAy M.

Ejderha Serisi: Ejderin Ateşi

"Dişilerin zayıf olduğunu düşünen Kuzeyli bir Ejdersavaşçı ve Korkusuz bir savaşçı olan Güneyli bir dişi ejderha... "



KÜNYE
Yazar G. A. Aiken 
Yayıncı: Ephesus Yayınları
Sayfa465
Baskı Yılı: 2015
TANITIM BÜLTENİ
Rhona zorlu mücadeleler için yetiştirilmiş, savaşçı bir ailenin ilk kızı olarak şöhretini güçlükle elde etmişti. Fakat şimdi, bir dişinin sadece doğurmaya ve mağarada beklemeye yaradığını düşünen, Kuzeyli erkek ejderhaların yanında savaşmak durumunda. Ama Rhona'ya göre sadece aptallar ve deliler onu en iyi yaptığım şeyden,yani türünün düşmanlarını yok etmekten alıkoymaya çalışabilir.

Bu yüzden Rhona Vigholf'un onun için yapabileceği en akıllıca şeyin, düşman bölgesindeki ölümcül görevlerinde, onlar her şeyi tehlikeye atmışken, karşısına çıkmaması olacağını düşünüyor. Vigholf'un becerikli ya da çekici oluşu ya da Rhona'ya abayı yakması da Rhona'nın umurunda değil. Her ne kadar genç Cadwaladr, Vigholf'un onu zor durumlara sokup, görev bilincini sınayarak çok eğlendiğine inansa da, Vigholf'un öz güvenine meydan okumanın, planlarını bozmanın ve onu kendine tutsak etmenin tadına varacağı anı düşlüyor.

Annwyl ve Talaith'in çocukları ciddi bir tehlike içindeyken savaş da gelip çatmıştır. Beş yıl süren savaşın sonunda taraflar son bir karşılaşma için hazırlanırken Annwyl, savaşı kazanmasına yardım edeceğine inandığı 'İsyancı Kral'ı ikna etmek için Izzy ile birlikte ortadan kaybolmuş, Rhona ve Vigholf ise Briec ve Fearghus'tan habersiz bir şekilde onları bulmak zorundadır. Bir de çocukları öldürmek için Kara Ovalara saldıran vahşi kabileleri unutmamak lazım...

Dört kitap boyunca Fearghus ve kardeşlerinin aşkının merkezinde gelişen bir dizi olaya şahitlik ederken bu sefer Fearghus'un baba tarafından kuzeni olan Rhona ve kız kardeşi Keita'nın eşi Ragnar'ın erkek kardeşi arasındaki ilişki merkeze alınarak olaylar şekilleniyor. Diğer ilişkilerin gelişim aşamasına bakarsak bu sefer Rhona'nın diğer dişilere nazaran daha kolay lokma olduğunu ve çok direnç göstermediğini gördüm. Gerçi beş yıldır zaten birbirlerini tanıyan iki ejderin, ne gerekçe ile direnç göstermesi gerekir ki? Vigholf bu zaman boyunca zaten kıza aşıktır ve Rhona da ilgisine daha fazla direnç gösteremiyor...  Bu sefer +18 çok yoktu. Yani diğer kitaplarda oldukça kendini hissettirmiş bu cinsel havayı bu kitapta nispeten hafiflemiş gördüm. Maalesef genel olarak konunun önüne geçiyorlar ama artık savaş ciddi manada başladığı için büyük olasılık ana konuyu öne çekmeye karar vermiş yazar. Bir sonraki kitaplarda da daha çok önde olmasını ve +18'in neredeyse hiç denecek seviyede olmasını isteriz.

Beşinci kitap da güzel ve hoştu hatta bir hayli oldu bitti her şey, sıkılmadım, tempo biraz daha yüksekti... Lakin Fearghus'un kardeşlerine alıştığımdan herhalde bu sefer kuzenlere geçmesini az biraz yadırgadım. Şu ana kadar en sevdiğim Fearghus ve Briec'in ilişkisiydi... Acaba altıncı kitapta neler var. :D Eibher mi neydi mavi ejder, küçük kardeşleri, o da artık büyüdü ama Izzy ile ilişkisi ne olacak meraktayım. Kitabın sonunda öyle bir konuşma gerçekleşti ki sanki bir daha bu ikisinden bir şey olmayacak gibi sezdim ama zaten en başından beri de bir şey yoktu. Biz olmasını ummuştuk.

6. kitabı bekliyoruz Ephesus! :D



     (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)
28 Ocak 2017 Cumartesi | By: YeniAy M.

Ejderha Serisi: Ejderin Tutkusu

"Bozguncu Gwenvael ve Canavar Dagmar sizce ne kadar uyumlu olabilir?"


KÜNYE
Yazar G. A. Aiken 
Yayıncı: Ephesus Yayınları
Sayfa520
Baskı Yılı: 2013
TANITIM BÜLTENİ
Hayatımı, kanatlarımı ve üstün güzelliğimi tehlikeye atarak, yalnızca sevdiklerim uğruna, bu acımasız Kuzey Elleri’ne girdim. Ama kıymetimi bildiler mi? Hayır. ‘Yakışıklı Gwenvael, en iyimiz sensin, tüm ejderhaların en güzelisin’ dediler mi? Hayır! Ailem asırlardan beri, doğuştan gelen ihtişamım ve alçak gönüllülüğümü bir türlü kabullenemedi. Fakat ben onlar için, tabii bir de cesur ve gözü pek olduğum için, bu toprakların en kötü kâbuslarına göğüs gereceğim.

