Türklerin Kökeni etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türklerin Kökeni etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
6 Haziran 2015 Cumartesi | By: YeniAy M.

Ön-Türkler Anadolu'nun Kadim ve Gerçek Sahipleri




UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.

Tarihin kapılarını aralamaya hazır mısınız?

KÜNYE

Yazar: Dr. A. Akif Poroy
Yayıncı: Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı
Sayfa: 191
Baskı Yılı: 2015

Beni takip edenler tarihe, bilhassa Türk tarihine olağan düşkünlüğümü biliyordur. Yazdığım romanlarda da etkili bir ana unsurdur. Hali ile bir sürü Türk tarihi ile ilgili kitap okumaya özen gösteriyorum, lakin bildiğimiz sıradan tarihten ziyade tarih öncesi ile ilgileniyorum.

Ön-Türkler bu alana giren bir konu. Önerileri olan var ise bana yazsın. ;)

Bu tarz kitapları okurken muhakkak en çok ilgimi çeken ve önemli kısımları çizerim. Böylece bulmam da kolay oluyor. Kitaptaki birkaç noktayı özetleyerek size içeriğini anlatmak istiyorum.

Anadolu toprakları en az 1000 yıllık bir Türk yurdu olarak kabul edilir. Batılılar da bizi bu verimli ve kutsal topraklardan atabilmek, üzerimizde hakimiyet kurabilmek için bizim işgalci olduğumuzu(hatta ülke içinde de bu iddiayı kullanarak bu ülkenin insanları arasında etnik savaş çıkarmaya çalıştılar.) söylerler. Onlar burada kendilerine yer edinip bizi tarihe gömmeye çalışsın, tarihi bulgular bizi bu toprakların yerlisi yapan kanıtları gözler önüne sersin.

Araştırmacı-Tarihçiler arasındaki(bazıları) iddiaya göre Türkler, Anadolu'da en az 8 bin ila 12.000 yıldır yaşamaktadır. Bunun için gerek Türklerin binlerce yıldır kullandığı simgeler gerekse Ön-Türkçe yazıtlar kanıt niteliğindedir. Hatta sadece Anadolu'da değil batıda dahi Ön-Türkçe yazıtlar yer almaktadır.

Yazının 16 bin yıl önce Türkler tarafından icat edildiği, İskandinavya dahil(Odin Efsanesini hatırlayın) Avrupa'da 5000 den fazla yazıt vardır. Türk yazısı çok daha eski olmak zorundadır, zira Orhun kitabelerinde yer alan yazı oldukça gelişmiş bir yazıdır ve bir yazının doğup gelişmesine kadar geçen süre binlerce yıl (en az 3000 yıl) sürmektedir. Hali ile gökten zembille inmediğine göre belli bir süreçten geçmesi gerekecek ve önceki-sonraki hali olacaktır. Ön-Türkçe, Türk yazısının gelişme sürecindeki halidir. 

Yunanistan'ın Ön-Türkçe isminin İç-Üy-Ök olduğu ileri sürülmekte ve Yunan kitabelerinde  de Anadolu'dan gelen ve demiri çok iyi işleyen bir topluluğun varlığından söz etmektedir. Ama bu toplum MEVSİMLİK gelip gitmektedir. 

Dünya tarihinde Türk ismi ile kurulan ilk Türk devletinin Göktürkler değil, Anadolu'da kurulan TURUKKU ve TURKİ krallığıdır şeklinde bir iddia söz konusu. Bu iki isimde devlet-şehir gerçekten de mevcuttur. Lakin Türklerin Kökeni isimli kitapta da bu TURUKKU isminin isim benzerliği olduğunu okumuştum. Belirtmeden geçmeyim. Yine de bu iki iddianın uzmanlarca araştırılması gerektiği aşikardır.

Türkiye'de sayısız şehirde bulunan yazıtlar Ön-Türkçe okunmaktadır ama batı Türkçe hariç her dil ile okumayı denediği için okumayı becerememiş ve "bilinmeyen bir dil" diyerek kestirip atmışlardır. Anadolu'daki yazıtları Çince bile olabilir diye düşünüp deneyen adamların Türkçeyi denememesi kasıt değil de nedir?

Kısa özete en ilgimi çeken konulardan biriyle kapatmak istiyorum; İSTANBUL ismi.

İstanbul'un fethinden önce, 2.Sultan Murat Han zamanında bu kentin isminin İstanbul olduğu; Constantine isminin uydurma; batı yakıştırması bir isim olduğu iddia ediliyor bazı araştırmacı-tarihçi yazarlarca. Öne sürdükleri kanıtlara bakarak bunun oldukça yüksek olasılık olduğunu kabul ettiğimi söylemem gerekir.

