vampir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
vampir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
22 Ocak 2024 Pazartesi | By: YeniAy M.

Alacakaranlık Serisi "Gece Yarısı Güneşi"

 


KÜNYE

Yazar: Stephenie Meyer

Yayınevi: Epsilon Yayınları

Yayın Yılı: 2020

Sayfa Sayısı: 712

TANITIM BÜLTENİNDEN

“Ve aslan, kuzuya âşık olur.”
Bu unutulmaz aşkı, bu kez aslanın ağzından dinlemeye 
hazır mısınız?
 
Milyonları peşinden sürükleyen Alacakaranlık’ın unutulmaz âşıkları Bella ve Edward, serinin yayımlanan son kitabından on iki yıl sonra, başladıkları yere geri dönüyor. Hikâyelerini anlatmak bu kez Edward’a düşünce, en karanlık ve heyecan verici detaylar arasına dalmak da kaçınılmaz oluyor. 
Sahi, herkesin aklını okuyabilen bir vampirin zihnine 
süzülmeyi kim istemez ki? 


#TwilightSaga serisinin #BellaSwan bakış açısıyla anlatıldığını bilirsiniz. Yazar #StephenMayer bu sefer ilk kitabı #Edward gözüyle anlatıyor. Ben genelde karşı tarafın beyninin içinde olanları da merak ederim, okumak ilgimi çeker.

Yazarımız da en ince ayrıntısına kadar Edward’ın kafasındaki düşünceleri ve hislerini bizimle paylaşmış, bir eksik gedik yok yahut tatminsiz kalacağınız bir nokta da yok. Zaten kitap oldukça kalın olduğu için bu çok mümkün değil. 🙂

Hikayeyi (okuyanlar) genel olarak bildiğimiz için çok ek bir durum var diyemem, sadece Edward yok iken Bella’nın yaşadıkların görmek yerine Edward’ın o sırada ne yaptığını ayrıntısı ile okuyoruz. Aslında seriyi yeniden okuma hissim doğmuştu okurken lakin Edd’in sürekli olarak “uzak durmalıyım, birlikte olmamalıyız,” yaklaşımı biraz sıkıyor. Açıkça ilan ediyorum ki Alice ve Jasper çifti, başrolden daha çok ilgimi çekiyor, en sevdiğim karakter Jasper. Yazarımız onların hikayesini de yazsa ne güzel olurdu. 😅

Ben kitaptan memnun kaldım, seriyi okudu ve sevdi iseniz okumanızı tavsiye ederim.



5 Nisan 2019 Cuma | By: YeniAy M.

Lanetliler Kraliçesi


Vampir Günlükleri Serisi

KÜNYE
Yazar  Anne Rice
Yayıncı: Turkuvaz Kitap
Sayfa584
Baskı Yılı: 2010
TANITIM BÜLTENİ

Vampir edebiyatının en ünlü yazarı Anne Rice’ın Vampir Günlükleri serisinin üçüncü kitabı, Lanetliler Kraliçesi. Tüm zamanların en çok okunan ve vampir edebiyatında yeni bir çığır açan dizisi, okurlarını soluk soluğa okunacak yeni bir serüvene davet ediyor.
Sinemaya da uyarlanan Lanetliler Kraliçesi’nde, altı bin yıllık suskunluğunu bozan, dünya üzerindeki bütün vampirlerin annesi ve lanetliler kraliçesi Akasha, uykusundan uyanıyor ve tüm lanetini serbest bırakıyor.
Ölümsüzlerin en yeteneklisi, en dayanılmazı olan Vampir Lestat’ın konserinde bazı vampirler yanmaya başlıyor ve nedeni bir türlü anlaşılamıyor.
Kraliçe Akasha’nın korkunç bir planı var. Lestat da bu planın bir parçası. İnsanlığın mı yoksa vampirlerin mi sonu geliyor?..
“Kötülük, gizem, şiddet ve erotizmin sınırlarında dolaşan bir şehvetle dopdolu.”


Publishers Weekly
Vampir Lestat kitabının son halkası. İlk kitap ise Vampirle Görüşme ki ben daha okumadım. Bunu da kaç sene sonra 2. el olarak bulup okudum çünkü yayınevi kapanmış. Millet 1. kitaptan başlar ben ortadan başlayıp, sonuncuyu okudum ve belki kafam eserse daha sonra 1. kitabı da okurum, Allah bilir artık.

