İnceleme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İnceleme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
31 Temmuz 2018 Salı | By: YeniAy M.

Kur'an ve Tabiat Ayetleri Işığında 'Yaratılış ve Evrim'



KÜNYE
Yazar Mustafa İslamoğlu
Yayıncı: Düşün Yayınları
Sayfa370
Baskı Yılı: 2018 (5. Baskı)
TANITIM BÜLTENİ
Elinizdeki kitap dört bölümden oluşmakta ve her bir bölümde aşağıdakine benzer birçok soruya cevap aramaktadır:

Evren ve Dünyanın Yaratılışı: “Ol” emrinden sonra her şey nasıl başladı? Yaratılışa dair farklı görüşler? İlk 1 saniyede neler oldu? İlk elementler nasıl oluştu? Dünya’nın 4.6 milyar yıllık yaratılış süreci? Sünnetullah nedir? Yaratıcı şapkadan tavşan çıkarır mı?

2. Âdem Çömlekten Havva Kaburgadan mı Yaratıldı: Âdem’in ebeveyni var mıydı? Topraktan yaratılma ile ne kastedilir? Âdem’den önce kan döken ve fesat çıkaranlar kimlerdi? Beşer ile insan arasındaki fark nedir? “Ruhumdan üfledim” ile kastedilen nedir? Ruh üflenirken Âdem cansız mıydı? ‘Âdem’, ‘âdemoğlu’ yerine kullanılmış mıdır?

3. Beşer Nasıl İnsan Oldu: Evrimci İslam âlimleri kimlerdir? Allah, Âdem’i kimlerin içinden seçmiştir? Âdem’den önce de âdemler var mıydı? İlk insan nerede ve yaklaşık olarak ne zaman yaratıldı? Âdem’in nesli ensest ilişkiyle mi çoğaldı?

4. Darwinci Evrim Teorisi: İlahi yasa olan evrim ile materyalist evrim teorisi aynı şey midir? Evrim teorisine destek için üretilen sahte deliller nelerdir? Evrim teorisi ateizmin İsrailiyyatı mıdır? Varoluştaki hassas ayarlar tesadüfe izin verir mi? Yaratılış ve evrim teorisi hasım mıdır?
Bu başlıkların hepsinin altında iki kitabı hep yan yana okuyacaksınız: Tabiat ve Kur’an. Bizim ifademizle “tabiatın Kur’an’ı” ve “Kur’an’ın tabiatı”…

Evrim meselesi başta Türkiye olmak üzere İslam ülkelerinde çokça tartışılan ve çoğu Müslüman tarafından karşı çıkılan, kabul edilmeyen bir konudur. Genelde bazı kesimler bunun sebebini 'cehalete' bağlar. Haklılar ama sandıkları sebeple değil. Bu kesim meselenin temelini "bilimsel yaklaşmamaya" bağlar hatta daha net olmak gerekirse "akıl ve bilim ikilisinden uzak kalınması" ile ama aslında (en azından Türkiye için konuşuyorum.) evrimin doğru öğretilmemesinden kaynaklı. Okullarda evrim, materyalist evrim kuramı ile sunulmakta ve evrim konusunda yegane açıklamanın, karşılığın bu olduğunu iddia edercesine hareket edilmekte, oysa değil. Evrim kuramı ile materyalist evrim kuramı aynı şey değildir. Son dönemlerde de okullardan 'evrimin' çıkartıldığı ve bunun yanlışlığını vurgulayan yine aynı kesim. Bilgi doğru mu bilmiyorum, okulla ilişiğimi keseli çok oldu ama zaten derslerde bu konuyu görmüş biri olarak evrim karşıtı biri haline gelmeme sebep olduğundan çok da hayrını gördüğümüzü söyleyemem. Sebep? Yukarıda söylediğim gibi; bize doğru şekilde öğretilmiyor. Eğer bir şey doğru öğretilmiyor ise öğrenmenin mantığı nedir? Doğru olan bilgiyi doğru şekilde nesillere aktarmaktır. Bu yüzden en kısa sürede en doğru şekilde müfredata eklenmeli. 

Sosyolojide de bir konu üzerine birden fazla tez, argüman, yaklaşım vardır. Açıkçası üniversitelerde hoşlanmadığım noktalardan biri de her üniversitenin belli bir ekolü; sanki %100 doğruymuş gibi takip etmesi ve diğer ekollere ya hiç değinmemesi yahut ucundan değinmesidir. Tek yönlü bakış açısıyla sunulan bir şeyin fayda vermeyeceği yahut kısıtlı fayda vereceği aşikardır. Tamamdır, konuyu çok uzatmadan kitaba geçiyorum.

Mustafa Hoca muhakkak ki biyolog vs. değil, kendisi ilahiyatçı. Lakin kitabın girişinde de göreceğiniz gibi evrim konusunda onlarca kitap okumuş, yüzlerce belgesel/bilimsel sunum takip etmiş ve makale incelemiştir. Evrimin gerçekliğine kanaat getirmiş yahut tersine; kaç kişi bu kadar araştırma yapmıştır, bilemiyorum. Elbette ki bu onu uzman yapmaz ama en azından ne dediğini bilecek seviyeye getirir ki işin uzmanlarınca da kitap onay aldığı için bilimsel bilgiye aykırı bir bilgi içermediğini düşünebiliriz. Bu bilgileri de Kur'an bilgisiyle ve geçmişte yaşamış Müslüman bilim insanlarının çalışmalarıyla analiz edip, bize sunmuş.

Kitap 4 bölümden oluşuyor:

1-Evrenin ve Dünya'nın Yaratılışı; en sevdiğin ve hayranlık duyduğum bölüm bu oldu aslında; evren, evren olmak; dünya dünya olmak için çok aşamadan geçmiş, bilhassa dünyamızın şimdiki yaşanabilir hale gelmek için çok cefa çekmesi gerekmiş. Her biri anlatılmış, ister istemez artık içinde yaşadığınız evren ve dünyaya bir farklı bakar oluyorsunuz.

2- Hz. Adem Çömlekten, Hz. Havva Kaburgadan mı Yaratıldı? sorusu üzerine uzun uzun argüman ve deliller sunarak bize işin -tabiri caiz ise- saçmalığını gayet güzelce gözlerimizin önüne sermiş. Elbette bu soruya cevap verirken ilk insanın nasıl var olduğunu, evrimin onun var oluşundaki etkenine dair oldukça geniş bir metin bizi bekliyor. Yani ilkinde evren ve dünyanın evrimi; ikincisinde ise insanın evrimini anlatıyor. Burada aslında insandan ziyade 'beşer' kavramını öğreniyoruz. Yani daha çok beşerin evrimini göreceğiz.

3- Beşer Nasıl İnsan Oldu? başlığında ise beşer evriminin başka bir aşaması olan ruh üfleme aşaması bize sunuluyor. Yani beşerin insana dönüşme süreci, şimdiki halimiz.

4- Evrim Teorisi ile son bölüme giriyoruz ve evrimin tarihsel süreci, türleri, yaklaşımları, nasıl ideoloji haline getirildiği gibi üzerine tartışılan konulara değiniliyor.

Ben kitabı genel olarak net, açıklayıcı ve tatmin edici buldum. Size bilmem ama kökleri mitlere dayanan komik batıl yorumlamalar yerine; kökleri bilimsel açıklamalara dayanan yorumlamaları kabul etmeyi tercih ederim. Sonuçta daha gerçekçi ve akla mantığa yatkın. Muhakkak kitabı edinip okumanızı tavsiye ederim. İslam konusunda şüpheleri olan, ön yargıları olan arkadaşlara da tavsiye ediyorum.

DİPÇE: Yazınca fark ettim de yorum, tanıtım yazısıyla paralellik içeriyormuş. :D 



(İnternet fiyatları, sitelere göre farklılık gösterebilir.)
8 Temmuz 2018 Pazar | By: YeniAy M.

Türklerin Serüveni




KÜNYE
YazarCansu Canan Özgen 
YayıncıKronik Yayınları
Sayfa248
Baskı Yılı: 2017

TANITIM BÜLTENİ
Tarihin en kadim milletleri sıralansa hiç şüphe yok ki Türkler en ön safta yer alacaklardır. İzledikleri yollar, vardıkları coğrafyalar, söyledikleri şiirler, savaş stratejileri ve daha nice konularıyla Türk tarihinin kendine has birçok bilinmeyeni vardır.Tarihi ekranlar vasıtasıyla her yaşa yeniden sevdiren Cansu Canan Özgen, Türklerin izini alanında uzman tarihçilerle sürüyor.


Kür Şad gerçekten yaşamış mıydı? Orhun Kitabeleri nasıl çözüldü? Attila’nın Avrupa tarihindeki yeri neydi? Cengiz Han Türk müydü? Prof. Dr. Ahmet Taşağıl anlatıyor.



Hasan Sabbah kimdi? Nizamülmülk ve Ömer Hayyam’la sınıf arkadaşı mıydı? Fedailer suikastları neden hançerle yapıyordu? Doç. Dr. Haşim Şahin anlatıyor.



Timur, Türk müdür? Türklerde tarih anlayışı nasıldır? Türkçenin Türk devletlerindeki yeri neydi? Safeviler Türk Devleti miydi? Prof. Dr. İlber Ortaylı anlatıyor.



İstanbul’un fethinde gemiler gerçekten karadan yürütüldü mü? Ulubatlı Hasan diye birisi var mıydı? Akşemseddin, Fatih’e neden bir mektup yazmıştır? Prof. Dr. Feridun M. Emecen anlatıyor.



Casuslar maaşlı elemanlar mıydı? Bugünkü manada casusluk teşkilatları var mıydı? Casuslar birbirlerini nasıl tanırlardı? Özel işaretleri ya da sembolleri var mıydı? Doç. Dr. Emrah Safa Gürkan anlatıyor.



Devşirme sisteminin özellikleri neydi? Padişah eşleri yönetimde etkili oldular mı? IV. Murad’ın yasaklarının sebebi neydi? Neden IV. Murad’a Şark’ın Sultanı denildi? Prof. Dr. Abdülkadir Özcan anlatıyor.



Osmanlı’da ilk isyanı kim çıkarmıştır? Kardeş katlinin hükümleri nelerdi? Hanedan mensupları nasıl öldürülüyorlardı? Osmanlı’daki darbelerin genel özellikleri nelerdi? Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci anlatıyor.



Atatürk’ün soyağacı biliniyor mu? Yaşayan akrabaları var mı? Asker olmaya nasıl karar verdi? Askerlik başarılarında tarih bilgisinin payı nedir? Atatürk’ün Çanakkale’deki rolü neydi? Doç. Dr. Ali Güler anlatıyor.-



Orta Asya’nın bozkırlarından Avrupa’nın kapılarına, Hunlar'dan Osmanlı'ya, Fatih'ten Atatürk'e Türk tarihinin önemli çağları, imparatorlukları ve komutanları Türklerin Serüveni'nde anlatılıyor.

