tarihi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tarihi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
15 Şubat 2018 Perşembe | By: YeniAy M.

Arzın Kapısı Kudüs - Mescid-i Aksa



KÜNYE

Yazar: Talha Uğurluel 
Yayıncı: Timaş Yayınları
Sayfa: 344
Baskı Yılı: 2016 

TANITIM BÜLTENİ
Kitapları, televizyon programları ve geileriyle binlerce insanı keyifli bir tarih yolculuğuna çıkaran Talha Uğurluel anlatıyor.
Arzın Kapısı Kudüs ilk defa kullanılan fotoğraflar ve şehir haritasıyla sizi şehrin damarlarında gezdiriyor, tam bir görsel şölen sunuyor.
Kudüs… Dünyada hiçbir şehir dinler tarihi açısından Kudüs'le yarışamaz. Üç semavi dinin de bu beldeyi aziz tuttuğunu, onun için mücadele ettiğini biliyoruz.
Ya bilmediklerimiz… Anlatılmayanlar… Görülmeyenler…


İsrailoğullarını Kudüs'e taşıyan peygamber kimdi? Hz. Musa Kudüs'ü görmüş müydü?

Hz. Süleyman'ın kabri nerede?

Mardinli Artuk Bey'in Kudüs'te ne işi vardı? Kudüs Türk hâkimiyetinde neler yaşadı?

Selahaddin Eyyubi'nin Kadınlar Mescidi geçmişte Tapınak Şövalyeleri'nin yönetim merkezi miydi?

Osmanlı'yı arkadan vuran Şerif Hüseyin ve oğullarının akıbeti ne oldu?

Hitler, Yahudi sürgünü fikrini Roma İmparatoru Hadrian'dan almış olabilir miydi?

Filistin devletinin temellerini atan, Çanakkale gazisi Muhammed Emin el-Hüseyni Türkiye'ye neden kaçak girmek zorunda kaldı?
Bu kitabı okuduğunuzda Taht-ı Süleyman'dan Antonia Kulesi'ne, Mescid-i Aksa'dan Kubbetü's-Sahra'ya birçok mekânı görmüş gibi olacaksınız.

 Kudüs, İslam'ın kanayan yaralarında biridir; lakin Türkiye ve Türk insanı olarak Kudüs ve tarihi hakkında ne kadar bilgi sahibiyiz? Çevremde Kudüs'ün Filistinlilerin sorunu olduğunu ve başlarına geleni hak ettiklerini dillendiren bazı tanıdıklarım var; gerçekten haklılar mı? Kudüs sadece Filistinlilerin sorunu, sadece Filistinlilere ait bir yer mi? Bir Türk olarak orada hiç hakkım, emeğim ve izim yok mu?

Bu kitabı okuyana kadar bu yukarıdaki sorulara cevap veremezdim. Bir Müslüman olarak bu kutsal şehre sahip çıkılması gerektiğinin bilincindeydim elbette ama bir Türk olarak da sahip çıkmam gerektiğini, Arzın Kapısı Kudüs - Mescid-i Aksa kitabını okuyarak anladım. Zira Büyük Selçuklu'dan Artuklulara; Memluklerden Osmanlı'ya kadar bir çok Türk-İslam Devleti bu kadim-kutsal şehre sahip çıkmış, korumuş, muhafaza etmiş ve dahası eserleri ile burayı donatmıştır.   

Büyük Selçuklu komutanı Atsız Bey tarafından fethedilen Kudüs şehrine Mardinli Artuk Bey muhafaza etmiş ve mezarı hala oradadır; Kudüs'te Mardinliler ismiyle anılan bir mahalle bile var. Sultan Melikşah'ın kardeşi Tutuş'un Mescid-i Aksa'yı onardıktan sonra Zekeriya Mihrabına kondurduğu kitabesi bugün üzeri kapatılmış vaziyette yeniden gün yüzüne çıkmayı beklemekte. Peki, niye kapalı? İngilizlerin şehri işgal eder etmez yaptıkları ilk üç şeyden üçüncüsü bu olmuştur, zira Türklerin buradaki varlığını silmeleri ve unutturmaları elzemdir. Maalesef başarılı olmuşlar ve bugün biz bile Kudüs'teki varlığımızı unutmuşuz.

Hatta Dulkadiroğulları bile bu kutsal şehre izini bırakmıştır. Memluklu Sultanların ve Osmanlı Sultanlarının eserlerinden bahsetmiyorum bile. Mescid-i Aksa Camisinin ünlü minberini bilirsiniz? Bizzat Nurettin Mahmut Zengi tarafından yaptırılmıştır ve hayali, Kudüs'ü Haçlı işgalinden kurtarıp minberi de yerine fethin simgesi olarak yerleştirmektir ama ömrü buna yetmemiştir. Lakin minberi,  vasiyeti olarak ileride onun adına ait olduğu yerine koyacak biri vardır. Peki, kimdir bu kişi? Selaheddin Eyyubi. Nurettin Mahmut Zengi kimdir? derseniz onu da söyleyelim. Kendisi Büyük Selçuklu Atabeyi'dir ve Selaheddin Eyubi'yi yetiştiren, eğiten zattır ta kendisidir.

Sizi bilmem ama Kudüs, unutulacak ve tek başına kaderine terk edilecek bir şehir değil; bir simge ve bir emanetten bahsediyoruz; hakkını vermemiz gereken bir emanet. Birilerinin söylediği gibi bizi alakadar etmeyen, bizim işimizin olmadığı bir yer değil. Ecdadımızın kanını hatta ve hatta mezarlarının, eserlerinin olduğu bu şehri unutmayacağız ve unutturmayacağız. İnşallah ecdadımızın bir zamanlar yaptığı gibi Kudüs, özgürlüğüne kavuşturacağız. Allah yar ve yardımcımız olsun.

DİPÇE: İşin güzel yanı bu kitabı bitirdikten sonra Talha Hoca'nın Antalya'ya bu konu üzerine konferansa geleceğini öğrenmiş olmam oldu. Kendisi ilk defa canlı bir şekilde görüp dinleme imkanı buldum hamdolsun. Oldukça da güzel ve verimli bir konferans oldu, Talha hocamıza teşekkür ederiz. :)

Konferanstan bazı konuları videoya aldım. Yazar sayfamdaki videolar kısmından erişebilirsiniz. 

Talha Hocanın yorumlanan diğer kitapları.

Talha Uğurluel: Osmanlı'nın Şifreleri
Talha Uğurluel: Selçuklu'nun Şifreleri
Talha Uğurluel: Tarih Tıbbı Konuşturdu - 1(*)
Talha Uğurluel: Tarih Tıbbı Konuşturdu - 2 (*)
Talha Uğurluel: Dünyaya Hükmeden Sultan: Kanuni(*)
Talha Uğurluel: Dünyaya Hükmeden Sultan-2: Kanuni'nin Akıl Oyunları(*)
Talha Uğurluel: Çanakkale Savaşları ve Gezi Rehberi
Talha Uğurluel: Bir Dehanın İzleri '2. Abdülhamid Han'
Talha Uğurluel: Taşlar Yerine Oturdu


(İnternet fiyatları, sitelere göre farklılık gösterebilir.)




10 Şubat 2018 Cumartesi | By: YeniAy M.

Harp Sanatı Muallimi Fatih Sultan Mehmed



KÜNYE

Yazar: Namık Kemal
Yayıncı:  Nesil Yayınları
Sayfa: 128
Baskı Yılı: 2016
TANITIM BÜLTENİ
Namık Kemal, Tanzimat Döneminde düşünce, sanat ve siyaset alanlarında oldukça önemli bir konuma sahiptir. Namık Kemalin bu dönemde yapmış olduğu çalışmalar ve vermiş olduğu eserler Türk edebi ve fikir dünyasına yeni boyutlar kazandırmıştır.

Namık Kemalin kaleme aldığı önemli eserleri arasında, Fatih Sultan Mehmed Döneminin siyasi tarihini irdelediği ve nihayetinde nitelikli bir Fatih Sultan Mehmed okuması sağlayan çalışması da yer alıyor.
Bir Harp Muallimi Fatih Sultan Mehmed kitabında:
II. Mehmedin şehzadeliği sırasındaki eğitim süreci,
Sahip olduğu ince zekâsı,
Tahta çıkış süreci,
Fatihi fatih eden hâllerinin inceliği,
Fatihin İstanbula niyet etmesi ve bunu başarmak için bütün imkânlarını seferber etmesi,
Harp sanatında bir deha olduğunu ispat edercesine İstanbulun fethi esnasında geliştirdiği askerî icatları değerlendirilip aktarılıyor. Aynı zamanda Namık Kemal bu eserinde şehzade katli konusuna değinmeden geçmiyor.
Nitelikli bir Fatih Sultan Mehmed okuması sizi bekliyor...