Kafadan söyleyeyim kitabın tanıtım yazısında "erotizm sınırlarında dolaşan bir şehvetle dopdolu" falan diyor ama kanmayın, yok öyle bir şey. Bunların(vampirlerin) yegane şehvet ve erotizm anlayışı kan ve öpücük ile sınırlı, ölü oldukları için Anne Rice'in vampirlerinde insanlar gibi malum işlev çalışmıyor. :D

Önce öveyim sonra gömeyim romana. Anne Rice vampir edebiyatının en önemli ve ünlü yazarlarından biridir, öyle ki ünlü serisi filmlere bile çevrilmiştir; elbette kitaplardan biraz fazla farklı bir şekilde. Kitap boyunca tüm vampirlerin duygu, düşünce ve içinde bulundukları ruh hallerini gayet net ve güzel bir şekilde yansıtmayı başarmış. Okurken genelde zevk aldım ama elbet bazı kısımlar sıkmadı değil. O kısma sonra geleceğim. Bu kitapta sonunda Akasha ve Enkil'ın hikayelerini öğrenebiliyoruz, nasıl vampir oldular ve Akasha neyin peşinde vb. ne varsa en ince ayrıntısına kadar anlatılıyor, kafanızda soru işareti kalmaz. Yani kitap bittiğinde ciddi bir son olmuş diyebilirim. Tatmin olursunuz.

Evet, övme kısmı buraya kadardı. Şimdi gömmeye geldi sıra. İlk kitabını okuduğum zaman varoluşçu felsefesi bıktı, gına getirdi demiştim ama beterin beteri varmış; bu sefer bu felsefenin yerine iyi-kötü; din-inanç olayına kafayı takmış yazar ve yazmış da yazmış ama öyle böyle yazma değil, böyle baygınlık geliyor artık, yeter ya! diyorsunuz. Çok uzatmış, bu kadın ayar bilmiyor, bir başladı mı sanki kendisi öğretmen biz de öğrenciyiz, bize ders anlatıyor gibi yazıyor. Haliyle bir şeyi "dikta" etme meselesinin canlı örneğini görüyoruz ki işinde usta bir yazar asla bu şekilde yapmaz bu iş; portakalda vitamin misali yapması gerekirken bu teyzemiz gözümüze sokmuş, görmek istemeseniz de görüyor; duymak istemeseniz de duyuyorsunuz. Hele ki Akasha ile girilen o "ikna" sahneleri... Aslında neredeyse tüm kitap boyunca bu konuşmalar ve tartışmalar var, kitap bunlardan ibaret desek yeridir. Vampir Lestat kitabında Jesse nerede? derken şimdi bu kızı niye eklemiş ki? diye soruyorum. Kitapta hiçbir etkili-etkisiz rolü yok, numunelik var kız. Filmde Jesse-Lestat aşkı falan yok burada, sıfır. Çok pis hayal kırıklığı. Ayrıca zırt pırt ağlayan bir Lestat var karşımızda, ne kadar itici ya. Amma da sulu gözmüş haberimiz yokmuş. Bir çok karakterin gözünden anlatılıyor hikaye, asoiaf serisinden buna alışkınım aslında ama öyle bir anlatmış ki zaman kavramını biraz yitirir gibi oluyorsunuz, kafa biraz karışabiliyor.

Özetle bana göre pek de başarılı bir kitap denemez, yani yazarın imajına yakışan bir iş değil; yine de zaman geçirmek adına çok fazla sıkılmadan, bir hafta içerisinde okudum bitti. Bu olumsuzluklar yüzünden ilk kitabı yakın zamanda alma düşüncem yok. :)



17 Mart 2019 Pazar | By: YeniAy M.

Ruhlar Üçlemesi "Gece'nin Gölgesi'


KÜNYE
Yazar  Deborah Harkness
Yayıncı: Pegasus Yayınları
Sayfa672
Baskı Yılı: 2014
TANITIM BÜLTENİ

