Selçuklu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Selçuklu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
22 Ocak 2024 Pazartesi | By: YeniAy M.

Türkiye Selçukluları Kültür Hayatı (Menakıbü'l-Arifîn'in Değerlendirilmesi)

 


KÜNYE

Yazar: Aydın Taneri

Yayınevi: Türk Tarih Kurumu

Yayın Yılı: 2021

Sayfa Sayısı: 79


Bu sefer #Türkiye #Selçuklu kültür hayatıyla karşınızdayım. Esasen eser 70’li yıllar gibi çok eski dönemlerde ve sadece dönemin şahıslarından Eflaki’nin eserinin baz alınmasıyla yazılmıştır. Kendisi ayrıca Mevlevi tarikatının bir müridi. Bu sebeple eserinde bu yönünü öne çıkartarak mübalağa vb. şekilde bazı şeyleri kaleme almıştır ve ayrıca bana göre tek bir kişinin yazdıkları ile sınırlanarak o dönemin kültürel hayatının tamamen sağlıklı şekilde yansıtılmış olunabileceğinden de şüpheliyim, tabi Eflaki olmayan bir adedi ekleyeceğini düşünmüyorum ama yazar, tek bir şeyi genelleme yapmış olabilir, sağlamasını yapmak için aynı konuda başka eserler okumak gerekir ama genel olarak özet niteliği taşıyan oldukla hoş ve ilgi çekici bilgiler verilmiş.

Misal bugün çoğu kişinin bildiği #tirit yemeğinin en azından ortalama 1000 senelik olduğunu ve 13 y.y’da oldukça ünlü olduğunu söyleyebiliriz. Bununla beraber bugün yaşattığımız birçok adet ve anlayış o dönemlerde birebir uygulanmaktadır: altın takmak, çeyiz/başlık parası, çeşitli sebeplerle para saçmak, matemde sofra kurmak gibi…

Bununla beraber tıp, çağdaşlarına (Batı bilhassa) göre oldukça ileri ve isabetlidir(bence). Bununla beraber tarikatların da psikoterapi yöntemi ile insanları tedavi ettiği örnekler vardır, bilhassa psikolojik kaynaklı hastalıklar karşısında ki halk ağzıyla hastalık hastası tipler her çağda bol bol mevcut. Elbette eski inançtan kalma yaklaşımlar da var; her hastalığın bir cini olduğu düşünülürmüş ve hastalık, günah işlediğinde zayıfladığından; cinin kişiyi ele geçirmesini kolaylaştırırmış, bu sebeple her hastalık bir yerde bir günah/hata işlemenin sonucu olarak algılanma eğiliminde görülüyor gibi… Diğer yandan eğlenceye düşkün görünüyorlar, en azından çağdaşı olan Türkler ile karşılaştırıldığında eleştiriye maruz kalacak kadar… Sultan Baybars’ın Anadolu’yu ziyaret ettiğinde bu eğlence algısı yüzünden onları eleştirdiği bir bilgi paylaşımı mevcut. Yine de bu belki onun kişisel görüşüne göre de olabilir tabi… başta dediğim gibi tek bir şeyden yola çıkarak bu tür genelleme yorumları sağlıklı değil kitapta, yine de dikkate değer bilgiler. #Tarih #TürkTarihi #TürkTarihKurumu #Türk



8 Mayıs 2018 Salı | By: YeniAy M.

Siyasetname


KÜNYE
Yazar Nizamülmülk
Yayıncı: İş Bankası Kültür Yayınları
Sayfa365
Baskı Yılı: 2017(11. Basım)
TANITIM BÜLTENİ
Selçuklu sultanları Alparslan ve Melikşah'ın veziri olarak otuz yıl boyunca devlet yönetiminde söz sahibi oldu, görüşleriyle sultanların kararlarını etkiledi. Siyasi bir suikasta kurban gitmesinden kısa bir süre önce hükümdarlık sanatı konusunda düşüncelerini kaleme aldı. Melikşah'ın devlet yönetimi hakkında kapsamlı bir rapor istemesi üzerine yazılan Siyasetname, Nizamü'l-Mülk'ün devlet adamı olarak deneyimlerini aktardığı bir el kitabı olmasının yanı sıra, edebi değeriyle de yüzyıllardır dikkati çeken bir eserdir.

Nizamülmülk'ü ve onun asırları aşan ünlü eseri Siyasetname'yi duymayan yoktur herhalde? Bir süredir okumak aklımdaydı, geçen sene yaz ortası ya da sonlarına doğru almıştım ama okumak şimdiye kısmet oldu. 

