Bilim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bilim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
31 Temmuz 2018 Salı | By: YeniAy M.

Kur'an ve Tabiat Ayetleri Işığında 'Yaratılış ve Evrim'



KÜNYE
Yazar:  Mustafa İslamoğlu
Yayıncı: Düşün Yayınları
Sayfa: 370
Baskı Yılı: 2018 (5. Baskı)
TANITIM BÜLTENİ
Elinizdeki kitap dört bölümden oluşmakta ve her bir bölümde aşağıdakine benzer birçok soruya cevap aramaktadır:

Evren ve Dünyanın Yaratılışı: “Ol” emrinden sonra her şey nasıl başladı? Yaratılışa dair farklı görüşler? İlk 1 saniyede neler oldu? İlk elementler nasıl oluştu? Dünya’nın 4.6 milyar yıllık yaratılış süreci? Sünnetullah nedir? Yaratıcı şapkadan tavşan çıkarır mı?

2. Âdem Çömlekten Havva Kaburgadan mı Yaratıldı: Âdem’in ebeveyni var mıydı? Topraktan yaratılma ile ne kastedilir? Âdem’den önce kan döken ve fesat çıkaranlar kimlerdi? Beşer ile insan arasındaki fark nedir? “Ruhumdan üfledim” ile kastedilen nedir? Ruh üflenirken Âdem cansız mıydı? ‘Âdem’, ‘âdemoğlu’ yerine kullanılmış mıdır?

3. Beşer Nasıl İnsan Oldu: Evrimci İslam âlimleri kimlerdir? Allah, Âdem’i kimlerin içinden seçmiştir? Âdem’den önce de âdemler var mıydı? İlk insan nerede ve yaklaşık olarak ne zaman yaratıldı? Âdem’in nesli ensest ilişkiyle mi çoğaldı?

4. Darwinci Evrim Teorisi: İlahi yasa olan evrim ile materyalist evrim teorisi aynı şey midir? Evrim teorisine destek için üretilen sahte deliller nelerdir? Evrim teorisi ateizmin İsrailiyyatı mıdır? Varoluştaki hassas ayarlar tesadüfe izin verir mi? Yaratılış ve evrim teorisi hasım mıdır?
Bu başlıkların hepsinin altında iki kitabı hep yan yana okuyacaksınız: Tabiat ve Kur’an. Bizim ifademizle “tabiatın Kur’an’ı” ve “Kur’an’ın tabiatı”…

Evrim meselesi başta Türkiye olmak üzere İslam ülkelerinde çokça tartışılan ve çoğu Müslüman tarafından karşı çıkılan, kabul edilmeyen bir konudur. Genelde bazı kesimler bunun sebebini 'cehalete' bağlar. Haklılar ama sandıkları sebeple değil. Bu kesim meselenin temelini "bilimsel yaklaşmamaya" bağlar hatta daha net olmak gerekirse "akıl ve bilim ikilisinden uzak kalınması" ile ama aslında (en azından Türkiye için konuşuyorum.) evrimin doğru öğretilmemesinden kaynaklı. Okullarda evrim, materyalist evrim kuramı ile sunulmakta ve evrim konusunda yegane açıklamanın, karşılığın bu olduğunu iddia edercesine hareket edilmekte, oysa değil. Evrim kuramı ile materyalist evrim kuramı aynı şey değildir. Son dönemlerde de okullardan 'evrimin' çıkartıldığı ve bunun yanlışlığını vurgulayan yine aynı kesim. Bilgi doğru mu bilmiyorum, okulla ilişiğimi keseli çok oldu ama zaten derslerde bu konuyu görmüş biri olarak evrim karşıtı biri haline gelmeme sebep olduğundan çok da hayrını gördüğümüzü söyleyemem. Sebep? Yukarıda söylediğim gibi; bize doğru şekilde öğretilmiyor. Eğer bir şey doğru öğretilmiyor ise öğrenmenin mantığı nedir? Doğru olan bilgiyi doğru şekilde nesillere aktarmaktır. Bu yüzden en kısa sürede en doğru şekilde müfredata eklenmeli. 

Sosyolojide de bir konu üzerine birden fazla tez, argüman, yaklaşım vardır. Açıkçası üniversitelerde hoşlanmadığım noktalardan biri de her üniversitenin belli bir ekolü; sanki %100 doğruymuş gibi takip etmesi ve diğer ekollere ya hiç değinmemesi yahut ucundan değinmesidir. Tek yönlü bakış açısıyla sunulan bir şeyin fayda vermeyeceği yahut kısıtlı fayda vereceği aşikardır. Tamamdır, konuyu çok uzatmadan kitaba geçiyorum.

Mustafa Hoca muhakkak ki biyolog vs. değil, kendisi ilahiyatçı. Lakin kitabın girişinde de göreceğiniz gibi evrim konusunda onlarca kitap okumuş, yüzlerce belgesel/bilimsel sunum takip etmiş ve makale incelemiştir. Evrimin gerçekliğine kanaat getirmiş yahut tersine; kaç kişi bu kadar araştırma yapmıştır, bilemiyorum. Elbette ki bu onu uzman yapmaz ama en azından ne dediğini bilecek seviyeye getirir ki işin uzmanlarınca da kitap onay aldığı için bilimsel bilgiye aykırı bir bilgi içermediğini düşünebiliriz. Bu bilgileri de Kur'an bilgisiyle ve geçmişte yaşamış Müslüman bilim insanlarının çalışmalarıyla analiz edip, bize sunmuş.

Kitap 4 bölümden oluşuyor:

1-Evrenin ve Dünya'nın Yaratılışı; en sevdiğin ve hayranlık duyduğum bölüm bu oldu aslında; evren, evren olmak; dünya dünya olmak için çok aşamadan geçmiş, bilhassa dünyamızın şimdiki yaşanabilir hale gelmek için çok cefa çekmesi gerekmiş. Her biri anlatılmış, ister istemez artık içinde yaşadığınız evren ve dünyaya bir farklı bakar oluyorsunuz.

2- Hz. Adem Çömlekten, Hz. Havva Kaburgadan mı Yaratıldı? sorusu üzerine uzun uzun argüman ve deliller sunarak bize işin -tabiri caiz ise- saçmalığını gayet güzelce gözlerimizin önüne sermiş. Elbette bu soruya cevap verirken ilk insanın nasıl var olduğunu, evrimin onun var oluşundaki etkenine dair oldukça geniş bir metin bizi bekliyor. Yani ilkinde evren ve dünyanın evrimi; ikincisinde ise insanın evrimini anlatıyor. Burada aslında insandan ziyade 'beşer' kavramını öğreniyoruz. Yani daha çok beşerin evrimini göreceğiz.

3- Beşer Nasıl İnsan Oldu? başlığında ise beşer evriminin başka bir aşaması olan ruh üfleme aşaması bize sunuluyor. Yani beşerin insana dönüşme süreci, şimdiki halimiz.

4- Evrim Teorisi ile son bölüme giriyoruz ve evrimin tarihsel süreci, türleri, yaklaşımları, nasıl ideoloji haline getirildiği gibi üzerine tartışılan konulara değiniliyor.

Ben kitabı genel olarak net, açıklayıcı ve tatmin edici buldum. Size bilmem ama kökleri mitlere dayanan komik batıl yorumlamalar yerine; kökleri bilimsel açıklamalara dayanan yorumlamaları kabul etmeyi tercih ederim. Sonuçta daha gerçekçi ve akla mantığa yatkın. Muhakkak kitabı edinip okumanızı tavsiye ederim. İslam konusunda şüpheleri olan, ön yargıları olan arkadaşlara da tavsiye ediyorum.

DİPÇE: Yazınca fark ettim de yorum, tanıtım yazısıyla paralellik içeriyormuş. :D 



(İnternet fiyatları, sitelere göre farklılık gösterebilir.)
3 Nisan 2018 Salı | By: YeniAy M.

Türk Mitolojisi 'Türklerde Yaratılış Ve Evren Tasarımı'





KÜNYE
Yazar:  Nuray Bilgili
Yayıncı: Kripto Yayınları
Sayfa: 320
Baskı Yılı: 2017

TANITIM BÜLTENİ


Türk mitoloji, destan ve efsanelerindeki “Şifreler” diyebileceğimiz, “Arketipler ve Motifler”, olabildiğince bilimsel kaynaklar referans alınarak çözümlenmeye çalışılan bu eserde, Türk evren tasarımı ve Türk düşünce ve mantık sistemi, Türk yaratılış mitolojileri dediğimiz Altay ve Yakut Türklerinin söylence kültüründeki anlatıları ve bu anlatılarda adı geçen Tanrı ve Tanrıçalar, Göktürk ve Uygur Türeyiş mitolojilerindeki ayrıntılar, bir kozmoloji mit’i olan ve evrenin yaratılışı alegorik bir dille ve şifreli olarak anlatılan Oğuz Kağan Destanı ilginç detay ve fotoğraflarla incelenmiştir.


Bir toplumun düşünce biçimini anlamak için, bilinçaltında kalan ve kuşaktan kuşağa aktarılan söylencelerini bilmemizin gerekmektedir. Örneğin yeni doğum yapmış kadına neden kırmızı eşarp bağlandığını, albasmasının ne olduğunu, ya da neden rüyada saç kesmenin ölüm olarak yorumlandığını anlamak için Türk Mitlerini de bilmek gerekir. Mitolojiler ile bağlantılı bütün imgeler ve simgeler topluluğu, gerçekte o toplumun bilinçaltının kalbidir ve bilinenden çok daha önemli işlevlere sahiptir. En önemli ve temel işlevi bilincimizi evrimleştirmek, Tanrıyla bütünleşmek ve ufkumuzu sonsuzluğa açmaktır.
Kripto Yayınlarının kitaplarını genel olarak beğeniyorum; daha alıp da pişman olduğum yayını yok. Daha önce okuduklarım arasında şu kitapların yorumuna bakabilirsiniz: Çağdaş Bilimler Işığında Oğuz Kağan Destanı , Türklerin Kökeni ve Yahudiliğin Büyük Sırrı Şimdiki kitapla beraber 4. yayınlarını okuyorum. Bakalım sonrakiler ne olacak. :)

Haydi Bismillah.


Geçen sene okuduğum Türk Mitolojisi kitabının yorumunu hatırlayan varsa, Mergen, Kara Han vs. ilah olarak tapınılan kişiler hakkında bilgilerin eksik olduğunu söylemiştim. Yani kimdir bunlar, neyin nesidir, neden ilah diye tapmışlar? Bunları merak ediyordum ama 600 sayfalık kitap bunlara değinmemişti; ağırlıkta destanlar vs. üzerine değinilmişti ki bu açıdan da kendi içerisinde değerli buluyorum elbette.