Cansu Canan Özgen'in eliyle hazırlanan Türklerin Serüveni; alanında uzman tarihçilerin bir araya geldiği çerez niteliğinde bir kitap. Çerez Kitap diyorum çünkü birbirinden ilgi çekici konular, küçük çerezler halinde sunulmuş; doyurucu değil iştah açıcı. Zaten 248 sayfalık bir kitabın bütün konulara derinlemesine işlemesi düşünülemez. Bu yönüyle konusu geçen konulara ilgiyi arttırıcı ve yönlendirici olmuş, güzel bir artı. Ayrıca burada referans olarak verilmiş üç-dört kitabı da şimdiden okunacaklar listeme ekledim, inşallah. :)

Benim en çok ilgimi çeken yazar ve bölümler şunlar oldu: Ahmet Taşağıl 'Kadim Türklerin Serüveni'; İlber Ortaylı 'Türkler Olmadan Tarih Olmaz' ve Emrah Safa Gürkan 'Osmanlı Devlet'inde İstihbarat ve Casusluk'

Ahmet Hocanın bölümünde Moğollar; Cengiz Han ve Selahaddin Eyubi kısımları çok ilgi çekici idi; aslında klasik sorularımıza cevap veriyor; Bunlar Türk müdür? Moğol konusunda cidden çok zıt görüşler dile getiren tarihçiler var, haliyle kimi dinlesek kafamız karışıyor. Şahsen Ahmet Hocanın açıklamalarını kabul edeceğim, nitekim kendisi de alanında oldukça uzman ve etkin bir tarihçi.

Selahaddin Eyubi meselesinde; yıllar evvel adını ilk duyduğum ve minyatürüne baktığım zaman "Bu adam Türk yav" demiştim. Tamam, belki bir minyatürden yola çıkarak böyle bir çıkarım yapmak fazla akıl işi değil, kabul ediyorum ama bir Arap yahut Kürt'ün çekik gözlü çizilmesine de pek akıl sır ermemişti o zamanlar. Sonrasında da Türk diyen birini duymuşsam da sık sık karşıma "Kürt Kürt" diye çıktı. Olabilir, bence sakıncası yoktu. Ben sadece hakikat nedir, ona takılmıştım ama bunca zaman Kürt mü Türk mü yahut melez mi gibisinden düşünüp durdum; çünkü kardeşlerinin isimlerinin Türkçe olması ve bahsettiğim minyatür kafamı kurcalıyordu; üstüne Selçuklu Atabeyi tarafından himaye edip, yetiştirilmesi de cabası... Bu kitapta da hocanın açıklaması aynen şu; " Selahaddin Eyubi'nin sadece bir dedesi Kürt'tür, geriye kalan bütün hepsi Türktür. Bunu dünyada en iyi araştıran benim hocam olan Prof. Dr. Ramazan Şeşen'dir. Eyyubiler kitabında gayet iyi anlatmıştır.  Ailedeki isimlere baktığımızda Turnaşah, Börü, Tuğtekin gibi Türk isimleri görüyoruz. Yine de 'Türktür' diye kesin bir duvar da örmemek lazım. Hoca da  Kürtleşen Arap gibi bir ifadeye yer veriyor. Sonrasında Türkleşen bir aile..."

Bahsedilen kitabı da alıp okumak gerek aslında. Dedim ya iştah açısı çerez bir kitap bu. Sizlere de muhakkak tavsiye ederim. :)

(Gerçi kimi bilgiye az buçuk şüphe ile yaklaşmış olsam da  alanında uzmanların aktardıklarına genel olarak itimat ettiğimi söylemeliyim.)

Cansu Canan Özgen'in alanında uzman kişilerle hazırladığı ve benim yorumladığım diğer kitaplar şunlar:

Selçuklu'nun Şifreleri
 Osmanlı'nın Şifreleri

 
(İnternet fiyatları, sitelere göre farklılık gösterebilir.)
3 Nisan 2018 Salı | By: YeniAy M.

Türk Mitolojisi 'Türklerde Yaratılış Ve Evren Tasarımı'





KÜNYE
Yazar Nuray Bilgili
Yayıncı: Kripto Yayınları
Sayfa320
Baskı Yılı: 2017

TANITIM BÜLTENİ


Türk mitoloji, destan ve efsanelerindeki “Şifreler” diyebileceğimiz, “Arketipler ve Motifler”, olabildiğince bilimsel kaynaklar referans alınarak çözümlenmeye çalışılan bu eserde, Türk evren tasarımı ve Türk düşünce ve mantık sistemi, Türk yaratılış mitolojileri dediğimiz Altay ve Yakut Türklerinin söylence kültüründeki anlatıları ve bu anlatılarda adı geçen Tanrı ve Tanrıçalar, Göktürk ve Uygur Türeyiş mitolojilerindeki ayrıntılar, bir kozmoloji mit’i olan ve evrenin yaratılışı alegorik bir dille ve şifreli olarak anlatılan Oğuz Kağan Destanı ilginç detay ve fotoğraflarla incelenmiştir.


Bir toplumun düşünce biçimini anlamak için, bilinçaltında kalan ve kuşaktan kuşağa aktarılan söylencelerini bilmemizin gerekmektedir. Örneğin yeni doğum yapmış kadına neden kırmızı eşarp bağlandığını, albasmasının ne olduğunu, ya da neden rüyada saç kesmenin ölüm olarak yorumlandığını anlamak için Türk Mitlerini de bilmek gerekir. Mitolojiler ile bağlantılı bütün imgeler ve simgeler topluluğu, gerçekte o toplumun bilinçaltının kalbidir ve bilinenden çok daha önemli işlevlere sahiptir. En önemli ve temel işlevi bilincimizi evrimleştirmek, Tanrıyla bütünleşmek ve ufkumuzu sonsuzluğa açmaktır.
Kripto Yayınlarının kitaplarını genel olarak beğeniyorum; daha alıp da pişman olduğum yayını yok. Daha önce okuduklarım arasında şu kitapların yorumuna bakabilirsiniz: Çağdaş Bilimler Işığında Oğuz Kağan Destanı , Türklerin Kökeni ve Yahudiliğin Büyük Sırrı Şimdiki kitapla beraber 4. yayınlarını okuyorum. Bakalım sonrakiler ne olacak. :)

Haydi Bismillah.


Geçen sene okuduğum Türk Mitolojisi kitabının yorumunu hatırlayan varsa, Mergen, Kara Han vs. ilah olarak tapınılan kişiler hakkında bilgilerin eksik olduğunu söylemiştim. Yani kimdir bunlar, neyin nesidir, neden ilah diye tapmışlar? Bunları merak ediyordum ama 600 sayfalık kitap bunlara değinmemişti; ağırlıkta destanlar vs. üzerine değinilmişti ki bu açıdan da kendi içerisinde değerli buluyorum elbette.

Türk Mitolojisi 'Türklerde Yaratılış Ve Evren Tasarımı' kitabı işte bana tam da bu arzuladığım bilgileri sunuyor, resimlerle de süslenmiş ki her bir resmin anlatılan konu ile ilgisi söz konusu olduğu için pekiştirmek vs. açısından da güzel oldu. Şöyle söyleyebilirim ki binlerce yıllık bu tamgalar ve manaların Osmanlı dönemine kadar kullanılması ama günümüzde unutulmuş olması biraz üzücü.

Misal Osmanlı Padişah tablolarında sultanların el hareketlerinin birer manası olduğunu biliyor muydunuz? Bugün masonların kullandığı pergel ve gönyenin, onlardan çok önce Budist Türkler tarafından minyatürlere çizildiğini ve yaratılışla ilgili bir anlatımı olduğunu biliyor musunuz? Bugün Yahudiler(koruma tılsımı olarak tek göz barındıran el) ve Müslümanlar(Hz. Fatma anamızın eli) tarafından kullanılan elin aslen Umay Ana'nın şifa verici ve koruyucu eli olarak eski Türkler tarafından kullanıldığından haberdar mısınız? Evren ve Ejderha ilişkisinden tutun Gamalı Haç ve normal Haç'ın Hristiyanlık ve Hitler öncesi kozmik manalarına; ant işaretinden tutun burçlara kadar nice bilgiye bu kitaptan ulaşabilirsiniz.

Oldukça tatmin ediciydi ve ileride kitaplarım için faydalı olacağına inandığım bir çok bilgiye vakıf oldum, tekrar tekrar okunacak bir kitap; mitlere ve tamgalara daha bir dikkatle bakılması gerektiğini öğreten bir kitap... Kesinlikle edinmenizi ve okumanızı tavsiye ederim.

(İnternet fiyatları, sitelere göre farklılık gösterebilir.)
29 Aralık 2017 Cuma | By: YeniAy M.

İslamiyet ve Türkler



KÜNYE
Yazar Prof. Dr. Hakkı Dursun Yıldız
Yayıncı: İlgi Kültür Sanat Yayınları
Sayfa280
Baskı Yılı: 2011
TANITIM BÜLTENİ

İslâmiyet'in kabûlü Türkler'e yeni bir ruh ve kuvvet vermiş, Asya steplerinden Avrupa içlerine kadar uzanan büyük ve uzun ömürlü imparatorlukların yaşamasında başlıca sebeplerden birisi olmuştur. Bundan daha önemlisi, İslâmiyet'in ortaya koyduğu prensiplerin millî bünyelerine uyması sebebiyle Türkler varlıklarını koruyabilmişlerdir. İslâm dinîni kabûl etmiş olan Türk boylarından hiç birisi, millî varlıklarını kaybetmemişlerdir. Bu bakımdan Türkler'in İslâm dinîne toptan girişleri, diğer din ve medeniyetlere intisablarından farklı olarak doğurduğu büyük ve müsbet neticeler itibarıyla yalnız Türk ve İslâm tarihinin bir dönüm noktasını teşkil etmekle kalmaz, dünya tarihinin de en büyük hadiselerinden biri sayılacak bir ehemmiyet taşır. Türkler, İslâmiyetle daha ilk fetihler sırasında temasa geçmelerine rağmen ancak üç asır kadar sonra X. Asrın ortalarında büyük kitleler halinde bu dinî kabûl etmişler ve kısa zaman sonra İslâm dinî Türkler'in millî dinî haline gelmiştir. Bu üç asırlık uzun tarihi devrenin ilk yarısında Türkler ile Müslümanlar arasında çetin mücadeleler cereyan etmiş ve bu sebeple İslamiyet Türkler arasında yayılma imkânı bulamamıştır. Abbasî hanedanının iktidara gelmesiyle İslâm devleti bünyesinde meydana gelen değişiklikler sebebiyle mücadeleler hemen hemen sona ermiş ve Türkler İslâm devleti hizmetine girerek faaliyet göstermeye başlamışlardır.
Kitabın ismini bir tv programında duyarak almıştım (ya da bir başka kitapta ismi geçmiş de olabilir, üzerinden uzun zaman geçtiği için hatırlayamıyorum. 😋😋😋 ). Sonuç olarak kitabı edindim ve geçenlerde bitirmek nasip oldu.

İçerikte Türklerin ilk zaman İslamiyet ile ne zaman ve ne şekilde tanıştığını ve münasebetinin nasıl oluştuğunu tarihsel verilerle anlatıyor. Bu cümleden Türkler, İslamiyet'e girdi; şu şu şeyler eski inancı ile çok uyumluydu vs. şeklinde bir şey çıkarmayın. Burada işin teolojik kısmı değil tarihsel kısmı anlatılıyor; 10. y.y. sonrası ele alınmadığı için toplu olarak nasıl İslam'a girildiğini anlatan bir kitap değil.