Tarih ile büyünün zengin dünyasında kök salan aşk hikâyesi, geçmiş ve tutkuyla örülmüş bir masala sürükleniyor. Düğüm yavaş yavaş çözülüyor…Her şey Cadıların Keşfi'yle başladı… Güçlü bir cadı ailesinden gelen tarihçi Diana Bishop ile vampir Matthew Clairmont, canlıları birbirinden ayıran doğa yasalarını bozmuştur. Diana, Bodleian Kütüphanesi'nde gizemli bir el yazması keşfettikten sonra Matthew'la kaderlerini birbirine bağlayan olaylar zincirini tetiklediği için cadı, iblis, vampir ve insanların bir arada yaşamasını sağlayan hassas bağ tehdit altına girmiştir.
Güvenli bir yer arayan Diana ile Matthew zamanda geri giderek 1590 Londra'sına yolculuk ederler. Ancak kısa süre içinde geçmişin aslında güvenli bir sığınak olmadığını anlarlar. Bir şair ve Kraliçe'nin casusu olarak eski kimliğine geri dönen vampir, Gece Okulu adındaki, radikal grupla tekrar bir araya gelir. Aralarında oyun yazarı Christopher Marlowe ve matematikçi Thomas Harriot'ın da olduğu bu toplulukta kural tanımaz iblisler ve dönemin yaratıcı zihinleri vardır.Matthew ile Diana, Ashmole 782 el yazmasını ve genç kadına olağanüstü güçlerini nasıl kontrol edeceğini öğretecek olan cadıyı bulmak için birlikte Tudor Londra'sının altını üstüne getireceklerdir.
 İki ayı geçkin zamandır yeni yorum hazırlamadım, biraz tembelliğin dibine düştüğümü itiraf ediyorum ama bu, kitap okumadığım manasına gelmiyor. Sadece yorumları yazmadığım manasına geliyor ama merak etmeyin, bu kitapla birlikte en az iki üç kitap yorumu daha gelecek arka arkaya inşallah.

İlk kitabından sonra ikinci kitabı da güzel bir başlangıç yapmış diyebilirim. Yazar, her zamanki güzel anlatımı ve akıcılığı ile ilerlemiş. Bizimkiler 1. Elizabeth'in ihtiyarlık döneminin İngiltere'sine gidiyor ve kendisi dahil bir hükümdarla daha tanışma fırsatı buluyoruz ki kendisi kendini Macaristan İmparatoru olarak da anan kral Rudolf. Biri şu adama o dönem Macaristan'ın Osmanlı toprağı olduğunu hatırlatsın. :D

Avrupa krallıklar tarihine pek vakıf değilim o yüzden yazar, o karakterleri vs. ne kadar iyi yansıtmış bilemem ama okurken kendimi o dönemlerde hissettiğim bir gerçek. Yer yer yazarın -ilk kitapta olduğu gibi- olaylara, tarihe Avrupa merkezci çarpık bakış açısıyla baktığını sezinlemeye devam ediyoruz aslında, bu bence serinin en büyük kusuru. Diğer yandan Matt'in tarihteki neredeyse tüm ünlü karanlık tiplerin ta kendisi olması da bilemiyorum; karaktere haddinden fazla harikalık katmak olmuyor mu acaba? Elbette bu kadar yaşlı ve gündemlere bu kadar ilgili bir vampirin her taşın altından çıkması çok şaşırtıcı olmasa gerek ama bilemiyorum, az biraz abartılmış gibime geliyor.

Diğer yandan Matt'in babasıyla da tanışıyoruz elbette ve söylemem gerek, kendisine bayıldım. Keşke ölmüş olmasaymış diyorum ama bir umut, belki 3. kitapta hortlayacağı tutar, bunu da okuyunca göreceğim artık inşallah.

Kitap boyunca sadece 1500'lerin Avrupa'sını görmüyoruz elbette birkaç kere kısa aralıklarla günümüze gelip, ailenin neler yaptığını da görüyoruz ama o kadar parça parça ki tam olarak ne işler karıştırıp, neler döndüğünü anlamakta biraz zorlanıyoruz. Hele ki ikili sonunda döndüklerinde yaşanmış olan bir olayın ardındaki kaybı anlamaktan zorlanmak elde değil. Diana'nın üvey vampir oğlanın bir insan manitası yapması ama ilk tanıştıkları an dışında hiçbir şey gösterilmeden oldu bittiye getirilmiş olması gibi şeyler hep 2. kitabın eksisi olarak kalıyor. İkili arasındaki gereksiz gerginlik kısımları da azıcık sıkmış olabilir.