  1. 10. yy'da (900'lü yıllar) yaşamış tarihçi Mesudi, 'Efembih Vellişref' adlı kitabında bu şehre, halk arasında 'Bulen' ; resmi dilde 'Asten-Bulen' veya 'Estan-Bulen' adının kullanıldığını yazar.
  2. 14. y.y.'da İbni Battuda, 'İztanbul' olarak yazar,
  3. Yine 14.y.y.'da (1300'lü yıllar) yaşamış yazar Vartan'ın Emrenice Coğrafyasında 'Esdampol' yazılıdır.
  4. 15.y.y. (1400'lü yıllar) seyyah J. Slimberg şehrin adını 'İstamboli," 'Stambol' şeklinde kaydetmiştir.
Yazar, ayrıca 'ASTAN' kelimesinin, Ön-Türkçe'de Cennette Olan manasına geldiğini belirtmiştir.

Kuşkusuz kitapta yazanlar, yukarıda üstün körü geçtiğim şeylerle sınırlı değil. Konunun ilgileri için yeterince tatmin edici bir kitap olduğu görüşündeyim.

Yalnız birkaç eleştirim var. Yazar, kitabın başlarında verdiği bazı bilgilerde hata yapmış.

1-Osmanlı yıkıldığında sadece %2'lik bir okuma-yazma oranı olduğundan bahsetmiş(kötüleme için değil.). Osmanlı'da 2.Mahmut'dan itibaren İLKOKUL ZORUNLU hale getirilmiştir. Abdülhamit döneminde de her mahalleye ve şehre muhakkak Sıbyan Mektepleri açılmıştır. Dahası okula başlayan öğrencilerin özel bir kutlaması da vardır.

Osmanlı'da okuma yazma oranı 1914 yıllarında %14 seviyesinde. Elbet bunlar savaş yılları, unutmayalım; nice okullar mezun verememişti. Yani savaş dolayısı okuma yazma oranlarında ciddi bir düşüş oldu zira okuyan yazan insanlarımız şehit düştü. 1923'de bu savaşlar yüzünde oran %7'ye düşer. 1928 yılına kadar da %12 oranına yükselmiştir. Her sene %1 puanlık artış söz konusu. Sonrası harf inkilabı ve okuma yazma oranı sıfırlandı yani %0 oldu. Ondan sonra okuma yazma oranı 1930 yılında 10'u anca buldu.
 
Unutmayın ki Cumhuriyetin İLK DÖNEMLERİNDE okuma-yazma oranı %10'un altındadır!


2- Atatürk'ün bizzat yazdığı tarih kitaplarının 1950'den sonra içeriğinin çıkarılıp değiştirildiğini yazmış ama bu 1939 ve 1949 yılları arasında İnönü döneminde imzalanan eğitim anlaşmaları ile batı merkezli bir eğitim oluşturulmuş ve kitaplar yok edilmiştir.(gerçi sonraki sayfalarda düzeltir gibi olmuş.)

Puan: 10/8

Kitap Fiyatı: 15 TL 

DİPÇE: Gündeliğimin temasını değiştirdim. İnşallah beğenirsiniz. ;)


30 Nisan 2015 Perşembe | By: YeniAy M.

Türklerin Kökeni



UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.


Resmi tarihi unutun. Onlar size yalan ve çarptırılmış bilgilerden başkasını sunmaz!


KÜNYE

Yazar: Osman Karatay
Yayıncı: Kripto Yayınları
Sayfa: 272
Baskı Yılı: 2014(11.baskı)

Tarih sevdam beni bir kez daha Kripto Yayınlarına yönlendirdi. Daha önce Çağdaş Bilimler Işığında Oğuz Kağan Destanı kitabını okumuştum. Yayınları kurcalarken karşıma bu kitap gelince hemen bunu da aldım ve oldukça seçici bir insan olduğumu göz önüne alırsak oldukça isabetli atışlar yapmaktan dolayı kendimle gurur duyduğumu söyleyebilirim. Boş kitap almıyorum. Muhakkak tatmin edici oluyorlar, hamd olsun. :)

Kitabın içeriği isminden de anlaşıldığı gibi Türklerin Kökeni. Köken deyince böyle sağda solda okuduğunuz, izlediğiniz pananormal olaylar gelmesin aklınıza. Benzer bir isimle bir kitap okumuştum ve elbette ki bilimsellikten uzak bir kitaptı. Gerçi o da hayal gücümü beslemesi açısından tatmin edici sayılırdı, nispeten. :D