Kitapta Türklerin, Emeviler ve Abbasiler ile olan tanışıklığı ve bu devletlerin içerisinde aldıkları vazifeler anlatılıyor. Doğrusunu söylemek gerekirse Samara Devri olarak adlandırılan zaman içerisinde; Abbasi Devletindeki Türklerin etkisi ve yaptıkları; bir zaman sonra ortada dönen entrikalar vs. bana Game of Thrones dizisini anımsattı, bizim GoT da baya batılıların GoT'u kadar heyecan verici, demedi demeyin. 😀😂😃 Elbette olaya benim bakış açımla bakar ve ders çıkartabilirseniz bu kitap size sadece tarihsel olayların öğretmekle kalmaz, hayati bazı önemli şeyler de öğretir. Bu açıdan da çok verimli ve değerli bulduğum bir kitap oldu.

Türkler ağırlık ve en etkili olarak Abbasi Devleti'nin Samara Devri'nde faaliyet gösterdiği için, kitapta da ağırlık bu dönem üzerinde geçiyor. Zaten ünlü Samara şehri de Türkler için kurulan bir Türk şehri(hatta Abbasi devletinin o dönem başkenti). Türkler olaya askeri vazifeler ile başlarken iş siyasi/devlet yönetim kademesinde faaliyet göstermesine kadar gidiyor ve bir zaman sonra halifeler üzerindeki baskıları ile fiilen devletin yönetimini ele geçiriyorlar. Durum öyle boyutlara ulaşıyor ki Abbasi Devleti içindeki Türkler, halifeleri indirip yerine yeni halife seçiyor. Bu durum halifelik süresini müneccimden öğrenmeye çalışan taze halifeye etrafındaki insanların şu cevabı vermesine neden olur hale gelmiş; "Türkler ne kadar zaman isterse."

Kitabı muhakkak tavsiye ederim ama özel de bir ricam var; okurken asabiyet(milliyetçilik) duygunuzu kamçılayarak okumak yerine olabildiğince duygulardan ırak bir şekilde okuyun ki almanız gereken dersi alın, öğrenmeniz gerekeni öğrenin. Gurur ve böbürlenme ile okursanız yüzeysel şeyler öğrenirsiniz.


(Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)


29 Eylül 2017 Cuma | By: YeniAy M.

Kök Tengri'nin Çocukları




"Avrasya Bozkırlarında İslam Öncesi Türk Tarihi"




KÜNYE

Yazar: Ahmet Taşağıl
Yayıncı: Bilge Kültür Sanat
Sayfa Sayısı: 368

Baskı Yılı: 2013(1. Baskı)
TANITIM BÜLTENİ

Türkler… Esir düştüler, savaştılar, barıştılar… Uzak Asya’dan Akdeniz’e kadar uçsuz bucaksız bir coğrafyaya yayıldılar. Devletler kurdular, devletler yıktılar. Çin’e aman vermediler. Birçok farklı isimle anıldılar, farklı dinlere inandılar. Çok büyük bir medeniyet yarattılar. Başka medeniyetlerin yükselmesine katkıda bulundular. Hepsi de masmavi Gökyüzünün (Gök-Tanrı’nın) altında buluştular.

Türkler kimdir? Nereden gelirler? Hangi dinlere inanırlar? Tarihleri ne zaman başlar? Nasıl teşkilatlandılar? Ve en önemlisi nasıl bu kadar başarılı oldular?

Prof. Dr. Ahmet Taşağıl, bu kitabında yukarıdaki soruların ışığında Orta Asya’dan Avrupa’ya kadar yayılan Türklerin İslamiyet öncesi tarihlerini bütüncül bir şekilde okuyucuya sunuyor. Karmaşık gibi görünen bir tarihi yalın şekilde anlatan, örneği az rastlanır bir çalışma...

Öteki Gündem programından kazandığım (ve çok istediğim) ilk kitap. Bitirmem biraz zaman aldı ama şükür ki bitti. Ahmet Hoca'nın bu değerli çalışması; İslam Öncesi Türk Tarihinin güzel bir özeti olarak karşımıza çıkıyor. 

Başlamadan önce bize Eski Türkler döneminde zaman, mekan ve yaşam kültürünü anlatarak genel bir tanıtım sunmuş. Sonrasında bilinen ilk Türk devleti ile başlamış; Büyük Hun İmparatorluğu. Ardından Göktürkler ve diğerleri ile devam ederek Doğu-Avrupa Türk devletlerine kadar her birini yazmış, çizmiş ve anlatmış. 

Genel olarak hep doğu Türklerine odaklandığımdan batı Türkleri hakkında -doğuya nazaran- çok fazla bilgi sahibi değilim ve doğal olarak batı Türkleri(bilhassa Batı Hunlar) benim daha çok ilgimi çekti. Biraz bu konuda açlığım varmış, gördüm. Atilla dönemi başta olmak üzere Batı Hunlarını daha yakından tanımak istiyordum bir süredir. İskiler de buna dahil ama yazar, fazla kaynak olmadığını belirtmiş; üzücü. 

Kitabın sonunda -özellikle tarihi roman yazanlar için- faydalı olacak Türk kronolojisi eklenmiş ve devletlerin hangi boylardan oluştuğuna dair tablolar da var.

Oldukça bilgilendirici ve güzel bir çalışma olmuş. Dili ne ağır ne de çok akıcı diyebilirim; ikisinin ortası. İslam Öncesi Türk Tarihini merak edenler için güzel bir giriş olmuş, tavsiye ederim. Siyasi/Savaş kültürü dışında yer yer sosyal ve sanat yönlerine de değinilmiş ama dediğim gibi kitabın geneli her şeyin bir özeti şeklinde. Aslında sanat/kültür çalışmaları fotolar ile desteklense idi güzel bir ayrıntı olurdu kitapta. Bir de Avarların vs. çok güçlü bazı savaş araçlarından vs. bahşetmiş yazar ama onların ne olduğuna değinmemiş, bu beni merakta bıraktı. Belki kaynaklara geçmediği için belirtmemiştir...

Kendisine bu değerli eser için teşekkür ederiz. :)

DİPÇE: Sayfa sayısı böyle bir kitap için gözünüze az gelebilir ama kitap, olağan kitap boyutlarının üstünde; bilginize. Ayrıca benim elimde 9. baskısı var ve kitap şimdiden 10. baskıyı görmüş. :)


(Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)



13 Mayıs 2017 Cumartesi | By: YeniAy M.

Türk Mitolojisi 'Yeni Araştırmalar Işığında'



KÜNYE
Yazar Necati Gültepe
Yayıncı: Resse Yayınları
Sayfa660
Baskı Yılı: 2013(1. Baskı)

TANITIM BÜLTENİ

Heredot: "Bütün bilimlerin anası Tarih, onunda asıl kaynağı Mitolojidir" der.
Yunanlılar masala, "Mit" derlerdi "Mitoloji" sözü de buradan çıkmıştır.

Fakat Mitoloji, bir kavme ait tek bir efsane veya masal değil; bütün efsane ve inanışları ele alarak neticelere varmak isteyen bir bilimdir.
Mitler, her milletin temel felsefesinin, millî psikolojisinin, kendine has özellikleri olan ilk kaynak niteliğindedir. Geniş manada Mitoloji, dünyayı algılama sistemi olup bu algılamayı modelleştiren, dünya görüşüdür.
Esasında Mitoloji, toplumların ortak kültürel mirasının ürünüdür. Buradan hareketle, Millî kültürün bugünkü haliyle en eski zamanlar arasındaki ilişkiyi kurar. Mitler o toplumun dünyaya ve olaylara bakış açışını, bir anlamda karakterini yansıtır.
Diyebiliriz ki Mitoloji, bir milletin zihinsel yapı şablonudur. Dünyayı algılama, şekillendirme, sembolleştirme, kısaca ifade etmek gerekirse hayatın ve olayların genelleştirilmiş modelidir. Şu hâlde Mitoloji, dünya hakkındaki gerçekliğin ta kendisidir ve diyalektik mantığın sonucu olarak meydana çıkar.
Batı toplumları, on yedinci yüzyıldan bu yana ödünç aldıkları Yunan, Mısır Mitolojileri ile şuursal bağ kurmuşlardır. Böylece bütün sosyal katmanlarını tanzim ederek, başta hukuk ve tıp olmak üzere tüm sosyal bilimleri Mitolojik verilere "terim ve terminolojiye" göre temellendirmişlerdir.

Nietzsche bu konuyu çok net ifade eder:
"Tarih ve mitoloji ile irtibatı kesilmiş toplumlar günlük yaşarlar, artık onlar 'sosyal varlık' niteliklerini kaybetmişlerdir."

Bizler, toplum olarak bu konuda muazzam bir mirasa sahip olmamıza rağmen; böylesine önemli sosyal ve zihinsel hazineden yararlanamıyoruz. Çünkü Türk Mitolojisini hiç tanımıyoruz. Bu sebepten geçmişle şuursal bağlantımız maalesef kopuktur. Yine bu sebepten olsa gerek günümüzde millet olarak sosyal ve siyasal problemlerle baş edemez durumdayız.
Türk Mitolojisi konusunda bilimsel çalışmalar çok geç başlamıştır. Şu anda ancak kütüphanelerde bulunabilen az sayıda ki eserler de, kırk elli yıl evveline ait çalışmalarıdır.
Bu elinizdeki Türk Mitolojisi kitabı, bilimsel çizgi korunarak anlaşılır bir dille kaleme alınmıştır. Özellikle konunun ana verileri Destanların sunumunda sade bir plan uygulanmıştır. Böylece sosyal konularla uğraşanların tamamı yani toplumdaki her kesimden insanın özellikle orta öğrenim ve üniversite öğrencilerinin yararlanmaları kolaylaştırılmıştır.
Daha da önemlisi; Türk toplumunun her ferdinin, toplumsal şuur denen o muazzam birikimden haberdar olma imkân sağlanmıştır.
RESSE Yayınları'nın ilk eseri olan Türk Mitolojisi /Yeni Araştırmaların Işığında, 660 sayfa olup 50' nin üzerinde resim ve görsel malzeme kullanılmıştır.
Okuyucularımdan birinin tavsiyesi üzerine aldığım kitabın bana bir hayli faydası olacağını düşündüm ve yanılmadım da. Malumunuz ağırlıkta tarihi/fantastik yazarım ve Türk mitlerinden beslenmek gibi bir huyum vardır. Bu yüzden bu kitap ayrıca önem arz etmekte.

Genel olarak mit ve Türk mitleri hakkında güzel açıklamaları var. Daha sonra Türk mitlerinin özetlerini verip, onlar üzerinde yüzeysel de olsa bir çözümleme söz konusu. Bana göre çözümlemeleri yüzeysel zira daha önce Çağdaş Bilimler Işığında Oğuz Kağan Destanı kitabını okudum ve ikisi arasında mukayese yaptığımda böyle bir düşünce oluştu. Bu demek değil ki çözümlemeleri işe yaramaz vs. aksine faydalı bulduğumu söyleyebilirim.