Namık Kemal'in tarihi kitaplar yazdığını bilmezdim. Onu daha çok şair yönüyle tanıyoruz. Sanırım kitaplarından birinde Fatih, Yavuz ve Kanuni üzerine yazılar yazmış; bu kitap da bahsi geçen kitabın içeriğinden Fatih ile ilgili yazılanların sadeleştirilmiş hali.

Kitabı okurken Namık Kemal'in tam bir Fatih hayranı olduğunu görmemek mümkün değil; onun zekasına ve savaş becerilerine duyduğu hayranlığı okudukça siz de göreceksiniz. Elbette kendisi bir tarihçi olmadığı için verdiği tarihi bilgilerin ne denli doğru olduğuna dair şüphe ile yaklaşılabilir ama genel öğrendiğimiz şeyler ile uyuştuğu için bir çok yazdığı şeye doğru gözü ile bakmakta beis yok. Ayrıca olaylar üzerinde tespit ve düşünceleri de dikkate değer.

Genel olarak kitabı beğendim; Fatih'in savaş becerisi ve fetihleri üzerine kısa bir tarih özeti geçmiş Namık Kemal. Açıkçası biz onu İstanbul'u fethettiği için Fatih olarak anıyoruz sanıyoruz ama aslında ismini gerçekten hak ettiğini bu kitabı okuyarak da anlayacaksınız; 2. Mehmet Han gerçekten de bir fatih!  Hem fatih hem mucit! İstanbul fethi için icat ettiği Şahi topları onun son eserleri diye düşünüyorsanız bir kez daha düşünün. Okunmasında fayda bulduğum güzel bir çalışma olmuş.


(İnternet fiyatları, sitelere göre farklılık gösterebilir.)

24 Ocak 2018 Çarşamba | By: YeniAy M.

Ortaçağ Türk Devletlerinde Suç ve Ceza


KÜNYE

Yazar: Cüneyt Kanat
Yayıncı:  Küre Yayınları
Sayfa: 280
Baskı Yılı: 2017 
TANITIM BÜLTENİ
İnsanlık tarihinin başlangıcından beri suçun olduğu her yerde mutlaka ceza da olmuştur. Cezalar pek çok uygarlıkta uzun tecrübelerle, ve zaman içerisinde ortaya çıkan yasaya da yasaklarla düzenlenmeye çalışılmıştır. Bazı dönemlerde cezalandırma yöntemleri işkence ve azap çektirme adı altında bir meslek, hatta sayısı hiç de az olmayan bazı sadist yöneticilerin desteği ile sanat olarak algılanabilmiştir. Ortaçağ Türk. Devletlerinde, suç ve ceza konusunda Türkçe yazılanlar oldukça sınırlıdır. Bu konuda Avrupa’da yazılmış çeşitli çalışmalarda da Türk tarihinin herhangi bir dönemine ait örneklere yer verilmemiştir. Ortaçağ Türk devletlerinde suç ve ceza, ihmal edildiğini ve ayrıntılı bir şekilde incelenmesi gerektiğini düşündüğümüz bu alana dikkat çekmek ve giriş yapmak üzere yazılmış bir eserdir.
Bu kitabı okuyana kadar Türklerin işkence yöntemlerinin pek gelişkin olduğunu düşünmezdim; hatta bizim işkence yöntemimizin öldüresiye adam dövmek ve yaralı ayakları keçiye yalatmak gibi basit yöntemlerden ibaret olduğunu düşünürdüm. Meğer batılılar kadar olmasa da bizde de değişik yöntemler varmış.

Keza cezalandırma yöntemleri bile zaten başlı başına işkence yöntemleri gibi; bazıları gerçekten çok ama çok acımasızca. Misal canlı canlı derinin yüzülmesi ve deriye saman doldurup kukla gibi sokaklarda gezdirmek Game of Thrones'daki Bolton'ları anımsattı(gerçi onlar bile sadece deriyi yüzüyordu.). Diğer yöntemlerden biri ise ki şiddetle ayıpladığım ve adaletsizliğin dibine vurduğunu söyleyebileceğim Timur'un yöntemlerinden biri; Timur, cezalandırmak istediği bazı şehir/kale ahalisinin çocuklarını, atların altında -pıhtıya dönüşene kadar- ezdirirmiş. (Elbette söz konusu tarih ise eylemleri o dönemin şartlarına göre yorumlamak gerek ama bu cezalandırma yöntemi ve benzerlerinin her çağda kabul edilemez ve elle tutulamaz bir yanı olduğu herkesçe aşikardır.)

Kitabın içeriğindeki suç ve ceza, İslam dönemindeki Türk Devletlerinin ÖRFİ yani GELENEK/TÖRE hukukuna göre hazırlanmış. Ağırlıkta da Timur ve Memluk Devletlerinden örnekler ve bazı Anadolu Beyliklerinden örnekler verilmiş; her ne kadar Osmanlı Devleti de çift hukuk düzeniyle yönetilse de bu kitabın konusu dışında. Zaten yazar da Timur ve Memluk dönemleri üzerinde hakim biri. Bilhassa Timur konusu hakkında bilgi edinmek isterseniz, yanlışım yoksa, Öteki Gündem programına da zamanında katılmıştı.

Genel olarak - bazı bilgilere şüpheyle yaklaşsam da- bilgilendirici ve güzel bulduğum bir kitaptı. Eğer konu ilginizi çekiyor ise tavsiye ederim. Kitap boyunca her bir olay için başlıklar ve tarihte yaşanmış olaylar şeklinde bilgiler verildiği için de cezalandırma bilgisi dışında yer yer devletlerin yaşadığı bazı olay ve nedenler hakkında da minik bilgiler edinmiş oluyoruz. Hocamıza emekleri için teşekkür ederiz.

Eski Türklerdeki SUÇ ve CEZA hakkında da bilgi edinmek isterseniz; Ankara Üniversitesi'nin şu makalesini okuyabilirsiniz. Makale dediğime bakmayın 50 sayfalık minik bir kitap/dergi demek daha doğru. 😆



(İnternet fiyatları, sitelere göre farklılık gösterebilir.)


20 Kasım 2017 Pazartesi | By: YeniAy M.

Türklerin Faziletleri



KÜNYE

Yazar: Cahiz
Yayıncı: Yeditepe Yayınları
Sayfa: 168
Baskı Yılı: 2017 

TANITIM BÜLTENİ

770-869 yılları arasında yaşayan ünlü Arap edibi, düşünürü Câhiz tarafından yazılan bu kitap, Türk tarihinin en değerli, en eski kaynaklarındandır. Kitapta ünlü Arap, İslam büyüklerinin, kumandanlarının, kitabın yazarının Türklerin askerlikteki kabiliyetleri, ahlakları, fiziki özellikleri hakkındaki gözlemleri, intibaları anlatılır.
Kitap 840 yılı civarında Abbasi halifesi Mutasım zamanında yazılmış, sonra başına ilave bir bölüm yazılarak büyük Türk kumandanı, ilim adamı Feth b. Hakan’a (ö.861) takdim edilmiştir. Câhiz gibi kültürlü, mütecessis bir yazarın kaleminden çıkmıştır. Kitabın tercüme metninin başına Câhiz’in hayatı, Câhiz’e kadar İslam dünyasında Türkler hakkında geniş bir giriş, sonuna Câhiz’in diğer eserlerinden bazı pasajların çok gerekli anlamları verilmiştir.
Sanırım kitabın ismini izlediğim bir programda duymuş; bakıp, almıştım. Çok kalın ve bunaltıcı bir kitap değil; dili de fena sayılmaz; orta diyebilirim sanırım. Genel olarak hoşuma gitti ve öğretici buldum.

Kitabı okuduğunuzda o dönemlerin Arap/Türk-İslam coğrafyası hakkında bazı bilgiler, fikirler edineceksiniz. Aslında okurken resmen o dönemler gözlerimde canlandı ve kendimi 800'lü yıllara gitmiş gibi hissettim.

Çevirmen, kitabı hazırlarken ilk bölümde Cahiz hakkında genel bilgiler vermiş, yazarı ve dünyasını tanıtmış. Daha sonra Cahiz dönemine kadarki İslam Dünyasındaki Türkler hakkında bazı bilgiler, anektodlar düşmüş. Burada Arap medeniyetindeki bazı düşünür veya komutanların vb. kişilerin Türkler hakkındaki sözlerine/düşüncelerine ve Araplarla ve İslamlaşmış Araplarla ilk temaslarına değinen kısa bir tarihi özet de sunulmuş. Türklerin, İslam ordularında hizmete girişleri de anlatılmış ki o dönemler daha 8. ila 9. y.y.... Yani bildiğiniz gibi Türklerin toplu olarak İslam'a akın etmesi 10 y.y.'lı buluyor ama bu demek değil ki öncesinde İslam ile tanışan ve Müslüman olan Türkler yoktu. Bu bölümde muhtemelen en çok ilginizi çekecek olanı da İslam Dünyasındaki ilk Türk alimleri olacak. Örneğin; Ubeydullah b. Sureyc(748) bir müzisyendir ve ilk hadis ve meğazi alimlerindendir. Bizzat Hz. Hüseyin'in kızı Sükeyne tarafından himaye edilmiştir.