Yazar, ilk aşamada Türkler, Türklük ve Türkiye kavramları üzerinde durup, gayet yerinde açıklamalar ile bu üçlünün aslında ne olduğunu güzelce ifade etmiş. Kısaca değinirsek, benimde savunduğum, Türklük kavramı kan vb. şey ile değil, yani kafatasçılık mantığı ile değil, AİDİYET duygusu ile olur. Zira Türk doğup da Türklüğü kabul etmeyen ama yabancı kökenli olup da kendini Türk kabul eden nice insanı gördüm, duydum, bilirim. Osmanlı tarihinden buna en iyi örnek devşirmeler ve cariyelerdir. Kökenleri Rum, Gürcü vb. olan bu insanlar Türk-Müslüman olarak yetiştirildikleri için Türklük aidiyeti ile yaşamışlardır.  Bugün onlara dil uzatanların köklerine gitsen devşirme bir soy bulduğumuzda biz şaşırmayız ama onlar şaşırır herhalde? Öyle ya yüzlerce yıl boyunca yetiştirilmiş devşirme paşalar, hanımlar, yeniçeriler ne oldu? Hadım Ağa değil ki bunlar, evlendikten sonra çocukları nerede? Eh işte onlar biz oluyoruz. :)

Türkiye kavramı benim için yeni bilgi oldu. Türklerin tarih boyunca anayurt kabul ettiği topraklar her daim Türkiye olarak kabul edilirmiş. Bu yüzden Osmanlı döneminde de Anadolu Türkiye olarak anılırmış ki bunu biliyordum ama Memlukların topraklarını Türkiye olarak adlandırmak hiç aklıma gelmemişti. :) Bildiğiniz üzere kendileri eskiden köle olan Türklerin kurduğu bir Türk Devletidir ki Moğollara aman vermeyip kovalayan Sultan Baybars'ın hükümdar olduğu bu devlet gene bir başka Türk devleti olan Osmanlılarca varlığına son verilmiştir.(Yavuz Sultan Selim.)

İçerikte benim en çok ilgimi çeken şeylerden biri İNGİLETERE; ARTHUR EFSANESİ olmuştur. Aslında İngiltere ve Türkler konusunu daha öncede bir yerde duymuştum ama yazarı güvenilir ve yetkin biri değildi. O şahsa göre ING eski Türkçede zapt edilmiş manasına gelirmiş ve ING(ENG) LAND olarak zapt edilmiş ülke demekmiş. İNG konusunda bir bilgi bulamadım daha bir şey diyemem. Fakat yıllardan beri Karadeniz bölgesindeki TULUM ve İskoç çalgısı GAYDA arasındaki bağın nereden geldiğini merak eder dururdum. ilginçtir ki İskoçya'da ELGİN isminde bir kasaba var Bu Türkçe ismin manası 'Gurbette Yaşayan' Yabancı bir ülkede bu manada bir ismin olması manidar. İskoçlar bunun Türkçe olduğunu bilmiyorlar, söylediğimde şaşmışlardı. Yazara göre bir Türk devleti olan Saka/İskit (Karadeniz bölgesi hakimiyetleri alanındaydı) hakimiyetinde olan bir başka Türk kavmi, Sakların yok olmasından sonra Roma ile kapışıyorlar(Gladyatör filminin başındaki yaşlı imparatorun dönemi) ve kaybedince 5500 atlı savaş tazminatı veriyorlar. Roma da bu atlıları İngiltere'ye gönderiyor. Onlar bir daha oradan ayrılmıyorlar. Bunu okuyunca Gayda ve Tulum bağlantısını kendimce çözmüş oldum. :) 

Arthur kısmı ise gene bu bahsi geçen Türk boyu ile ilgili. Oldukça ilginç ayrıntılar söz konusu. Burada değinmeyeceğim elbette :) 

Birde İngilizcede kökeni bilinmeyen kelimeler ile ilgili küçük bir tablo var.  Bunlar eski Türkçe kelimeler ile birebir uyum sağlıyor. Birkaç örnek vermek isterim.

BİG(ing)+BÖG(tr)=Büyük
BODY+BOD=Beden
TELL+Tİ=Demek, söylemek
BUG+BÖG(büyük ile aynı)= BÖCEK
KIN+KUNİ=Aile, akraba, soy

Viking konusuna da değinmiş elbette. Aslında bu konudaki en büyük kaynak kendi sözlü ve yazılı efsaneleri. Odin'in Türkland'an geldiğini bilmeyeniniz kaldı mı aranızda hala? Kendileri söylüyor biz değil. :)

GENEL YORUM: Yazar, olabildiğince bilim çizgisinde kalarak mevcut veriler eşliğinde bize bilgileri sunuyor. Abartı cabartı olmadan, duygusal davranmadan; eziklik hissi duyup alafranga zihniyeti takınmadan hareket ettiği kanaatindeyim. Böyle bilim insanları bulmak zordur. Bilhassa tarih alanında. Ne tarihçilerimiz var kibirli, alafranga zihniyetinde...! Görsen alim sanırsın! Neyse, tavsiye ederim. Edinin okuyun. Sıkıcı bir dili yok. Dil karşılaştırmaları kısmı sıkabilir sizi o da vakıf olunulması gereken bir alan kanımca. Benim ona kafam çok basmıyor. Sözelci olarak zayıf olduğum tek alan dil bilimi. :P

Puan: 10/10

Kitap Fiyatı: 10