Diana ikinci kitapta güçlerine dair daha çok öğreniyor ve biraz daha hakimiyet kuruyor, ayrıca sonunda büyülü bir hayvanı da oluyor. Eh, vakti gelmişti yavrucum. Genel olarak beğendiğim, güzel vakit geçirdiğim bir kitap oldu. Üçüncü kitapla görüşmek dileği ile Allahaısmarladık.


2 Kasım 2018 Cuma | By: YeniAy M.

Ruhlar Üçlemesi "Cadıların Keşfi'



KÜNYE
Yazar  Deborah Harkness
Yayıncı: Pegasus Yayınları
Sayfa672
Baskı Yılı: 2014
TANITIM BÜLTENİ
Olağanüstü güçlere sahip bir cadı, imkânsızlıklara direnen yasak bir aşk ve her şeyi başlatan gizemli bir elyazması.

Oxford'un Bodleian Kütüphanesi'ndeki kitap raflarının arasında araştırma yapan genç akademisyen Diana Bishop, tesadüfen simyacılıkla ilgili eski bir elyazması bulur. Köklü ve seçkin bir cadı ailesinden gelen Diana'nın yaptığı bu keşif yeraltında doğaüstü bir karışıklığa sebep olarak iblis, cadı ve vampirlerin kısa sürede kütüphaneye doluşmasına yol açar. Diana, yüzyıllardır aranan bir hazine keşfetmiştir ve her şeyi yoluna koyabilecek tek kişi de yine kendisidir. Bu zorlu mücadelede en büyük destekçisi ise onu hiç yalnız bırakmayan, her türlü fedakârlığı göze alıp kendi soyunun karşısında duran meslektaşı, vampir Matthew olacaktır.


Ruhlar Serisini, "Cadıların Keşfi" ismiyle yayınlanmaya başlayan dizisi ile tanıdım. İlk başta romanı alıp almama konusunda ciddi kuşkularım olduğunu belirtmem gerekir çünkü yorumlar (olumlu-olumsuz) başa baş gidiyordu. Genelde de yorumlara bakarak kitap almamaya özen göstersem de bu sefer, beni kararsızlığa itti. Sebep olarak roman için "romantik" ağırlıkta denmiş olması. Oysa ben cadılar vb. şeylerin olduğu fantastik ağırlıkta bir kitap okumak istiyordum ve dahası 50-60 kiralık bir kitap olduğu göz önüne alındığında insanı birkaç kez düşünmeye itiyor bu durum. Yine de diziyi izlemeye devam ederken dayanamadım ve 2. el olarak sipariş ettim(mümkün değil veremem o fiyatı.) ve okudum.

Ben gibi yorumları okuyanlar için şunu söylemem gerekir ki iki şekilde yorum yapanlar da haklı. Romanın ilk kitabı(muhtemelen de diğer iki kitabı da) iki karakter arasındaki romantizm ağırlığında ilerliyor ama bu, fantastik hiçbir şey yok demek değil ama öyle aşırı bir hareket yok. Diğer yandan buna rağmen gayet akıcı ve sıkılmadan okuyacağınız bir üslup ile yazılmış, şahsen bilgisayar dahi açmadan romanı bitirmeye odaklı bir iki gün geçirdim. Sayfa sayısı göz önüne alındığında da gayet doyurucu bir roman sizi bekliyor.

Romanın kurgusunu başarılı buldum, bilimsel-tarihsel temelli bir çok sohbet, bilgi ile harmanlanması... yani ayrıntılar da güzel işlendiği için zengin içerikli olduğunu düşündüğüm bir roman var karşımızda. Genel olarak çok beğendim ve ikincisinin de siparişini vereceğim inşallah. Yine de alıp almama konusunda kararsız iseniz eğer bu durumun tamamen sizin beklentileriniz ile ilgili olduğunu unutmayın. Eğer etrafta büyülerin, vampir saldırılarının vs. uçuştuğu fantastik macera kitabı arıyorsanız büyük ihtimal ile bu kitap size göre değil ama romantizm, tarih, bilim ve fantastikle harmanlanmış bir roman arıyorsanız kesinlikle size göre. Yalnız bazı uygunsuz olduğunu düşündüğüm noktalar yüzünden +18 bir seri olduğunu söyleyebilirim, hayır cinsellik değil. Bulamazsınız bu kitapta, diğerlerini bilmem elbet.

