politika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
politika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
17 Aralık 2016 Cumartesi | By: YeniAy M.

Tarihe Düşülen Notlar



"17 Aralık AB Zirvesinin Perde Arkası"


KÜNYE
Yazar  Yalçın Akdoğan
Yayıncı: Alfa Yayıncılık
Sayfa354
Baskı Yılı: 2010
TANITIM BÜLTENİ
"17 Aralık 2004 AB Zirvesi, Türkiye'nin üyelik müzakerelerine başlaması yönünde kararın verildiği tarihi bir zirve olmuştur. Bu toplantıda yaşananların önemli satır başlarını, Başbakanlık Başmüşaviri Yalçın Akdoğan'ın hazırladığı Tarihe Düşülen Notlar kitabında okuyabileceksiniz. Zirvenin arka planına ışık tutan bu çalışmanın diplomatik hafızamıza yapacağı olumlu katkılarla hayırlı sonuçlara vesile olmasını diliyorum."
Recep Tayyip Erdoğan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Mart 2003 tarihinde 59. Cumhuriyet Hükümeti'ni kurarak Türkiye'de Başbakanlık makamına gelen 25. kişi oldu.
Erdoğan'ın Başbakan olarak ortaya koyduğu performansı, temel siyasi görüşleri, günlük yaşamı, icraatları mutlaka detaylı olarak değerlendirilecek, bu konularla ilgili birçok kitap yazılacaktır. Ancak sadece Erdoğan'ın değil, Türkiye Cumhuriyeti'nin de tarihinde en önemli aşamalardan birisi 17 Aralık Avrupa Birliği Zirvesi'dir.
Erdoğan'ın zirvedeki performansı, tutum ve çıkışları, bugüne kadar çok
konuşuldu. Peki 17 Aralık'a giden yolda son aylar nasıl geçti? Erdoğan 17
Aralık'a nasıl hazırlandı, nasıl bir politika izledi, kimlerle görüştü, neler konuştu?
Bunlar gibi birçok ayrıntı, hem Türkiye'nin siyasi tarihi, hem de Erdoğan'ın
yakın geçmişi açısından önemlidir.
Bu kitap, bir başbakanın üç ayına ışık tutmayı amaçlıyor; Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'ın 17 Aralık zirvesine giden günlerde neler yaşadığına, nasıl bir söylem ortaya koyduğuna değiniyor.
Bu dönemde yaşananların kayda geçirilmesi, yarın bugünleri yorumlamak
isteyenler için aydınlatıcı olacaktır.

Ne zaman aldığımı hatırlamıyorum. Sanırım en az iki üç sene olmuştur. Belki daha fazla. Aldıktan en az bir yıl sonra başladım, yarım bıraktım. Zira AB ve onunla ilgili konulara ilgimi kaybetmiştim. Fakat arkamda, sıkıntıdan patlamadığım ve hiç beğenmediğim bir eser olmadıkça, yarım kitap bırakacak değilim. Bundan sonra, uygun fırsatta, üç kitabı tek kitapta birleştirdikleri Göktürk tarihi ile ilgili kitabı bitirmek için kasacağım, inşallah. :D

İsminden ve başlıktan da anlaşıldığı gibi kitap, Türkiye ve AB arasındaki ilişkinin nispeten yeniden/yeni başladığı dönemdeki olayların arkasında olanları anlatıyor. Kitap, sadece AB süreci ile ilgili gelişmelerden değil Erdoğan'ın o dönem siyasi hamlelerini bir kısmını da konu edinmiş. Bir nevi lider olarak Erdoğan'ı da tanıtmayı amaçlamış. Her siyasi kitap gibi bu da elbette ki yanlı... Zaten siyasi olup da yansız yazılan bir kitap yoktur, olamaz. Kimse kendini kandırmasın.

Erdoğan, AB ve Siyasi üçlemelerini sevenler için okunabilecek bir kitaptır, tavsiye ederim. Aslında AB'nin ne denli iki yüzlü hamleleri olduğunu, niyetlerini aslen ta en başta belli ettiklerini de görüyoruz kitapta, satır aralarını okumasını bilene. Sizi bilmem ama ben AB'ye olan ilgimi çok çok uzun zaman önce kaybetmiş ve geleceğinde yıkılmanın kaderi olduğu dandirik bir birliğe girme isteğine sahip değilim. Bilhassa da Avrupa'da yaşayan akrabalarımın anlattıkları ve hızla yükselen aşırı sağcı eylemler vs. de birleşince bence doğu ile batı arasında duvar çekelim gitsin, diyorum. İnanın doğu, huzur içinde yaşar gider. Büyük olasılıkla da batı, kendinini yer bitirir.

(Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)
30 Ağustos 2015 Pazar | By: YeniAy M.

İsrail'in Şifresi





UYARI: Kitap hakkında ayrıntılı bilgi içerebileceğini unutmayınız!


Tevrat'ta bahsedilen MEGIDDI 3.Dünya Savaşı mı? Bu savaşta vurulacak kilit ülkeler, İ.S.R.A.İ.L harflerinde mi gizli?

KÜNYE

Yazar: Hakan Yılmaz Çebi
Yayıncı: Pegasus Yayınları
Sayfa: 353
Baskı Yılı: 2013(2.Baskı)

Yeni bir kitapla daha karşınızdayım. Kimi okuyucum, "Yine mi siyasi kitap!" diyebilirler. Fakat bu sıralar kurgulardan ziyade dünya gündemi ile ilgileniyorum. Lakin görünenin arkasındakiler ile zira zaten görüneni herkes görüyor. Ama merak etmeyin okunacaklar arasında roman kitaplarım da var :)

Başlayalım.

Kitabın ismine kapılıp da böyle olağanüstü gizli kült bilgiler vs. vereceğinizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Yazar, ortada olan ama dikkatimizi çekmeyen veya oturduğumuz yerde bilmemizin zor olacak bilgileri veriyor. Kitabın hepsini ayrıntıyla yazma imkanım olmadığı için kısa özetlerle yazacağım.

Yazar, sömürgeciliğin ve insanlığın gelişim aşamalarının(her ne kadar insanlığın gelişim aşamaları bugün ters yüz olmuşsa da) kısa bir tarihini vererek giriş yapmış. Sonrada Yeni Dünya Sömürgeciliği ve nedenlerine değinen devam bölümü ile asıl konuya giriş yapmış.

Kısaca değinirsek, tüm bu savaşların nedeni bildiğiniz üzere başta petrol olmak üzere yeraltı zenginliklerine sahip olmadır. Yalnız çok sık dillendirilmeyen ve sürekli gözümüzden kaçan-kaçmaması gereken- SU havzalarına sahip olma niyetleri de vardır. Öyle ya, medeniyetler sulak yerlerde kurulur ve yaşar. Bu yeni sömürgeciliği(siyasi kürselleşme), içeriden itiraf eden biri var.

Niali Ferguson- The Guardian 31 Ekim 2001: "Adını koymak zorundayız. Siyasi kürselleşme, kendi değer ve kurumlarımızı başkalarına dayatmak demek olan emperyalizmin şık adı. Ne söylem kullanırsanız kullanın, nasıl sunarsanız sunun, bunun Büyük Britanya'nın 18. ve 19. y.y'da yaptıklarından farkı yok."

ABD Eski Dışişleri Bakanı Henry Kissinger: "Kürselleşme, Amerikan hegemanyasının öteki adıdır."

Prof. Saul H. Mendlovitz: "Bir dünya hükümeti olup olmayacağı soru olmaktan çıktı. Soru; nasıl oluşacağıdır."

James Warburg- 17 Şubat 1959- Senato Komisyonu: "Sevsek de sevmesek de 'bir dünya devletimiz' olacak. Buradaki tek soru; tek dünya devletinin fetihle mi yoksa anlaşmayla mı kurulacağıdır."

Peki, bu dünya devletinin kurulduğunu farz eder isek, yönetecek kişi ABD' midir? İlk bakışta öyle gibi görünse de öyle değildir. Hatta kitabı okuduğunuzda ABD halkına üzülebilirsiniz. Zira güçlü görünen ABD, aslında pek de bağımsız değil. Ekonomisi ve devletin kilit noktaları tamamen siyonistlerin egemenliğine girmiş durumda. Öyle ki başkanların etrafı bile bunlar tarafından çevrilir. İsrail'in siyonistlerin bir projesi olduğunu göz önünde tutarsak, ABD-İsrail ilişkinin neden bu denli hastalıklı kara sevdaya döndüğünü anlayabilirsiniz. Öyle ki bu azınlık ama etkili-güçlü elit topluluk, başkanların kendi idarelerinden çıkmaması için her şeyi yapıyorlar. İstedikleri gibi olmazsa da sonları Kennedy gibi oluyor. Obama'nın da karşı çıkmaya çalıştığını ama çok fazla direnemediğini gördük zaten. Yahudiler bir kurtarıcı Mesih bekleyişindeler ama bu kurtarıcının ABD insanları için gelmesi gerekir, zira ceplerinden alınan milyonlarca dolar, İsrail'e akmakta. Öyle ki ABD'nin en gizli sırları bu adamların elinde ve eğer istediklerini vermezlerse, İsrail ülkeyi tehdit etmekte. Böylece en gelişmiş silah ve teknolojileri ABD'den alıp, adete tehdit yoluyla soyup soğana çevirmektedir.