Kitabın üçüncü bölümünde bu eser üzerine yapılan çalışmalardan ve Eski Arap kaynalarında Türklerden ve yaşayış şeklinden bahseden bazı eserlerden bahsedilmiş. Daha sonra Cahiz'in iki bölümden oluşan metnin tercümesine geçilmiş. En son bölüm ise Cahiz'in diğer eslerinden alıntılara ait. Yalnız bu kısmın Türkler ile ilgili yok, daha çok onun fikirleri üzerine alıntılar ki en çok öğretici olduğunu düşündüğüm kısım burası oldu; oldukça hoş düşünceleri var, kafa karıştırıcı veya katılmadığımız düşünceleri de mevcut olacaktır elbette.

Şahsen başarılı bulduğum bir çalışma. Sizlere de tavsiye ederim; o dönemdeki Türkler ve Araplar hakkında hoş bilgiler içeriyor.


                                                  (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)
13 Kasım 2017 Pazartesi | By: YeniAy M.

Taşlar Yerine Oturdu




KÜNYE

Yazar: Talha Uğurluel 
Yayıncı: Motto Yayınları
Sayfa: 232
Baskı Yılı: 2016 

TANITIM BÜLTENİ

Bize hep aynı masalları anlatarak kendi kültürümüze uzak durmamızı sağladılar. "Orta Asya'da çobanlık yapıyor ata biniyor, koyun güdüyor, çadırda yaşıyordunuz. Tamam, iyi savaşıyordunuz ama yağmacıydınız, kültürsüzdünüz, medeniyetten uzaktınız, heykelleriniz ballallarınız kurganlarınız vardı ama bunlar hep geçici oldu kalıcı bir şey bırakamadınız" dediler.
Bu göçebe edebiyatını Anadolu'ya göç sürecine bağladılar. Hatta "Anadolu'ya geldiklerinde doğru dürüst İslam'ı bile bilmeyen yarı şamanist bir duruşları vardı" dediler.

Bunun gibi sonu gelmeyen iftira ve iddialara laf kalabalığı ile cevap vermeye gerek yoktur. Onlara verilecek en güzel cevap bizim hem Orta Asya hem de Anadolu'da ortaya koyduğumuz eserlerdir. "Çadırda yaşadığınız için taş ile hiçbir işiniz olmadı" diyenlere inat devasa bir medeniyetin yapılarıyla kapı gibi cevabımız olsun istedik.
Elinde tuttuğunuz Taşlar Yerine Oturdu adlı eser Talha Uğurluel'in ilk Sanat Tarihi kitabı özelliğini taşımakta. Taşın hayatımızdaki yerini ve taşı ruhu ile yontan atalarımızın eserlerini bu kitapta en etkili şekilde ortaya koymaya çalıştık. Lütfen susalım! Artık konuşma sırası taşlarda…

Talha Hocamın ilk sanat tarihi üzerine kitabı. Şahsen benim de okuduğum ilk sanat eseri kitabı. Kitapta, ağırlıkta Osmanlı dönemi eserleri üzerine incelemeler yapılmış; Selimiye Camiisinden tutun Nazlı Mahmud Efendi Camiisi; Takkeci İbrahim Ağa Camiinden deniz üzerine kurulan Kılıç Ali Paşa camiisine kadar nice eseri görmek mümkün olacak ve elbette yapılış hikayelerini de öğreneceksiniz.

Genel olarak güzel bulduğum bir çalışma olmuş, her zamanki gibi güzel anektodlar ve renkli fotoğraflarla anlatımını desteklemiş. Efsane olarak kulaktan kulağa gelen; ters lale ve haç motifli ayak taşı gibi meselelerin de aslını anlatarak bize doğrusunu öğretmiş, sağ olsun.

Kitabı genel olarak sevsem de biraz yetersiz bulduğumu söylemek istiyorum. Talha Hocam ağırlıkta İslam Tarihi Eserleri üzerinden uzman biri, misal tarihin en başından başlayarak; atıyorum, Selçuklu Öncesi sanat eserlerini, sonra Selçuklu ve sonrasında da Osmanlı eserlerini vs. anlattığı uzun soluklu bir çalışma dizisi şeklinde hazırlasaydı daha iyi olurdu gibime geliyor. Elbette sadece camiler de değil, herhalde koskoca Türk-İslam medeniyeti cami ve külliyelerden ibaret değildir. Kitabı okumadan önce Türk ve İslam tarihindeki eserleri genel olarak okuyacağımı düşünmüştüm ama neredeyse tamamı Osmanlı camiileri üzerine.

Elbette haksızlık olmasın, kitabın giriş bölümü olan Kubbenin Sultanları kısmı, kubbeler tarihini içerdiği için Selçuklu, Anadolu Beylikleri ve Antik Dönem kubbelerini de kapsıyor.

Bir de Mimar Sinan'ın etnik kökeni ile ilgili kafa karıştırıcı bir bilgi var; son araştırmalar neticesinde Karaman Türklerinden olduğunu yazmış ama kendisi yeniçeri olduğuna göre devşirilmiş ki bu da kitapta yazıyor. O dönemler Enderun'a gayrmüslimler dışında kimse alınmıyor ise nasıl Türk kökenli olabilir ki?

İlk sanat tarihi kitabımı okumama vesile olduğu için Talha hocama ve kitabı bana gönderen yazar dostum Meryem Seyda Parlak'a teşekkür ederim. :)


(Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)
29 Eylül 2017 Cuma | By: YeniAy M.

Kök Tengri'nin Çocukları




"Avrasya Bozkırlarında İslam Öncesi Türk Tarihi"




KÜNYE

Yazar: Ahmet Taşağıl
Yayıncı: Bilge Kültür Sanat
Sayfa Sayısı: 368

Baskı Yılı: 2013(1. Baskı)
TANITIM BÜLTENİ

Türkler… Esir düştüler, savaştılar, barıştılar… Uzak Asya’dan Akdeniz’e kadar uçsuz bucaksız bir coğrafyaya yayıldılar. Devletler kurdular, devletler yıktılar. Çin’e aman vermediler. Birçok farklı isimle anıldılar, farklı dinlere inandılar. Çok büyük bir medeniyet yarattılar. Başka medeniyetlerin yükselmesine katkıda bulundular. Hepsi de masmavi Gökyüzünün (Gök-Tanrı’nın) altında buluştular.

Türkler kimdir? Nereden gelirler? Hangi dinlere inanırlar? Tarihleri ne zaman başlar? Nasıl teşkilatlandılar? Ve en önemlisi nasıl bu kadar başarılı oldular?

Prof. Dr. Ahmet Taşağıl, bu kitabında yukarıdaki soruların ışığında Orta Asya’dan Avrupa’ya kadar yayılan Türklerin İslamiyet öncesi tarihlerini bütüncül bir şekilde okuyucuya sunuyor. Karmaşık gibi görünen bir tarihi yalın şekilde anlatan, örneği az rastlanır bir çalışma...

Öteki Gündem programından kazandığım (ve çok istediğim) ilk kitap. Bitirmem biraz zaman aldı ama şükür ki bitti. Ahmet Hoca'nın bu değerli çalışması; İslam Öncesi Türk Tarihinin güzel bir özeti olarak karşımıza çıkıyor. 

Başlamadan önce bize Eski Türkler döneminde zaman, mekan ve yaşam kültürünü anlatarak genel bir tanıtım sunmuş. Sonrasında bilinen ilk Türk devleti ile başlamış; Büyük Hun İmparatorluğu. Ardından Göktürkler ve diğerleri ile devam ederek Doğu-Avrupa Türk devletlerine kadar her birini yazmış, çizmiş ve anlatmış. 

Genel olarak hep doğu Türklerine odaklandığımdan batı Türkleri hakkında -doğuya nazaran- çok fazla bilgi sahibi değilim ve doğal olarak batı Türkleri(bilhassa Batı Hunlar) benim daha çok ilgimi çekti. Biraz bu konuda açlığım varmış, gördüm. Atilla dönemi başta olmak üzere Batı Hunlarını daha yakından tanımak istiyordum bir süredir. İskiler de buna dahil ama yazar, fazla kaynak olmadığını belirtmiş; üzücü. 

Kitabın sonunda -özellikle tarihi roman yazanlar için- faydalı olacak Türk kronolojisi eklenmiş ve devletlerin hangi boylardan oluştuğuna dair tablolar da var.

Oldukça bilgilendirici ve güzel bir çalışma olmuş. Dili ne ağır ne de çok akıcı diyebilirim; ikisinin ortası. İslam Öncesi Türk Tarihini merak edenler için güzel bir giriş olmuş, tavsiye ederim. Siyasi/Savaş kültürü dışında yer yer sosyal ve sanat yönlerine de değinilmiş ama dediğim gibi kitabın geneli her şeyin bir özeti şeklinde. Aslında sanat/kültür çalışmaları fotolar ile desteklense idi güzel bir ayrıntı olurdu kitapta. Bir de Avarların vs. çok güçlü bazı savaş araçlarından vs. bahşetmiş yazar ama onların ne olduğuna değinmemiş, bu beni merakta bıraktı. Belki kaynaklara geçmediği için belirtmemiştir...