Bu yüzden şu anda bir anlaşma yapmak üzere Kuzeylilerin Canavar dedikleri kişiyi bekliyorum. Bu kişi o kadar korkulan bir yaratıktır ki, en büyük savaşçılar bile adını fısıldayarak söyler. Ama ben, Dayanılmaz ve Cesur Gwenvael, karşımdaki bu korkunç kadını… ne? Ahh… Şey, Canavar denen yaratık, yani Dagmar Reinholdt… bir kadın mı yani?

“Buraya nasıl geldik?”
“Bizi sen getirdin.”
“Ben mi getirdim? Hatırlamıyorum.”
“Ne hatırlıyorsun?”
“Seni öptüğümü.” Gwenvael sırıttı. “Kütüphane raflarının orada. Fakat lütfen söyleyin bana, Leydi Dagmar, neden yaralandım ben? Yoksa gizli arzularınızla derimi falan mı yüzmeye çalıştınız?”
“Gizli… ah. Her neyse. Son birkaç saattir hayatın cehennem gibiydi, olup biten bundan ibaret. Kaçırıldın, işkence gördün ve Sürü ejderhalarıyla savaştın.”
“Gerçekten mi?” Gwenvael başını eğdi ve sesini alçalttı. “Şimdi, savaşta yaptıklarımı gördükten sonra sana daha mı ateşli geliyorum yani? Beni mümkün olabileceğinden çok daha fazla mı arzuluyorsun? Şu anda benimle birlikte olmak için can mı atıyorsun?”
“Kes sesini, ejderha.”

Ejderha Serisinin 3. kitabıydı galiba... Vallahi sırayı karıştırdım, yalan yok. Netten şöyle baktım da 3. gözüküyor ki ben 4 sanmıştım. Doğru, 4. kitap Ejderin Büyüsü; Keita'nın aşkını konu alıyordu ve sonra böyle devam etmekte...

Evet, bu kitapta sarı ejderha olan, kadın düşkünü sapık Gwenvael ve canavar lakabı ile tanınan Dagmar ismindeki oldukça zeki bir kadının(bir derebeyinin kızıdır; kuzeyli) Annwyl'in doğacak çocuklarının güvenliği hakkında yapması gereken bir anlaşmanın tarafları olarak bir araya gelmesiyle başlıyor. Zaten 2. kitap sonunda bu  Gwenvael denen ejderin Kuzey topraklarına gittiğini görmüştük. Kardeşleri kesinlikle haklı, Dagmar bu Gwenvael denen ejder için aşırı zeki ve dahası ona çok fazla ama demek ki Dagmar da zeka seviyesi kendisinden aşağı kişileri çekici buluyor, zevk meselesi. Olabilir. :D Bakmayın Gwenvael'i yerden yere vurduğuma aslında gamsız ve düşkün görüntüsünün aksine sorumluluk sahibi ve ailesi için elinden geleni yapmaya çalışan bir ejderha.

Genel olarak kitap, diğer kitaplar gibi oldukça eğlenceli, akıcı ve kendine has güzelliği ile sizi uzaklara götürüyor. Diğerlerinin temposunda ve seviyesinde; ne bir tık aşağıda ne de yukarıda değil. +18 kısmı hala sakıncalı ve gereksiz bulduğum noktalardan biri. Kitapta Keita'nın aşkı olacak olan ejderi de göreceğiz ama oyunbozan bilgi vermeye gerek yok. :D

DİPÇE: Gwenvael isminin üzerine tıklayıp düzeltme talep edince öneri olarak sadece 'Genelev' yazması bana oldukça manidar geldi. Yani bu oğlanın tam bir seks bağımlısı ve genelevlerden çıkmayan bir ejder olduğunu düşünürsek siz de bana hak vereceksiniz. :D

Seriye devam ediyoruz efem... :)


     (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)
4 Aralık 2016 Pazar | By: YeniAy M.

Ejderha Serisi: Ejderin Arzusu


"Kudretli Briec'in kibrini aşabilecek tek kişi o idi!"



KÜNYE
Yazar G. A. Aiken 
Yayıncı: Ephesus Yayınları
Sayfa439
Baskı Yılı: 2016
TANITIM BÜLTENİ
Nolwenn cadısı Talaith için hayat hiçbir zaman kolay olmamıştı. Bir tanrıça tarafından köleliğe zorlanmış, kocası tarafından hor görülmüştü. Ve yaşadığı köydeki herkes kendisinden korkuyordu. Tam hayatının daha kötü gidemeyeceğini düşündüğü sırada, onu öldürmeye niyetli kızgın bir kalabalık tarafından, yatağından sürüklenerek çıkartılmıştı. Kimsenin hesaba katmadığı şey ise, gümüş yeleli bir ejderhanın onu kurtarmaya karar vermesiydi.


Kudretli Briec, gözleri Talaith'e değdiği anda kadının onun olacağını biliyordu. Ama Talaith'in sivri dilini hesaba katmamıştı. Niçin onun da kendisini istediği halde bunu bir türlü kabul etmediğini anlayamıyordu. Kim Briec'i istemezdi ki? O, Kudretli Briec'ti. Dişiler, geceyi kollarında geçirmek için kavga ederlerdi. Ama ona Lort Kibirli diye hitap etmekte inat eden bu ufak tefek kadın basit dünyasını altüst etmişti. Briec dikkatli hareket etmezse insan dişisi hakkında bilmediği sırlar tüm ırkına felaket getirebilirdi...