Türk Mitolojisi 'Türklerde Yaratılış Ve Evren Tasarımı' kitabı işte bana tam da bu arzuladığım bilgileri sunuyor, resimlerle de süslenmiş ki her bir resmin anlatılan konu ile ilgisi söz konusu olduğu için pekiştirmek vs. açısından da güzel oldu. Şöyle söyleyebilirim ki binlerce yıllık bu tamgalar ve manaların Osmanlı dönemine kadar kullanılması ama günümüzde unutulmuş olması biraz üzücü.

Misal Osmanlı Padişah tablolarında sultanların el hareketlerinin birer manası olduğunu biliyor muydunuz? Bugün masonların kullandığı pergel ve gönyenin, onlardan çok önce Budist Türkler tarafından minyatürlere çizildiğini ve yaratılışla ilgili bir anlatımı olduğunu biliyor musunuz? Bugün Yahudiler(koruma tılsımı olarak tek göz barındıran el) ve Müslümanlar(Hz. Fatma anamızın eli) tarafından kullanılan elin aslen Umay Ana'nın şifa verici ve koruyucu eli olarak eski Türkler tarafından kullanıldığından haberdar mısınız? Evren ve Ejderha ilişkisinden tutun Gamalı Haç ve normal Haç'ın Hristiyanlık ve Hitler öncesi kozmik manalarına; ant işaretinden tutun burçlara kadar nice bilgiye bu kitaptan ulaşabilirsiniz.

Oldukça tatmin ediciydi ve ileride kitaplarım için faydalı olacağına inandığım bir çok bilgiye vakıf oldum, tekrar tekrar okunacak bir kitap; mitlere ve tamgalara daha bir dikkatle bakılması gerektiğini öğreten bir kitap... Kesinlikle edinmenizi ve okumanızı tavsiye ederim.

(İnternet fiyatları, sitelere göre farklılık gösterebilir.)
1 Ocak 2018 Pazartesi | By: YeniAy M.

Manevi Rehberlik


KÜNYE

Yazar: Psk. Mehmet Küçük
Yayıncı: Ahir Zaman Kitap
Sayfa: 128
Baskı Yılı: 2017 
TANITIM BÜLTENİ
Bütün genişliğine rağmen dünya insana dar geldiği zaman onun dayandığı en büyük sığınak dindir. İnsanların duygusal hassasiyetinin zirveye ulaştığı, manevi olarak en çok umut beklediği zamanlarda bu ihtiyacını karşılayamamaları, onlar için büyük bir eksikliktir. Özellikle hastalık, yaşlılık ve diğer musîbet zamanlarında inanmış oldukları dinin, onlar için ne tür mükâfatlar müjdelediğini bilmeleri büyük teselli kaynağıdır. Bu sebeple tarih boyunca insanlar manevi rehberliğe her dönemde müracaat etmişler farklı şekil ve formlarda bu ihtiyaçlarını tatmin etmişlerdir. Son yüzyılda insanların bu ihtiyaçları resmî olarak da karşılanmaya başlamış huzurevlerinde, yetimhanelerde, hapishanelerde ve hastanelerde maddi bakım ile birlikte, manevi rehberlik (spritüal care / seelsorge) uygulamaları da başlamıştır. Vurgusu genellikle maneviyat olan dinlerin manevi rehber konusuna yaklaşımı önemli bir araştırma olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda son dinin peygamberi Hz. Muhammed’in (sav) manevi rehbere muhtaç kesime karşı yaklaşımı ve onlara ne tür manevi destekler verdiği önem arz etmektedir. Manevi desteğe sadece hastalar değil, sıhhatliler de sadece fakirler değil, zenginler de sadece yetimler değil, anne-babaya sahip çocuklar da sadece yaşlılar değil, gençler de muhtaçtır. Sadece sokak çocukları değil, evde internete bağımlı çocuklar da sadece boşanmış aileler değil, boşanmamış aileler de, sadece hapishanedekiler değil, dışardakiler de sadece işçiler değil, patronlar da sadece cahiller değil, âlimler de muhtaçtır. Hasılı toplumun her kesimi aslında manevi desteğe muhtaçtır.

Manevi Rehberlik eseri, anladığım kadarıyla bir tez çalışmasının kitaplaştırılmış hali. Temel konu; gerek bedensel hastalıklarından kaynaklı gerekse yaşamlarının sıkıntısından kaynaklı ruhsal sıkıntı ve hastalıkları olan insanların manevi/dini rehberlik/destek ile hastalığının giderilmesinde destek olmak ve bunun yöntemleri üzerine...

Bu çalışmada da temel manevi rehberlik; İslam dini ve Hz. Muhammed'in hayatındaki uygulamlar/hadisler/sünnetler üzerine yapılmış. Kur'an ayetleri ve Hz. Peygamberin hastalara yaklaşım şekli ve onlarla iletişimlerini genel olarak özetlemiş, ana başlıkları/kilit noktaları vermiş ve ihtiyaç halinde hastalara aynı şekilde- uyarlayarak- manevi rehberlik yaparak destek olunabileceğini açıklamaya çalışmış. 

Genel olarak kitabı başarılı ve faydalı buldum, kesinlikle bu konuda daha çok akademik çalışmalar yapılmalı çünkü yazarın da kitabında belirttiği gibi batıda bu yönde çalışmalar uzun yıllardır mevcut. Ülkemiz bu konuda biraz geri kalmış, oysa en çok İslam ülkelerinde bu konuda bir gelişmişlik beklemek gerekir, zira bu konuda temelimiz, batıdan daha çok sağlam. Aslında bizim ülkemizde de hastanelerde din adamlarından destek alma uygulamasını hayata geçirdi geçiriyorlar ama maalesef bazı kesimlerce çok eleştirildi; laiklik adı altında. Oysa çalışmada da belirtildiği gibi insanların bu tarz manevi destek arzuları ve bunun giderilmesi İNSAN HAKLARI çerçevesinde de yasal bir zorunluluktur ve aksi yönde bir hareket de bu yasal insanı hakkın ihlalidir; doğal olarak cezai işlem gerektirir.

İnşallah ülkemizde bu yönde daha çok olumlu adım atılır. Değerli bir çalışmaydı, teşekkür ederim. 

(İnternet fiyatları, sitelere göre farklılık gösterebilir.)
8 Aralık 2017 Cuma | By: YeniAy M.

İki Çağın Sultanı 'Fatih Sultan Mehmed Han'


KÜNYE
Yazar:   Yavuz Bahadıroğlu
Yayıncı: Nesil Yayınları
Sayfa: 288
Baskı Yılı: 2014 (64. Baskı)
TANITIM BÜLTENİ
Fatih'i yetiştiren atmosferin resmi, kanaatimizce, genç nesillere, "geniş ufuk-lu insanlar" olabilmenin sırlarını vermektedir. Böyle insanlar yetiştirmede hayli çorak dönemler yaşayan bu ülkenin eğitimcilerine, bahsi geçen noktada başarılı olmuş bir devrin insanlarını anlatmanın, gelecekte bu sorunları aşma adına, faydalı olacağını düşünüyoruz. Her biri, İstanbul kadar mühim fetihler gerçekleştirmesini umduğumuz nesillere, bir damla can suyu olabilmesi temennisiyle hazırlanan bu eser, dileriz, geleceğin Fatihlerine ulaşır.
Fatih ile ilgili aldığım 2. kitabın yorumuna hoş geldiniz. 😊
Aynı yazarın daha önce de Osman Gazi isimli kitabını alıp okumuştum. Arzu ederseniz bu kitabın yorumuna da bakabilirsiniz.

Osman Gazi kitabının yorumunda da belirttiğim gibi yazarımızın 'roman' havasında bir yazım tekniği var; ilk kitapta bu tarzı garipsemiş idim ama bu kitapta bu tarz pek kendini göstermemiş. Benim için bir artı. Bundan önce Fatih'in Rüyası kitabını edinmiş ve okumuştum; tevafuka bakın ki Osman Gazi için de benzer şekilde öncesinde bir başka kitap alıp, okumuştum.

Aslında üst üste aynı konuya sahip kitapları okumanın; ister istemez iki kitabı-bilhassa bilgileri- karşılaştırma yoluna sürükleyen bir ruh haline sokması gibi bir sorun var; inanın bilerek yapmıyorum. Aslında Fatih ile ilgili okuduğum ilk kitap, daha çok onun fetih ruhunu ve amacını anlatan bir kitap iken bu kitabı almamdaki amaç Fatih'in genel olarak biyografisini okuyacağımı düşünmemdi ki isim de ister istemez insana böyle bir hava veriyor. Lakin içeriğini okuyunca Yavuz Beyin de Fetih meselesi üzerinde durmuş olduğunu görüyoruz; biraz farklı açılardan da olsa temel olarak ana konu Fetih diyebiliriz. Bundandır ki kitap isminin yanıltıcı olduğunu düşünüyorum; bazı bilindik kilişe bilgiler ve hikayeler dışında bilinmeyen noktalara da değinilmiş.

Kitabın ilk bölümünü de ayrıca faydalı bulduğumu belirtmek istiyorum; bazı kesimlerin -kasıtlı olarak- eleştiri malzemesi yaptığı bir konu üzerine çok güzel ve faydalı açıklamada bulunmuş. Kendisine teşekkür ederim, kafamıza bir türlü yazamadığımız, bilincine varamadığımız ya da vardırılmak istenmeyen bir mesele zira.

Yalnız bilgilerde bazı hatalar olduğunu düşünüyorum. Padişahlar ve anneleri konusunda 2. Murad'ın annesinin Türk olduğu belirtilmiş iken hemen aşağıda Veronica ismi verilmiş ve daha sonra aynı hata tekrar edilmiş. Sanırım Muratlar katıştırılmış ve farkına bile varılmamış. Ayrıca İstanbul fethine kadar Osmanlı padişahlarının sarayları olmadığı söylenmiş; orayı aldıktan sonra da uzun müddet sadece Topkapı Sarayı ile yetinildiği söylenilmiş. Benim bildiğim Edirne Sarayı, Topkapı Sarayından sonraki en büyük saray ve İstanbul'da yapılan ilk saray da Eski Saray ismiyle anılır ki Topkapı Kanuni döneminde tamamlanmış ve adına o dönemler Yeni Saray denmiştir. Bir de kitapta birkaç kere yer yer aynı paragrafın tekrarına yer verilmiş. Bence 64. baskısını görmüş böyle bir kitabın hataları çok önceden ayıklanmalıydı.

                                         (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)
13 Mayıs 2017 Cumartesi | By: YeniAy M.