Kendisine bu değerli eser için teşekkür ederiz. :)

DİPÇE: Sayfa sayısı böyle bir kitap için gözünüze az gelebilir ama kitap, olağan kitap boyutlarının üstünde; bilginize. Ayrıca benim elimde 9. baskısı var ve kitap şimdiden 10. baskıyı görmüş. :)


(Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)



17 Aralık 2016 Cumartesi | By: YeniAy M.

Tarihe Düşülen Notlar



"17 Aralık AB Zirvesinin Perde Arkası"


KÜNYE
Yazar:   Yalçın Akdoğan
Yayıncı: Alfa Yayıncılık
Sayfa: 354
Baskı Yılı: 2010
TANITIM BÜLTENİ
"17 Aralık 2004 AB Zirvesi, Türkiye'nin üyelik müzakerelerine başlaması yönünde kararın verildiği tarihi bir zirve olmuştur. Bu toplantıda yaşananların önemli satır başlarını, Başbakanlık Başmüşaviri Yalçın Akdoğan'ın hazırladığı Tarihe Düşülen Notlar kitabında okuyabileceksiniz. Zirvenin arka planına ışık tutan bu çalışmanın diplomatik hafızamıza yapacağı olumlu katkılarla hayırlı sonuçlara vesile olmasını diliyorum."
Recep Tayyip Erdoğan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Mart 2003 tarihinde 59. Cumhuriyet Hükümeti'ni kurarak Türkiye'de Başbakanlık makamına gelen 25. kişi oldu.
Erdoğan'ın Başbakan olarak ortaya koyduğu performansı, temel siyasi görüşleri, günlük yaşamı, icraatları mutlaka detaylı olarak değerlendirilecek, bu konularla ilgili birçok kitap yazılacaktır. Ancak sadece Erdoğan'ın değil, Türkiye Cumhuriyeti'nin de tarihinde en önemli aşamalardan birisi 17 Aralık Avrupa Birliği Zirvesi'dir.
Erdoğan'ın zirvedeki performansı, tutum ve çıkışları, bugüne kadar çok
konuşuldu. Peki 17 Aralık'a giden yolda son aylar nasıl geçti? Erdoğan 17
Aralık'a nasıl hazırlandı, nasıl bir politika izledi, kimlerle görüştü, neler konuştu?
Bunlar gibi birçok ayrıntı, hem Türkiye'nin siyasi tarihi, hem de Erdoğan'ın
yakın geçmişi açısından önemlidir.
Bu kitap, bir başbakanın üç ayına ışık tutmayı amaçlıyor; Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'ın 17 Aralık zirvesine giden günlerde neler yaşadığına, nasıl bir söylem ortaya koyduğuna değiniyor.
Bu dönemde yaşananların kayda geçirilmesi, yarın bugünleri yorumlamak
isteyenler için aydınlatıcı olacaktır.

Ne zaman aldığımı hatırlamıyorum. Sanırım en az iki üç sene olmuştur. Belki daha fazla. Aldıktan en az bir yıl sonra başladım, yarım bıraktım. Zira AB ve onunla ilgili konulara ilgimi kaybetmiştim. Fakat arkamda, sıkıntıdan patlamadığım ve hiç beğenmediğim bir eser olmadıkça, yarım kitap bırakacak değilim. Bundan sonra, uygun fırsatta, üç kitabı tek kitapta birleştirdikleri Göktürk tarihi ile ilgili kitabı bitirmek için kasacağım, inşallah. :D

İsminden ve başlıktan da anlaşıldığı gibi kitap, Türkiye ve AB arasındaki ilişkinin nispeten yeniden/yeni başladığı dönemdeki olayların arkasında olanları anlatıyor. Kitap, sadece AB süreci ile ilgili gelişmelerden değil Erdoğan'ın o dönem siyasi hamlelerini bir kısmını da konu edinmiş. Bir nevi lider olarak Erdoğan'ı da tanıtmayı amaçlamış. Her siyasi kitap gibi bu da elbette ki yanlı... Zaten siyasi olup da yansız yazılan bir kitap yoktur, olamaz. Kimse kendini kandırmasın.

Erdoğan, AB ve Siyasi üçlemelerini sevenler için okunabilecek bir kitaptır, tavsiye ederim. Aslında AB'nin ne denli iki yüzlü hamleleri olduğunu, niyetlerini aslen ta en başta belli ettiklerini de görüyoruz kitapta, satır aralarını okumasını bilene. Sizi bilmem ama ben AB'ye olan ilgimi çok çok uzun zaman önce kaybetmiş ve geleceğinde yıkılmanın kaderi olduğu dandirik bir birliğe girme isteğine sahip değilim. Bilhassa da Avrupa'da yaşayan akrabalarımın anlattıkları ve hızla yükselen aşırı sağcı eylemler vs. de birleşince bence doğu ile batı arasında duvar çekelim gitsin, diyorum. İnanın doğu, huzur içinde yaşar gider. Büyük olasılıkla da batı, kendinini yer bitirir.

(Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)
10 Kasım 2016 Perşembe | By: YeniAy M.

Devletin Gizli Sahipleri 'Heyet'



"Türk Devletinin değil, Heyet'in Tarihi var."


KÜNYE
Yazar:  Halil Yaşar Kollu
Yayıncı: Lopus Yayınları
Sayfa: 286
Baskı Yılı: 2016

TANITIM BÜLTENİ
Bugüne kadar okuduklarınızı unutun…
16 Türk Devletini, yine 16 Türk Devletinin yıkması tesadüf müydü?
Aslında yıkılan bir devlet yoktu, sadece ismi değiştiren bir HEYET vardı.
Meta Han ‘dan bugüne kadar size anlatılmayan tarih, bu kitabın sayfaları arasında gizli.
Ve inanın sayfaları çevirdikçe şaşıracaksınız, bildiklerinizin sadece basit birer bilgi olduğunu göreceksiniz.
Gerçekleri öğrenmek için sadece ilk sayfayı okumanız yeterli.

İnanın bu kitabı elinizden bırakamayacaksınız!
Kitap, 'Türk-Araştırma-İnceleme' türü olarak karşımıza çıkıyor. İddiası ise şu; HEYET isminde(bizim Aksakallı ya da Aksaçlı olarak bildiğimiz.) gizli bir Türk teşkilatının tarihini anlatması ve bunu da tarihte olmuş olayların perde arkasına değinerek yapması. Örneğin; önemli biri olarak doğmamış Selçuk Bey'e bir anda ondan da büyük beylerin anında biat etmesinin ardındaki sır neydi? gibisinde... Veyahut Kürşat'ın 40 çeri ile Çin sarayını basmak gibi bir çılgınlığa girişme sebebi neydi? Bu ve fazlasının ardında HEYET'in tertipleri olduğu iddia edilmekte.

Okurken oldukça ilginizi çekeceğini düşünüyorum. Kitabı görüp, vaat ettiği şeyi görünce hemen siparişini verip, okudum. İki günde bitirdim. Alışmış olduğum araştırma kitaplarından ziyade soru-cevap havasında geçen, yarı roman havasında bir kitaptı. Yaşanan olayların hepsi gerçekti gerçek olmasına da perde arkasında geçen olayların gerçekliği muhakkak ki şüpheli... Yani anladığım kadarı ile soru cevap faslındaki soruyu soran kişi yazarın kendisi oluyor ve kitabın sonundan da anladığım kadarı ile devamı gelecek. Fena bir çalışma olmamış. Kendi kurgusu dahi olsa akıllıca ve çoğu isabetli kurgular söz konusu. Bana ilham bile verdi. :)

Yalnız, kitapta ilk Müslüman Türk devleti olarak Karahanlılar geçiyor ama benim bildiğim İdil Bulgar Devleti, asıl ilk Müslüman Türk devletidir. Ayrıca Dündar Bey ile yeğeni Osman Gazi arasında isyan-öldürme gibi bir durum da geçmiyor. Bu bir rivayettir ama tarihçilerden dinlediğim ve okuduğum kadarıyla, böyle bir durum söz konusu değildir. Osman Gazi'ye tekfurun tertibini haber eden de Köse Mihal idi; düğün meselesi ile davet edilmiştir. Köse Mihal de Hristiyan zannedildiği için, onu da tertibe dahil etmişler ama o da gidip durumu Osman'a söylemiştir ve malum tertibi kurarak, durum tekfurların aleyhine dönmüştür. Neyse, okuduğum tarihi araştırma kitabında bütün kaynaklar bu şekilde aktarılmıştı. :P

Ayrıca kitabın şöyle sayfa düzeninin yeniden yapılmasını ve imla kurallarına uygun olarak yeniden gözden geçirilmesini tavsiye ederim.