Söylemem gerekir ki Diana'nın teyzelerinin evine bayıldım. Evde cadı ruhları yaşıyor ve kendi kendine kararlar veriyor. :D

Yukarıda söylediğim gibi tarihsel bilgilerin de olduğu bir roman, karşımızda 1500 yaşında bir vampir olunca bu kaçınılmaz oluyor elbette ve ben de tarihe ilgili bir kişi olarak tarihsel bazı konulara ciddi bir muhalefet damarım kabardı okurken. Misal çiçek aşısını bilmem kimin bulduğu ile ilgili bir yorum yapılmış, elbette batılı birinin ismi söz konusu ama Lale Devri döneminde zaten Türkler, çiçek aşısını keşfetmiş ve uygulamaya koymuştu. Hatta buna kaynak olarak İngiliz bir sefirin karısının (oldukça da ünlü biridir)  yazdıklarını gösterebiliyoruz. Kendi çocuğuna da yaptırmıştır ve bunu, İngiltere'ye götürmeye niyetlendiğini belirtmiştir. Diğer yandan Harvey'in kalp damar sistemini keşfettiği yazmış ama biz biliyoruz ki 1100'lerden kalma illustrasyonlar(ve 1400'lerden) mevcut ve orada kas, sinir ve kalp-damar sistemine kadar (hatta hamile bir kadının atardamar sistemine kadar) keşifler, çizimler mevcuttur. Kısacası batıdan çok önce Müslüman bilim insanları insan anatomisini çözmüş, bunu resmetmiş ve çalışmalar yapmıştır. Hatta göz anatomisi, nasıl gördüğümüze dair çalışmalar da buna dahildir ve elbette fazlası. Bunun için Fuat Sezgin'in TANINMAYAN BÜYÜK ÇAĞ kitabını okumanızı tavsiye ederim. Batılılar kendilerinden başka herkesi barbar görürken üstüne bütün keşifleri de kendilerinin yaptığına inanıyorlar, yazarımız da bu kafada... Gerçi onlara kızmamak gerek, biz kendi ecdadımıza sahip çıkmaz ise bizden çalarlar ve kendileri yapmış gibi kakalarlar.

Diğer muhalefet ettiğim bilgi ise romanda bolca göreceğimiz Lazarus Şövalyeleri'nin "kendini koruyamayanları koruruz. Kudüs'te (ve birkaç yer daha sayarak) bunu yaptık." demeleri... Bu tarikat Haçlı dönemlerinde kurulmuş bir tarikattır. Hayır, bir de yeni Haçlı Dönemi kitabı okudum, kimi kimden kurtarmış bu arkadaşlar, merak ettim. Haçlı savaşları başladığı andan itibaren Yahudiler, Hristiyanlar, Müslümanlara kadar önüne geleni öldürmüş, yağma edip, çalıp çırpmış insanların bilhassa Kudüs'te Müslüman ve Yahudilere soykırım yapmış bu insan görünümlü yaratıkların, kimi kimden kurtardığını merak ettim, yazarımız bize bu konuda bilgi verirse seviniriz. Romandır, çok tepki vermeye gerek yok diyen olabilir ama özür dilerim de Nazileri romanda "iyilik meleği" gibi göstermeye benziyor bu, katledilen onca masuma hakaret, haksızlık, adaletsizlik olmaz mı? Doğu Hristiyanlarına bile zulüm ettikleri düşünürsek yalanın dik alasını romanda kurgu adı altında bize satmasın. :)

İkinci kitap, 1500'lerde geçiyor; bakalım muhtemelen başka şeylere de muhalefet edeceğim. :D


 
                                                         (İnternet sitelerinde net fiyatı farklılık gösterebilir.)
12 Ekim 2016 Çarşamba | By: YeniAy M.

Hayalet Serisi - 2 "Hayalet Üniversite"


"Akça'nın macerası kaldığı yerden devam ediyor!"


KÜNYE
Yazar Ayça Mutlucan
Yayıncı: Wattpad
Sayfa39 Bölüm
Yayın Yılı: 2016
TANITIM BÜLTENİ

Akça, kendisi ve ailesi ile ilgili öğrendiği gerçeğin ardından hayatını sorgulamaya başlamıştır. Bunu yaparken de gerçeklerin başka kimse tarafından öğrenilmemesi için çaba sarf etmek zorundadır. Aksi halde hayatı tehlikeye girecektir. Yine de Akça hayatına devam etmelidir. Artık liseden mezun olmuştur ve arkadaşları ile beraber doğaüstülerin gittiği üniversiteye başlar. Bundan sonra yaşayacakları Akça'nın kendisi ve ailesi hakkında daha büyük sırların açığa çıkmasından başka bir şeye yaramayacaktır. Belki de sonsuza kadar doğaüstülerin dünyasından uzak kalmayı seçmelidir? Hayalet Lise'nin ardından Hayalet Serisi, Hayalet Üniversite ile devam ediyor.