Louisiana Senatörü John. R. Rack-1971: "Finansal endüstriyel ve askeri kişilerden oluşan ve entellektüeller tarafından desteklenen küçük ama etkili bir ağ, ABD'nin uluslararası politikalarına yön vermektedir. ABD halkının kaderini belirleyen ve hukuk tanımayan bu grubun varlığı, neden CSBS tarafından ekrana taşınmaz? Vietnam'da ölen 50 bin Amerikalının ölümünden birinci derece sorumlu olan kişileri, bizler neden sorgulamıyoruz?"

Lionel Rothschil(1844 İngiltere Başbakanı Benjamin Disraeli[Coningsby]'e: "Görüyorsun sevgili dostum, Coningsby. Dünya, olayların perde arkasını bilmeyen insanların sandığı kişilerden çok daha farklı kişiler tarafından yönetilmektedir." (İşte bu yüzden bu kitapları okuyorum. ;) )

Rothschil ailesinden Amschel Bauer Mayer: "Bir ulusun parasının denetimi elimde olsun, onun kanunlarını kimin yazdığını umursamam artık."

Buradan İsrail'in çevre politikasını hızlıca ama yüzeysel bir şekilde özetleyelim. İsrail, ilerleyen yıllarda daha fazla Yahudi göçü beklemektedir. Bu göçün neticesinde ciddi bir su sıkıntısı çekecekleri aşikar. Bunu onlar da iyi biliyor çünkü öyle çok fazla suyun çevresinde yaşamıyorlar. Zaten bunların bir de vaat edilmiş topraklar takıntısı var; Türkiye'den tut, Mısır'a kadar geniş bir coğrafyayı içine alıyor. Türkiye, Fırat ve Dicle nehrinin doğduğu bir ülke ve ciddi bir su kaynağı ama ülkemiz sandığımız kadar su zengini olmasa da deniz ve su havzalarının ortasında olmamızın stratejik konumu olduğunu unutmayın. Zira Türkiye ülkelerini birleştirmemiş için tampon olarak kurulan Ermenistan'ın denize kıyısı olmaması sayesinde ekonomisini boğuyoruz. Bu yüzden insanları sürekli dışarı göç ediyor. Yakında insan kalmazsa şaşmam. :D İsrail ve ABD, gelecekteki kukla devletlerinde bu hatayı yapmamaya niyetliler.

Kürt Yahudilerini duydunuz mu? Savaş öncesi ABD, K. Irak'ta yaşayan 50 bin kadar Kürt Yahudisini paketleyip ülkesine götürdü ve orada çeşitli şekillerde eğitti. Savaş sonrası da Irak'a geri getirip geri yerleştirdi. Bu kişiler ticari, sanatsal, devlet yönetimi gibi bir çok konuda eğitim almıştır. Savaş sırasında ABD yanında savaştığını söylemem gerek yoktur?  Ayrıntı gene kitapta.

Bir parmak bal çalma misali, bu kadarı ile noktayı koyuyorum. Aslında eklenecek çok şey var ama artık kitabı alıp okumanız gerekmekte. :)

Kitap, çok güncel değil. Çünkü 2000'lerin başlarında yazılmış. Tekrar basım 2013 olsa da güncelleme yapılmamış. Bu yüzden bilhassa Suriye ile ilgili kısımların bugün biraz farklı cereyan ettiğini göreceksiniz. Eh tertipler geleceğe uymaz, şartlara göre değiştirirsin. Benim fazla ilgimi çekmeyen kısımlar olsa da genel olarak ilgi çekici çok değişik ve önemli bilgiler paylaşılmış.

Kitap, kısacası İsrail'in dünya politikasını gözler önüne sermekte. Bu yüzden kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. Kaynaklar sağlam.

Puan: 10/10

Kitap Fiyatı: 10 TL


Olur da kitabı alana kadar yerinizde duramazsanız. Yazarın, çıktığı bir programda bu kitap ve içeriği hakkında konuştuğu bir video var.