  (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)

Hun Kartal Savaşçısı

"Bir Kartal Savaşçısının Doğumuna Şahitlik Edeceksiniz!"


KÜNYE
Yazar:  Ahmet Haldun Terzioğlu 
Yayıncı: Panama Yayınları
Sayfa: 320
Baskı Yılı: 2015
TANITIM BÜLTENİ
Atını yorma. Güçten düşmesine fırsat verme. Unutma, en yakın yoldaşın odur.
Atın yoksa sen bir hiçsin.
Yayını koru. Mutlaka yedek yay bulundur yanında.
Yayın yoksa sen bir hiçsin.
Hızını koru. Her sefer bir öncekinden daha hızlı, daha hızlı olmak zorundasın.
Hızlı değilsen sen bir hiçsin.
Yanındaki yoldaşındır. Sen ve yoldaşların birlikte güçlüsünüz.
Yoldaşın olmazsa sen bir hiçsin.
Kartal Savaşçıları, Hun ordusunun gizemli, güçlü, yiğit erleri. Erliğe soyunan her kişinin varmak istediği ufuk. Teoman Tanhu’nun töresini kurduğu, Mete Tanhu’nun sağlam temellere dayandırdığı, her zaman savaşa hazır tutulan birlik. Hun budunun en seçme erlerini barındıran savaş gücü. Yenilmez ordu. Çinlilerin ve bütün Hun yağılarının en büyük korkusu.
Kendince özel giysileri, başlıklarında taşıdıkları kartal tüyü ile diğerlerinden ayrılmaları, donanımları, pusatları, imleri olan yapı. Erleri seçkilerle belirlenen ve us almaz eğitimlerden geçen savaşçıların birliği.
“Kim istemez ki onlardan olmayı?”
Uzun zaman önce elime geçen ama ancak okumaya fırsat bulduğum bir roman. Yazarı da ben gibi Türk tarihi üzerine yazmayı seviyor, hali ile bu şekilde bir sürü romanı var. Tarihi roman severler şimdiden duyurulur. :)

Roman, Gökberk ismindeki Hun Türk'ünün (doğu hun) Kartal Savaşçısı olmak için yola düşmesini konu alıyor. Romanın akışkanlığı fena değil; tarihi bilgiler, obaların yaşam düzeni hakkında bilgiler de çok hoş ayrıntılar olarak yer alıyor diyebilirim. Güzel savaş taktikleri ile birkaç savaş sahnesi, macera seven arkadaşlar için eğlenceli olacaktır.

Araştırınca bu Kartal Savaşçısı olayının gerçek olduğunu gördüm. Aslında tarihte geriye gittikçe Türk Devletleri hakkında bilgimin de azaldığını gördüm. Bu açığı en kısa sürede kapatmam gerek, zira çok güzel ayrıntılar söz konusu tarihte. Yazar, romanda eski kelimeleri de kullanmış ki ben gibi biri için bu, romanın en güzel kısmı. Eski Türkçe kelimeleri öğrenmeyi seviyorum ve elbette kitaplarımda kullanmayı da.

Tekrar romana dönersek, sıkıcılıktan uzak ama öyle heyecan seviyesi çok yüksekte olmadığını söylemem gerekir. Düz ve yüzeysel bir kurgu var karşımızda. Anlatım tarzı ağır değildi ama nasıl anlatayım, bilemedim; dağınık bir tarzı var desem, demek istediğimi tam ifade etmiş olamam galiba ama şimdilik kullanacağım kelime bu; dağınık, karışık... Elbette anlatım tarzı, yazarların kendi tercihidir ve kimse buna laf edemez. Ha kimi okuyucunun tercihi başkadır, orası ayrı. Bunun dışında bir çok imla hatası ve devrik cümle de tespit ettim. Bu üç şey birleşince romanın akıntısını sekteye uğratıyor. Aslında imlaya çok takmam ama bazı şeyler birleşince rahatsızlık veriyor. Yani AMA ve Kİ bağlaçtır ve virgül kullanılmaz ama her defasında kullanmış desem, yanlış olmaz. Bunda da iş editöre düşüyor aslında, yazara değil. Yazarların imlası kötü olabilir de editör ne iş yapar? Hep onlara kızıyorum bu konuda, malum. :)

Yine 3 ila 3,5 arasında kaldığım bir tarihi roman oldu(şu son okuduklarımda hep böyle oluyor.).



 (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)
26 Ekim 2016 Çarşamba | By: YeniAy M.

Sultan I. Kılıç Arslan


"Bir Selçuklu Sultan'ının Mücadelesi"


KÜNYE
Yazar:  Hasan Bayraktar
Yayıncı: Nesil Yayınları
Sayfa: 240
Baskı Yılı: 2015
TANITIM BÜLTENİ
İsmi bilinen, ancak yaptıkları, yapmaya çalıştıkları, büyük idealleri tarihin karanlık sayfalarında kaybolmuş bir sultan: I. Kılıç Arslan. Melikşah'ın vefatıyla İsfahan'dan yola çıkarak Anadolu'da babası Kutalmışoğlu Süleyman Şah'ın tahtına geçen I. Kılıç Arslan, ömrü boyunca Haçlı orduları ile savaşmıştır. Haçlıları bozguna uğratan Kılıç Arslan'ın serüveni sizi Anadolu Selçuklu Devleti'nin büyük idealleriyle yüzleştirecek... Sultan I. Kılıç Arslan, Anadolu'yu ele geçirmek üzere sel gibi akıp gelen Haçlılara ve Bizans'a meydan okuyuşun romanı.
Bu aralar elimdeki ne kadar tarih romanı varsa bitirmeye karar vermiş gibi hissediyorum. Hazır Didiriliş 'Ertuğrul'un 3. ve son yılı da bu akşam başlarken size Anadolu Selçuklularının kurucusu olan Süleyman Şah'ın oğlu ve devletin 2. sultanı 1. Kılıç Arslan'ın hayat hikayesini konu alan bu romanı yorumlayayım.

Kitap bizi 1. Haçlı Dönemlerinin olduğu 1080-90'lı yıllara götürüyor. Elbette haçlı seferleri öncesinde Sultanın daha bir melik(yani şehzade-tigin) iken amcası tarafından Büyük Selçuklu Devletinin başkentinde esir hayatını okuyarak olaya giriyoruz. Ondan sonra da esirlikten kurutulup, kardeşleri ile babasının kurduğu Türkiye Selçukluları olarak da bilinen Anadolu Selçuklu Devletine dönüp, tahta oturmasını ve hem iç hem de dış mücadelelerine tanıklık ediyoruz. Muhakkak ki roman, tarihten ilham alınarak kurgulanmış ama burada amaç, kurgu ile de olsa sultanın yaşamını -kısmen de olsa- okuyucuya sunmak.

Yazar, o dönemin iç çalkantılarını, siyasi mücadeleleri güzelce bizlere anlatmış. Kurgu da olsa kitapta geçen olaylar, gerçek tarih ile paralellik gösterdiği için biz de bilgi edinmiş oluyoruz. Anlatım tarzı fena değil; ağır olmaktan uzak, akışkan diyebileceğim bir tarzı var. Tarih seviyorsanız okurken sıkılmazsınız. Okurken kendimi o dönemlerde hissettirmeyi başardı yazar.

Fakat...

Karalp karakterinin evlendiği aşık olduğu kadın ile olan ilişkisi ağzımıza bal çalınsın, tat versin diye eklenmiş bir kurgu ama zaman atlamaları ve ana olaylara odaklanmaları yüzünden ikisinin ilişkisi havada asılı kalmış. Yani balı ağzımıza çalmış, gerisini vermemiş. Hiç böyle bir ekleme olmasaydı da olurmuş; gereksiz olmuş. Kızın babasına ne oldu misal? Bir iki gere göründü, kayboldu. Karakterler boşa kullanılmış, unutulmuş gitmiş havası vermiş oldu. Olaylar düz ve yüzeysel; sabit bir çizgide ilerlediği için zaman zaman sıkıcı gelmedi değil. Aslında tarih romanlarındaki sorunlardan biri de budur. Sonunu biliyoruz.... Hal böyle olunca 'sonu ne olacak?' şeklinde değil de 'o sona nasıl gelinecek?' sorusunu sordurması gerekir yazarların. Kitap, bu ikisi sorudan da mahrum olduğu için heyecan vermiyor ve düz bir çizgide ilerliyor. Yine de dediğim gibi genel olarak sıkıcı bir roman değildi. Bir günde okudum, bitirdim. Hatta dün  yarım günümü romana ayırdım. Ancak yorulunca bıraktım da kalan az buçuk sayfayı ertesi gün bitirdim.

Bir de ufak tefek devrik cümleler ve imla hataları ile karşılaştım ama öyle çok ciddi boyutlarda olmadığı için rahatsızlık hissetmedim. Genel olarak bir önceki İskit romanı gibi 3 ila 3,5 arasında kaldığım bir kitap oldu. Ağırlığım yine 3,5'dan yana.




(Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)
24 Ekim 2016 Pazartesi | By: YeniAy M.

İskit





"Hikayeci Od'un maceralarına davet ediliyorsunuz."


KÜNYE
Yazar:  Murat Başekim
Yayıncı: Hyperion Kitap
Sayfa: 366
Baskı Yılı: 2014
TANITIM BÜLTENİ
Burada öleceğim, dedi karla kaplı Bozkıra bakarak…

İki bin beş yüz yıl sonra, taş obalarda yaşayan, uzun ömürlü, hiç üşümeyen, dişleri sapasağlam adamlar ve kadınlar, soğuk kemiklerimi çıkaracak. Bakıp inceleyecek. Bu beyaz düzlüklerde dondurulmuş hikayemi okuyacak. Hiçbiri asıl tarihçemi anlamayacak. Savaşımı, aşkımı, Tunç zırhlı düşmanıma ve sevdiğim kadına gönderdiğim Ayrılık Atışını… 
“Sakının Kuzeyden gelen o kavimden:

Zalim, insafsız, deniz gibi kükreyen,

Yay çekip, mızrak salıp, at binip, ordu olup,

Sadaklarının açık mezarından

Savaş getirenlerden…”

_Peygamber YEREMYA   
Emin değilim ama sanırım ya bu sene başlarında ya da geçen senenin ikinci yarısında kitap elime geçmişti. Bizzat yazarından imzalı, sağ olsun. Ayrıca kitap, bir edebiyat derneğinden de ödüllü idi yanlış hatırlamıyorsam.

Konu, Od isminde hikaye anlatma yeteneği, savaşma yeteneğinden daha gelişkin olan bir İskit'in yaşamını konu alıyor. Od, oldukça korkar bir insandır ve savaşmak-hayatta kalmak namına ne yapması gerektiğini hakkı ile bilen biri değildir. O, daha çok hikayeler uydurmayı ve anlatmayı sever... Bu yönü ile roman yazan insanlara benziyor aslında. İçinde yazma aşkı taşıyanlar bilir; yazmazsanız eğer o ateş sizi bir süre sonra rahatsız eder. Nefes almak gibidir yazma isteği. Od da işte böyle bir kişi ama yaşadığı toplum, buna müsait bir toplum değildir. Kabul görmek için onlar gibi olmak, yaşamak ve davranmak zorundadır. Tüm kitap boyunca karakterin; Hikayeci Od ve İskit Od arasındaki iç çatışmayı görüyoruz. Kitabın sonunda da -biraz allak bullak oldum doğrusu; yanlış anlamadım herhalde?- kazanan 'ateş' oluyor, diyelim. :P

Kitap, gerek geçtiği dönem gerekse toplulukların gelenek göreneklerini(doğru veya yanlış; bu kısmı tartışmıyorum.) ayrıntılı bir şekilde gözler önüne sererek anlatması; betimlemeleri ve cümleleri kullanışı, kelime zenginliği oldukça yerinde. Aslında 'benzetme sanatıyla anlatım' tarzını biraz aşırıya kaçırdığını düşündüm. Okurken bu durum sıktı ama şimdi fark ettim ki aslında yazar, Od'un kafasının içindeki HİKAYECİ'nin ağzı ile yazmış. Hali ile kitabın büyük kısmı benzetme sanatı ile betimlenmiş. Çünkü bir hikayecinin en büyük silahı budur. ;)

Kurgu, genel olarak güzel; farklı bir tat veriyor ama öyle çok heyecan verici değil. Adrenalin seviyesini yükseltmiyor yani. İlk 77 sayfaya kadar sıkılabilirsiniz bile. Lakin kendinizi kasıp 100 sayfayı geçin. Sonrasında tat vermeye başlıyor roman. Şaşırdığım bir nokta falan da olmadı. Genelde romanların beni şaşırtmasını beklerim ama bu, yazarların tercihine kalmış şeyler tabi. Od ismini duyunca, karakterin Odin'e dönüşeceğini falan sandım, çünkü tek gözü kapalı idi ama alakası yokmuş. :) O da zaten As halkından çıkma biri. Yani düşünmem gerekirdi bunu. :D

Olumsuz kısmı da yok değil. Öncelikle, imlası iyi olmayan benim bile dikkatimi çekip rahatsız verecek derecede bol bol imla hatası vardı. Virgüller, noktalı virgüller vs. doğru yerlerde kullanılmamış. Ayrıca cins ve özel isimlerin ayrımı gereği bir ismin büyük harfle mi küçük harfle mi başlaması gerektiğini umursamadan BOZKIR ismi gibi bazı CİNS isimleri hep büyük harfle başlatmış. Oysa bozkır dediğimiz şey sürüsüne bereket bu alemde; küçük harfle yazılmalı. Bunun dışında yine bol bol devrik cümleler vardı; öznenin başta, yüklemin sonda olması gerektiği kuralına çok riayet edilmemiş maalesef. Bu ve benzeri imla ve dil bilgisi hataları beni aşırı rahatsız etti. Yazarın, sonraki kitaplarında azami derecede dikkat etmesi gerekir. Zira okurken hikaye ile olan bağı sekteye uğratıyor ve akışkanlığı bozuyor(Takip eden bilir; imla konularında suçu hep editörlere atarım. Sonuçta onların işi bunlara bakmak. Bunu dahi yapmıyor iseler o kitaba isimlerini yazmanın manası ne ola ki? ).

DİPÇE: Bir de cidden merak ettim; bir kızın götünü açıp bir erkeğin üzerine işemesi nasıl bir olaydır? Erkeğin buna izin vermesi ayrı bir olaydı. Çok saçma bir şeydi.

Puanlarken 3 ila 3,5 arasında kaldım. Çünkü yukarıda bahsettiğim olumsuzluklar çok fazla canımı sıktı. Yani ödüllü bir kitaba yaraşır bir şey değil. Onları göz ardı ederek değerlendirmeye çalıştığımda 3,5 veriyorum. Yani 3 ila 3,5 arası diyelim.


  (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)
17 Ekim 2016 Pazartesi | By: YeniAy M.

Ejderha Serisi - Ejderin Büyüsü

"Özgür olmayı seven Keita ve Yıldırım Ejderi Kurnaz Ragnar; diğer yandan Diyar'a yaklaşayan tehlike... Ejder ailesinin maceraları devam ediyor ve hız keseceğe benzemiyor."



KÜNYE
Yazar:  G. A. Aiken 
Yayıncı: Ephesus Yayınları
Sayfa: 445
Baskı Yılı: 2014
TANITIM BÜLTENİ
Bana baktığınızda ne gördüğünüzü biliyorum. Dünyanın en güçlü iki ejderha soyundan doğan, çekici ve tatlı dilli bir kadın. Bu durum, bana ilgi duyan herhangi birini kuyruk mesafesinde tutabilmem için, en sağlam savaş zırhlarından bile daha güçlü bir kalkan yaratıyordu. Ta ki onunla karşılaşana dek. Issız Kuzey Elleri'nden gelen savaşçı, büyücü ve barbar savaş beyi, Kurnaz Ragnar. Ragnar ondan öncekilerin aksine, parmak ısırtan çekiciliğim ve çarpıcı gülümsememe teslim olmayı reddediyor. Yavan, faydasız ve her ne kadar cinlerimi tepeme çıkarsa da, aptal biri olduğumu düşünüyor ve beni başından savmaya çalışıyor. Ama ben hiçbir erkeğin beni görmezden gelmesine izin vermeyeceğim. Ona insafsızca sataşmam, işkence etmem ve en sonunda, yani tuzağım tamamlandığında, onu dizlerinin üzerine çöktürmem için beni tahrik etmekten çekinmeyen şu Kurnaz Ragnar, pek yakında değerimin, yeteneklerimin ve güçlü irademin farkına varacak. Hem de zor yoldan.

Kitap dostum serinin kitaplarını göndermeye devam ediyor. Fakat sanırım ilk kitaptan sonra küçük bir hata yapıp son kitabı göndermiş ve ben, diğer kitapların gelmesini bekleyebilecek kadar sabırlı hissetmiyorum. Bu yüzden elimdeki kitap biter bitmez hemen bu kitaba geçtim. Zaten Gölge Varlıklar Serisi gibi; Fearghus ve kardeşleri için birer kitap şeklinde yazılmış. Yani her bir kitap, kendilerine özel bir macerayı konu alıyor ama önceki kitaplarda okuduğumuz karakterler ve olayları ile de dirsek temaslı gidiyor. İç içeler yani. Yine de öyle büyük bir kopukluk yaşamadım. Sadece -doğal olarak- tanımadığım birkaç karakter seriye dahil olmuş ama bağlantıyı kurmak da zor değil. Bu yüzden son kitabı okumak bende sorun olmadı.