600 sayfalık kitap oldukça doyurucu ve resimlerle de süslenmiş. Bana göre resimler, anlatılan konu ile ilgili olsa idi daha anlamlı olurdu. Ayrıca resimlerle süslenmiş kitapların renkli basım olmasını tercih ediyorum zira siyah beyaz olunca görüntü kalitesinde düşüş oluyor.

Kamlar, destanlar ve mitlerin genel özellikleri hakkında vs. bir sürü bilgi edindim. Ayrıca destanlardan ilham alabileceğim bir çok noktayı çizdim ve defterime minik dipçeler aldım. Genel olarak memnun kaldığım ve fayda sağlayan, bilgilendirici bir kitap olduğunu düşünüyorum ama bana göre kitabın bir eksiği var. Kitapta Erlik kimdir, nasıl doğmuştur vs. yazmış ama Ülgen'den tutun bir çok Türk mitlerinde geçen ilah mı koruyucu ruh mu nedir, bunları tanıtan bir kısım yok. Bunları çok merak ediyordum oysa.

Ağır bir eleştiri olarak imla ve dil bilgisine değinmem gerek. Cidden kabul edilemez bir seviye dil bilgisi hatası var, bir çok kelime yanlış yazılmış ya da harflerde kaymalar meydana gelmiş, böyle bir kitaba gayriciddi bir hava katıyor. Yayınevinin ilk kitabı olması dolayısıyla da daha bir önem vermeleri gerekirdi diye düşünüyorum, 5. baskıyı görmüş üstüne. İnşallah 6. baskıda bu hatalar düzeltilir.


    (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)
22 Mart 2017 Çarşamba | By: YeniAy M.

Selçuklu'nun Şifreleri

  "Osmanlı'dan Önce Onlar Vardı."



 KÜNYE
YazarTalha Uğurluel, Cansu Canan Özgen
Yayıncı: Kronik Yayınları
Sayfa248
Baskı Yılı: 2017

TANITIM BÜLTENİ
Göçerek, konarak, savaşarak uçsuz bucaksız bir coğrafyaya yayıldılar. Devletler kurdular, farklı isimlerle anıldılar. Tarihe ihtişamlı bir imparatorluk, görkemli bir miras bıraktılar... Selçuklular... Öteki Gündem programıyla reytingleri alt üst eden Cansu Canan Özgen, Selçuklu tarihi hakkında en çok merak edilen soruları soruyor; tarihi günümüze taşıyan üslubuyla takdir edilen Talha Uğurluel, çok kıymetli görseller eşliğinde ustalıklı cevaplar veriyor.
•Türkler tarih sahnesine ne zaman çıktı?
•Orta Asya’daki Türkler, İslamiyet’i, kimlerden ve nasıl öğrendi?
•Çinliler ve Abbasiler arasındaki mücadelede Türklerin rolü neydi?
•Türk tarihinde yaygın olarak kullandığımız “Türkmen” tabirinin Oğuzlarla bir ilgisi var mıdır?
•Selçuklular kendilerinden önceki diğer Türk devletleri gibi neden Asya’da kalmadılar?
•Selçukluları tam bağımsız hâle getiren Dandanakan Savaşı ve tarihçilerin “Dünyanın Gelini” dediği Rey hakkında bilinmeyenler...
•Malazgirt Savaşı öncesinde Sultan Alparslan’ın askerlerine yaptığı müthiş konuşma…
•Bizans İmparatoru Romanos Diogenes’i esir eden Selçuklu askerinin ilginç hikâyesi...
•Sultan Alparslan’ın kabrinin nerede olduğuna dair son bilgiler ve değerlendirmeler...
•Unutulan Türkler: Suriye ve Irak Selçukluları...
•Şam ve Kudüs tarihinde Selçukluların rolü...
•Selçukluların Altın Çağı: Sultan Melikşah dönemi...
•Nizamiye Medreseleri ile başlayan eğitim seferberliği...
Tüm bu sorularla birlikte Anadolu’nun kapılarını Türklere açan Selçuklulara dair merak edilenler, benzersiz görsel arşiviyle Selçuklu’nun Şifreleri kitabında.
Talha Uğurluel'in o güzel kaleminden Selçukluların kitabının çıktığını görür görmez ilk fırsatta sipariş ettim. Kısmetime; bir baktım ki Talha hocam ve Cansu hanım'dan imzalı gelmiş, ayrı bir mutlu oldum. Onlardan aldığım ilk imzalı kitap olmuş oldu, teşekkür ederim(kaza eseri mi karıştı bana geldi, şüphe etmiyor değilim. :D ).

Gelelim kitabın içeriğine.

Talha Hocamın bilgisine her zaman yüksek güven duymuşumdur ve anlatım tarzı, o soğuk resmi tarihin aksine, masalımsı ve insanı içine çeken bir havaya sahiptir. Her kitabında bunu görüyoruz. Elbette anlattığı yerlerin fotoğraflarını bizzat gidip kendi çekip kitaba ekleyince gidip görmüş kadar da oluyoruz. Yani Talha hocanın kitapları sadece tarih değil bir nevi sanat tarihi de kokan, sizi alıp o diyarlara taşıyan bir yapıya sahip. Bu yüzden onun eserlerine her daim ayrı bir önem ve sevgi vermişimdir.

Selçuklu deyince okullarda öğrendiğimiz tek tük bilgi dışında çok fazla bilgi sahibi değilizdir. Hatta ben; okullarda anlatılan Türk tarihini eleştirmek için hep şu şekilde bir söz söylerim; İslam öncesi tarih bir iki santimlik bilgi; Selçuklu ve diğer devletlerin toplamı beş santim, Osmanlı bir on-on beş santim ama Cumhuriyetin kuruluşu ve inkılaplar şöyle bir yarım metre falan. Sonuncusu bilhassa hem lise hem üniversitede tekrar tekrar aynı şekilde karşınıza çıkar. İlkokuldan üniversiteye kadar Türk tarihi adına ne öğrendin deseniz inanın bana aslında hiç birimiz bir şey öğrenmiş değiliz. Bundandır ki Talha ve Mustafa gibi hocalarımızın kitaplarına önem veriyorum.

Selçuklu Devletinin kuruluş aşamasından Anadolu'ya gelene kadarki süreçte yaşanan olaylar ve dikkat çekici ayrıntılar hep kitapta mevcut. Sadece Selçuk Bey veya Alparslan gibi ünlü Sultanlar değil; Atsız Bey, Artuk Bey ve elbette ki Nizamülmülk gibi nice vezir, emir de kitapta kendine yer bulan değerli insanlar. Bu kitapta Selçuklu'nun yaptığı hatalara da öyle güzel değinmiş ki adeta günümüz gençlerine ve siyasetçilerine ders ve uyarı niteliği olmuş; anlayana!

En çok ilgimi çeken noktalardan biri de kitabın başında Türklerin, İslamiyet'e girmelerine vesile olan sahabelerin nasıl ve ne şartlarda Orta Asya'ya göç ettiği idi. İnanın bilmiyordum. Daha önce Türkler Neden Müslüman Oldu? isimli bir kitap okumuştum ama bu bahsi geçen ayrıntılara hiç değinmemişti ve haliyle kitabın çok kapsamlı olmadığını şimdi anlıyorum. Zaten kitabın ismi NEDEN oldu, NASIL oldu? değil, bu ayrıntıya da dikkat etmem lazımdı. :)

Neyse. kitap her zaman ki gibi çok güzel ve en sevdiklerim arasında yerini aldı. Selçuklu'yu merak edenler için muhakkak almalarını tavsiye edeceğim güzel bir giriş kitabı olmuş.

Yalnız merak ettiğim bir soru var; benim bildiğim ilk Müslüman Türk Devleti; Karahanlılar değil, Hazar bölgesinde kurulmuş olan İdil Bulgar Uygarlığı. Hatta bir iki sene önce bir tarihçinin çıktığı (sanırsam ya Öteki Gündem ya da Gündem Ötesi; hafızam yanıltıyor olabilir.) programda da değinilmişti. Ahmet Taşağıl'ın bu konuda çalışması vardır ve İslam Ansiklopedisi(sanal)'nde bilgi bulabilirisiniz, ilgilenen olursa. Karahanlılar ile hemen hemen yakın bir tarihte İslamlaştığı için belki tarihçiler arasında İLK sıralaması olarak değişik görüşler olabilir tabi. Yalnız sanki bu kitapta onları Hristiyan olduğu iması gördüm gibi, belki ben hatalıyım, sadece belirtmek istedim.


(Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)
17 Mart 2017 Cuma | By: YeniAy M.

Paganizm - 1 'Kadim Bilgeliğe Giriş'

 

 "Kadim İnsanların inanç düzeni."



KÜNYE
YazarErhan Altunay
Yayıncı: Hermes Yayınları
Sayfa352
Baskı Yılı: 2016 (9. Basım)
TANITIM BÜLTENİ
Paganizm, ülkemizde en yanlış anlaşılan kavramlardan biri olarak belli bir popülariteye sahiptir. Hem yanlış anlaşılıp hem popüler olma çelişkisi, büyük ölçüde paganizm hakkındaki eksik bilgilerden kaynaklanmaktadır.
Ülkemizde, hem kendilerine "pagan" adı veren toplulukların olması, hem de kendilerini "pagan" olarak adlandırmadan pagan pratikleri yapan ve özünde pagan olan toplulukların olması bu konunun tam olarak anlaşılmasını zorunlu kılmaktadır.
Öte yandan, paganizmden, "çoktanrıcılık" ya da "putataparlık/putperestlik" diye söz edilmesi de paganizmin birçok kişi tarafından yanlış anlaşılmasına neden olmaktadır.
Paganizm Doğa insan ilişkilerinin pratiği olmakla birlikte "Kadim Bilgi"nin ta kendisidir.
Pagan düşünce ilk zamanlardan beri kişinin sağlıklı bir "birey" olarak toplum içinde var olmasını öngördüğünden ve sembolik anlatımların birçoğunun bu amaca hizmet ettiğinden, pagan inançlarını bu amaçtan soyutlamak olanaksızdır.
Bu bağlamda toplum içinde sağlıklı bir birey olmanın ipuçları da bu kitapta kadim bilgi ışığında yer almaktadır.
Paganizmi anlamak aslında bizim özümüzü ve Doğa'nın öngördüğü hayatı anlamaktır; kısaca kendini bilmektir.
Kitap boyunca siz de bu değişik yolculukta, paganizmin izlerini ararken kendinizi bulacaksınız.
Erhan Altunay'ın çok ilgi gören, merak uyandıran Paganizm serisinin ilk kitabını, sık sık çıktığı programlarda duyardım. Nasip bu zamanaymış deyip, ilkini edinip okudum. Aslında birkaç gün önce bitirdim ama ancak yorumu yazıyorum. Az buçuk tembelliğim tutu da. :P

Erhan Altunay'ı takip edeniniz varsa ilgi ve uzmanlık alanını biliyordur; programlarda da anlattığı kadarıyla Paganizm kitabını okumaya başladığımda, biraz daha farklı bir şey bekliyordum. Yani malum, sürekli olarak gizli örgütler ve yaptıklarından bahsedilen programlarda sık sık boy gösteriyor. Haliyle Paganizm kitabının da onların tarihini anlatacağını falan sandım ama tam olarak ilgisi yoktu. Nispeten onlara da ucu değse de genel olarak Paganizm, sapkınlıktan uzak, kadim insanların doğa ile uyumlandığı bir inanç kuralları olarak anlatılıyor.