Her ne kadar serinin 2. kitabı olsa da benim okuduğum 3.kitabı. Çünkü küçük bir hata sonucu 4. kitap elime geçmişti. Neyse, sıkıntı yok. Diğer iki kitap gibi bu da oldukça akışkan ve eğlenceli bir dil ile yazılmış. Ejderha kardeşler arasındaki ilişkiler oldukça komik. Bize şiddet gibi gelen şey, onların birbirlerine sevgilerini gösteriş biçimi. Bilhassa altın ejdere sürekli vurulması ve buna her defasında 'kaza' denmesi, bir noktadan sonra kendinizin anladığı küçük bir espri gibi geliyor kulağa. 

Daha önce de söylemiştim; +18 üstü bir kitap ve hayır, şiddet içerdiğinden değil. Sakıncalı kısımları atarsak kurgu ve karakterlerin kendilerine özgünlüğü, yazara çok hoş bir artı kazandırmış. Genel olarak serinin gidişatından memnunum.

(Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)

26 Kasım 2016 Cumartesi | By: YeniAy M.

Yapboz


"Sana kendimi adayacak kadar neden sevemiyorum?"



KÜNYE
Yazar Ted Miller Brogden
Yayıncı: Sonsuz Kitap
Sayfa432
Baskı Yılı: 2015
TANITIM BÜLTENİ

Sarhoşluk halinde bile, Pilot Cape Thomas için güzel bir kadına ve kucağındaki bebeğe dair gördüğü hayâli önemsememek zordur. Ayık olduğu nadir günlerden birinde, kaçırdığı şansı bulma umuduyla üniversite yıllıkları ve sararmış mahkeme kayıtları arasında araştırma yapmaya başlar. Ama kayıt dışı bir vasiyetnâme eki, birlikte oldukları tek gecenin sıradan bir gece olmadığını ve servet üzerinde hak iddia eden dolandırıcılara
ve dolaplara alışkın zengin bir ailenin olası bir mirasçısı olabileceğini ortaya koyar. Bankerler, avukatlar, akrabalar, suçlular ve hatta Federal Havacılık Dairesi’yle yaşanan çatışmalarla birlikte, Cape yapbozun parçalarını birleştirmeye başlar...

“Muhteşem bir hikâye. Bay Brogden sayfaları ardı ardına çevirmenize sebep olan karmaşık bir hikâye anlatıyor. Bu hikâye benim havacılığa, Amerika’nın Güneyli insanlarına ve esrarengizliğe olan sevgimi ve açlığımı doyurdu. Bu kitabı tavsiye ederim.” Jim Williams

Baş rolümüz ve konunun geçtiği yer; Amerika'nın Güneyinde doğup büyümüş olan Cape ile ilgili. Caoe, çocukken ailesini kaybetmiş ve dindar bir büyükbabanın yanında yetişmiştir. Babası gibi pilot olmuş ve tüm hayatı bundan ibaret olan, kadınlara bağlanamayan bir çapkındır. Fakat bir gün hayatı 180 derece dönecek ve sadece kendine önem veren Cape, yıllar evvel sadece bir gece geçirdiği kadının tekrar peşine düşecektir. Bu süreçte de pilotumuz değişim yaşamaya başlayacaktır.

Genel olarak fena bulmadığım bir roman. Yine de ilk 150. sayfasına kadar öyle çok zevk aldığımı ve merakla sayfaları çevirdiğimi söyleyemem. Fakat sonrasında işler biraz hareketleniyor ve isminin manası yapboz gibi tüm parçaları sağdan soldan toplayıp birleştirmeyi başarabiliyor. İnsanı terk düz eden bir tarafı yok ama kurgu güzel gelişmiş. Tipik bir Amerikalının hayatını gözler önüne sermiş. Yalnız final trajik olsa da oldukça saçma ve anlamsız bulduğum bir nokta da var ki o da Bianca'nın sonu ile ilgili. Yani neden böyle bir şey yaptı ki? Tüm roman boyunca hiç de bunu yapabilecekmiş gibi bir işaret vermiyordu. Roman boyunca ister istemez Amerikanın Güneyindeki insanlar çok mu gereksiz konuşuyor? diye yorum yaptım. Zira o kadar gereksiz, uzun ve boş konuşmalar vardı ki en çok bu canımı sıktı. 

Öyle çok büyük gizemler barındırmıyor ve tahmin edilebilirliği de hayli yüksek ama elbette aklınıza gelmeyecek bazı noktalar da söz konusuydu. Lakin benim rahatsız olduğum bir nokta var. Romanın başlarında oğlanın çocukluk anısı anlatılırken dedesinin Filistinlileri aşağıladığını sezinlediğim bir yorumu var. Amerikanın güney insanlarının köleliği savunduğunu vs. düşünürsek(iç savaşta) Filistin-İsrail konusundaki bakış açısını aşağı yukarı tahmin eder gibiyim. Neyse.




    (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)
21 Kasım 2016 Pazartesi | By: YeniAy M.

Kusursuz 'Yeniden Doğuş'


"Bir sıradan olarak, Tasarımların titanlığından ailemi kurtarmam gerekiyor!"