Hayalet Serisinin 2. kitabı tamamlandı. Hayalet Lise birinci kitabıydı. Şimdilik iki romanı da wattpad'den okuyabilirsiniz ama kitap olarak yayınlandığında (inşallah) bölümlerin büyük kısmını sileceğim arkadaşlar. Bu yüzden hala şansınız varken okuyun. Fakat oy ve yorum ile katkı sağlamayı unutmayınız lütfen. ;)

Serinin son kitabına geçmedim. Hayalet Dünya'yı Allah nasip ederse 2017 yılının Şubat ayında yazmaya başlayacağım. O zamana kadar tarihi fantastik olan başka bir serimin 2. kitabını yazacağım inşallah.



19 Temmuz 2016 Salı | By: YeniAy M.

Hayalet Serisi - 1 "Hayalet Lise"



"Olağanüstü bir maceraya hazır olun! Bu okul, sizin bildiğiniz okullara benzemez!"




KÜNYE
Yazar Ayça Mutlucan
Yayıncı: Wattpad
Sayfa47 Bölüm
Yayın Yılı: 2016

TANITIM BÜLTENİ



Akça, babası tarafından büyütülmüş, kendi halinde genç bir kızdır. Hayata dair çok tecrübesi yoktur ve bu onu rahatsız etmektedir. Bir gün öğrendiği gerçek ile hayatı değişmiştir. Akça ve babası, Doğaüstü Varlıklar Dünyasına ait bir soyun üyesidir. Fakat 'Bastırılmış Gen' dedikleri bir şey yüzünden kurt adam soyundan olmalarına rağmen, insan özellikleri gösterirler. Yine de bu varlıkların gittiği Hayalet Liseye kabul edilir ve Doğaüstü Dünya'ya ilk adımını atmış olur. Bundan sonra Akça, hem kendini hem de üyesi olduğu bu alemi keşfedecek, yeni arkadaşlar edinecek ve bunu yaparken de kendini ciddi bir tehlikenin içinde bulacaktır.


Belki de babası ile birlikte insan dünyasında kalmalıydı?

Wattpad'de yazmaya başladığım ikinci romanım. İlki Elementer Savaşları idi.

Bu türü seven arkadaşların, kitabı beğeneceğini düşünüyorum. Zira oldukça farklı bir doğaüstü romanı sizi bekliyor. En azından okuyanların genel olarak yaptığı yorum "çok farklı" ve "çok güzel" idi. Kitap KURT ADAM bölümünde ilk 5'lerde geziniyor hatta bir ara 2. sırayı dahi gördü. Ayrıca wattpad ÖNE ÇIKANLAR LİSTESİ'ne koymak için bizzat iletişime geçti ve şu an orada da yayınlanmakta.

Hesabı olanlar sadece okuyup geçmesin; oy ve yorumlarını da eksik etmesin lütfen. Beğenmeniz takdirinde de başkalarının görmesi için lütfen paylaşın. :)


DİPÇE: Evet, Ramazan'dan bu yana çok zamandır gündeliği güncellemediğimin farkındayım. Bunun sebebi bir türlü başladığım kitabı bitirememem. Arkadaşım "yaz bunalımına" girmişsindir dedi, bilemeyeceğim artık. En kısa sürede yeni kitaplarla karşınızda olacağım inşallah. Bir sürü kitap var. :P 
28 Mayıs 2016 Cumartesi | By: YeniAy M.

Gölge Varlıklar Serisi - 3 'Tutsak'

BU KİTABA DA GÖZ ATIN: SULTANLARIN GÜNLÜĞÜ- AY ve GÜNEŞİN SALTANATI


"Zavallı Petra, hem kurtarıcısı hem ölümü olabilecek Nick'e sıkı sıkı tutunmak zorunda."