Türk Mitolojisi 'Yeni Araştırmalar Işığında'



KÜNYE
Yazar:  Necati Gültepe
Yayıncı: Resse Yayınları
Sayfa: 660
Baskı Yılı: 2013(1. Baskı)

TANITIM BÜLTENİ

Heredot: "Bütün bilimlerin anası Tarih, onunda asıl kaynağı Mitolojidir" der.
Yunanlılar masala, "Mit" derlerdi "Mitoloji" sözü de buradan çıkmıştır.

Fakat Mitoloji, bir kavme ait tek bir efsane veya masal değil; bütün efsane ve inanışları ele alarak neticelere varmak isteyen bir bilimdir.
Mitler, her milletin temel felsefesinin, millî psikolojisinin, kendine has özellikleri olan ilk kaynak niteliğindedir. Geniş manada Mitoloji, dünyayı algılama sistemi olup bu algılamayı modelleştiren, dünya görüşüdür.
Esasında Mitoloji, toplumların ortak kültürel mirasının ürünüdür. Buradan hareketle, Millî kültürün bugünkü haliyle en eski zamanlar arasındaki ilişkiyi kurar. Mitler o toplumun dünyaya ve olaylara bakış açışını, bir anlamda karakterini yansıtır.
Diyebiliriz ki Mitoloji, bir milletin zihinsel yapı şablonudur. Dünyayı algılama, şekillendirme, sembolleştirme, kısaca ifade etmek gerekirse hayatın ve olayların genelleştirilmiş modelidir. Şu hâlde Mitoloji, dünya hakkındaki gerçekliğin ta kendisidir ve diyalektik mantığın sonucu olarak meydana çıkar.
Batı toplumları, on yedinci yüzyıldan bu yana ödünç aldıkları Yunan, Mısır Mitolojileri ile şuursal bağ kurmuşlardır. Böylece bütün sosyal katmanlarını tanzim ederek, başta hukuk ve tıp olmak üzere tüm sosyal bilimleri Mitolojik verilere "terim ve terminolojiye" göre temellendirmişlerdir.

Nietzsche bu konuyu çok net ifade eder:
"Tarih ve mitoloji ile irtibatı kesilmiş toplumlar günlük yaşarlar, artık onlar 'sosyal varlık' niteliklerini kaybetmişlerdir."

Bizler, toplum olarak bu konuda muazzam bir mirasa sahip olmamıza rağmen; böylesine önemli sosyal ve zihinsel hazineden yararlanamıyoruz. Çünkü Türk Mitolojisini hiç tanımıyoruz. Bu sebepten geçmişle şuursal bağlantımız maalesef kopuktur. Yine bu sebepten olsa gerek günümüzde millet olarak sosyal ve siyasal problemlerle baş edemez durumdayız.
Türk Mitolojisi konusunda bilimsel çalışmalar çok geç başlamıştır. Şu anda ancak kütüphanelerde bulunabilen az sayıda ki eserler de, kırk elli yıl evveline ait çalışmalarıdır.
Bu elinizdeki Türk Mitolojisi kitabı, bilimsel çizgi korunarak anlaşılır bir dille kaleme alınmıştır. Özellikle konunun ana verileri Destanların sunumunda sade bir plan uygulanmıştır. Böylece sosyal konularla uğraşanların tamamı yani toplumdaki her kesimden insanın özellikle orta öğrenim ve üniversite öğrencilerinin yararlanmaları kolaylaştırılmıştır.
Daha da önemlisi; Türk toplumunun her ferdinin, toplumsal şuur denen o muazzam birikimden haberdar olma imkân sağlanmıştır.
RESSE Yayınları'nın ilk eseri olan Türk Mitolojisi /Yeni Araştırmaların Işığında, 660 sayfa olup 50' nin üzerinde resim ve görsel malzeme kullanılmıştır.
Okuyucularımdan birinin tavsiyesi üzerine aldığım kitabın bana bir hayli faydası olacağını düşündüm ve yanılmadım da. Malumunuz ağırlıkta tarihi/fantastik yazarım ve Türk mitlerinden beslenmek gibi bir huyum vardır. Bu yüzden bu kitap ayrıca önem arz etmekte.

Genel olarak mit ve Türk mitleri hakkında güzel açıklamaları var. Daha sonra Türk mitlerinin özetlerini verip, onlar üzerinde yüzeysel de olsa bir çözümleme söz konusu. Bana göre çözümlemeleri yüzeysel zira daha önce Çağdaş Bilimler Işığında Oğuz Kağan Destanı kitabını okudum ve ikisi arasında mukayese yaptığımda böyle bir düşünce oluştu. Bu demek değil ki çözümlemeleri işe yaramaz vs. aksine faydalı bulduğumu söyleyebilirim.

600 sayfalık kitap oldukça doyurucu ve resimlerle de süslenmiş. Bana göre resimler, anlatılan konu ile ilgili olsa idi daha anlamlı olurdu. Ayrıca resimlerle süslenmiş kitapların renkli basım olmasını tercih ediyorum zira siyah beyaz olunca görüntü kalitesinde düşüş oluyor.

Kamlar, destanlar ve mitlerin genel özellikleri hakkında vs. bir sürü bilgi edindim. Ayrıca destanlardan ilham alabileceğim bir çok noktayı çizdim ve defterime minik dipçeler aldım. Genel olarak memnun kaldığım ve fayda sağlayan, bilgilendirici bir kitap olduğunu düşünüyorum ama bana göre kitabın bir eksiği var. Kitapta Erlik kimdir, nasıl doğmuştur vs. yazmış ama Ülgen'den tutun bir çok Türk mitlerinde geçen ilah mı koruyucu ruh mu nedir, bunları tanıtan bir kısım yok. Bunları çok merak ediyordum oysa.

Ağır bir eleştiri olarak imla ve dil bilgisine değinmem gerek. Cidden kabul edilemez bir seviye dil bilgisi hatası var, bir çok kelime yanlış yazılmış ya da harflerde kaymalar meydana gelmiş, böyle bir kitaba gayriciddi bir hava katıyor. Yayınevinin ilk kitabı olması dolayısıyla da daha bir önem vermeleri gerekirdi diye düşünüyorum, 5. baskıyı görmüş üstüne. İnşallah 6. baskıda bu hatalar düzeltilir.


    (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)
30 Nisan 2017 Pazar | By: YeniAy M.

Beynin Sırları

"İnsan bedeninin kara kutusu 'beyin' ilk kez böylesine derinlikli deşifre ediliyor..."



KÜNYE
Yazar:  Sinan Canan, Pelin Çift
Yayıncı: Destek Yayınları
Sayfa: 280
Baskı Yılı: 2017
TANITIM BÜLTENİ

Beyin insana dair hangi sırları barındırır?
Bilinçaltımız bizi nasıl etkiliyor?
Beyin kapasitemizin ne kadarını kullanıyoruz?
Her yaşta daha zeki olmak için ne yapmalıyız?
Her insanın beyni parmak izi gibi eşsiz mi?
Kişiliğimizi beynimiz mi belirler?
İnsanoğlu neden şiddete meyilli? Linç nasıl bir ruh hali yaratıyor?
Psikopatlar nasıl bir beyin yapısına sahip? Beyinle suça eğilim arasında bir bağlantı var mı?
Beyin büyük acılarla nasıl baş eder?
Kadın ve erkek beyni neden farklı? Âşık beyinde neler oluyor?
Yalan söylerken kendimizi nasıl eleveririz? Gözler hangi sırları açık eder?
Neden uyuyoruz? Rüya görüyoruz?
Zihnimizin gizli güçleri var mı?
Düşünce gücünü kullanmak mümkün mü?
İnançla beyin arasında nasıl bir ilişki var?
Bağımlılıktan kurtulmak neden bu kadar zor?
Beynimiz nasıl karar alıyor?
Sağlıklı bir beyin için nasıl beslenmeliyiz?Yaşlanan beyinde neler değişir? Beynimizi sürekli genç tutabilir miyiz?

Gündem Ötesi kitaplığının sıkı bir takipçisi olarak Beynin Sırları kitabını, keyifle okudum. Sinan Hocayı, zaman zaman programdan takip ediyorum zaten. Onun anlatım dili ve tarzı sayesinde beyin ve ona bağlı insan davranışları konusunda daha çok şey öğrenmişimdir, Allah razı olsun.

Aynı tarzla Beynin Sırları kitabıyla bizlere beynin bilinen sırlarının bir kısmını anlatıyor. Gerçi onun da söylediği gibi beynin sırlarını çözmekten çok uzağız ama bize aktardığı kadarı bile beyne hayran kalmak için yeterli bir bilgi seviyesi diye düşünüyorum.

Kitap sayesinde beyne olan ilgim birazcık daha arttı ve onu daha iyi anlayarak kendimi de biraz daha tanımış oldum. Bu açıdan çok memnun hatta mutlu oldum diyebilirim, zira kendimi keşfetmeye başlamış hissediyorum. Eh doğal olarak Allah'ın bize verdiği bu nimet karşısında da O'na şükür ediyorum. İnşallah verdiklerini hakkıyla kullanabiliriz.

Aslında en ilgimi çeken kısımları küçük dipçeler halinde yazmayı düşündüm ama hangisini yazayım bilemedim, her biri ayrı bir ilginçlik ve cazibeye sahip noktalar. Fakat şu kısmı ekleyebilirim belki; beyin yıkama işinin sağda solda anlatılıp, yazıldığı gibi olmadığını bilimsel olarak açıklamasına sevindim. Hem biraz rahatladım hem de bilinçlendim diyebilirim.

Bu kitabı kendisini tanımak isteyen herkese tavsiye ederim, Sinan hocama ve Pelin ablaya teşekkür ederim. Bir sonraki Gündem Ötesi kitabında buluşmak dileği ile.

Dipçe: Editör az biraz dil bilgisi kurallarına dikkat ederse iyi olur, bağlaçların kullanımı hep yanlıştı.

   (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)


16 Ağustos 2016 Salı | By: YeniAy M.

Osman Gazi




"Aşireti devlet yapan büyük kurucu."