KÜNYE
Yazar Özlem Dokuyucu
Yayıncı: Kent Kitap
Sayfa428
Baskı Yılı: 2016

TANITIM BÜLTENİ
New York Araştırma Merkezi’nden bir bilim adamı, çok sayıda “Tasarım Bebek” oluşturarak Dünya’nın bundan böyle çok daha yaşanılası, huzur ve refah dolu, her türlü hastalık ve felâketten uzak bir yer olmasını istiyor. Ama işler umduğu gibi gitmiyor.
Tasarım bebekler beklenilen cennetten çok, kâbus dolu bir Dünya kuruyorlar. İnsan nüfusunun büyük bir bölümünü yok ettikten sonra, hayatta kalanlarla birlikte Dünya üzerinde yaşanan zamanı değiştiriyorlar.
2000’li yılların Dünya’sı, artık 250 milyon yıl önceki Pangaea ve gelecekteki Dünya ile birleşiyor. Kıtalar tek bir bütün olurken, geçmişte yaşayan canlılar da yeniden gün yüzüne çıkıyor.
Peki, insanların ne yapması gerek?
Yeniden Milenyum Dünyası’na dönmek mümkün mü?
Cyra ve yanındakiler bu soruların cevabını bulmak için canla başla çalışıyorlar.

Tükenmeye yüz tutmuş insan soyunu, yeniden güçlendirmek ve egemen kılmak için her yolu deneyecekler.
Okuduğum son romanlar bana istediğim seviyede pek tatmin duygusu vermedi maalesef. Kusursuz romanı ise bir tık yukarıya çıkarak, ilginç bir evrenin kapısından geçmemi sağlıyor. Yazar, geleceğin dünyasında alternatif bir evren oluşturmuş ve bize güzel bir kurgu sunmuş. Şimdiden söylemem gerekir ki serinin ilk kitabı.

Yazarın anlatım dili, kelime zenginliği ve kurgunun gidişatı yerinde olmuş. Okurken zevk aldım ve memnun oldum. Aslında ana karakterin gizemini en başta çözdüm ama bu da çok okumanın ve yazan biri olarak, benim artım olsun artık. ;) Yine de benim için hala kızla ilgili bir gizem söz konusu ki bu ancak ikinci kitapta öğrenebileceğim bir şey.

Ufak tefek, rahatsız etmeyecek seviyede imla hataları vardı(bugün yerine bu gün yazılması ve bağlaçlardan sonra virgül kullanılması gibi.) ama dert edilecek bir şey olmasa gerek. Ne de olsa o kadar kusur, kadı kızında da olur. :) Yalnız benim şahsi tercihim ve eleştirirken dikkat ettiğim kıstaslardan biri de MİLLİ OLMAK'tır. Şimdi Türk yazar adayı olarak çıkıp da MİLLİ bir roman yerine GAYRİ MİLLİ bir roman yazarsanız, bu ben gibi bir insan için eksi puan oluyor. Roman istediği kadar dört dörtlük olsun, ben için kusurdur. Görüyorsunuz ya kimse için kusursuzluk mümkün değil(romanın ismine de uydu :D ) Benim devamlı takip edenler, demek istediğimi gayet net anlamıştır. ;)

Bilim kurgu ve distopya tarzı romanları seviyorsanız, Kusursuz'u tavsiye ederim. Bence iyi bir romandı.




   (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)
10 Kasım 2016 Perşembe | By: YeniAy M.

Hun Kartal Savaşçısı

"Bir Kartal Savaşçısının Doğumuna Şahitlik Edeceksiniz!"


KÜNYE
Yazar Ahmet Haldun Terzioğlu 
Yayıncı: Panama Yayınları
Sayfa320
Baskı Yılı: 2015
TANITIM BÜLTENİ
Atını yorma. Güçten düşmesine fırsat verme. Unutma, en yakın yoldaşın odur.
Atın yoksa sen bir hiçsin.
Yayını koru. Mutlaka yedek yay bulundur yanında.
Yayın yoksa sen bir hiçsin.
Hızını koru. Her sefer bir öncekinden daha hızlı, daha hızlı olmak zorundasın.
Hızlı değilsen sen bir hiçsin.
Yanındaki yoldaşındır. Sen ve yoldaşların birlikte güçlüsünüz.
Yoldaşın olmazsa sen bir hiçsin.
Kartal Savaşçıları, Hun ordusunun gizemli, güçlü, yiğit erleri. Erliğe soyunan her kişinin varmak istediği ufuk. Teoman Tanhu’nun töresini kurduğu, Mete Tanhu’nun sağlam temellere dayandırdığı, her zaman savaşa hazır tutulan birlik. Hun budunun en seçme erlerini barındıran savaş gücü. Yenilmez ordu. Çinlilerin ve bütün Hun yağılarının en büyük korkusu.
Kendince özel giysileri, başlıklarında taşıdıkları kartal tüyü ile diğerlerinden ayrılmaları, donanımları, pusatları, imleri olan yapı. Erleri seçkilerle belirlenen ve us almaz eğitimlerden geçen savaşçıların birliği.
“Kim istemez ki onlardan olmayı?”
Uzun zaman önce elime geçen ama ancak okumaya fırsat bulduğum bir roman. Yazarı da ben gibi Türk tarihi üzerine yazmayı seviyor, hali ile bu şekilde bir sürü romanı var. Tarihi roman severler şimdiden duyurulur. :)

Roman, Gökberk ismindeki Hun Türk'ünün (doğu hun) Kartal Savaşçısı olmak için yola düşmesini konu alıyor. Romanın akışkanlığı fena değil; tarihi bilgiler, obaların yaşam düzeni hakkında bilgiler de çok hoş ayrıntılar olarak yer alıyor diyebilirim. Güzel savaş taktikleri ile birkaç savaş sahnesi, macera seven arkadaşlar için eğlenceli olacaktır.