Kitapta gerek bu inanç kurallarına gerek felsefelerine değiniyoruz. Elbet bu kitap sadece bir giriş özelliği taşıyor ve daha fazlası için 2. alınmalı. Aslında 2. kitabın Mısır ve Mezepotamya konusuna değinmesinden dolayı biraz daha ilgimi çektiğini ve daha bir merak uyandırdığını söylemem gerek. Birinci kitap bir nevi Paganizm tebliği gibi olmuş ve son bölümlerde artık iş sosyolojiye kadar kaymış.

Tüm kitap boyunca paganizm'in çok ilahlı bir din olmadığı hatta din olmadığı gibi sık vurgular yapılsa da Tanrı/Tanrıça inançları, tapınak/rahip-rahibe vb. şeylere sahip olması bana hiç de öyle bir izlenim vermedi. Yani tüm 'çok ilahlı değil, din de değil' vurgusuna rağmen kitabın her köşesinde çok ilahlı bir din kokusu buram buram burnuma doldu(Bir nevi Teslis inancındaki mantıksızlık gibi geldi vurgu ve yazılanlar.). Elbet kitapta Paganizm'in İslam'a karşı olmadığı ama İslam dışı da olduğu belirtilmiş. Fakat Doğa Tanrıça ve onu dölleyen Tanrı figürleri ve (bunlar simgesel yaklaşım demiş olsalar da 'simgesel' demek durumu kurtarmaya yetmemektedir.) büyü gibi şeylerin varlığı zaten başlı başına bu düşünce ya da yaşam biçiminin İslam mensubu kişilerce benimsenemeyeceği gerçeğini gözler önüne sürüyor. Zira cinselliğe kadar oldukça İslam'ın karşıt olduğu uygulamaları söz konusu. Göreceksiniz kitabın her köşesine notlar yazıp durdum. İyi, en azından yazanlar hakkında düşünmüşüm; boş okuyup geçmemişim. Bir yazar daha ne ister? :)

Ben kitap boyunca "din değil" iddiası üzerinde çok durdum zira hep aksi yönde şeyler gördüm. Bu iddiayı güçlendirmek için din kelimesinin TDK karşılığına kadar vermiş ama bir şeyin sözlük anlamından önce kök anlamına bakmak gerektiğini en iyi yazar bilir; zira kendisi çok kez kelimelerin kök manasını vererek ilerlemiş.

DİN KELİME KÖKENİ:
1- Hüküm,
2-Örf, adet, huy
3-Taat; yani Allah'ın (Yaratıcının) hoşlandığı şeyler(ibadet vs. de buna giriyor.)
4-Uyulan adet, yol, kanun,
5-İtaat, kulluk, hizmet...vb. bir çok manaya gelen tek belirli bir anlamı olmayan çok yönlü bir kelimedir.

Bunlara ve fazlasına bakınca Paganizm bir dindir demek, doğrudur. Kaldı ki dinin bir çok tanımı söz konusudur, herkes kendi tanımını yapmakta.

Otto "Din, kutsalın tecrübesidir." güzel bir tanımdır. Bunun gibi dini, oldukça geniş kapsama alanına sokan tanımlamalar vardır ve her biri kendi içerisinde doğru bir tanımdır.

Yani sanıldığı gibi din'in dar çerçeveli bir kapsama alanı/tanımı yoktur. Bu yüzden Deizm de bir dindir, Ateizm de... Eğer siz dini; ilah, kutsal kitap, mabet, din adamı formülü ile açıklamaya çalışırsanız yanlış olur. Yalnız paganizmde de mabet ve din adamları ve ilah/lar var ve sözlü de olsa kutsal kuralları veya sözleri vs. var. Paganizm, bağlayıcılığı olan kurallar değildir dese de 'doğa ile uyumlanma' gibi kuralları bence bağlayıcılık içeriyor. Yani doğa ile bütün ol, saygı göster, eşit kabul et ve doğa dahil hiçbir şeye zarar verme aksi halde pagan olmazsın dersen bu bağlayıcılıktır. Bilmem bu kurallara uymayanlara ne ceza kesiliyor, suça ceza istinat edilmeyen hiçbir düşünce, inanç vs. yoktur sonuçta.

DİPÇE: Sosyoloji mezunu olarak eklemek istediğim son bir nokta var. Farz edelim ki doğa tanrıça vb. isimlendirmeler tamamen simgesel olarak ilk başta var olmuş olsun ve bizim oyuncak ayımızı sevip isim vermemiz gibi bir mana içersin... İşin özünde bu bile yanlış bir başlangıçtır zira kutsallık atfederek isimlendirilen ve simge gözü ile bakılan bu şeyler, bir zaman sonra(ki çok zaman geçmesine gerek olduğu kanaatinde değilim) araç iken amaca dönüşür ve zihinlerde çarpılarak simge olmaktan çıkıp gerçeğe dönüşür. Nitekim tarihte araç iken amaca dönüşen nice eylem/düşünce şekli söz konusudur. Misal Mekke Müşrikleri, putlarını araç olarak kullanıp Allah'a yaklaşmak için kullandıklarını söylemişlerdir ama zamanla put, Allah'ın yerini almıştır ve amaca dönüşmüştür. Bugün, hadisleri bir nevi Allah'ın isteklerini doğru anlama ve uygulama konusunda araç olarak kullanmşızdır ama zamanla bu hadisler, ayetin yani Allah'ın sözlerinin önüne geçerek araç iken amaç olmuştur. Ya da mezhepler veya tarikat liderleri böyle durumlara dönüşmüştür. Yani paganizm'in dayandığı tanrı/tanrıça kültü bile temelden yamuk doğmuş.

Paganizm'in insanlığı en eski inancı olduğunu da reddediyorum. Zira kendi inancıma göre ilk insan bu zamana kadar tek ilahlı bir din düzeni söz konusuydu. Zamanla insanlar çoklu ilahlara ya da farklı inanç düzenlerine kaymışlardır.

İkinci kitabı almadan önce içeriğini şöyle bir okuyup, incelemek istiyorum. Paganizm felsefesini vs. öğrenmek isteyen olursa tavsiye edebileceğim kapsamlı bir çalışma.

Bu arada din konusunda güzel bir üniversite çalışması var, okumak isterseniz; http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/37/773/9864.pdf

Yazarımıza da teşekkür ederiz.

  (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)
17 Aralık 2016 Cumartesi | By: YeniAy M.

Tarihe Düşülen Notlar



"17 Aralık AB Zirvesinin Perde Arkası"


KÜNYE
Yazar  Yalçın Akdoğan
Yayıncı: Alfa Yayıncılık
Sayfa354
Baskı Yılı: 2010
TANITIM BÜLTENİ
"17 Aralık 2004 AB Zirvesi, Türkiye'nin üyelik müzakerelerine başlaması yönünde kararın verildiği tarihi bir zirve olmuştur. Bu toplantıda yaşananların önemli satır başlarını, Başbakanlık Başmüşaviri Yalçın Akdoğan'ın hazırladığı Tarihe Düşülen Notlar kitabında okuyabileceksiniz. Zirvenin arka planına ışık tutan bu çalışmanın diplomatik hafızamıza yapacağı olumlu katkılarla hayırlı sonuçlara vesile olmasını diliyorum."
Recep Tayyip Erdoğan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Mart 2003 tarihinde 59. Cumhuriyet Hükümeti'ni kurarak Türkiye'de Başbakanlık makamına gelen 25. kişi oldu.
Erdoğan'ın Başbakan olarak ortaya koyduğu performansı, temel siyasi görüşleri, günlük yaşamı, icraatları mutlaka detaylı olarak değerlendirilecek, bu konularla ilgili birçok kitap yazılacaktır. Ancak sadece Erdoğan'ın değil, Türkiye Cumhuriyeti'nin de tarihinde en önemli aşamalardan birisi 17 Aralık Avrupa Birliği Zirvesi'dir.
Erdoğan'ın zirvedeki performansı, tutum ve çıkışları, bugüne kadar çok
konuşuldu. Peki 17 Aralık'a giden yolda son aylar nasıl geçti? Erdoğan 17
Aralık'a nasıl hazırlandı, nasıl bir politika izledi, kimlerle görüştü, neler konuştu?
Bunlar gibi birçok ayrıntı, hem Türkiye'nin siyasi tarihi, hem de Erdoğan'ın
yakın geçmişi açısından önemlidir.
Bu kitap, bir başbakanın üç ayına ışık tutmayı amaçlıyor; Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'ın 17 Aralık zirvesine giden günlerde neler yaşadığına, nasıl bir söylem ortaya koyduğuna değiniyor.
Bu dönemde yaşananların kayda geçirilmesi, yarın bugünleri yorumlamak
isteyenler için aydınlatıcı olacaktır.

Ne zaman aldığımı hatırlamıyorum. Sanırım en az iki üç sene olmuştur. Belki daha fazla. Aldıktan en az bir yıl sonra başladım, yarım bıraktım. Zira AB ve onunla ilgili konulara ilgimi kaybetmiştim. Fakat arkamda, sıkıntıdan patlamadığım ve hiç beğenmediğim bir eser olmadıkça, yarım kitap bırakacak değilim. Bundan sonra, uygun fırsatta, üç kitabı tek kitapta birleştirdikleri Göktürk tarihi ile ilgili kitabı bitirmek için kasacağım, inşallah. :D

İsminden ve başlıktan da anlaşıldığı gibi kitap, Türkiye ve AB arasındaki ilişkinin nispeten yeniden/yeni başladığı dönemdeki olayların arkasında olanları anlatıyor. Kitap, sadece AB süreci ile ilgili gelişmelerden değil Erdoğan'ın o dönem siyasi hamlelerini bir kısmını da konu edinmiş. Bir nevi lider olarak Erdoğan'ı da tanıtmayı amaçlamış. Her siyasi kitap gibi bu da elbette ki yanlı... Zaten siyasi olup da yansız yazılan bir kitap yoktur, olamaz. Kimse kendini kandırmasın.

Erdoğan, AB ve Siyasi üçlemelerini sevenler için okunabilecek bir kitaptır, tavsiye ederim. Aslında AB'nin ne denli iki yüzlü hamleleri olduğunu, niyetlerini aslen ta en başta belli ettiklerini de görüyoruz kitapta, satır aralarını okumasını bilene. Sizi bilmem ama ben AB'ye olan ilgimi çok çok uzun zaman önce kaybetmiş ve geleceğinde yıkılmanın kaderi olduğu dandirik bir birliğe girme isteğine sahip değilim. Bilhassa da Avrupa'da yaşayan akrabalarımın anlattıkları ve hızla yükselen aşırı sağcı eylemler vs. de birleşince bence doğu ile batı arasında duvar çekelim gitsin, diyorum. İnanın doğu, huzur içinde yaşar gider. Büyük olasılıkla da batı, kendinini yer bitirir.

(Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)
10 Kasım 2016 Perşembe | By: YeniAy M.

Devletin Gizli Sahipleri 'Heyet'



"Türk Devletinin değil, Heyet'in Tarihi var."


KÜNYE
Yazar Halil Yaşar Kollu
Yayıncı: Lopus Yayınları
Sayfa286
Baskı Yılı: 2016

TANITIM BÜLTENİ
Bugüne kadar okuduklarınızı unutun…
16 Türk Devletini, yine 16 Türk Devletinin yıkması tesadüf müydü?
Aslında yıkılan bir devlet yoktu, sadece ismi değiştiren bir HEYET vardı.
Meta Han ‘dan bugüne kadar size anlatılmayan tarih, bu kitabın sayfaları arasında gizli.
Ve inanın sayfaları çevirdikçe şaşıracaksınız, bildiklerinizin sadece basit birer bilgi olduğunu göreceksiniz.
Gerçekleri öğrenmek için sadece ilk sayfayı okumanız yeterli.

İnanın bu kitabı elinizden bırakamayacaksınız!
Kitap, 'Türk-Araştırma-İnceleme' türü olarak karşımıza çıkıyor. İddiası ise şu; HEYET isminde(bizim Aksakallı ya da Aksaçlı olarak bildiğimiz.) gizli bir Türk teşkilatının tarihini anlatması ve bunu da tarihte olmuş olayların perde arkasına değinerek yapması. Örneğin; önemli biri olarak doğmamış Selçuk Bey'e bir anda ondan da büyük beylerin anında biat etmesinin ardındaki sır neydi? gibisinde... Veyahut Kürşat'ın 40 çeri ile Çin sarayını basmak gibi bir çılgınlığa girişme sebebi neydi? Bu ve fazlasının ardında HEYET'in tertipleri olduğu iddia edilmekte.

Okurken oldukça ilginizi çekeceğini düşünüyorum. Kitabı görüp, vaat ettiği şeyi görünce hemen siparişini verip, okudum. İki günde bitirdim. Alışmış olduğum araştırma kitaplarından ziyade soru-cevap havasında geçen, yarı roman havasında bir kitaptı. Yaşanan olayların hepsi gerçekti gerçek olmasına da perde arkasında geçen olayların gerçekliği muhakkak ki şüpheli... Yani anladığım kadarı ile soru cevap faslındaki soruyu soran kişi yazarın kendisi oluyor ve kitabın sonundan da anladığım kadarı ile devamı gelecek. Fena bir çalışma olmamış. Kendi kurgusu dahi olsa akıllıca ve çoğu isabetli kurgular söz konusu. Bana ilham bile verdi. :)

Yalnız, kitapta ilk Müslüman Türk devleti olarak Karahanlılar geçiyor ama benim bildiğim İdil Bulgar Devleti, asıl ilk Müslüman Türk devletidir. Ayrıca Dündar Bey ile yeğeni Osman Gazi arasında isyan-öldürme gibi bir durum da geçmiyor. Bu bir rivayettir ama tarihçilerden dinlediğim ve okuduğum kadarıyla, böyle bir durum söz konusu değildir. Osman Gazi'ye tekfurun tertibini haber eden de Köse Mihal idi; düğün meselesi ile davet edilmiştir. Köse Mihal de Hristiyan zannedildiği için, onu da tertibe dahil etmişler ama o da gidip durumu Osman'a söylemiştir ve malum tertibi kurarak, durum tekfurların aleyhine dönmüştür. Neyse, okuduğum tarihi araştırma kitabında bütün kaynaklar bu şekilde aktarılmıştı. :P

Ayrıca kitabın şöyle sayfa düzeninin yeniden yapılmasını ve imla kurallarına uygun olarak yeniden gözden geçirilmesini tavsiye ederim.


  (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)

21 Ekim 2016 Cuma | By: YeniAy M.

Kızılderililer Nasıl Yok Edildi?


"Kan ve acının üzerine kurulmuş bir ülke!"


KÜNYE
Yazar Bartolome de Las Casas 
Yayıncı: Şule Yayınları
Sayfa120
Baskı Yılı: 2015
TANITIM BÜLTENİ
Amerika kıtası keşfedildiğinde oraya medeniyetten önce ölüm gitti. Vahşet, hırsızlık, soykırım gitti. Peki daha sonra medeniyet gitti mi? Hayır! Çünkü oranın yerlileri “Beyaz Adam”dan daha medeniydiler. Hırsızlığı, adam öldürmeyi bilmiyorlardı. Huzur içinde yaşayan büyük bir aile gibiydiler. “Beyaz Adam” gelince onu misafirperverce ve samimiyetle ağırladılar. Yiyeceklerinden bol bol ikram ettiler. Topraklarını açtılar. Hatta altınlarının da çoğunu karşılığında hiçbir şey beklemeksizin bu yeni misafirlerle (!) paylaştılar. Fakat “Beyaz Adam”ın gözü doymuyordu. Ne kadar verirlerse hep daha fazlasını istiyordu. En sonunda canlarını da istedi. Verdiler... Piskopos Bartolome de Las Casas, bu kitapta anlattığı her şeyi bizzat yaşadı. O bir “beyaz”dı. Fakat bu vahşete duyarsız kalamayacak kadar da insandı.
Kitabın inceliği, yazarın; Castillia Kralı mı Prensi veya ikisine de bilgilendirme amaçlı yazdığı bir mektup olmasından kaynaklı. Yani adam, oturayım da bir kitap yazayım, dememiş.

Kitabın başından sonuna kadar İspanyolların kıta'da yaptığı katliamların -yazarın tabiri ile- 10'da biri kadarı gözler önüne sermiş. Papaz, bu katliamların önlenmesi için kralına yazıp çizmiş ama şimdiki duruma bakarsak Amerika kıtasının; hiç işe yaramadığı da aşikar. Aslında bir kitapta, bir papazın dahi katliamları destekleyip, acımasızlık yaptığını okumuştum yıllar evvel. Fakat kitabı hatırlamıyorum maalesef. Başka bir konu ile ilgili iken ek bilgi olarak yazılmıştı. Neyse.

İspanyolların yaptığı katliam çeşitlerini sıralamam gerekirse oldukça yaratıcı olduklarını söylemem gerekir. Yani böyle şeyler de ancak şeytanlaşmış insanlardan (zaten papaz da onları 'şeytan' olarak ifade ediyor bazı yerlerde.) beklenirdi. Kafa ancak böyle kötülüğe çalışsın.

1-El, burun ve kulak kesmek,
2-Yerlileri ızgarada kızartmak,
3-Yerlileri yakmak,
4-Tabanları yakarak, yavaş yavaş öldürmek,
5-Yere veya kazıklara çivilemek(sonra yakma gibi işlemlerden geçirmek.),
6-Onlar için özel tazı köpekler yetiştirmek ve üzerilerine salarak parçalatıp yedirmek. Hatta bunu bazı yerlerde av sporuna dönüştürenler bile var.
7- Köpeklerini besleyecek bir şey bulamayınca yerlilerin bebeklerini alıp, öldürmek, parçalamak ve köpeklerine yedirmek,
8- En ağır işlerde durmaksızın ve yemek su vermeksizin çalıştırıp toplu ölümlerine neden olmak,
9-Yürüyemeyecek kadar yorgun olduklarında (veyahut öldüklerinde) zincirleri çözme zahmetinde kurtulmak için kafalarını kesmek,
10-Köleleştirmek, satmak,
11-Putlarını(totemlerini) ellerinden alıp zorla geri satın aldırmak,
12-Ellerinde ne varsa çalıp çırpmak(zaten işkence şekillerinin hemen hemen hepsi de sırf altın vb. değerli hazinelerini versinler diye yapılıyor.),
13- Saman evlerine veya kendileri için yaptırdıkları tahta evlere vs. neyse sokup, topluca yakmak,
14- Aç susuz bırakarak, birbirlerinin ölülerini yedirip yamyamlık yaptırmak,
15-Elbette ki tecavüz! Olmaz ise olmaz!

Aklıma ilk gelenler bunlar. Tüm kitap boyunca bu katliam şekillerini anlatıyor ve sık sık da daha anlatmadığı çok şey olduğunu vurgulayıp; kalbiniz veya mideniz kaldırmaz diyor. Yerlilerin ilk başta gelen yabancılara karşı çok sıcak ve misafirperver davrandıklarını ve hemen hemen her şeylerini paylaştıklarını ama İspanyolların aç gözlülük edip hep fazlasını almak için adaları ve bölgeleri toplu katliam(soykırımlar) ile halksız bıraktıklarını söylüyor. Sırf 7-10 yıl içerisinde 4 milyondan fazla insanın katledildiğini söylüyor. Bazı katliamların sayısını bilemediği için en düşük sınırı söylüyor. Düşünün sonraki yıllarda katliama uğrayanları. Hep Yahudi Soykırımından bahsediliyor ama Amerikan yerlilerine yapılanlar, Yahudi ve Çingenelere yapılanlardan az değil hatta daha beter bile diyebiliriz. En azından onlar üç-dört yıl çekmişler ve ama bu adamların tüm nesli çekmiş... Eh Stalin(Türk-Kafkas Halkı Soykırımcısı) ve Hitler (Çingene ve Yahudi Soykırımcısı) gibi nice nesillerin hangi kültürün eseri olduğunu artık daha iyi biliyoruzdur. Adamların içlerinde var vahşet. Sonra size bize gelir barbar, vahşi der; soykırım yalanları atarlar! Haçlı seferlerinde bile bu Amerika'da yaptıklarını bize ve Araplara yaptı bunlar hatta ve hatta yamyamlık yapanlar bile var! Cesetlerimizi yediler! Bu yüzden güçsüz düşüp, topraklarımız işgal edilirse neler olacağı ortada! Neyse.

Gelelim olumsuz eleştirdiğim kısımlarına. Yazar, sık sık aynı şeyleri farklı şekillerde tekrarlayarak anlatımını sürdürmüş. Yani farklı bölgeler ve farklı şahısların yaptıklarını anlatmış ama hep de yukarıda sıraladığım şeyleri yazmış çizmiş ve tekrar edip durmuş. Yani bunu yapacağına bölgelerin vs. isimlerini yazıp ahan da bunları yaptı deyip bitirseymiş de olurmuş. Gereksiz bir uzatma söz konusu. Gerçi belki de bu şekilde yaparak kraliyet ailesini etkileyip, durdurması için harekete geçirmeye zorlamak istemiş olabilir. Bir de katliamın başındaki kişilerin isimlerini vermekten kaçınmış. Başının belaya girebileceğini mi düşündü ki? Bileydik isimlerini; belki bugün bildiğimiz kişilerdir de ne halt olduklarını öğrenirdik. Zaten Kolomb'un vs. biliyoruz. Zaten bu katliam bu adam tarafından başlatılmış. Kitabın ön sözlerinde de o dönemde kıtanın nüfusu 30-50 milyon arası tahmin edildiği belirtilmiş. En kötü tahminler 10 milyon deniyor. Papaz da neredeyse insan nüfusunun çoğunluğu bu kıtaya yerleşmiş diyor ve ilk zaman geldiğinde gördüğü o kalabalık yerini ıssızlığa bıraktı, diyerek katliamın boyutlarını dile getiriyor. Ne diyelim? Allah bunun bilinçli sorumlularına lanet etsin ve engellemek ve duyurmak için elinden geleni yapanların toprağı da bol olsun.