KÜNYE
Yazar:   Yavuz Bahadıroğlu
Yayıncı: Nesil Yayınları
Sayfa: 93
Baskı Yılı: 2015 (24. Baskı)
TANITIM BÜLTENİ
Elinizdeki eser, sıradan bir biyografi değil. Aynı zamanda bir tarih sosyolojisidir. Osmanlı Devleti'nin temelinde bulunan mananın, gözler önüne serilmesidir. Osmanlı Devleti'nin Tarihi misyonunu anlamak için, Osman Gazi'yi anlamak gerekir. Tarihi romanlarıyla yakından tanıdığınız Yavuz Bahadıroğlu, eserinde bunları anlatıyor. Bir roman gibi, zevkle ve heyecanla okuyacaksınız.
Yavuz Bahadıroğlu, tarihi romanları da olan gazeteci ve radyocu bir emmi. Eğitimini bilmiyorum. Daha önce kitaplarını okumadım, bu ilk kitabı. Biyografi niteliği taşıyan Osman Gazi kitabını, bir önceki yorumladığım Ertuğrul Gazi 'Kuruluş' kitabında yazdığım gibi; Gökbörü ve Ertuğrul Gazi romanım için almıştım. 

Aslında Ertuğrul kitabını okuyunca Osman Gazi kitabına da hiç gerek kalmadığını gördüm. Çünkü onda da hem Osman Gazi hem de oğlu Orhan Gazi hakkında baya bilgi vardı. Hali ile Osman Gazi kitabı benim için bilgime bilgi katan, bilmediğim bir şeyi öğreten bir kitap olmadı ama artıları da yok değil. Örneğin bazı tekfur kalelerinin kendilerine özgün isimlerini öğrendim ve o dönemin konuşma tarzına biraz daha aşinalık oldu. Elbette ki birebir o günkü gibi yazıp çizmemiş yazar ama o havayı verecek kadar kafi derecede olmuş denebilir.

Ve evet, bu yorumumdan da anlayabileceğiniz üzere yazar, Osman Gazi konusunu hikayeleştirerek bizlere anlatmış. Bu açıdan da roman okuyormuş havasına sahip olacaksınız. Yani hem tarih hem de tarihi roman severler için Osman Gazi, ikisini de size verebilecek bir kitap. 

Elbet ben ikisini karıştırmayı seven biri olmadığım için roman ise roman tarih ise tarih talep eden bir insan olarak bu özelliğini sevmedim. Hele ki şu an hiç roman okuma havasında değilim. Paso araştırma ve bilim kitaplarına yöneliyorum. Neyse. Sevenleri için tavsiye edebileceğim, hoş bir kitap. Yazarımıza teşekkür ederiz.



                 (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)
21 Nisan 2016 Perşembe | By: YeniAy M.

Ayasofya'nın Gizli Tarihi


"1500 yıllık tarih, sizler için gözler önüne seriliyor."


 TANITIM BÜLTENİ
Ayasofya'nın sırlarla dolu gizli tarihi ilk kez gözler önüne seriliyor...
Ayasofya'nın içindeki gizemli sembollerin anlamı ne?
Hangi gizli örgütler Ayasofya'ya izlerini bıraktı? Bu işaretler hangi amaçla mabede kazındı?
Ayasofya'nın dehlizleri nerelere uzanıyor?
Tapınak Şövalyeleri Ayasofya'yı nasıl hedefine aldı? Ayasofya'da hangi Kutsal Emanetler'i aradı?
Mabedi kirletmek adına içinde türlü sapkınlıklar yapanlar kimlerdi?
Ayasofya düşmanı Venedikli Dandolo'nun mezarı neden Ayasofya'nın içinde?
Fatih Sultan Mehmet, fetih sonrasında kılıç hakkı Ayasofya'da hangi değişiklikleri yaptırdı?
Fatih Sultan Mehmet'in Bellini'ye yaptırdığı ünlü tablosu Ayasofya'yla ilgili hangi sırrı saklıyor?
İstanbul işgal altındayken "Ayasofya'da haç görmektense onu yıkarım!" diyerek düşmandan koruyan gizli kahramanlar kimlerdi?
Osmanlı'nın Cami-i Kebir'i nasıl müzeye dönüştürüldü?
Neden hâlâ küresel güçlerin ve ezoterik örgütlerin hedefinde?
Ayasofya'yı, okudukça anlayacak anladıkça sevecek sevdikçe sahipleneceksiniz.



 KÜNYE
Yazar: Pelin Çift, Erhan Altunay
Yayıncı: Beyaz Baykuş Yayınları
Sayfa: 248
Baskı Yılı: 2016 


Ayasofya... 1500 yıllık tarihi ile zamana meydan okurcasına ayakta kalmış ve insanlık tarihine şahitlik etmiş bir mabet. Kimine göre tarihi değeri var kimine göre ise dini ve hatta daha ulvi değerleri var. Kim için ne ifade ediyorsa olsun Ayasofya, herkesin ilgisini cezbeden ve sahip olmak istediği bir mücevher.

Ayasofya deyince akılda sadece tarihi bir mabet olarak canlanması ona ve değerine haksızlık olur kanımca. Ayasofya, İstanbul'un sahipliğinin başat simgesidir ve ona sahip olan İstanbul'a sahip olmuştur demektir. Ve İstanbul'a sahip olan da cihana sahip olmuştur. Eh, en azından bu niyeti cümle aleme ilan etmiş; "Bekleyin, geliyorum!" demiştir.

Ayasofya'nın Gizli Tarihi kitabı, bu mücevherin 1500 yılda yaşadığı olayları gözlerimizin önüne seriyor. Mabedin sakladığı sırlar, ona sahip olmak için canını dişine takanlar, değerini dahi bilememiş kişilerce kirletilmesi... Bu ve fazlasını kitapta bulmak mümkündür.

Belki kimi kişi Ayasofya'nın bir mabetten daha fazlası olmasını garip ve manasız karşılayabilir. Onlar böyle düşünür çünkü hayata dair bir şey bilmiyordur. Her şeyden önce insanlar, simgelerle yaşar. Kullandığımız dil bile düşünme şeklimizin ve inancımızın simgeselleştirilmiş halde sese yansımasıdır. Simgeler değerlidir ve yeri geldiğinde insana umut da verir umutsuzluk da... Bu tamamen sizin o simgeye yüklediğiniz mana ile ilgilidir. Aysofya'nın insanlık için ne manaya geldiğini yukarıda değindim. Ha "bizden öncekiler de biz gibi mi düşünüyormuş ki?" derseniz eğer 1. Dünya Savaşında, İstanbul işgal edildiğince Ayasofya Camiisi ele geçirilmek istendi ve bizimkilerin karşılığında verdiği cevap ise "Dokunmayın, yoksa patlatırız! Ne size ne bize yar olmaz!" deyince işgalci güçleri hemen geri adım atmış ve camiye elini sürmemiştir. 

Artık siz düşünün Ayasofya'nın gerek İslam gerekse Hristiyan dünyası için ne denli derin manalar ifade ettiğini. 

Kitabı bitirince dedim ki "Zavallı Ayasofya, neler çekmişsin neler!" Öyle ya, Hristiyan mabedi olarak inşa edilen ve Hz. Süleyman'ın mabedini geçmeyi amaçlanan Ayasofya, ironiktir ama gene Hristiyanların elinden çekmiştir ne çekecekse. Hele ki asıl büyük zararı 4. Haçlı Seferi sırasında Tapınakçı ve Haçlıların soygun ve yağmasından çekmiştir. Hele ki Tapınakçılar için karargah olarak kullanılıp, içeride her türlü pisliğin yapılarak değerini kirletmeleri de hem İslam hem de Hristiyan dünyası için acıdır aslında. Bunu yapan komutanın mezar taşının da anı gibi orada olması çirkin bir şey.

Fatih Sultan Mehmet'in ve 2. Selim'in Ayasofya Camiisine olan ilgi ve alakasını kitapta göreceğiz. Elbette Tapınakçıların neden allem edip gullem ederek haçlı seferlerinin İstanbul'u işgale çevirdiklerinin nedenlerini göreceğiz. 

Ayasofya bugün, ne bir camii ne de bir kilise olarak görev yapsa da değerinden bir şey kaybetmedi. Müslümanlar, yine camii olarak hizmet etmesini istese de Hristiyanlar, buna karşı çıkıp "hepimiz tepki veririz." diyerek aba altından sopa gösterebiliyorlar.

Hal böyle iken soruyorum, boğazlar gibi bize ait olan bir mabette bile söz hakkımız yok iken, istediğimiz gibi değerlendiremiyor isek nasıl bize ait olduğunu söyleyebiliriz? O zaman şöyle soralım; İstanbul'un tamamen bize ait olduğunu nasıl iddia edebiliriz? Öyle ya, Ayasofya, fethin simgesidir. Unutmayın, ona sahip olan İstanbul'a hali ile tüm cihana hakim olur!


Bu güzel kitap için, sayın Erhan Bey'e ve Pelin Hanım'a teşekkür ederiz. Nice kıymetli kitaplarla buluşmak üzere.




        (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)
18 Nisan 2016 Pazartesi | By: YeniAy M.

Osmanlı'nın Şifreleri


      "Osmanlı'nın Kapısı Sizler İçin Aralanıyor."

                                    TANITIM BÜLTENİ

Öteki Gündem programıyla reytingleri alt üst eden Cansu Canan Özgen Osmanlı tarihi hakkında en çok merak edilen soruları soruyor, yediden yetmişe herkese ulaşan ve tarihi günümüze taşıyan üslubuyla göz dolduran Talha Uğurluel, bu sorulara konuyla alakalı hiçbir yerde bulunmayan görseller eşliğinde cevap veriyor.

*Osmanlı'nın kuruluş döneminde düşünceleriyle hem halkı hem de yönetimdeki kişileri derinden etkileyen Mevlana ve Ahi Evran'ın hayatları…


  • Osmanlı Beyliği'nin en önemli kadın liderlerinden Hayme Ana'nın yönetimdeki yeri ve önemi…
  • Harmankaya Tekfuru Köse Mihal'in Osmanlı'nın kurucusu Osman Gazi ile bağlantısı ve Osmanlı tarihindeki yeri…
  • Orhan Gazi'nin, tahtı tacı reddeden oğlu Rumeli Fatihi Süleyman Paşa'nın cihatla geçen yaşamı...
  • Osmanlı'nın "first lady"lerinin yetiştiği Harem ve yönetici ekibin yetiştiği Enderun hakkında hiç bilinmeyen gerçekler…
  • Topkapı Sarayı duvarlarındaki yazılar ve anlamları…
  • Osmanlı sarayının en önemli görevlileri; Dârüssaâde ağası, akağalar ve karaağalar ve günümüze kalan hayır eserleri…
  • Osmanlı toplumunda insanların kimlikleri görünüşlerinden nasıl belli oluyordu?
  • Tanzimat sonrasında değişen ve Batılılaşan kıyafetler…
  • Sürgün gibi görünen Osmanlı iskân politikasının tüm detayları…
  • Osmanlı yönetim sisteminde bütün kararları padişah tek başına mı alıyordu? gibi birçok konu, benzersiz görsel sunum eşliğinde Osmanlı'nın Şifreleri kitabında…

  •  KÜNYE
    Yazar: Talha uğurluel, Cansu Canan Özgen
    Yayıncı: Timaş Yayınları
    Sayfa: 200
    Baskı Yılı: 2016

    Az kaldı, yakında Talha Bey'in tüm kitaplarını toplayıp, koleksiyonu tamamlayacağım inşallah... Desem de daha birini bitirmeden bir yenisin çıkıyor, hızına yetişemiyorum. :D O kadar güzel kitap arasından da hangisine öncelik vereceğimi hali ile kestiremez oluyorum.