Araştırınca bu Kartal Savaşçısı olayının gerçek olduğunu gördüm. Aslında tarihte geriye gittikçe Türk Devletleri hakkında bilgimin de azaldığını gördüm. Bu açığı en kısa sürede kapatmam gerek, zira çok güzel ayrıntılar söz konusu tarihte. Yazar, romanda eski kelimeleri de kullanmış ki ben gibi biri için bu, romanın en güzel kısmı. Eski Türkçe kelimeleri öğrenmeyi seviyorum ve elbette kitaplarımda kullanmayı da.

Tekrar romana dönersek, sıkıcılıktan uzak ama öyle heyecan seviyesi çok yüksekte olmadığını söylemem gerekir. Düz ve yüzeysel bir kurgu var karşımızda. Anlatım tarzı ağır değildi ama nasıl anlatayım, bilemedim; dağınık bir tarzı var desem, demek istediğimi tam ifade etmiş olamam galiba ama şimdilik kullanacağım kelime bu; dağınık, karışık... Elbette anlatım tarzı, yazarların kendi tercihidir ve kimse buna laf edemez. Ha kimi okuyucunun tercihi başkadır, orası ayrı. Bunun dışında bir çok imla hatası ve devrik cümle de tespit ettim. Bu üç şey birleşince romanın akıntısını sekteye uğratıyor. Aslında imlaya çok takmam ama bazı şeyler birleşince rahatsızlık veriyor. Yani AMA ve Kİ bağlaçtır ve virgül kullanılmaz ama her defasında kullanmış desem, yanlış olmaz. Bunda da iş editöre düşüyor aslında, yazara değil. Yazarların imlası kötü olabilir de editör ne iş yapar? Hep onlara kızıyorum bu konuda, malum. :)

Yine 3 ila 3,5 arasında kaldığım bir tarihi roman oldu(şu son okuduklarımda hep böyle oluyor.).



 (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)
28 Ekim 2016 Cuma | By: YeniAy M.

Yeni Puanlama Cetveli

Selamünaleyküm,

Biraz geç oldu ama olsun. İşte; bundan sonra 5 üzerinden puanlar iken buçuklu puanlar da vereceğim puan tablomuz. Böylesi daha uygun oldu sanırım? Zira öbür türlü atıyorum; 3 desem az 4 desem çok, dediğim durumlara düşüyordum. Böyle sorun kalmadı. Bu cetveli de beyazperde.com'un eleştirmenlerinden yürüttüm. Helal edin canlar. :D




26 Ekim 2016 Çarşamba | By: YeniAy M.

Sultan I. Kılıç Arslan


"Bir Selçuklu Sultan'ının Mücadelesi"


KÜNYE
Yazar Hasan Bayraktar
Yayıncı: Nesil Yayınları
Sayfa240
Baskı Yılı: 2015
TANITIM BÜLTENİ
İsmi bilinen, ancak yaptıkları, yapmaya çalıştıkları, büyük idealleri tarihin karanlık sayfalarında kaybolmuş bir sultan: I. Kılıç Arslan. Melikşah'ın vefatıyla İsfahan'dan yola çıkarak Anadolu'da babası Kutalmışoğlu Süleyman Şah'ın tahtına geçen I. Kılıç Arslan, ömrü boyunca Haçlı orduları ile savaşmıştır. Haçlıları bozguna uğratan Kılıç Arslan'ın serüveni sizi Anadolu Selçuklu Devleti'nin büyük idealleriyle yüzleştirecek... Sultan I. Kılıç Arslan, Anadolu'yu ele geçirmek üzere sel gibi akıp gelen Haçlılara ve Bizans'a meydan okuyuşun romanı.
Bu aralar elimdeki ne kadar tarih romanı varsa bitirmeye karar vermiş gibi hissediyorum. Hazır Didiriliş 'Ertuğrul'un 3. ve son yılı da bu akşam başlarken size Anadolu Selçuklularının kurucusu olan Süleyman Şah'ın oğlu ve devletin 2. sultanı 1. Kılıç Arslan'ın hayat hikayesini konu alan bu romanı yorumlayayım.

Kitap bizi 1. Haçlı Dönemlerinin olduğu 1080-90'lı yıllara götürüyor. Elbette haçlı seferleri öncesinde Sultanın daha bir melik(yani şehzade-tigin) iken amcası tarafından Büyük Selçuklu Devletinin başkentinde esir hayatını okuyarak olaya giriyoruz. Ondan sonra da esirlikten kurutulup, kardeşleri ile babasının kurduğu Türkiye Selçukluları olarak da bilinen Anadolu Selçuklu Devletine dönüp, tahta oturmasını ve hem iç hem de dış mücadelelerine tanıklık ediyoruz. Muhakkak ki roman, tarihten ilham alınarak kurgulanmış ama burada amaç, kurgu ile de olsa sultanın yaşamını -kısmen de olsa- okuyucuya sunmak.