Ejderin Büyüsü(4.kitap) ilk kitaba göre daha hareketli ve diğer karakterlerin de işin içinde olduğu dolu dolu maceraların yaşandığı bir roman olmuş. Karakterlerin birbirleri ile olan ilişkisi hoş bir mizahi yön katmış ve elbette ki kendilerine ait özgün kişilikleri de çok güzel bir artı. Şahsen bu Fearghus ve ailesini ve de dahi eşlerini çok sevdim. Yazar, oldukça güzel bir evren kurgulamış ve sırıtan tek bir yanı dahi yok.

Sekiz kitaplık Ejderha Serisinin şu ana dek 5 tanesi çevrilmiş vaziyette. Darısı diğer kitapların da başına. Seri yarım kalmamalı, değil mi? :)

DİPÇE: Sonunda gönlüme göre bir kitap puanlama cetveli buldum ve aşırıp kullanmaya başladım. Nasıl? Bu şekilde artık buçuklu puanları da daha kolay vereceğim. Yakında puan cetvelini güncellerim. :)

(Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)

14 Ekim 2016 Cuma | By: YeniAy M.

Yerebatan Sarnıcın Sırrı



"Yerebatan Sarnıcı, sırlarını sizin için açıklıyor."


KÜNYE
Yazar:  Vahit Taha Kurutlu 
Yayıncı: Kent Kitap
Sayfa: 204
Baskı Yılı: 2014
TANITIM BÜLTENİ
* Yerebatan sarnıcının yanından geçerken sarnıcın büyük bir sırra ev sahipliği yaptığını hiç düşündünüz mü?
* Medusanın hikayesini dinlediniz mi?
* Sarnıcın Medusadan başka hangi hikayelerin ortasında durduğunu biliyor musunuz?
* Osmanlı döneminde aşk ve cinayet sarmalının arasında kalan Yerebatan Sarnıcının saraya uzanan gizli yollarıyla ilgili neler duydunuz?
* Merak etmiyor musunuz?
* Sarnıcın sırrı Yerebatanda...
1640 yılında Osmanlı tahtında Sultan İbrahim vardır. İstanbul da işlenen bir dizi cinayet üç sadrazamı başından etmiştir. Peki, bu cinayetleri kim işlemektedir? Mitos Efendi sarayın Harem odalarına nasıl girmiştir? Cinci Hüseyin in yıllarca Yerebatan da aradığı esrarengiz sır neydi? Büyük bir pişmanlık ve sırlı bir aşk cinayeti. Yerebatan büyük bir sırrın romanı...
Uzun zamandır elimde olan bir romandı. Yazardan ismime imzalı olduğunu da yazayım da az hava atayım. :)

Sürekli tarihi roman yazmaktan tarihi roman okumaktan sıkılmıştım (bunda birazcık da olsa okuduğum kötü bir iki tarihi romanın da katkısı var tabi.). Bu yüzden bu roman da uzun süre bekleyenler listesindeydi. Geçen akşam sonunda kitabı elime aldım ve okumaya başladım.

Hikayemiz, Kösem Sultan'ın oğlu İbrahim'in tahta oturması ile başlıyor. Bir tarafta padişah, Hüseyin(cinci hoca) Efendi, yeniçeri isyanları ve vezirler arasında olaylar olurken; diğer tarafta da Ahmet isimli bir gencin çevresinde ayrı bir olay cereyan ediyor ve kitabın sonlarında her birinin kaderi birbirine bağlanıyor. Zaten Ahmet ve Hüseyin Efendinin evvelden tanışıklığı da vardı. Elbette bir de Yerebatan sarnıcı ile ilgili oldukça ilginç bir hikayemiz var. Bu kısımda her birini birbirine bağlayan halatlardan biri zaten.

Kitap, o dönemin Osmanlı yaşantısını -doğru veya yanlış- gözlerimizin önüne seriyor. Doğrusu oldukça güzel bir şekilde işlenmiş, olaylar örgüsü birbirine ustaca bağlanmış bir eser var elimizde. Yazarın anlatım tarzı hiç sıkmıyor ve o dönemin havasını konuşmalarıyla olsun betimlemeleriyle olsun güzelce yansıtmış. Hatta anlatım tarzını oldukça farklı bile buldum. Üzerinde emek harcandığı belli olan ve takdir edilmesi gereken bir kitap. Zaten hikaye uzatılmadığı için insanı sıkmıyor; her şey tadında olup bitiyor ve sonuca bağlıyor. Yazarın zengin dili de okumayı kamçılıyor.

Okurken puanlama konusunda da iki arada bir derede kaldığım bir roman oldu. Heyecanı tavanlarda gezen ve insanı çok da meraklar içinde bırakan bir roman değildi ama yukarıda bahsettiğim sebepler yüzünden beğendiğim kısımları da az değil. 24 saatte bitirdiğim bir roman oldu. Yani sıkmadı da. Bu yüzden zor puanladığımı söylemem lazım.

Puan cetvelinde buçuklu görsellerim olmadığı için bu sefer yazı ile puanımı vereceğim(sanırım görselleri yenilemem lazım. :D ).

Kitap Puanı: 3,5
  (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)
7 Ekim 2016 Cuma | By: YeniAy M.

Ejderha Serisi - Ejderin Aşkı


"Bir ejder ve bir insanın aşkı... Görünürde imkansız olan bu aşkın sonu nasıl bitecek?"


KÜNYE
Yazar:  G. A. Aiken 
Yayıncı: Ephesus Yayınları
Sayfa: 391
Baskı Yılı: 2013
TANITIM BÜLTENİ
İnsana dönüşebilen ejderhaların tutkulu aşk oyunlarıyla alev alacaksınız.
Kalbi bir ejderhaya, şehvetiyse kibirli bir şövalyeye aitti.
Bir gün bunların bir araya gelebileceğini kim hayal edebilirdi ki?
Despot ağabeyini öldürmenin peşindeki Kanlı Annwyl, kaderin onu sürüklediği olayların ortasında aşkı ve tutkuyu keşfediyor.
Kanlı Annwyl gibi bir lakaba sahip olmak, kadın bir savaşçı için de olsa, hiç kolay değildir. Erkekler ya korkuyla titrer ya da saygıyla selam verir.
Ama arada sırada bir erkekle, Yok edici Feraghus'la konuşabildiği gibi konuşabilmeyi arzulamaktadır.
Fakat ne yazık ki Fearghus bir ejderhadır. Büyük, pullu ve ölümcül.
Fearghus'un onu savaş için eğitmek üzere ayarladığı sert, küstah şövalyeye karşı uyanan duygularından çok farklı bir şekilde, Annwyl onunla kendini güvende hisseder. Günlerini onu vahşi, kuvvetli bir arzuyla dolduran adamla dövüşerek, gecelerini ise bir köyü sadece nefesiyle yıkabilecek sihirli bir varlıkla geçirerek harcayan Annwyl, hayatın daha da garipleşemeyeceğinden emindir.
Ama yanılıyordur...
Daha önce ejderha gibi efsanevi bir canlının insana dönüşüp bir insana aşık olduğu bir hikayeyi okumamıştım. Genelde kurt adam veya vampirlerin hatta elflerin insanlara aşık olmasına alışığız- ne de olsa onlar da özünde insan- ama ejderha? Bir ağacın insana dönüşüp bir insana aşık olması gibi bana göre... Veyahut köpek. Aslında geçen aylarda Bay Ruffles isimli bir kitap okumuştum; oyuncak bir ayının aşık olduğu insanla beraber olmak için çabasını anlatıyordu. O da insana dönüşüyordu. O daha ilginçti aslında. :D

Neyse. Ejderhalarımızın olduğu bu gezegen neresi ise bizim Dünya'mız değil belli ki; iki güneşin olduğu bir gezegende geçiyor. Orta Dünya dönemi halim... Ejderhalar oldukça üstün güçlere sahip ve istedikleri zaman insana dönüşebilen asil canlılar. Kraliyet soyundan gelen Fearghus da sakin, yalnız yaşamını Annwyl için tehlikeye atacaktır. Zira bu kıza aşık olmuştur.

Annwyl  oldukça zorlayıcı ve güçlü hatta kana susamış -bence- psikopat eğilimleri olan bir kız. Boşa Kanlı Annwyl  demiyorlar. Fearghus da ona yaraşır bir aşık olacağını gösteriyor diyebilirim. Aslında Fearghus ve ailesi toptan garip; kitabın ikinci kısmında Fearghus 'un anası ve babasının tanışması ve evlenmesi anlatılıyor. Şu büyükbaba nasıl görünüyor merak ettim. :P

Dilinin akışkanlığı ve kurgu gayet yerinde. Fakat çeviriden kaynaklı çok fazla devrik cümle var. Bir de tüm kitap boyunca karakterlerin ya annesi ya da babası -hatta ailenin geri kalanıyla- sürekli sorunlu ve birbirine karşı küfürlü denebilecek tarzda konuşmaları dikkatimden kaçmadı. Yazarlar, kendi yaşamlarından ve kişiliklerinden bir parçayı da muhakkak kitaba ve karakterlere ekler. Bu yüzden ister istemez yazar hanımın ailevi sorunları olduğunu düşünmeden edemedim. Umarım tüm kitap serisine bunu yansıtmamıştır. Bu biraz kendini tekrar eden, boğucu bir döngüye sebep olur. Okuyucu açısından olumsuz bir şey.