    Talha Hocamın bir güzel kitabı ile daha yeniden karşınızdayım. Osmanlı'nın Şifreleri kitabını almak için resmen gün saydım, çünkü benim doğum günü hediyem olacaktı. Nitekim hamdolsun Rabb'ime, kavuştum. 

    Yazar, her zaman ki gibi o akıcı dili ve bilgisi ile bizleri yeni yeni kapılar açıyor. Kitap bittiği zamanda "Daha fazla!!!" diye bağırıyorsunuz. Sürekli bir ''tadı damağımda kaldı!" havasında geziyorum. Kitapta öyle ayrıntılar, öyle bilgiler var ki "Osmanlı'da ne cevherler ne sırlar ne tarihler gizliymiş!" diyorsunuz. Hali ile orta okuldan beri Türk Tarihi dersi gören bizlerin aslında hiçbir şey öğrenmediğimiz gerçeği ile acı da olsa yüzleşmiş oluyoruz. Onca yıl boşa okunmuş resmen! Ben tarih öğrendim ise Talha Hocam'dan öğrendiklerim nedir? Niye bunlardan bahsetmezler?

    Osmanlı'nın Şifrelerinden öğrendiğim ilginç ayrıntılardan bazıları şunlar;

    -Osmanlı'nın ilk Şeyhülislam'ı olma özelliğini taşıyan Şeyh Edepali'dir. Ayrıca kendisi Ahi Evran'ın da en iyi en yakın öğrencilerinden biriymiş.

    -Yıllardan beri Ertuğrul Gazi'nin babasının kim olduğu; Süleyman Şah ile Gündüz Alp'in aynı kişi olup olmadığı tartışılır. Kitapta bu kısma %100 açıklık getiriliyor. Şunu söyleyebilirim ki ikisi farklı kişidir ve karıştırılma sebebi Gündüz Alp'in bir diğer isminin Süleyman olmasıdır. 

    -Osman Gazi zamanında Bizans Tekfurlarından biri olan Gazi Mihal'ın kimliği ve hayatından minik bir kesit de oldukça ilgimi çekti. Dünün Hristiyan'ı, bugünün Müslüman'ı ve Osmanlısı...

    -Çoğu kişi Yavuz Sultan'a ait olduğu iddia edilen portrenin ona ait olmadığını söylüyor ama Talha Hocam tersini iddia etmekte ama neden? :)

    - En ilgimi çeken konulardan olan Devşirme Düzeni ile ilgili daha ayrıntılı bir bilgi edindim. Hep kafamı kurcalayan, "Anasından babasından zorla mı ayırıyorlar? Yazık ama ya bir yerde." dediğim şeyin aslında hiç de öyle olmadığını öğrendim. Sokullu Mehmet Paşa gibi nice güçlü ve değerli paşaların yetişmesine katkı sağlayan Devşirme Düzeni, aslen rızaya dayalı ve sınava tabi tutularak parlak zekalı öğrencilerin seçilmesinden oluşan müthiş bir okul. 

    Burada bir parantez açmak istiyorum. Herkes haremi çok merak ettiğindendir herhalde, tarihçiler ağırlıkta kızlar okulu olan harem'i konuşmakta ama iş Enderun'a gelince çok tatmin edici bilgi vermemekte. Talha Hocam'dan bu konuda bir ricam var; Osmanlı'nın Harem ve Enderun(bilhassa enderun) okullarının işleyişi, öğrencilerin seçimi, eğitim aşamaları vb. konulardan ayrıntılı ve tatmin edici bilgilerin olduğu bir kitap yazmasını çok isterim. Harem ve Enderun olarak iki ayrı bölümden oluşan güzel bir kitap ortaya çıkacaktır diye düşünmekteyim. Yüzeysel değili ayrıntılı bilgi edinmeyi çok istiyorum Enderun hakkında.

    Ayrıca, Kanuni sonrası Fatih Sultan ile ilgili de bir kitaba kimse hayır demez. :)

    Bu ve benzeri nice güzel bilginin toplandığı Osmanlı'nın Şifreleri kitabını herkese tavsiye ederim. Tarih, örnek alıp ders çıkarmamız gereken geçmişimizdir. Herkesin ilgi göstermesi gerekir. Talha Hocam gibi tarihçiler, aktarma becerileri sayesinde sıkılmadan bizlere tarihin kapılarını açmakta. Hepsine teşekkür ederim. :)

    Yazarımızın yorumladığım diğer kitapları.




           (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)


    3 Mart 2016 Perşembe | By: YeniAy M.

    Belgelerle 2. Abdülhamid Dönemi



     UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.

    "Bir Sultan ve zorluklarla geçmiş 33 yıllık bir saltanat."

    KÜNYE

    Yazar: 
    Yayıncı: Beyan Yayınları
    Sayfa: 248
    Baskı Yılı: 2009


    II. Abdulhamit, Sultan Abdülaziz'in, sebebi hala çözülmemiş olan esrarengiz ölümünden ve V. Murat'ın iki ay kadar süren kısa saltanatından sonra, Osmanlı tahtına oturdu. Osmanlı Devleti'ni en çileli döneminde otuz üç yıl gibi uzun bir süre idare eden Sultan II. Abdülhamid, çok değişik şekillerde ele alınıp incelen tarihi bir şahsiyet olarak, tarihteki yerini almış bulunmaktadır...Belgelerle II. Abdülhamid Dönemi'nde Osmanlı İmparatorluğu'nun geçirmekte olduğu bu özel zaman diliminin yansıtılması amaçlanmakta ve bu döneme ilişkin farklı alanlardaki gerçekler, belgelerle gün yüzüne çıkarılmaktadır.
    2. Abdülhamit Han ve dönemi hakkında en doğru bilginin adresi bana göre İhsan Süreyya Sırma'dır. Bir dönem Türkiye'sinde kötü insan; 'Kızıl Sultan' olarak bellenen bu padişahı, o dönem tüm kaynak ve arşivleri inceleyerek hiç de öyle bir insan olmadığını, aksine büyük haksızlıklar yapıldığını açık yüreklilikle ve cesaretle, azimle yıllarca kürsü kürsü gezip anlatan; kendi hocaları ile bile mücadele etmek zorunda olan bu zat; kesin delil ve belgelere dayalı konuştuğu için, gözümde tarihçiliği çok güvenilirdir. Bu yüzden en sonda yazacağım şeyi en başta yazmak isterim. Eğer bu dönemi en doğru kaynaktan okumak istiyorsanız, bu hocanın kitaplarını okuyun ve konferanslarına denk gelirseniz, gidin.

    Bu kitap, aşağıda verdiğim (haçlı seferleri hariç) kitapların kısa özetleri gibi olmuş. 33 yıllık saltanatı hızlı bir şekilde, ama yine belgeye sayalı, aktarmış. Ön sözünde yazdığı gibi zaten bu kitap, dergi vb. yerlerde yayınladığı makalelerin toplamından oluşmaktadır ve bu yüzden yer yer konuların tekrarını da göreceksiniz. Bir noktadan sonra bazı kısımlar tekrar göre göre sıkıcı olsa da kafama yazılması açısından iyi oldu. Kendisinin Sömürü Ajanı İngiliz Misyonerler kitabını da sipariş ettim.

    2.Abdülhamit Dönemine ilgimin merakı, sadece haksızlığa uğramış bir padişah olmasından değil, onun döneminde meydana gelen olay ve oyunların; entrikaların ve hainliklerin günümüzde de aynı şekilde devam etmesidir. Bu yüzdendir ki günümüz farkındalığını kazanmak ve yarına doğru adımlar atabilmek için geçmişte yapılanları, atılan ilk adımları görmek, öğrenmek gerekmektedir. Bilinçli bireyler, bilinçli ve farkındalıkla aydınlanmış çocuklar yetiştireceklerdir. Belki biz bir şey yapamayız ama onlar yapacaktır, inşallah.

    Benim merakımı cezbeden konulardan biri de Jön Türkler olarak da bilinen, İttihak ve Terraki Perver fırkasının (partisinin) yaptığı ettiği şeyler. Zira günümüzde onun devamı olan bir parti ve zihniyet var. Yazarın, Jön Türklere özel bir kitap yazmasını isterim, bence büyük bir eksiklik.

    2. Abdülhamit'in saltanatı hayatını okuduğumda, yalnız bir başına çok uğraşlar vermiş; kurtlar sofrasında ülkesinin hayatta tutmaya çalışan; yanlışları ve doğruları ile haksızlık edilmiş bir padişah görüyorum. Açıkçası oldukça üzüldüm kendisine.

    Kitapla ilgili tek eleştirim; Osmanlı Türkçesinin aynen aktarılması ve sadeleştirilmemesi. Hali ile yazılı olan şeyi anlamakta da zorluk çekiyoruz. O kısımlar bir düzeltilse...

    Kitabı herkese tavsiye ederim.


    Yazarın okuduğum diğer kitapları:
    İhsan Süreyya Sırma(*): Haçlı Seferleri
    İhsan Süreyya Sırma(*) Tanzimatın Götürdükleri
    İhsan Süreyya Sırma: 2.Abdülhamid'in İslam Birliği Siyaseti(*)

    Abdülhamit Han (Kitap değil, bir programdan çıkardığım notlar ve programın kendisi ama kitap kadar değerli bilgiler içerdiğinden, ekledim.)


    (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)

    21 Şubat 2016 Pazar | By: YeniAy M.

    Çanakkale Savaşları ve Gezi Rehberi



    UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.


    "Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın bu toprak, bir devrin battığı yerdir!"