Bilgiler İspanyolların yaptıklarını anlatıyor zira karaya ayak basan ilk koloniciler bunlardı. Sonra Portekiz ve sonra da İngilizler(1600'lü yıllar sanırım.) Elbet bunların da yaptığı şeyler olsa gerek (kafa derisi yüzmek gibi) ama bunun için daha kapsamlı bir çalışma yapılmış kitap almam gerek. Okurken delirdim desem çok abartmış olamam herhalde? Zavallıların çektikleri acılar... Çok üzücü.

Kitabı tavsiye ederim.


 (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)
13 Ekim 2016 Perşembe | By: YeniAy M.

Osmanlı'yı Osmanlı Yapanlar


"Tarihini bilmeyen kendini bilemez; kendini bilmeyen varlığını sürdüremez."


KÜNYE
Yazar Mehmet Akbulut
Yayıncı: Az Yayınları
Sayfa368
Baskı Yılı: 2015
TANITIM BÜLTENİ
Yazar, Osmanlı İmparatorluğu'nun, cihana bir güneş gibi saçtığı cihanşümul değerlerin kurucularından ve timsallerinden gözünüzü bir an olsun alamayacağınız latif bir anlatımla bahsediyor. Osmanlı gaza geleneğinin en müspet örneklerini verirken de Devlet-i Aliyye'nin kurucu doktrininin, 'Nizam-ı Âlem' olduğunu hakkaniyetle vurguluyor. Kitabı okurken, Osmanlı'nın tüm bu muvaffakiyetlerinin, ancak ve ancak ortak bir 'üst kimlik ve kültür' inşa etmekle mümkün olabileceğini hissediyorsunuz. Daha önce hiçbir devletin mutlak manada barış sağlayamadığı coğrafyalarda, huzurlu ve adil bir düzenin nasıl tesis edilebildiğini anlamak gözlerinizi yaşartıyor.
Sayfaların arasında soluksuz ilerlerken, kültürel değerlerimizi, 'anı yakalamak' ve 'anlamaya çalışmak' gibi iki sezgisel süreçle birleştirebildiğinizi de mutlulukla fark ediyorsunuz. Kimi büyülü dakikalarda beliren o idrak anı, saklı anlamların eflatun rüyalarıyla bir araya geliyor. O zaman cesaret ama nezaketle yaklaşılan bir sırrın eşiğinde hissediyorsunuz kendinizi. Sert rüzgârlarda kıvrılıp bükülen bir duman gibi anlık ve huzursuz bir sezişle irkiliyorsunuz. İşte o zaman, akıl yüklü satırların arasından beliren mazinin son ışıklarını doya doya izlemeye başlıyor ve baktığınız derin ufkun ardında bir yerlerde büyülenip kalıyorsunuz.
-Okay Tiryakioğlu-
Kitap, üç bölümden oluşuyor; kişiler, olaylar ve mekanlar. Neden bilmem ama üçüncü bölümü diğer iki bölümden daha çok sevdim. Belki de kişiler ve olayları daha önce defalarca okuduğum için olabilir. Beni takip eden bilir ki tarihe karşı bir düşkünlüğüm vardır. Fakat aynı düşkünlüğü tarihi mekanlara karşı göstermediğimi fark etmedim desem yalan olur. Aslında müzeleri gezmeyi falan çok severim de onlara öylece bakıp geçmekten öteye gitmemiştim. Yanlarına yazılan küçük bilgileri okusam da aklımda çok kalıcı yer edinmiyorlar ve kabul edelim ki yetersiz de. Böyle yerleri işi bilen biriyle gezmek ve onun ağzından hikayelerini dinlemek lazım. İşte, bu kitap da bir nevi bize ballandıra ballandıra 'o hikayeleri' anlatıyor.

Kitabı elime ilk aldığımda çok sıradan geldi. "Birkaç kitap oku, sonra gel toparla yaz. Ben de yapayım madem." dedim. Okumaya devam ettikçe tam da öyle olmadığını gördüm. Yani bu kitabı bu şekilde tanımlamak pek doğru gelmiyor. Okudukça bilmediğim noktaları öğrendim; gördüm ve keşfettim. Elbette bilmediklerim kadar bildiklerim de vardı ama yazar, öyle güzel bir dil ile tüm bunları anlatmış ki sanki karşımıza geçmiş, Eski Türklerdeki 'hikayeciler' gibi; o beceriyle bize tek tek anlatıyor ve anlatırken de öz eleştirimizi yapmayı ihmal etmiyor.

Kitap, Osmanlı Deryasında küçücük bir damla elbette ama bence içilmesi gereken bir damla. Öyle ki bu damla size bu deryadan daha fazla içme isteği uyandırabilir. Ders kitaplarının o ağır, boğucu anlatımından uzak bir anlatım tarzı seçmiş olması da zaten en büyük artısı. Tarih derslerinin her daim 'hikayeci' gözünden anlatılması gerektiğini düşünmüşümdür. Öğrenciyi, resmi tarihin soğuk cümlelerinden kurtarması gerekir ki kişi, tarihi sevsin ve fazlasını istesin. Tabiri caiz ise ne soğuk en sıcak değil; ılık su içitmek gerekir öğrencilere. Aksi halde ya hasta olurlar ya da içtikleri sudan iğrenirler.

Kitabın olumsuz kısmı; bazı bilgilerin, basma kalıp ders kitaplarından hafızada yer edinmiş gibi durması ve bir iki yanlış sayılabilecek bilgi içermesi.

Örneğin; "Mimar Sinan'ın köken olarak devşirme olduğu söylense de Türk olabileceği de söyleniyor." demiş. Bu kitabı ben yazsam, bunu söyleyen biri varsa da yazmam zira gerçek bir bilgi olmadığı aşikar. Sebep? Çünkü zaten Mimar Sinan'ın Enderundan çıkma olduğu, yeniçeri olduğu ve oradan Has Mimarlığa geçtiği biliniyor ve bu kitapta da işleniyor. Enderun, bir döneme kadar sadece devşirme çocukların eğitildiği bir okul olduğu için Mimar Sinan'ın Türk olma olasılığı bulunmamaktadır. Hatta bazı tarihçiler, doğum yerine bakarak, Ermeni kökenli olabileceğini söylemiştir. Eh, bizim için önemli olan etnik köken değildir; verdiği hizmet ve kalbinde yaşattığı Allah aşkıdır. Bilmeyenler için de bir bilgi ekleyeyim; maalesef Mimar Sinan'ın kafa tası şu an kayıptır. Sebep? Cumhuriyetin ilk yıllarında "Sinan, Türk mü değil mi?" tartışması yapılmış ve bildiğiniz kafatasçı bir zihniyetle mezarı açılıp kafa tasını ölçmek ve Türk kafasına uyup uymadığını öğrenmek istemişlerdir. Kavimcilik yapmak, cahiliye döneminden kalma bir alışkanlıktır. Bir kişinin genetik olarak Türk olmasının hiçbir ehemmiyeti yoktur. Bu bir üstünlük vesilesi değildir. Allah için üstünlük TAKVA ile olur. Unutmayın ki İBLİS de cin ırkının en alim ve üstün mertebesinde olan bir kişiydi. Hatta rivayet odur ki meleklere öğretmenlik yapacak konuma getirilmişti. Fakat kibir ile ırkçılık yapmış ve Allah, onu kovmuştur. İblisin hatasına düşmeyin.

Diğer yanlış sayılabilecek bilgi de DÜNDAR BEYİN, Osman Gazi tarafından öldürülmesi. Hatta onun tekfurlarla (prenslikler) iş yapması... Tarihçilerin çoğu böyle bir olayın olmadığı konusunda hemfikirdir, hatta bu kitabında başında da buna değinmiş yazar ama sonra 'Kardeş Katli Meselesi' bölümünde böyle bir bilgi vermiş.

Neyse. Toparlar isek tarihe ilgi duyanların okumasını tavsiye ettiğim bir kitap. Ben beğendim. :)


     (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)
30 Eylül 2016 Cuma | By: YeniAy M.

İslam Nedir?



"İslam Nedir? sorusunu hiç Kur'an'a sordunuz mu?"

KÜNYE
Yazar Mustafa İslamoğlu
Yayıncı: Düşün Yayınları
Sayfa192
Baskı Yılı: 2014
TANITIM BÜLTENİ
İnsanlık tüm zamanların en çarpıcı sıçraması, en derin toplumsal alt üst oluşu ve en ilginç yeniden yapılanmasıyla karşı karşıyadır. İslâm'ın yeryüzünde düşmanı yoktur, tanımayanı vardır. Düşman gibi davrananlar, İslâm'ın değil, müslümanların düşmanıdır. Bunun sebebi de yine Müslümanlardır. Zira inançlarını iyi temsil edemediler. Bunun için de öncelikli sorun müslüman olmayanların müslüman olması değil, müslümanların Müslümanlaşmasıdır.
Müslümanlar ile İslâm aynı şey değildir. Zira Müslümanların ortaya koyduğu İslâmi gelenek ile İslâm aynı şey değildir. Öte yandan, İslâm ile tarihsel süreç içinde insan eliyle üretilmiş olan İslâm medeniyeti de aynı şey değildir. İşte elinizde tuttuğunuz bu kitap, "İslâm nedir?" sorusuna, bu hassas ayrımları dikkate alarak yaklaşan bir kitaptır.
İslâm'a taraftar olan açık bir delil ile taraftar olsun, İslâm'a karşı olan da açık bir delil ile karşı olsun. İnsan hangi tavrı seçerse seçsin, seçimini bilerek yapsın. Bu proje ile amaçladığımız şey, İslâm'ı bilmek isteyenlere yardımcı olmaktan ibarettir. Zira kişi, tanımadığının düşmanıdır.
Evrensel barışın egemen olduğu, farklılığın zenginlik sayıldığı, farklı inanç havzalarının ve kültür bloklarının birbirini ötekileştirmediği ve şeytanlaştırmadığı bir dünyada yaşamak dileğiyle.
 Yahudileşme Temayülü kitabından sonra, Mustafa hocanın okuduğum 2. kitabı. İlk kitap da içerik bakımından takdire şayan ve bilinçlendirici-öğretici bilgiler içeriyordu; bu kitap da keza aynı şekilde.

Kitap, Dünya'nın dört bir yanından gayri-müslimlerin İslam hakkında merak edip, kafasını kurcaladığı sorulardan ve Kur'an'dan bu sorulara, cevaplardan oluşuyor. Her biri Kur'an'dan cevaplandığı için zaten falanca kişinin falanca mezhebin şahsi yorumu şeklinde bir şeyin ortaya çıkması da pek mümkün değil.