Yazar, o dönemin iç çalkantılarını, siyasi mücadeleleri güzelce bizlere anlatmış. Kurgu da olsa kitapta geçen olaylar, gerçek tarih ile paralellik gösterdiği için biz de bilgi edinmiş oluyoruz. Anlatım tarzı fena değil; ağır olmaktan uzak, akışkan diyebileceğim bir tarzı var. Tarih seviyorsanız okurken sıkılmazsınız. Okurken kendimi o dönemlerde hissettirmeyi başardı yazar.

Fakat...

Karalp karakterinin evlendiği aşık olduğu kadın ile olan ilişkisi ağzımıza bal çalınsın, tat versin diye eklenmiş bir kurgu ama zaman atlamaları ve ana olaylara odaklanmaları yüzünden ikisinin ilişkisi havada asılı kalmış. Yani balı ağzımıza çalmış, gerisini vermemiş. Hiç böyle bir ekleme olmasaydı da olurmuş; gereksiz olmuş. Kızın babasına ne oldu misal? Bir iki gere göründü, kayboldu. Karakterler boşa kullanılmış, unutulmuş gitmiş havası vermiş oldu. Olaylar düz ve yüzeysel; sabit bir çizgide ilerlediği için zaman zaman sıkıcı gelmedi değil. Aslında tarih romanlarındaki sorunlardan biri de budur. Sonunu biliyoruz.... Hal böyle olunca 'sonu ne olacak?' şeklinde değil de 'o sona nasıl gelinecek?' sorusunu sordurması gerekir yazarların. Kitap, bu ikisi sorudan da mahrum olduğu için heyecan vermiyor ve düz bir çizgide ilerliyor. Yine de dediğim gibi genel olarak sıkıcı bir roman değildi. Bir günde okudum, bitirdim. Hatta dün  yarım günümü romana ayırdım. Ancak yorulunca bıraktım da kalan az buçuk sayfayı ertesi gün bitirdim.

Bir de ufak tefek devrik cümleler ve imla hataları ile karşılaştım ama öyle çok ciddi boyutlarda olmadığı için rahatsızlık hissetmedim. Genel olarak bir önceki İskit romanı gibi 3 ila 3,5 arasında kaldığım bir kitap oldu. Ağırlığım yine 3,5'dan yana.




(Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)
24 Ekim 2016 Pazartesi | By: YeniAy M.

İskit





"Hikayeci Od'un maceralarına davet ediliyorsunuz."


KÜNYE
Yazar Murat Başekim
Yayıncı: Hyperion Kitap
Sayfa366
Baskı Yılı: 2014
TANITIM BÜLTENİ
Burada öleceğim, dedi karla kaplı Bozkıra bakarak…

İki bin beş yüz yıl sonra, taş obalarda yaşayan, uzun ömürlü, hiç üşümeyen, dişleri sapasağlam adamlar ve kadınlar, soğuk kemiklerimi çıkaracak. Bakıp inceleyecek. Bu beyaz düzlüklerde dondurulmuş hikayemi okuyacak. Hiçbiri asıl tarihçemi anlamayacak. Savaşımı, aşkımı, Tunç zırhlı düşmanıma ve sevdiğim kadına gönderdiğim Ayrılık Atışını… 
“Sakının Kuzeyden gelen o kavimden:

Zalim, insafsız, deniz gibi kükreyen,

Yay çekip, mızrak salıp, at binip, ordu olup,

Sadaklarının açık mezarından

Savaş getirenlerden…”

_Peygamber YEREMYA   
Emin değilim ama sanırım ya bu sene başlarında ya da geçen senenin ikinci yarısında kitap elime geçmişti. Bizzat yazarından imzalı, sağ olsun. Ayrıca kitap, bir edebiyat derneğinden de ödüllü idi yanlış hatırlamıyorsam.

Konu, Od isminde hikaye anlatma yeteneği, savaşma yeteneğinden daha gelişkin olan bir İskit'in yaşamını konu alıyor. Od, oldukça korkar bir insandır ve savaşmak-hayatta kalmak namına ne yapması gerektiğini hakkı ile bilen biri değildir. O, daha çok hikayeler uydurmayı ve anlatmayı sever... Bu yönü ile roman yazan insanlara benziyor aslında. İçinde yazma aşkı taşıyanlar bilir; yazmazsanız eğer o ateş sizi bir süre sonra rahatsız eder. Nefes almak gibidir yazma isteği. Od da işte böyle bir kişi ama yaşadığı toplum, buna müsait bir toplum değildir. Kabul görmek için onlar gibi olmak, yaşamak ve davranmak zorundadır. Tüm kitap boyunca karakterin; Hikayeci Od ve İskit Od arasındaki iç çatışmayı görüyoruz. Kitabın sonunda da -biraz allak bullak oldum doğrusu; yanlış anlamadım herhalde?- kazanan 'ateş' oluyor, diyelim. :P

Kitap, gerek geçtiği dönem gerekse toplulukların gelenek göreneklerini(doğru veya yanlış; bu kısmı tartışmıyorum.) ayrıntılı bir şekilde gözler önüne sererek anlatması; betimlemeleri ve cümleleri kullanışı, kelime zenginliği oldukça yerinde. Aslında 'benzetme sanatıyla anlatım' tarzını biraz aşırıya kaçırdığını düşündüm. Okurken bu durum sıktı ama şimdi fark ettim ki aslında yazar, Od'un kafasının içindeki HİKAYECİ'nin ağzı ile yazmış. Hali ile kitabın büyük kısmı benzetme sanatı ile betimlenmiş. Çünkü bir hikayecinin en büyük silahı budur. ;)