Eser, Büyük Selçuklu Devleti'nin Melikşah döneminde, Sultan'ın isteği üzerine, kaleme alınmış. İçerik olarak genel olarak özetlemek gerekirsek Nizamülmülk, bir hükümdarın (dolayısı ile devlet adamlarının) nasıl olması gerektiğini, nasıl erdemler taşıması gerektiğini 51 fasıl(başlık) altında toplayarak bir bir anlatmış. İşin sadece üslubuna değil erdemlerine de değinmiş, anlayana. Fasılların her birinde ilk önce neyin nasıl yapılması gerektiğini, sebepleri ile anlatmış ve ardından bir yahut daha fazla hikayeler ile örneklendirerek pekiştirmiş. Bir şeyi anlatıp, öğretme usulünü takdir ettim; çünkü bazen ne kadar iyi anlatırsanız anlatın karşı taraf için sözler havada asılı kalabiliyor ama örneklendirdiğiniz zaman zemine ayak basıyor ve öğrenme işlemi gerçekleşmiş oluyor. 

Eserin bir diğer iyi yanı da o dönem yahut dönemin yakın zamanlarında zuhur etmiş tarihi olayları 'hikaye', 'örnek' kapsamında anlattığı için tarihsel bazı olayları da öğrenebiliyoruz. Elbette -her ne kadar o dönem konusunda uzmanlığım vs. olmasa da - anlattığı tarihi olayların hepsini kesin doğru aktarılmış gibi kabul etmemek taraftarıyım. Çünkü edindiğim izlenimlerden biri de bazı hikayelerin kulaktan gelen rivayetlerle aktarılmış olduğu... Misal Hz. Ömer'in bir rivayeti aktarılırken geçen Bağdat konusu, tarihsel açıdan sıkıntılı bir aktarım zira şehir Abbasi Devrinde kurulmuş ki kitap zaten buna dipçe olarak değinmiş. Gerçi benim açımdan Hz. Ömer'in olayı bile başlı başına uydurma bir hikaye. Sahabe ve peygamber hikayeleri aktarılırken böyle ciddi şüphe içeren hikayeler var yani. :) Haliyle kitabı bitirince Nizamülmülk hakkında şunu anladım; adam siyaset ilminin piri ama diğer konularda biraz afallıyor. 

Kitabı okuyan bayanlar, fasıllardan biri baya sinirinizi bozacak, demedi demeyin. O sözleri bugün çıkıp söylese idi büyük olasılıkla kendisini topa tutardık ama coğrafya ve dönemin zihin yapısı vs. düşünülür ise o dönem erkeklerin ağırlıkta bu tarz düşünceler barındırması olağan kaçıyor ama Nizamülmülk gibi bir adama da yakıştıramıyorum, hele bu düşünceleri desteklemek için -bugün sahte olduğu gün yüzüne çıkmış hadisler kullanarak peygamberi kullanması daha üzücü olmuş. Gerçi o adam bugün yetişse böyle düşüncelere sahip olmazdı o da var... Kimse kusursuz değil arkadaşlar, bunu bilelim böyle kabul edelim. Kusurlar kişinin uzmanlığına gölge düşürmez. 

Genel olarak faydalı bulduğum, siyasete az cık dahi ilgisi olan yahut ileride devlet kademelerinde görev almaya niyetli her insanın okuması gerektiğini düşündüğüm kitaplardan biri. Elbette orada yazan her şeyi bugün harfi harfine yerine getiremezsiniz, çünkü o dönem var olan bazı kurum/şahıs vb. şeyler bugün ya çok başka bir şeye dönüşmüş yahut varlığını sürdürmemekte ama orada anlatılmak istenilen şeyi anlayıp, mantığı çözebilirseniz günümüze yeniden yorumlayıp, uyarlamak zor olmaz. Erdem/ahlak kısmına değinme gereği duymuyorum, bu zaten evrensel bir olay. Tüm siyasetçiler bu kitabı alıp, okusa ve özümse bu ülke daha güzel bir hale gelir. Çünkü ister siyasetçi istersen sıradan halk ol, en önce ahlak, erdem lazım...


(Eserin birden fazla yayınevinde baskısı olduğu için fiyatlar değişiklik gösterir.) 
26 Ekim 2016 Çarşamba | By: YeniAy M.