KÜNYE
Yazar J.K. Beck
Yayıncı: Arunas Yayınları
Sayfa392
Baskı Yılı: 2013




TANITIM BÜLTENİ

Şehvet ve gizemi hiç bu kadar yakın hissetmediniz! “Havva’nın dokunuşu ile yıkım gelecek. Yerden yükselen üçüncü, güçlü ve değişmiş kişi, gölgelerin kural sütunlarını yıkacak ve çalınmış olanı geri alacak.” Vampire yaptıkları yüzünden idam edilmiyordu, gelecekte yapabileceklerinden korktukları için bu odadaydı. Onları korkutmuştu ve bu yüzden onu öldüreceklerdi... Petra Lang 26 yaşındaydı ve hayatı boyunca lanetiyle yaşamak zorunda kalmıştı. Dokunduğu kişileri canavara çevirmesine neden olan laneti, âşık olmasına da engel olmuştu. Nicholas Montegue, dünyada geçirdiği bin yıl içerisinde tek bir kadına âşık olmuş, ancak ihanetini unutamadığı için başka bir kadının hayatına girmesine izin vermemişti. New York’ta geçirdikleri bir gece, ikisinin de hayatını sonsuza kadar değiştirecekti. Ölümsüz seri Gölge Varlıklar’ın üçüncü kitabı Tutsak; tüm ihtirası, şehveti, karanlığı ve ihtişamıyla sizi derinden sarsacak.

İkinci kitaptan hatırlayacağınız insan-cadı karışımı Petra, dokunduğu herkesi yaratığa dönüştüren bir lanetten mustaripti. Elbette Gölge Dünyasının hükumeti buna asla hoş görü göstermeyecektir, zira yüzyıllardır var olan bir kehanete göre Dokunuş Lanetine sahip birinin yarattığı yaratık, onların yok oluşuna neden olacaktır. Ve Petra da en son Serge'yi dönüştürmüş ve arkadaşlarının ölümüne izin vermeyi reddeden Nick ve Lucius da onu bir yere kapatmayı başarmıştır. Geriye bir tek Petra'yı idamdan kurtarmaları gerekiyordur ki bu işi de Nick halletmiştir. Nick'in Serge'yi umutsuzca kurtarması için çabalamasına tanık olurken Petra'ya karşı duygularının nasıl geliştiğine tanık olacağız. Bu Nick açısından kötüdür, zira kızın ölümü ile Serge eski haline dönebilecektir, ama bunu en başta bilse idi Petra'yı da asla kurtarmayacaktır. Bu yüzden Petra da bu sırrı koruyabildiği kadar koruyacak, hem hayatta kalıp hem de lanetten kurtulmak için, çekiciliğine kapıldığı Nick'e sıkı sıkı tutunacaktır.

İkinci kitabın konusunu pek heyecanlı bulmamıştım ama bu son kitap hoşuma gitti. İlki kadar ilgi çekici bir konusu var. Kurgu güzel; dil akışkan. Genel olarak seriyi değerlendirmem gerekirse eğer 5 üzerinden 3 olan, ortalama bir kitap ama dediğim gibi idare eder, zaman geçirmek için iyi bir seri. Belki benden daha çok beğenirsiniz? :)




            (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)
23 Mayıs 2016 Pazartesi | By: YeniAy M.

Gölge Varlıklar Serisi - 2 'Nefes'

BU KİTABA DA GÖZ ATIN: SULTANLARIN GÜNLÜĞÜ- AY ve GÜNEŞİN SALTANATI

"Gölge Varlıkların dünyasında savaş çok yakın!"




KÜNYE
Yazar J.K. Beck
Yayıncı: Arunas Yayınları
Sayfa504
Baskı Yılı: 2013(2.baskı)


TANITIM BÜLTENİ


Heyecan dolu, doğaüstü bir aşk hikâyesi! Derin bir nefes aldı, koku ve acı onu, sadece öldürmenin önemli olduğu sıcak ve tanıdık olan karanlığa itiyordu. Serinin ilk kitabı Davet ile birlikte içine girdiğiniz Gölge Varlıkların dünyasına yapacağınız ikinci yolculuğunuzda, soluksuz okuyacak, aşka doyacak, tahrik olacaksınız. Yedi masum insan, Los Angeles sokaklarında vahşice öldürüldü, ama Gölge İttifakı’nın elinde ne şüpheli ne de kanıt var. Ceset sayısı arttıkça, kurt adamlar ve vampirler arasındaki eski kan davası patlamaya yaklaşıyor. Vampirler ve kurt adamların uzun süren savaşları, yarı iblisler, ruh emiciler ve ölümcül lanetler… Aşk, kan, cinayet ve ruh…