Mustafa hoca, soruları açıklarken kelimelerin sözlük ve kelime anlamına kadar da açıkladığı için bizim bildiğimiz veya bildiğimizi sandığımız konuları daha derinlemesine, daha bilinçli bir şekilde öğreniyoruz. Kabul edelim ki maalesef ülkemizde İslam'ı kitabından okumadan, kulaktan dolma bilgilerle öğrenmiş(daha doğrusu öğrenememiş) kardeşlerimizi sayısı azımsanacak oranda değil. Nitekim yarım yamak bilgi veyahut yanlış bilgi de kişi/leri ya inançsızlığa ya da takvasızlığa(sorumluluk bilincinde yoksunluğa[yazarın dediğine göre TAKVA'nın kelime manası sorumluk bilincidir.]) götürüyor ve Allah'a inandığını ilan eden ama O yokmuş gibi yaşayan bir topluluğun oluşmasına neden oluyor.

Bu yüzden, öğretmesi ve daha derinlemesine öğrettiği için bu kitabı 7'den 70'e herkese tavsiye ederim. Ayrıca İslam'ı merak eden ve kafasında doğru-yanlış bir sürü karmaşık bilginin dolaştığı gayri-müslim kardeşlerin okumasını tavsiye ederim. Zaten bu kitabı okuduktan sonra Kur'an-ı okumaları gerektiğini anlayacaklardır; hatta merak da edeceklerdir diye düşünüyorum. Öyle ya İslam'ı Müslümandan değil, Kur'an'dan öğrenebilirsiniz. :)


  (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)
22 Eylül 2016 Perşembe | By: YeniAy M.

Hollywood İşi


"Çok sevdiğiniz filmler aslında ne mesaj(ileti) veriyor? Neyi hedefliyor?"


KÜNYE
Yazar Ramazan Kurtoğlu
Yayıncı: Asi Kitap Yayınları
Sayfa310
Baskı Yılı: 2016(3. Baskı)
TANITIM BÜLTENİ
-Hayranlıkla izlediğimiz Hollywood filmleri Amerikan sinema sektörünün masum birer çalışması mı?
-Yoksa planlı bir projenin parçası mı?
-Yapılacak siyasi ve ekonomik operasyonlara filmler aracılığıyla nasıl zemin hazırlanıyor?
-Bilinçaltı mesajlar nasıl veriliyor?
-Devasa bütçeli filmlerin arkasındaki güç Amerikan Derin Devleti mi?
-Matrix, Terminatör, Tomb Raider, Existenz, Beşinci Element, 12 Maymun, Star Trek ve daha onlarca filmin tek tek analizleri ve bilinçaltı operasyonları. Ne mesaj vermek istediler, dünyayı nasıl yönlendirdiler?

Bu kitabı okumadan hiçbir "Hollywood İşi"nin gerçek amacını bilemeyeceksiniz.

 Evanjelik-Kaba Felfesinin harmanlanarak bize sunulan Hollywood filmleri ve dizileri; Amerikan'ın iç ve dış politikalarını yansıtması ve psikolojik bir harp silahı olarak kullanılması açısından sosyolojik ve sosyal psikolojik açıdan incelemeye değer bir alan. Elbette gizli kültler konusunda uzman kişilerin de ilgiyle takip edip, üzerinde araştırmalar yapılan bir alan. Çünkü en başta da söylediğim gibi bu film ve diziler, batılı gizli örgütlerin de kabala ve gnostik(evangelist= Tanrı'yı kıyamete zorlama senaryoları) felsefeleri ile işlenip bize yutturuluyor.

Kitabın bu yönde bir çok örneği var. Okudukça görüyoruz ki yetişkinler kadar çocuklar da tehlikede. Bizim bile çocukken izlediğimiz Tom ve Jerry gibi nice çizgi filmler bu heriflerin kötü emelleri ile yoğrulup çocukların beyni - bilinçaltı iletiler ile- yönlendiriliyor. Zaten konuya ilgisi olanlar görecektir ki internet üzerinde bu konuda bir sürü video var; cinsellik ve şiddet aşılaması bu çizgi filmlerin bir numaralı emelleri arasında ki bugün Avrupa'da cinsellik yaşı 11 yaşlarına kadar inmiş bulunmakta. Bildiğiniz üzere batıda üretilen bu film ve çizgi filmler elbette ki en önce kendi insanlarını vuruyor; sonra dış ülkelere pazarlanarak bizleri vuruyor. Bu yüzden anne ve babalara tavsiyem; çocuklara TRT Çocuk'daki yerli çizgi filmleri izletin ve gene yerli olarak üretilmiş, çocukları bilinçlendirmek (dini ve milli-ahlaki) için hazırlanmış çizgi film dvd'leri alın.

Bildiğiniz üzere 15 Temmuz Darbe Girişiminden sonra batıda bir Türkiye karşıtlığı-gene- patlak vermiş ve ipe sapa sığmaz şeyler yazıldı. Avusturya ve İsveç gibi ülkeler bel altından vurmak için çabalarken kendi ülkelerindeki duruma bile bakmadı. Cinselliğin 11 yaşına kadar düşmesi ve dahası çocuk anne oranları (ki Türkiye'de eleştirilen çocuk yaşta evlendirilen gençlerin durumundan hiç farkı yoktur bence; eleştiri ise önce kendilerini eleştirsinler.) dikkat edilmesi gereken bir orandır. Dahası sanıldığının aksine tecavüz oranının en yüksek olduğu ülke Hindistan yerine batı ülkesi olan İsveç olması da yukarıda bahsettiğim neden/lerin sonuçlarından sadece biridir.

Ayrıca uyuşturucu, sigara ve alkol kullanımı da bu yaşlara düşmüş bulunmakta(maalesef sigara ve uyuşturucu konusunda bizim ülkemiz de ciddi bir tehlikede).

Sonuç olarak yukarıda bahsedilen felsefe temelinde bizlere eğlence ayağına yutturulan her şeyin virüs gibi içimize işleyip davranışlarımızı -biz fark etmeden-  değiştirip; seks, uyuşturucu, cinsel sapkınlık, alkol ve inançsızlık batağına saplanıp toplumlarımızı hastalandırıp yok etme aşamasına geçildiği; uyuşturularak bir nevi zombi gibi düşünemeyen insanlar haline getirip gönüllerince yönetecekleri hastalıklı toplumlar yaratma çabaları gözlerimizi kapatıp başımızı başka yöne çevirerek ortadan kalkmayacaktır.

Bilinçli olarak ve bilincimizi çocuklarımıza aktararak bu tehlikeye karşı korunabiliriz. Kitabı edinmenizi ve okumanızı tavsiye ederim.

Eksi bir noktası var; bazı konular sık sık tekrarlanıp, işlenmiş. Bir de sanırım ilk basım oldukça geçmiş yıllara dayanıyor. Yeni baskıyı güncelleyip basmalarını tercih ederdim. İlla ki bir sürü örnek daha eklenip, bilgiler sunulurdu. :)

 (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)
15 Ağustos 2016 Pazartesi | By: YeniAy M.

Ertuğrul Gazi 'Kuruluş'



"Bu büyük Türk evladının ruhu şad olsun!"


KÜNYE
Yazar Dr. Cengiz Zengin
Yayıncı: Bilge Oğuz Yayınları
Sayfa288
Baskı Yılı: 2015
TANITIM BÜLTENİ
Ertuğrul Gazi, Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi’nin babasıdır.
Söğütte yurt tuttu ve bu yurttan bir imparatorluk çıktı.
Tek sülâlenin yönettiği 600 yıllık bir imparatorluk.
“400 çadırdan çıkmış bir imparatorluk”, diyebilir miyiz?
Eğer 400 çadırlık bir yurtsa, o yurdu kuranlar geriye baktığımızda, Anadolu Selçuklu Türk Beylikleri ’ne, oradan daha geriye Büyük Selçuklu Devleti’ne ve daha geriye Orta Asya’dan yayılan bir Türk varlığına gitmemiz gerekir. O 400 çadır gökten inmedi… Bir büyük ailenin parçası idi.
Osmanlı imparatorluğunun kuruluşunda bilinmeyen çok nokta var.
Birçok tarihî hâdise efsaneye bürünmüştür. Bunu da tabiî karşılamak gerekir. Milletler efsaneleriyle büyür.
Ertuğrul Gazi’yi anlatabilmek için dönemini anlatmalıyız.
Osmanlı Devleti’nin kurucusunun babası hakkında bulunabilen bütün bilgileri ve son araştırmalar ışığında işlenen Osmanlı’nın beylikten devlete geçiş safhalarının ayrıntılarını Ertuğrul Gazi Kuruluş ’ta okuyacaksınız.
Bu sene Gökbörü isminde yeni bir tarihi fantastik seriye başladım. İlk kitap Gökbörü ve Oğuz Kağan idi. Hayalet Serisinin 2. romanını bitirdikten sonra, inşallah Gökbörü ve Ertuğrul Gazi romanına başlayacağım. Bu yüzden araştırma babında bu kitap aldım.

Kitap, yer yer yazarın kendi aktarımı yer yer de derleme özelliği göstermekte. Birden fazla Osmanlı tarihçisinin kaleme aldığı kitaplardan bir sürü bilgi aktarımı var. Hepsinin kitaplarını okumuş kadar oldum. :) Fakat kitabın içeriği Ertuğrul'dan ziyade oğlu Osman ve torunu Orhan hakkında bilgi içeriyor desek yalan olmaz. Bu açıdan biraz tatminsiz olsam da bunun da mantıklı bir açıklaması var; maalesef Ertuğrul Gazi hakkında kaynaklar pek kısıtlı. Hal böyle olunca da rivayetlerle beraber bir kitaptan ziyade kitapçık çıkardı. Zaten kitabın ismi de Ertuğrul Gazi ve 'Kuruluş'... Yani hem bu büyük kahraman hakkındaki tüm bilgiler ve rivayetleri bize sunarken hem de Osmanlı'nın kuruluş serüveni kahramanları olan Osman ve Orhan Gazi hakkında da bilgi vermiş oluyor.

Yer yer eski lehçe ile yazılmış aktarımlar söz konusu ama kendinizi verirseniz rahatça anlarsınız, merak etmeyin. Belki birkaç kelimenin manasını bilemezsiniz -ben gibi- ama onda da arama motorları yardımınıza yetişecektir. Hem eski lehçeyi görmek de güzel oldu. Bir de sesli okumayı denerseniz kulağa hem farklı hem de hoş geldiğini fark edeceksiniz. ;)

Kitapta en sevdiğim noktalardan biri Ertuğrul ve Osman Gazi'nin silah arkadaşlarının da tanıtıldığı bölüm idi. Hatta alperenler olarak da tanımlayabileceğimi Şeyh Edepali gibi nice önemli şahsiyet hakkında da özel bölümler var. Birden fazla tarihçinin aktarımlarını bize sunduğu için aynı konuların tekrarı ile karşılaşmış oluyoruz ama bu, rahatsızlıktan ziyade konuyu pekiştirmemi sağladı. Genelde kendini tekrar eden noktaları boğucu bulurum ama bu iyi oldu.

Genel olarak kitabı muhakkak tavsiye ederim. Şahsen beğendim. 5 üzerinden 4 veririm. :)



                (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)