    KÜNYE

    Yazar: Talha Uğurluel
    Yayıncı: Timaş Yayınları
    Sayfa: 256
    Baskı Yılı: 2015

    Tarihe ibret gözüyle bakmak ve alınması gereken dersi hakkıyla almak elbette çok önemlidir. Geçmişimizi ayakta tutan manevi dinamikleri anlamak, onları güçlü yapan unsurları göz önünde bulundurmak bugünkü başarımızın yegâne sebebidir. 7'den 70'e herkese tarihi sevdiren Talha Uğurluel şimdi de Osmanlı'nın I. Dünya Savaşı'nda ölüm kalım mücadelesi verdiği toprakları: Çanakkale'yi tüm tarih severlere anlatıyor.
    Dünya devletlerini ve Osmanlı'yı Çanakkale Savaşı'na sürükleyen sebepler, Savaşın aktörleri ve akıl almaz icraatları,Deniz ve kara savaşlarının tüm detayları, Ayrı ayrı kategoriler halinde ele alınmış savaş sahneleri, Savaştan yıllar sonra ortaya çıkan olağanüstü olaylar, Herkesin rahatlıkla anlayabileceği yalın, akıcı bir üslup, Hepsi renkli ve kolay anlaşılan birçok harita, ve o günleri günümüze taşıyan, şimdiye kadar hiçbir yerde yayınlanmamış birçok savaş dönemi fotoğrafı ile Talha Uğurluel'in bu eşsiz eseri herkesi Çanakkale'ye, o günleri anlamaya davet ediyor.

    Talha Uğurluel, benim en sevdiğim tarihçilerin başında gelir. Onun anlatım tarzı ile tarihi sevmeyecek, öğrenmeyecek kimse yok kanımca. Çünkü masalsı bir anlatım tarzı olduğu için insanı dinletmeyi iyi beceriyor. Önceki kitaplarında da söylediğim gibi bu anlatım becerisini yazıya da dökmeyi iyi başarıyor. Fakat kafadan bu kitap için söylemem gerekir ise, anlatım tekniğinde bu sefer biraz farklılık mevcuttu, fark ederim ben. :)

    Kitap, oldukça bilgilendirici ve yer yer duygusallık kokan bir eser. Savaşın öncesinde olanlar, altında yatan nedenler ile ilgili bilgilendirici bir bölümden sonra Çanakkale Savaşlarına giriş yapıyoruz. Aziz kahraman ata'mızın yaptıkları, gösterdikleri cesaret ve fedakarlıklar; yaşadıkları deneyimler ve duygusal anları... Bunlar hem sizi gururlandıracak hem de kalbinizi acıtacak. Göreceksiniz ki bu vatan ne zorluklarla elde tutulmuş, korunmuş ve bizlere bırakılmış. Vicdanı olan, aklı olan atalarına hürmeten, minneten, Allah'a şükür eder ve layık olmak için dua edip, çaba sarf eder.

    Kitapta daha önce bildiğim yaşanmışlıklar dışında bilmediklerim de vardı; düşman tarafından hakkımızda söylenen, yazılan çizilenler de ayrı bir önemli bence; çünkü bir düşman dahi olsanız, karşı taraf size saygı duyup, hayranlık duyar ise bu sizin ne kadar asil olduğunuzun göstergesidir... Besbelli ki atalarımız o zamanlar Allah'ın sınırlarını iyi koruyup, asil bir şekilde hareket etmiş ki bir Müslüman ve Türk olarak hayranlık verici bir kişilik sergilemişiz. Örnek almamız gerekir. Şeyh Edepali'nin dediği gibi "Savaşı sevmem ama, bilirim ki kılıç kalkıp inmeli; ama bu YAŞATMAK İÇİN OLMALI!" bu düstur ile hareket eder isek ne ala; aksi halde katilden farkımız olmaz. Bu dünya'da da çokça katil olduğu için, yaşatmak için savaşan birilerine duyulan ihtiyacı varın siz tahmin edin.

    Kitabın sonlarında ise gezi rehberi ile Çanakkale'ye gider iseniz eğer, saat kaçtan itibaren geziye nerede başlayıp bitireceğinize kadar oldukça ayrıntılı bir program çizmiş yazar. Ziyaret edeceğiniz yerler hakkında da bilgiler vermiş. Bence kitap için çok güzel, artı bir özellik olmuş.

    Daha önce de yazmıştım, bu yazara okullardaki tarih kitaplarını yazdırmak gerek. Sıkıcılıktan ve ağır bir dilden uzak, masalsı bir tarz ile anlatıldı mı tarihine ilgi duymayacak kimse olmaz herhalde? :) Maalesef okul kitapları oldukça sıkıcı ve ağır olduğu için öğrencilerin gözünü korkutan bir unsur. O yaştaki gençler eğlenmeye eğilimli olduğu için de eğlenerek öğrenmeleri çok büyük elzem; ezberlemez, akıllarında kalır bu şekilde...

    Yazarımıza bir kez daha teşekkür ederim. Osmanlı'nın Şifresi kitabını da edinmem gerek bir an önce, 25 Mart doğum günüm, inşallah ailemden biri akıl eder de hediye alır. :D

    Yazarın okuduğum diğer kitapları:
    Dünyaya Hükmeden Sultan: Kanuni(*)
    Dünyaya Hükmeden Sultan-2: Kanuni'nin Akıl Oyunları(*)
    Tarih Tıbbı Konuşturdu



    (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)
    11 Şubat 2016 Perşembe | By: YeniAy M.

    Yavuz Sultan Selim Han



    UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.


    "Yavuz Selim Han'ı bir de bu şekilde okuyun."

    KÜNYE

    Yazar: Mustafa Armağan
    Yayıncı: Timaş Yayınları
    Sayfa: 304
    Baskı Yılı: 2014

    Dokuzuncu Osmanlı padişahı olarak 1512 yılında tahta geçen ve 8 yıllık hükümdarlığı süresince Osmanlı Devleti’ni maddi ve manevi olarak asırlarca ayakta tutacak sağlıklı bir bünyenin temellerini maharetle döşeyen Yavuz Sultan Selim’i hiç böyle okumadınız! Fatih’in kalem ve kılıç örsünde dövdüğü, Bayezid’in sabır ateşinde şekillendirdiği bu “altın zincir”in halkaları nihayet Yavuz’un usta ellerinde titizlikle işlenmiştir. Mustafa Armağan, Osmanlı’yı yeniden kuran sıra dışı sultan, zamanın İskender’i, şarkın fatihi Yavuz Sultan Selim’in hayatını, bilinmeyen yönleriyleYavuz Sultan Selim Han kitabında anlatıyor.
    * 40 bin Alevi’yi kesti mi?
    * Portekizlilerin Peygamber Efendimiz’in mezarını kaçırma girişimine nasıl dur dedi?
    * Hilafeti devralmadı mı?
    * Neden Batı’ya değil de Doğu’ya seferler düzenledi?
    * Küpe takar mıydı?
    * İnsan olarak nasıl bir padişahtı? Hobileri ve ilgi alanları nelerdi?
    * Suriye-Mısır seferlerine dair bilinmeyenler...
    * Ders kitaplarında neden yanlış anlatılıyor?
    * Okur ve “kitap kurdu” olarak Yavuz’u ne kadar tanıyoruz?
    * Kürtler aleyhine söylediği iddia edilen sözlerin gerçeği...
    * Can dostu Hasan Can’ın kaleminden Yavuz Sultan Selim!
    Kafanızı karıştıran tüm bu soruların cevabı ve daha fazlası Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı,Ufukların Sultanı Fatih Sultan Mehmed kitaplarıyla Osmanlı Padişahları’nı gerçek yönleriyle okurlarına sunan Mustafa Armağan’ın Yavuz Sultan Selim Han kitabında…
    Okulda tarih derslerini aldığımızdan beri ağırlık olarak üzerinde durulan padişahlar Fatih ve Kanuni olmuştur. Bunun dışındaki padişahların ismi ya pek geçmez ya da şöyle bir bahsedilir, üzerinde durulmadan geçilir gidilir. Kaldı ki bahsi geçenlerin de sadece savaş becerileri anlatılır, sanki tarih ve şahıslar savaşlardan ibaretmiş gibi! Hali ile biz ne ecdadımızı adam gibi tanıdık ne de geçmiş devletlerimizi, kültürümüzü. Ortada ciddi bir kasıt olduğunu da düşünüyorum! (İnsan okullarda hiç mi Türk-İslam / Türk Sanat-Kültür tarihi öğretmez? Tarih değil mi bu? )

    Mustafa Armağan takip ettiğim ender tarihçilerden biridir. Daha önce 'Avrupa'nın 50 Büyük Yalanı' ve 'Büyük Osmanlı Projesi' gibi nadide eserlerini okuma imkanım olmuştu. Hepsi de oldukça bilgilendirici ve aydınlatıcıydı zannımca.(Ayrıca Derin Tarih isimli harika bir tarih dergisi de çıkartmaktadır; her ay alırım, tavsiye ederim.) Kendisinin Yavuz Sultan Selim Han hakkında yazdığı kitabı görünce de hali ile oldukça meraklandım ve okumak için tutuştum. Kitabı yavaş yavaş, hazmederek, sindirerek okudum ve bitti.

    Yavuz Sultan Selim Han çoğumuzun yanlış tanıdığı veya hiç tanımadığı sır dolu bir padişah portresi çizmiştir bunca zaman. Mustafa Hocam da yazdığı kitapla bu portreyi daha bir belirginleştirmiş ve bize ciddi bir resim ortaya çıkartmış, sağ olsun. Zaten sevdiğim padişahlardan biriydi, şimdi çok daha sevdim kendisini. Fatih'in torunu olarak bu sıfatı cidden hak etmiş bir şahıs olduğunu kitabı okuyunca görüyoruz. Ayrıca böyle bir padişahın 8 yılda yaptıklarını görünce, eğer bir 8 yıl daha yaşasaydı, kim bilir neler yapacaktı? sorusunu kendimize sormadan edemiyoruz.

    Kitapta, Yavuz'un şehzadelik döneminden vefat ettiği döneme kadar yaşadıkları, yaptıkları ayrıntı ile gözler önüne serilmiş. Gerçi yazara göre bu yazılıp çizilenler deryada bir su damlası ama olsun, kafamda Yavuz konusunda ciddi bilgiler birikti, kendisini tanıyormuş gibi hissetmeye başladım. Kitabın içeriğinde Yavuz'un aldığı kararların arka planına da değinildiği için; örneğin gerek Safevilere gerekse Memluklara sefer kararı almasındaki siyasi ve zaruri nedenler, daha sağlıklı ve verimli bir kitap ortaya çıkartmış yazar. Ayrıca Yavuz'un olaylar karşısındaki tutumu ve hareketlerini örnek aldığımı söylemek isterim. Hem kendisi de benim gibi bir kitap kurdu olduğu ve süse meraklı olmadığı için, ortak bir yönümüzün olmasına ayriyeten çok sevindim. :)

    Yazarımız kitapta yukarıda bahsi geçen sorulara ve daha fazlasına cevap verdiği için Yavuz konusunda oldukça tatmin edici bir eser var karşımızda. Eğer bu sırlı padişahı merak ediyor ve daha yakından tanımak istiyor iseniz, kesinlikle bu kitabı edinmenizi tavsiye ederim.