Sultan I. Kılıç Arslan


"Bir Selçuklu Sultan'ının Mücadelesi"


KÜNYE
Yazar Hasan Bayraktar
Yayıncı: Nesil Yayınları
Sayfa240
Baskı Yılı: 2015
TANITIM BÜLTENİ
İsmi bilinen, ancak yaptıkları, yapmaya çalıştıkları, büyük idealleri tarihin karanlık sayfalarında kaybolmuş bir sultan: I. Kılıç Arslan. Melikşah'ın vefatıyla İsfahan'dan yola çıkarak Anadolu'da babası Kutalmışoğlu Süleyman Şah'ın tahtına geçen I. Kılıç Arslan, ömrü boyunca Haçlı orduları ile savaşmıştır. Haçlıları bozguna uğratan Kılıç Arslan'ın serüveni sizi Anadolu Selçuklu Devleti'nin büyük idealleriyle yüzleştirecek... Sultan I. Kılıç Arslan, Anadolu'yu ele geçirmek üzere sel gibi akıp gelen Haçlılara ve Bizans'a meydan okuyuşun romanı.
Bu aralar elimdeki ne kadar tarih romanı varsa bitirmeye karar vermiş gibi hissediyorum. Hazır Didiriliş 'Ertuğrul'un 3. ve son yılı da bu akşam başlarken size Anadolu Selçuklularının kurucusu olan Süleyman Şah'ın oğlu ve devletin 2. sultanı 1. Kılıç Arslan'ın hayat hikayesini konu alan bu romanı yorumlayayım.

Kitap bizi 1. Haçlı Dönemlerinin olduğu 1080-90'lı yıllara götürüyor. Elbette haçlı seferleri öncesinde Sultanın daha bir melik(yani şehzade-tigin) iken amcası tarafından Büyük Selçuklu Devletinin başkentinde esir hayatını okuyarak olaya giriyoruz. Ondan sonra da esirlikten kurutulup, kardeşleri ile babasının kurduğu Türkiye Selçukluları olarak da bilinen Anadolu Selçuklu Devletine dönüp, tahta oturmasını ve hem iç hem de dış mücadelelerine tanıklık ediyoruz. Muhakkak ki roman, tarihten ilham alınarak kurgulanmış ama burada amaç, kurgu ile de olsa sultanın yaşamını -kısmen de olsa- okuyucuya sunmak.

Yazar, o dönemin iç çalkantılarını, siyasi mücadeleleri güzelce bizlere anlatmış. Kurgu da olsa kitapta geçen olaylar, gerçek tarih ile paralellik gösterdiği için biz de bilgi edinmiş oluyoruz. Anlatım tarzı fena değil; ağır olmaktan uzak, akışkan diyebileceğim bir tarzı var. Tarih seviyorsanız okurken sıkılmazsınız. Okurken kendimi o dönemlerde hissettirmeyi başardı yazar.

Fakat...

Karalp karakterinin evlendiği aşık olduğu kadın ile olan ilişkisi ağzımıza bal çalınsın, tat versin diye eklenmiş bir kurgu ama zaman atlamaları ve ana olaylara odaklanmaları yüzünden ikisinin ilişkisi havada asılı kalmış. Yani balı ağzımıza çalmış, gerisini vermemiş. Hiç böyle bir ekleme olmasaydı da olurmuş; gereksiz olmuş. Kızın babasına ne oldu misal? Bir iki gere göründü, kayboldu. Karakterler boşa kullanılmış, unutulmuş gitmiş havası vermiş oldu. Olaylar düz ve yüzeysel; sabit bir çizgide ilerlediği için zaman zaman sıkıcı gelmedi değil. Aslında tarih romanlarındaki sorunlardan biri de budur. Sonunu biliyoruz.... Hal böyle olunca 'sonu ne olacak?' şeklinde değil de 'o sona nasıl gelinecek?' sorusunu sordurması gerekir yazarların. Kitap, bu ikisi sorudan da mahrum olduğu için heyecan vermiyor ve düz bir çizgide ilerliyor. Yine de dediğim gibi genel olarak sıkıcı bir roman değildi. Bir günde okudum, bitirdim. Hatta dün  yarım günümü romana ayırdım. Ancak yorulunca bıraktım da kalan az buçuk sayfayı ertesi gün bitirdim.

Bir de ufak tefek devrik cümleler ve imla hataları ile karşılaştım ama öyle çok ciddi boyutlarda olmadığı için rahatsızlık hissetmedim. Genel olarak bir önceki İskit romanı gibi 3 ila 3,5 arasında kaldığım bir kitap oldu. Ağırlığım yine 3,5'dan yana.




(Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)