Kurgu, genel olarak güzel; farklı bir tat veriyor ama öyle çok heyecan verici değil. Adrenalin seviyesini yükseltmiyor yani. İlk 77 sayfaya kadar sıkılabilirsiniz bile. Lakin kendinizi kasıp 100 sayfayı geçin. Sonrasında tat vermeye başlıyor roman. Şaşırdığım bir nokta falan da olmadı. Genelde romanların beni şaşırtmasını beklerim ama bu, yazarların tercihine kalmış şeyler tabi. Od ismini duyunca, karakterin Odin'e dönüşeceğini falan sandım, çünkü tek gözü kapalı idi ama alakası yokmuş. :) O da zaten As halkından çıkma biri. Yani düşünmem gerekirdi bunu. :D

Olumsuz kısmı da yok değil. Öncelikle, imlası iyi olmayan benim bile dikkatimi çekip rahatsız verecek derecede bol bol imla hatası vardı. Virgüller, noktalı virgüller vs. doğru yerlerde kullanılmamış. Ayrıca cins ve özel isimlerin ayrımı gereği bir ismin büyük harfle mi küçük harfle mi başlaması gerektiğini umursamadan BOZKIR ismi gibi bazı CİNS isimleri hep büyük harfle başlatmış. Oysa bozkır dediğimiz şey sürüsüne bereket bu alemde; küçük harfle yazılmalı. Bunun dışında yine bol bol devrik cümleler vardı; öznenin başta, yüklemin sonda olması gerektiği kuralına çok riayet edilmemiş maalesef. Bu ve benzeri imla ve dil bilgisi hataları beni aşırı rahatsız etti. Yazarın, sonraki kitaplarında azami derecede dikkat etmesi gerekir. Zira okurken hikaye ile olan bağı sekteye uğratıyor ve akışkanlığı bozuyor(Takip eden bilir; imla konularında suçu hep editörlere atarım. Sonuçta onların işi bunlara bakmak. Bunu dahi yapmıyor iseler o kitaba isimlerini yazmanın manası ne ola ki? ).

DİPÇE: Bir de cidden merak ettim; bir kızın götünü açıp bir erkeğin üzerine işemesi nasıl bir olaydır? Erkeğin buna izin vermesi ayrı bir olaydı. Çok saçma bir şeydi.

Puanlarken 3 ila 3,5 arasında kaldım. Çünkü yukarıda bahsettiğim olumsuzluklar çok fazla canımı sıktı. Yani ödüllü bir kitaba yaraşır bir şey değil. Onları göz ardı ederek değerlendirmeye çalıştığımda 3,5 veriyorum. Yani 3 ila 3,5 arası diyelim.


  (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)
17 Ekim 2016 Pazartesi | By: YeniAy M.

Ejderha Serisi - Ejderin Büyüsü

"Özgür olmayı seven Keita ve Yıldırım Ejderi Kurnaz Ragnar; diğer yandan Diyar'a yaklaşayan tehlike... Ejder ailesinin maceraları devam ediyor ve hız keseceğe benzemiyor."



KÜNYE
Yazar G. A. Aiken 
Yayıncı: Ephesus Yayınları
Sayfa445
Baskı Yılı: 2014
TANITIM BÜLTENİ
Bana baktığınızda ne gördüğünüzü biliyorum. Dünyanın en güçlü iki ejderha soyundan doğan, çekici ve tatlı dilli bir kadın. Bu durum, bana ilgi duyan herhangi birini kuyruk mesafesinde tutabilmem için, en sağlam savaş zırhlarından bile daha güçlü bir kalkan yaratıyordu. Ta ki onunla karşılaşana dek. Issız Kuzey Elleri'nden gelen savaşçı, büyücü ve barbar savaş beyi, Kurnaz Ragnar. Ragnar ondan öncekilerin aksine, parmak ısırtan çekiciliğim ve çarpıcı gülümsememe teslim olmayı reddediyor. Yavan, faydasız ve her ne kadar cinlerimi tepeme çıkarsa da, aptal biri olduğumu düşünüyor ve beni başından savmaya çalışıyor. Ama ben hiçbir erkeğin beni görmezden gelmesine izin vermeyeceğim. Ona insafsızca sataşmam, işkence etmem ve en sonunda, yani tuzağım tamamlandığında, onu dizlerinin üzerine çöktürmem için beni tahrik etmekten çekinmeyen şu Kurnaz Ragnar, pek yakında değerimin, yeteneklerimin ve güçlü irademin farkına varacak. Hem de zor yoldan.

Kitap dostum serinin kitaplarını göndermeye devam ediyor. Fakat sanırım ilk kitaptan sonra küçük bir hata yapıp son kitabı göndermiş ve ben, diğer kitapların gelmesini bekleyebilecek kadar sabırlı hissetmiyorum. Bu yüzden elimdeki kitap biter bitmez hemen bu kitaba geçtim. Zaten Gölge Varlıklar Serisi gibi; Fearghus ve kardeşleri için birer kitap şeklinde yazılmış. Yani her bir kitap, kendilerine özel bir macerayı konu alıyor ama önceki kitaplarda okuduğumuz karakterler ve olayları ile de dirsek temaslı gidiyor. İç içeler yani. Yine de öyle büyük bir kopukluk yaşamadım. Sadece -doğal olarak- tanımadığım birkaç karakter seriye dahil olmuş ama bağlantıyı kurmak da zor değil. Bu yüzden son kitabı okumak bende sorun olmadı.