    Yazarımıza tekrar ve tekrar teşekkür eder ve darısı diğer padişahların da başına derim.



    (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)


    12 Haziran 2015 Cuma | By: YeniAy M.

    Büyük Osmanlı Projesi



    UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.

    "Hatırla onu! Hatırla Kendini!"

    KÜNYE


    Yazar: Mustafa Armağan
    Yayıncı: Timaş Yayınları
    Sayfa: 304
    Baskı Yılı: 2014

    Kitabı aldığımda, yazarın, kitabın ismine bakarak günümüz üzerinden bir iç-dış politika geliştirdiğini zannetmiştim. Benim gibi düşünen varsa bilsin ki aslında öyle değil, tam olarak değil. Mustafa Armağan, bize, unuttuğumuz/unutturulan ecdadımız-tarihimiz olan Osmanlı'nın bilinmeyenlerini, anlatılmayanlarını yazarak, tarihi şuurumuzu uyandırmaya çalışıyor. Nitekim kitapta bunun ne denli önemli olduğuna dikkat çekiyor ki göreceksiniz; biz unutmuş/unutturmuş olabilirler ama onlar hatırlıyor ve bu korku ile üzerimize geldikçe geliyorlar; ayağımıza ve ellerimize prangalar takıyorlar. Onların en büyük korkusu bu prangalardan kurtulup, yeniden ayağa kalkmamız!

    Muhakkak ki kitapta anlatılan şeyler, tarihimizin- ECDADIMIZIN bilinmeyenlerinin-anlatılmayanlarının tamamını kapsamıyor. Fakat bu kadarı bile bizi uyarmaya yetecek, gururlandıracak ve yeniden hatırlamamızın ne kadar önemli olduğunu hatırlatacak cinsten!

    Geleneğim üzerine kitaptan birkaç önemli kısmı sizinle paylaşacağım.

    Yazar, sürekli okutulan tarihe göre Osmanlı'nın gerileyip gerilemediğini, sorguluyor. Bunu anlatan bazı tarihçilerimizin(!) bunu dillendirme şekli ve Osmanlıya aşağı bakış açısı da ayrı bir kondur. Şahsi fikrim, bir ülkenin yıkılması için illa ki bir gerileme sürecinden geçmiş olması gerekiyor ama yazara göre bu durum her zaman bu şekilde evrilmemektedir. Kaldı ki gerileme sürecinin başlangıcı komiktir; Sultan Süleyman'dan sonra Osmanlı'nın gerilemeye başladığı anlatılmıştır. İyi de ondan itibaren yıkılışına kadar 3,5 asır geçmiştir; yani 357 yıl gibi bir süre. Nasıl bir gerileme ki bu 357 yıl boyunca sürmüş, Osmanlı dayanmıştır? Bu mucizenin sırrı nedir? Bize de söylesinler zira 2020 yılına gelindiğinde bir çok ülkenin çöküp yıkılacağını söyleyen uzmanlar var.

    Yazar, Ortaçağ'dan Yeniçağ'a geçişi de sorgulamakta hatta bizatihi Ortaçağ kavramına bugün yüklenen anlamı deşmektedir. Bu konuya başka pir dediğimiz tarihçilerden de duymuştum. Osmanlı-Müslüman alemi hiç ortaçağ(günümüz anlamı ile) yaşamış mıydı ki yeniçağa girmiş olsun İstanbul'un fethiyle? Buna delalet yani işaret eden bir veri yoktur! Yani Türkler-Müslümanlar(Osmanlı) hiçbir şekilde ortaçağ döneminde yaşamamıştır. Kaldı ki batı için o dönemlerde ortaçağ kavramı günümüzden de çok farklı bir manadadır. Kısaca özetlersek; ortaçağ, din adamlarına göre, bir kısmı gerçekleşmiş fakat henüz kemal noktasına ulaşmamamış(bitmemiş) bir projenin 'orta'sını ifade etmektedir. Yani bugünün eski ABD başkanı Bush'un defalarca dillendirdiği gibi 'Yeni Dünya Düzeni' projesi gibi veya aynı proje olduğunu düşünmekte beis(sakınca) görmüyorum.

    Avrupa'nın Kanuni Korkusu isimli başlıkta hayli bir ilginç. Başlığı bir çeşit deyim gibi görebilirsiniz. Kanuni'nin zamanındaki gücü ve Avrupa'ya kök söktürmesi üzerinde bıraktığı izin etkileri bugün Türk korkusu olarak devam etmektedir... Ayrıca kapitülasyonlar konusunda çok bilinen bir yanlışa açıklık getiriyor; Kanuninin kapitilasyonlar ile ülkeye zarar verdiği izlenimi(ben dahil) bir çok vatandaşın zihninde yer edinmiştir. Lakin Kapitülasyonlar, Osmanlı'ya 19. yüzyılda bela olmaya başlamıştır, öncesinde değil. O zamana kadar kar getiren, lehimize olan bir ticari anlaşmaydı. Eh, bir insanın 300 yıl sonrasını görmesini bekleyemeyiz, değil mi?

    Bu bilgiler, kısa ve öz şekilde çerezlik olarak size sunulmuştur. Detaylarını ve daha fazlasını kitabı edinerek öğrenebilirsiniz ki almanızda yarar olduğunu söylemem gerekir. :)

    Puan: 10/9

    Kitap Fiyatı: 16 TL 

    30 Nisan 2015 Perşembe | By: YeniAy M.

    Türklerin Kökeni



    UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.


    Resmi tarihi unutun. Onlar size yalan ve çarptırılmış bilgilerden başkasını sunmaz!


    KÜNYE

    Yazar: Osman Karatay
    Yayıncı: Kripto Yayınları
    Sayfa: 272
    Baskı Yılı: 2014(11.baskı)

    Tarih sevdam beni bir kez daha Kripto Yayınlarına yönlendirdi. Daha önce Çağdaş Bilimler Işığında Oğuz Kağan Destanı kitabını okumuştum. Yayınları kurcalarken karşıma bu kitap gelince hemen bunu da aldım ve oldukça seçici bir insan olduğumu göz önüne alırsak oldukça isabetli atışlar yapmaktan dolayı kendimle gurur duyduğumu söyleyebilirim. Boş kitap almıyorum. Muhakkak tatmin edici oluyorlar, hamd olsun. :)

    Kitabın içeriği isminden de anlaşıldığı gibi Türklerin Kökeni. Köken deyince böyle sağda solda okuduğunuz, izlediğiniz pananormal olaylar gelmesin aklınıza. Benzer bir isimle bir kitap okumuştum ve elbette ki bilimsellikten uzak bir kitaptı. Gerçi o da hayal gücümü beslemesi açısından tatmin edici sayılırdı, nispeten. :D

    Yazar, ilk aşamada Türkler, Türklük ve Türkiye kavramları üzerinde durup, gayet yerinde açıklamalar ile bu üçlünün aslında ne olduğunu güzelce ifade etmiş. Kısaca değinirsek, benimde savunduğum, Türklük kavramı kan vb. şey ile değil, yani kafatasçılık mantığı ile değil, AİDİYET duygusu ile olur. Zira Türk doğup da Türklüğü kabul etmeyen ama yabancı kökenli olup da kendini Türk kabul eden nice insanı gördüm, duydum, bilirim. Osmanlı tarihinden buna en iyi örnek devşirmeler ve cariyelerdir. Kökenleri Rum, Gürcü vb. olan bu insanlar Türk-Müslüman olarak yetiştirildikleri için Türklük aidiyeti ile yaşamışlardır.  Bugün onlara dil uzatanların köklerine gitsen devşirme bir soy bulduğumuzda biz şaşırmayız ama onlar şaşırır herhalde? Öyle ya yüzlerce yıl boyunca yetiştirilmiş devşirme paşalar, hanımlar, yeniçeriler ne oldu? Hadım Ağa değil ki bunlar, evlendikten sonra çocukları nerede? Eh işte onlar biz oluyoruz. :)

    Türkiye kavramı benim için yeni bilgi oldu. Türklerin tarih boyunca anayurt kabul ettiği topraklar her daim Türkiye olarak kabul edilirmiş. Bu yüzden Osmanlı döneminde de Anadolu Türkiye olarak anılırmış ki bunu biliyordum ama Memlukların topraklarını Türkiye olarak adlandırmak hiç aklıma gelmemişti. :) Bildiğiniz üzere kendileri eskiden köle olan Türklerin kurduğu bir Türk Devletidir ki Moğollara aman vermeyip kovalayan Sultan Baybars'ın hükümdar olduğu bu devlet gene bir başka Türk devleti olan Osmanlılarca varlığına son verilmiştir.(Yavuz Sultan Selim.)

    İçerikte benim en çok ilgimi çeken şeylerden biri İNGİLETERE; ARTHUR EFSANESİ olmuştur. Aslında İngiltere ve Türkler konusunu daha öncede bir yerde duymuştum ama yazarı güvenilir ve yetkin biri değildi. O şahsa göre ING eski Türkçede zapt edilmiş manasına gelirmiş ve ING(ENG) LAND olarak zapt edilmiş ülke demekmiş. İNG konusunda bir bilgi bulamadım daha bir şey diyemem. Fakat yıllardan beri Karadeniz bölgesindeki TULUM ve İskoç çalgısı GAYDA arasındaki bağın nereden geldiğini merak eder dururdum. ilginçtir ki İskoçya'da ELGİN isminde bir kasaba var Bu Türkçe ismin manası 'Gurbette Yaşayan' Yabancı bir ülkede bu manada bir ismin olması manidar. İskoçlar bunun Türkçe olduğunu bilmiyorlar, söylediğimde şaşmışlardı. Yazara göre bir Türk devleti olan Saka/İskit (Karadeniz bölgesi hakimiyetleri alanındaydı) hakimiyetinde olan bir başka Türk kavmi, Sakların yok olmasından sonra Roma ile kapışıyorlar(Gladyatör filminin başındaki yaşlı imparatorun dönemi) ve kaybedince 5500 atlı savaş tazminatı veriyorlar. Roma da bu atlıları İngiltere'ye gönderiyor. Onlar bir daha oradan ayrılmıyorlar. Bunu okuyunca Gayda ve Tulum bağlantısını kendimce çözmüş oldum. :) 

    Arthur kısmı ise gene bu bahsi geçen Türk boyu ile ilgili. Oldukça ilginç ayrıntılar söz konusu. Burada değinmeyeceğim elbette :) 

    Birde İngilizcede kökeni bilinmeyen kelimeler ile ilgili küçük bir tablo var.  Bunlar eski Türkçe kelimeler ile birebir uyum sağlıyor. Birkaç örnek vermek isterim.