11 Kasım 2013 Pazartesi | By: YeniAy M.

Dünyaya Hükmeden Sultan-2 Kanuni'nin Akıl Oyunları

 

BU KİTABA DA GÖZ ATIN: SULTANLARIN GÜNLÜĞÜ- AY ve GÜNEŞ'İN SALTANATI

 
 
UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.
 

Kanuni'nin ilk yıllarını öğrendiniz. Peki, şimdi altın yıllarını okumaya ve tarihi olayların arka perdesinde olanları öğrenmeye hazır mısınız?

 
 
Yazarımız  Talha Uğurluel yine o harika anlatımıyla, Kanuni 1 kitabından sonra ikincisi ile karşımızda. İlk kitap, Kanuni öncesi Yavuz Sultan Selim'in ona nasıl bir taht bıraktığı, arkasından tahta geçişi ve ilk yıllarına değinmişti. Şimdi ise "Altın Çağ" dediğimiz 1533-66 yılları arasında gerçekleştirdiği siyaset oyunları, seferleri ve dünya politikası konusuna değiniyoruz.

Kitabın ilk bölümü Kutsal Roma'nın(Şarkel'in kurduğu Haçlı İttifakı) Kuzey Afrika'da Tunus'a göz dikmesi ve saldırmasını anlatıyor. Neredeyse hiçbirimizin bilmediği bir konu bu, aslında. En azından benim bilgim yoktu. 1534, Barbaros Hayrettin Paşa, Kanuni'ye Tunus'un ne denli önemli olduğu konusunda telkinlerde bulunur. Paşaya göre Tunus, Donanmanın güvenliği ve rahat hareketi için önemli bir yerdir. Bu yüzden de ne olursa olsun Osmanlı burayı elinde tutmalıdır. Bu yüzden donanması ile gidip, bu şehri eline geçirir. O dönemde Tunus şehri Mevlay Hasan isminde, Hristiyanlarla iş birliği içinde olan, adaletsiz ve acımasız bir adamın elindedir.  Hasan kaçar ve Şarkel'den yardım ister. Tunus'un Avrupa'ya çok yakın mesafede olması ve buranın da Osmanlının elinde olması Şarkel'i rahatsız eder ve donanması ile Tunus'a saldırır. Tunus Saldırısının sonucu ise maalesef Osmanlı kaybeden olur. Ama elbette ileride burası tekrar alınacaktır. Kaybın sebebi ise sağ olsun şehir halkının, 10 bin Hristiyan esiri serbest bırakıp, olası bir Osmanlı yenilgisinde Şarkel'e şirin gözüküp insafına sığınma düşüncesidir. Oysa düşüncelerinin aksine Şarkel şehri yağmalatmış, bir sürü Müslümanı katletmiştir.

Daha sonraları Osmanlı'nın olası bir Haçlı ittifakına karşı, Korfu adasını ele geçirip, donanmanın Venedik gemilerini sıkıştırması ile tam bir kıskaca aldığı Venediği itaat altına almayı başarması sayesinde kendini korumaya alınışından bahsediyor. Elbette bunun siyasi nedenlerine vs. hep değiniliyor.  Kitap da Boğdan Seferi ve bu sayede Mimar Sinan'ın keşfine de değiniliyor. Hatta Lutfi Paşa ile Mimar Sinan'ın "köprüyü yıkın paşam!" tartışması da hayli bir ilginç.

Ve büyük deniz zaferi Preveze savaşına da değinilmez ise olmaz. Ve ilginç bir ayrıntı da var. Düşman 300 parça gemi ile gelmişken bizimkiler 122 parça gemi ile savaşa katılmıştır. İslam'ın ilk yıllarında gerçekleşen savaşlar aklıma geldi. Bedir savaşında da Müslümanlar sayıca azdı ama Allah'ın yardımı ile kazanmışlardı. ;)

Osmanlı için Tunus'dan sonra önemli bir şehir ise Yemen. Ama Yemen coğrafi ve iklim koşulları son derece ürkütücü olan bir şehir. Ayrıca Osmanlı için oldukça da uzak bir yer. Yine de Portekizlilerin yeni bir deniz yolu bulması ve oradaki bir adayı ele geçirerek Mekke ve Medine'ye rahatça ulaşıp, saldırma imkanları (ki Memlükler zamanında gerçekleşmiş bir hadisedir. Yavuz Selim Han bu yüzden Memlük üzerine yürümüştür. Artık kutsal toprakları koruyabilecek güçleri kalmadığı için.) mevcuttur. Ama Yemen'de bir aile vardır ki bugün dahi soyu devam etmektedir. Yemeni ele geçirdikten sonra uzun süre isyanlar ile boğuşmuştur Osmanlı bu aile yüzünden ama sonrasında aile ikna edilir ve isyan sonlanır. Bu aile üyesi ile karşılaşan yazarımız bir anısını da anlatmaktadır.