Ejderin Büyüsü(4.kitap) ilk kitaba göre daha hareketli ve diğer karakterlerin de işin içinde olduğu dolu dolu maceraların yaşandığı bir roman olmuş. Karakterlerin birbirleri ile olan ilişkisi hoş bir mizahi yön katmış ve elbette ki kendilerine ait özgün kişilikleri de çok güzel bir artı. Şahsen bu Fearghus ve ailesini ve de dahi eşlerini çok sevdim. Yazar, oldukça güzel bir evren kurgulamış ve sırıtan tek bir yanı dahi yok.

Sekiz kitaplık Ejderha Serisinin şu ana dek 5 tanesi çevrilmiş vaziyette. Darısı diğer kitapların da başına. Seri yarım kalmamalı, değil mi? :)

DİPÇE: Sonunda gönlüme göre bir kitap puanlama cetveli buldum ve aşırıp kullanmaya başladım. Nasıl? Bu şekilde artık buçuklu puanları da daha kolay vereceğim. Yakında puan cetvelini güncellerim. :)

(Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)

14 Ekim 2016 Cuma | By: YeniAy M.

Yerebatan Sarnıcın Sırrı



"Yerebatan Sarnıcı, sırlarını sizin için açıklıyor."


KÜNYE
Yazar Vahit Taha Kurutlu 
Yayıncı: Kent Kitap
Sayfa204
Baskı Yılı: 2014
TANITIM BÜLTENİ
* Yerebatan sarnıcının yanından geçerken sarnıcın büyük bir sırra ev sahipliği yaptığını hiç düşündünüz mü?
* Medusanın hikayesini dinlediniz mi?
* Sarnıcın Medusadan başka hangi hikayelerin ortasında durduğunu biliyor musunuz?
* Osmanlı döneminde aşk ve cinayet sarmalının arasında kalan Yerebatan Sarnıcının saraya uzanan gizli yollarıyla ilgili neler duydunuz?
* Merak etmiyor musunuz?
* Sarnıcın sırrı Yerebatanda...
1640 yılında Osmanlı tahtında Sultan İbrahim vardır. İstanbul da işlenen bir dizi cinayet üç sadrazamı başından etmiştir. Peki, bu cinayetleri kim işlemektedir? Mitos Efendi sarayın Harem odalarına nasıl girmiştir? Cinci Hüseyin in yıllarca Yerebatan da aradığı esrarengiz sır neydi? Büyük bir pişmanlık ve sırlı bir aşk cinayeti. Yerebatan büyük bir sırrın romanı...
Uzun zamandır elimde olan bir romandı. Yazardan ismime imzalı olduğunu da yazayım da az hava atayım. :)

Sürekli tarihi roman yazmaktan tarihi roman okumaktan sıkılmıştım (bunda birazcık da olsa okuduğum kötü bir iki tarihi romanın da katkısı var tabi.). Bu yüzden bu roman da uzun süre bekleyenler listesindeydi. Geçen akşam sonunda kitabı elime aldım ve okumaya başladım.

Hikayemiz, Kösem Sultan'ın oğlu İbrahim'in tahta oturması ile başlıyor. Bir tarafta padişah, Hüseyin(cinci hoca) Efendi, yeniçeri isyanları ve vezirler arasında olaylar olurken; diğer tarafta da Ahmet isimli bir gencin çevresinde ayrı bir olay cereyan ediyor ve kitabın sonlarında her birinin kaderi birbirine bağlanıyor. Zaten Ahmet ve Hüseyin Efendinin evvelden tanışıklığı da vardı. Elbette bir de Yerebatan sarnıcı ile ilgili oldukça ilginç bir hikayemiz var. Bu kısımda her birini birbirine bağlayan halatlardan biri zaten.

Kitap, o dönemin Osmanlı yaşantısını -doğru veya yanlış- gözlerimizin önüne seriyor. Doğrusu oldukça güzel bir şekilde işlenmiş, olaylar örgüsü birbirine ustaca bağlanmış bir eser var elimizde. Yazarın anlatım tarzı hiç sıkmıyor ve o dönemin havasını konuşmalarıyla olsun betimlemeleriyle olsun güzelce yansıtmış. Hatta anlatım tarzını oldukça farklı bile buldum. Üzerinde emek harcandığı belli olan ve takdir edilmesi gereken bir kitap. Zaten hikaye uzatılmadığı için insanı sıkmıyor; her şey tadında olup bitiyor ve sonuca bağlıyor. Yazarın zengin dili de okumayı kamçılıyor.

Okurken puanlama konusunda da iki arada bir derede kaldığım bir roman oldu. Heyecanı tavanlarda gezen ve insanı çok da meraklar içinde bırakan bir roman değildi ama yukarıda bahsettiğim sebepler yüzünden beğendiğim kısımları da az değil. 24 saatte bitirdiğim bir roman oldu. Yani sıkmadı da. Bu yüzden zor puanladığımı söylemem lazım.

Puan cetvelinde buçuklu görsellerim olmadığı için bu sefer yazı ile puanımı vereceğim(sanırım görselleri yenilemem lazım. :D ).

Kitap Puanı: 3,5
  (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)