    BİG(ing)+BÖG(tr)=Büyük
    BODY+BOD=Beden
    TELL+Tİ=Demek, söylemek
    BUG+BÖG(büyük ile aynı)= BÖCEK
    KIN+KUNİ=Aile, akraba, soy

    Viking konusuna da değinmiş elbette. Aslında bu konudaki en büyük kaynak kendi sözlü ve yazılı efsaneleri. Odin'in Türkland'an geldiğini bilmeyeniniz kaldı mı aranızda hala? Kendileri söylüyor biz değil. :)

    GENEL YORUM: Yazar, olabildiğince bilim çizgisinde kalarak mevcut veriler eşliğinde bize bilgileri sunuyor. Abartı cabartı olmadan, duygusal davranmadan; eziklik hissi duyup alafranga zihniyeti takınmadan hareket ettiği kanaatindeyim. Böyle bilim insanları bulmak zordur. Bilhassa tarih alanında. Ne tarihçilerimiz var kibirli, alafranga zihniyetinde...! Görsen alim sanırsın! Neyse, tavsiye ederim. Edinin okuyun. Sıkıcı bir dili yok. Dil karşılaştırmaları kısmı sıkabilir sizi o da vakıf olunulması gereken bir alan kanımca. Benim ona kafam çok basmıyor. Sözelci olarak zayıf olduğum tek alan dil bilimi. :P

    Puan: 10/10

    Kitap Fiyatı: 10

    16 Şubat 2015 Pazartesi | By: YeniAy M.

    Çağdaş Bilimler Işığında Oğuz Kağan Destanı




    UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.

    Oğuz Kağan Destanına bir de bu şekilde bakın!


    KÜNYE

    Yazar: Kolektif (Çoklu Yazar Desteği)
    Yayıncı: Kripto
    Sayfa: 288
    Baskı Yılı: 2014

    Bir süredir Oğuz Kağan hakkında kitap almak istiyordum. Onun hakkında ve yaşamı hakkında bilgi edinmek istiyordum. Nitekim bir sürü de kitap mevcuttu. Ama destanı internetten okuduğum zaman kitapların da ne kadar bilgi verebileceği konusunda şüpheye düştüm ve bir süre daha bekledim. İyi ki de beklemişim, çok şükür Rabb'ime, kripto yayınlarının çıkardığı kitabı gördüm. Tanıtımına falan baktığımda, dedim "Benim istediğim tarzda bir şey galiba". Geçen hafta kitabı temin ettim ve pazar gecesi bitirdim. Genelde sonda yazdığım'genel yorum'u  en başta yazacağım.

    Kitap, kesinlikle umduğumdan daha fazla çıktı. Aldım ama 'acaba?' diye içimde bir şüphe vardı. Umduğum gibi çıkmamasından endişelendim ama yersizmiş. Daha en başta umutlarımın ötesinde bilgi sundu. Hatta hiç bakmadığım, bilmediğim noktalardan da destan ve Oğuz Kağan incelenmiş; mitoloji kısmı ilginçti. :) Kitap bitti ama keşke daha fazla olsaydı da okusaydım, diye düşünüyorum. Tatmin seviyesi en üstte! 

    Ama ne yalan söyleyeyim son bölümü biraz sıkıcı geldi. Sosyolojik ve Psikolojik bölümler destanın kendisinden ziyade destan ve mitolojilerin toplum üzerinde etkisi kısmına odaklanmış ve aslında bize son derece harika, bilhassa alanım  olan sosyoloji bölümü, bilgiler sunmuş ama dediğim gibi son bölüm biraz baydı. Belki inatla bitireceğim diye uğraş vermenin getirdiği yorgunluktan da kaynaklanmış olabilir. Bir kez daha adam akıllı okumam gerekir son kısmı. :)

    Kitapta en ilgi çekici bölümlerden biri; Hz. Zülkarneyn bölümü(7.ci bölüm) ve Oğuz  Kağan'ın yayıldığı coğrafya ve ülkeler hakkındaki incelemelerdi. Muhakkak ki farklı alanların incelemeleri sonucunda ve tabii olarak destan üzerindeki hakimiyetlerine göre yazarlar arasında bazı konularda (Oğuz isminin manası gibi) mutabakata varılamamış olabiliyor ama önemli olan o kısımlar değil. Tüm görüşler verilmiş, aklınıza en yatkın olan bilgiyi kabul edersiniz zaten.

    Benim en sevdiğim yedinci bölümden (Murat Tanrıkulu) bazı bilgileri yazmak isterim.

    Yazarların hepsi en çok şu konuda hemfikir; Oğuz Kağan tarihte şu kişiler olabilir; Hz. Zülkarneyn(gerçi bu kişi üzerinde duran bir tek bu yazar), Mete Han ve Alp Er Tonga'dır. Yazar da bu kişilerin neden olabileceği, altında yatan nedenlerle birlikte bizlere sunmuş. Fakat yazara göre Mete Han olma durumu, destana bakıldığında diğer ikisinden çok daha zayıf ihtimaldir, zira "Her ne kadar zaman dilimi örtüşüyor gibi görünse de Büyük Hun Devletinin ve Oğuz Kağan'ın sefer düzenlediği coğrafyalar uyuşmamaktadır."

    Yazara göre Hz. Zülkarneyn ve Alp Er Tonga arasında da en kuvvetle ihtimal Hz. Zülkarneyn'in Oğuz Kağan olduğu yönündedir, zira " Tüm peygamberlere bir takım mucizeler verilmiştir ve Oğuz Kağan'ın doğumu da olağanüstülükle doludur. Diğer yandan tüm peygamberlerde olduğu gibi 'ilahi' bir ışık olan 'nur' işlenmektedir. Oğuz'a yol gösteren kurt, gökten inen bir ışıkla gelmiştir; hanımlarından biri gene ışıkla ortaya çıkmıştır. Dört bir yana elçiler gönderip, emirler vermesi ve itaat beklemesi nübüvvete(peygamberliğe) uygun bir uygulamadır. İtaat etmeyenlerle amansız bir savaşa girmiştir. Destanın sonunda da 'Çok savaşlar yaptım, Gök Tanrı'ya borcumu ödedim.' sözleriyle bu savaşların Tanrı adına yapıldığını (cihat) beyan eder ve Gök Tanrı'ya borcunu ödediğini belirtir."

    Ayrıca Oğuz Kağan'ın boynuzlu miğfer giymiş olarak resmedilmesi ve Zülkarneyn isminin çift boynuzlu manaya geldiği konunun ilgilileri tarafından da bilinen bir şeydir. 

    Oğuz Kağan'ın hakimiyet kurduğu bölgelere baktığımızda karşımıza şöyle bir tablo çıkmaktadır: 
    İlk itaat edenlerden biri Altun Kağan. Oğuz'a bir çok altın, mücevher vb. şey gönderiyor. Çok zengin bir ülke(kağanına bu yüzden altın kağan deniyor.)  Bu bölgenin ÇİN bölgesi olduğu görüşü hakim. Zira destanda "SAĞ TARAFINDA ALTUN KAĞAN VARDI..." Sağ yanından kastı doğu-batı olarak tabir edilen bir ifade gereği DOĞU bölgesidir. Bildiğiniz üzere doğu, bizim sağ tarafımıza denk düşer. 

    Yine "SOL YANINDA DA URUM KAĞAN vardı." Soldan kasıt da BATI bölgesi. Belki fark edememişsinizdir; URUM Anadolu'nun eski adı olan RUM'dur. Yani Diyar-ı Rum (yunan kökenli rumlardan bahsetmiyoruz). Burada CERMEN halklarıyla da savaşa tutuşmuş olması pektabiidir zira araştırmalar URAL-ALTAY kavimleri ile çok eski bir temasa işaret eden unsurlar bulmuştur... Bu kağan itaat etmeyince ordusuyla üzerine yürüdü ve İTİL MÜREN adındaki denize vararak buradaki kara bir dağın yanında savaşa tutuştular. Burası aslında Avrupa'nın en uzun nehri; İdil, İtil veya Volga nehri olarak anılır ve 3500 kmdir. Valday Tepelerinde doğar ve Hazar denizine dökülür. DENİZ'E benzetilen yer ya aşağı mecralarda oldukça genişleyen bölgesi ya da denize döküldüğü alan. 

    Oğuz Kağan'ın sevdiği ALACA ATI BUZ DAĞI olarak tabir edilen, tepesinde donlar vs. olan bir dağa kaçar. Onu getiren ere de KARLUK ismi verilir. Bu bölgede Kafkas ya da Ağrı Dağı. Zira itil geçiliyor ve hazar denizinin batısından güneyine, Anadolu ve Azerbaycan gidiliyor. Bu yönde 5000 metrenin üzerinde tepesi karlar ile kaplı olan tek dağ bu ikisidir. Burada ÇÜRÇET isimli bir halk ile savaşılıyor. Burası Çin Kuzey'inde yer alan bir bölge. Eskiden Türkler ve Moğollar burada yaşayanlara ÇÜRÇET veya ÇÜRÇÜT diye seslenirmiş. Burası Amur Dağının güneyi, Lio Irmağının kuzeyi, Sira (sarı) müren havzası, Ulanqota şehrinin altı. Çin kayıtlarında burası 'çorak toparklar' olarak geçer ve destanda da tam olarak bu şekilde betimlenir. 

    Sonra destana göre, Hint, Suriye ve Tangut bölgelerine yürümüş. Yani Anadolu, Mezopatamya ve Akdeniz bölgelerini de ele geçiriyor. Hindistanı da unutmayalım. 

    cenupta Barkan diye bir yere de gidiliyor.  Zengin bir yer. Burası çok sıcak ve halkının çehresinin kara olduğu bir yer.  Kağanının adı MASAR. Buranın, siyahların da yaşadığı ve halkının esmer tenli olduğu(bize nazaran daha esmerler) ve kağanın isminin çağrışımına göre MISIR olabilir. Bunu destekleyen bazı araştırma-incelemelere de değiniyor ama buraya yazmayacağım artık. 

    Bu ve sayısız inceleme-araştırma ile Oğuz Kağan'a ve destana farklı gözle bakıp, kökler hakkında ve toplum üzerine etkisi hakkında aydınlanacağınızı söyleyebilirim. Konunun ilgilisi iseniz pişman olmayacaksınız.

    Kitap Okuma Önerisi:  Pişman olmazsınız.

    Puan: 10/10


    Kitap Fiyatı: 12,5 TL