Yemen sonrası aynı şekilde Habeşistan'da değerlidir. Çünkü burası da Kızıldeniz bölgesidir ve eğer Mekke-Medine'ye ulaşılmasına engel olunmak isteniyorsa, Osmanlı "Kızıldenizin Kapısı" olarak anılan Bab'ül Mendeb'i korumak zorundadırlar. Bu da en rahat iki bölgenin de Osmanlıların elinde olması ile yapılabilecek bir şeydir. Hele ki Habeşistanın o dönem Hristiyan olduğunu düşünürsek zaruri bir durum.

Sonraki bölümlerde Hadım Paşanın Hind Denizi seferi, Budin savaşları ve Kanuni'nin Macar Kraliçesi İsabella ve oğlu (daha bebektir) ile görüşmesi( Isabella Polanyalıdır ve onu Macar Kralı ile evlendiren Kanunidir.)ne tanık oluyoruz. Öyle ki o sırada yanlarında Şehzade Selim ve Beyazıt'da vardır. Beyazıt ve Mehmet'in "Hal" edilmesi konusuna da burada değinilmekte ve işin arka perdesini açıklamakta yazar. Elbette bir de başımızın belası İran var. Ben hala anlamam bu toprakları o kadar ele geçirmişiz neden başına bizden birileri geçirilmemiş. Safevileri defetsek belki de hiç sorun olmayacaklardı.

Kitap da "Alperen"lere de değinilmiş. Gül Baba bunlardan biridir ve ömrünün son yıllarını Budin şehrinde geçirmiştir. Mezarı hala oradadır.

Kitap hakkındaki genel görüşüm: Aslında değinilecek o kadar nokta var ki kitapta her birini yazmaya ne sabrım ne de zamanım yetmez. :D Böyle bir kitap da benim için çok zengin bir kitaptır. Zira ne kadar anlatırsam anlatayım bitmez ve anlattıklarımda yeterli bilgi değildir. Ayrıca yazar, öyle noktalara değinip, bilgiler ekliyor ki "Aa böyle miymiş burası" ," Aa bilmiyordum!" diyorsunuz.

Kitap bir önceki kitap gibi 10 numaralık bir kitap. Hatta ben öncekinden daha çok sevdim zira çok daha ilgi çekici bilgiler söz konusu. Galiba bir diğer sebebim de yazarın "siyasi" konulara değinerek Osmanlı politikalarını anlatması. Bu benim ilgimi çeken bir alan. Ve maalesef tarih kitaplarında çok anlatılan bir alan da değil. Bir de bilmediğimiz şahıslar ile tanışıyoruz kitapta. İnsan "ne adammış!" diyor bunları tanıdıkça. Günümüz siyasilerin ve yöneticilerin kesinlikle örnek alması gereken insanlar.

Ayrıca eklemeden duramadım. Babam her zaman, Türkiye'nin en büyük düşmanı "Almanya"dır, der. Bu kitabı okuduğunuzda da bunun sebebini anlayıp, tasdik edeceksiniz çünkü bizden en büyük kuyruk acısı olanlar bu adamlar.

Gene eklemeden duramayacağım. Kanuni 1 ve 2'yi okuduktan sonra Sultan Süleyman hakkında daha fazla şey bilmenin hazzını yaşıyorum. Gerek onun gerekse Osmanlı'nın siyasi düşüncelerini, gücünü ve zekasını görmenin mutluluğu paha biçilemez. Elbette tarih övünmek için değil, ders almak içindir. Örnek almak içindir. Bizlere hataları gösterdiği kadar, neler yapabileceğimizi de gösterip, bizi cesaretlendiren bir şeydir. Bu açıdan bu iki kitabı da değerli görüyorum çünkü bize bu ikisini de veriyor. Seni seviyoruz Sultan Süleyman! :)

Kitap Okuma Önerisi:  Şiddetle tavsiye ederim. Alınması gerekir!

Puan: 10/10


Kitap Fiyatı: 20

KİTAPTAN BAZI KISIMLAR