DİPÇE: Efem seri +18 yaş üstüne hitap ediyormuşşşş. Ona göre. +18 yazısını görünce abaza gibi atlayacak olanlar var, biliyorum. Yapmayın kendinize bunu, lütfen.

Serinin tamamı:
Ejderha Serisi: Ejderin Aşkı (*)
Ejderha Serisi: Ejderin Arsuzu (*)
Ejderha Serisi: Ejderin Tutkusu (*)
Ejderha Serisi: Ejderin Büyüsü (*)

    (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)
15 Ağustos 2016 Pazartesi | By: YeniAy M.

Ertuğrul Gazi 'Kuruluş'



"Bu büyük Türk evladının ruhu şad olsun!"


KÜNYE
Yazar:  Dr. Cengiz Zengin
Yayıncı: Bilge Oğuz Yayınları
Sayfa: 288
Baskı Yılı: 2015
TANITIM BÜLTENİ
Ertuğrul Gazi, Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi’nin babasıdır.
Söğütte yurt tuttu ve bu yurttan bir imparatorluk çıktı.
Tek sülâlenin yönettiği 600 yıllık bir imparatorluk.
“400 çadırdan çıkmış bir imparatorluk”, diyebilir miyiz?
Eğer 400 çadırlık bir yurtsa, o yurdu kuranlar geriye baktığımızda, Anadolu Selçuklu Türk Beylikleri ’ne, oradan daha geriye Büyük Selçuklu Devleti’ne ve daha geriye Orta Asya’dan yayılan bir Türk varlığına gitmemiz gerekir. O 400 çadır gökten inmedi… Bir büyük ailenin parçası idi.
Osmanlı imparatorluğunun kuruluşunda bilinmeyen çok nokta var.
Birçok tarihî hâdise efsaneye bürünmüştür. Bunu da tabiî karşılamak gerekir. Milletler efsaneleriyle büyür.
Ertuğrul Gazi’yi anlatabilmek için dönemini anlatmalıyız.
Osmanlı Devleti’nin kurucusunun babası hakkında bulunabilen bütün bilgileri ve son araştırmalar ışığında işlenen Osmanlı’nın beylikten devlete geçiş safhalarının ayrıntılarını Ertuğrul Gazi Kuruluş ’ta okuyacaksınız.
Bu sene Gökbörü isminde yeni bir tarihi fantastik seriye başladım. İlk kitap Gökbörü ve Oğuz Kağan idi. Hayalet Serisinin 2. romanını bitirdikten sonra, inşallah Gökbörü ve Ertuğrul Gazi romanına başlayacağım. Bu yüzden araştırma babında bu kitap aldım.

Kitap, yer yer yazarın kendi aktarımı yer yer de derleme özelliği göstermekte. Birden fazla Osmanlı tarihçisinin kaleme aldığı kitaplardan bir sürü bilgi aktarımı var. Hepsinin kitaplarını okumuş kadar oldum. :) Fakat kitabın içeriği Ertuğrul'dan ziyade oğlu Osman ve torunu Orhan hakkında bilgi içeriyor desek yalan olmaz. Bu açıdan biraz tatminsiz olsam da bunun da mantıklı bir açıklaması var; maalesef Ertuğrul Gazi hakkında kaynaklar pek kısıtlı. Hal böyle olunca da rivayetlerle beraber bir kitaptan ziyade kitapçık çıkardı. Zaten kitabın ismi de Ertuğrul Gazi ve 'Kuruluş'... Yani hem bu büyük kahraman hakkındaki tüm bilgiler ve rivayetleri bize sunarken hem de Osmanlı'nın kuruluş serüveni kahramanları olan Osman ve Orhan Gazi hakkında da bilgi vermiş oluyor.

Yer yer eski lehçe ile yazılmış aktarımlar söz konusu ama kendinizi verirseniz rahatça anlarsınız, merak etmeyin. Belki birkaç kelimenin manasını bilemezsiniz -ben gibi- ama onda da arama motorları yardımınıza yetişecektir. Hem eski lehçeyi görmek de güzel oldu. Bir de sesli okumayı denerseniz kulağa hem farklı hem de hoş geldiğini fark edeceksiniz. ;)

Kitapta en sevdiğim noktalardan biri Ertuğrul ve Osman Gazi'nin silah arkadaşlarının da tanıtıldığı bölüm idi. Hatta alperenler olarak da tanımlayabileceğimi Şeyh Edepali gibi nice önemli şahsiyet hakkında da özel bölümler var. Birden fazla tarihçinin aktarımlarını bize sunduğu için aynı konuların tekrarı ile karşılaşmış oluyoruz ama bu, rahatsızlıktan ziyade konuyu pekiştirmemi sağladı. Genelde kendini tekrar eden noktaları boğucu bulurum ama bu iyi oldu.

Genel olarak kitabı muhakkak tavsiye ederim. Şahsen beğendim. 5 üzerinden 4 veririm. :)



                (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)
13 Haziran 2016 Pazartesi | By: YeniAy M.

Kudüs'ün Gizemli Tarihi


"Kudüs, kapılarını sizler için aralıyor."


KÜNYE
Yazar:  Pelin Çift, Ömer Faruk Harman
Yayıncı: Destek Yayınları
Sayfa: 288
Baskı Yılı: 2016

TANITIM BÜLTENİ
Üç semavi din için Kudüs neden kutsal?
Hz. Muhammed Kudüs'te hangi mekândan semaya yükseldi?
Kudüs Hz. İsa ile ilgili hangi sırları barındırıyor?
Mesih'in nereden göğe yükseldiğine ve nereye geleceğine inanıyorlar?
Yahudiler, Süleyman Mabedi'ni neden yeniden inşa etmek istiyor?
Zeytindağı'na gömülmek için neden servet harcıyorlar?
Ağlama Duvarı'nda neden gözyaşı döküyorlar?
Haçlı Seferleri'ni Kudüs'e yönelten Papa hangi gizli örgüte mensuptu?
Tapınak Şövalyeleri, Mescid-i Aksa'da neler yaptı?
Yahudi Devleti'nin kurulması için 5 milyon altın teklif edilen Sultan II. Abdülhamid buna nasıl cevap verdi?
Osmanlı Kudüs'ü nasıl kaybetti?
İsrail Devleti hangi gizli planlarla kuruldu?
Yavuz'dan Kanuni'ye, Hürrem Sultan'dan Abdülhamid Han'a Osmanlı, Kudüs'te hangi izleri bıraktı?
Kudüs'te mahşer günü neler yaşanacak?
Kehanetler Kudüs'ün geleceği ile ilgili neye işaret ediyor?
Kudüs, kuşkusuz üç semavi din için vazgeçilmez bir şehirdir. Tarihten bu yana varlığını sürdüren bu kutsal şehir, üç din mensuplarınca da sahiplenilmiştir.

Tarihi ismi 'Barış Şehri' olan Kudüs'ün isminin tersine barış, pek de yanına uğramamış desek abartmış olmayız. Hz. Davut ve oğlu Hz. Süleyman döneminde ilk altın çağını yaşayan ama sonrasında hep göz yaşı ve kan ile bulanan şehir ikinci altın çağını Müslümanların eline, bilhassa Osmanlı'nın hakimiyetinde, yaşayacaktır. Osmanlı'nın elinden çıktıktan sonra da Kudüs, yine kan ve göz yaşının merkezi haline gelecektir.

Üç semavi dinin bu şehri bu kadar sevmesi ve sahiplenmesine rağmen Kudüs'ün adeta acının merkezi haline gelmesi ne kadar da trajik bir durumdur. Sanırsam bundaki temel sebep Hristiyan ve Yahudilerin kendileri dışında kimsenin bu şehre sahip olmasını istememesinden kaynaklı. Aksini iddia eden varsa tarihi yalanlayacak belgelerle çıksın karşımıza.

Kudüs, Müslümanlar dışında kimin elinde oldu ise katliam ve zulüm uygulamıştır. Günümüzde de durum aynen bu şekildedir maalesef. Elbette bunun zulüm sahipleri tarafından meşrulaştırdıkları dini bir dayanakları da mevcut.

Kudüs'ün Gizemli Tarihi kitabı, size bu ve daha fazlasını anlatacak ve Kudüs hakkında bilmediğiniz nice bilgiye sahip olacaksınız. Ayasofya'nın Gizli Tarihinden sonra Kudüs'ün Gizemli Tarihi, Pelin Çift ile Gündem Ötesi markasının 2. kitabıdır.

DİPÇE: Sadık bir okuyucunuz ve yıllardır sizi takip eden biri olarak, Pelin Çift ve Gündem Ötesi'nden tüm okuyucular adına bir ricam olacak; kitapların fiyatları lütfen uygun olsun. Her kitapta fiyat biraz yükseliyor. :)




            (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)