İlk kitap, Lucius ve Sara arasındaki ilişki ve olaylar yumağına odaklanmışken ikinci kitap, ilk kitabın kahramanlarını da içinde barındırarak Lissa ismindeki bir Sukkubus ve Rand isminde bir kurtadam'ın yaşadıklarını konu alıyor. LA'da git gide artan bir cinayetler yüzünden kurtadamlar ve vampirler arasında savaşın yaklaşmasından korkan Birlik, bu cinayetleri araştırması için eski tanıdıklarımız Doyle ve arkadaşına emir verirken vampirlerin ve Birliğin başı olan vampir de en yakınları olan Lucuis ve Nick'i yardım etmeleri için görevlendirmiştir bile. Ama diğer taraftan da kurtadam sürüsünün liderleri de aynı amaçla kendi adamı olan Rand'ı görevlendirir. Sorun şu ki iki taraf da birbirine güvenmemektedir. İşin içine bir de sukkubus olan Lissa dahil olunca ve bu kadın Nick'e ihanet etmiş, eski aşığı çıkınca durum karmaşıklaşmaya başlar. Dahası Nick ve Lucius'un en yakın dostları olan Serge hala kayıptır.

İlk kitapla kıyasladığımda pek heyecanlı olmadığını söylemeliyim. Konusu ve kurgunun ilerleyişi çok sıradan geldi ama sıkıldığımı da iddia edemem ama fazlasını beklerdim. Bu açıdan biraz hayal kırıklığı diyebilirim. Yine de dil akışkanlığı vs. yerindeydi. Bu yüzden zaman geçirmek için hala iyi bir seri olduğunu düşünüyorum. Hatta bir sonraki kitabım için oldukça iyi bir ilham kaynağı olduğunu da söyleyebilirim. Konum aşağı yukarı belliydi de ayrıntılar vs. hala inşa halinde... :P Neyse, konuyu saptırmayalım.

Üçüncü kitapta görüşmek üzere. :)



            (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)
20 Mayıs 2016 Cuma | By: YeniAy M.

Gölge Varlıklar Serisi - 1 'Davet'


"Lucius'un büyüsüne kapılacaksınız."


KÜNYE
Yazar J.K. Beck
Yayıncı: Arunas Yayınları
Sayfa520
Baskı Yılı: 2013

TANITIM BÜLTENİ

Boğazından kopup gelen küçük bir iniltinin ardından kot pantolonunun ön kısmında da bir şişlik belirdi. Şeytan dışarıya çıkıp biraz oyun oynamak istiyordu.Gölge Varlıkları daha önce hiç böyle tanımadınız.Onların dünyasının nasıl olduğunu merak ediyor musunuz? İnsanlar ve gölge varlıkların bir arada yaşadığı, hatta aralarında bir sözleşmenin bulunduğu bir düzen... Bu sözleşmeye uymayanları cezalandırmak üzere kurulan gizli mahkemeler… Serinin bu ilk kitabında başrolleri çok güçlü ve çekici bir erkek vampir ile bu mahkemelerde savcı olan bir kadın paylaşıyor. Gizem ve şehvetin iç içe geçtiği muhteşem bir fantastik serüven...Onun dikkatini çeken şey kırmızı rujlu ve pembe elbiseli porselen bir bebekti. Bebeğin önlüğünün üzerine küçük bir kağıt bırakılmıştı. Kâğıtta şu yazıyordu: Sıradaki... Kalbi deli gibi atmaya başlayan Sara hemen kapının arkasındaki masanın üzerinden aldığı bir kurşun kalemin silgi ucunu kullanarak bebeği ters çevirdi. Daha sonra yine kalemi kullanarak bebeğin kıyafetini kaldırdı. Bebeğin tam dikiş yerinin üzerinde siyah harflerle...

Vampirlerin, kurtadamların, şeytanların ve daha fazlasının olduğu Gölge Diyarlara açılan bu kitapta, Roma döneminde vampire dönüşmüş olan Lucius'un ve savcı Sara'nın yollarının kesişmesi ile birbirine duygusal ve fiziksel çekim hisseden bu ikilinin görevleri ve yapmak zorunda oldukları şey arasında kalmasını konu alıyor. Lucius, kızı gibi gördüğü Tasha'nın korunması için herkesi yok etmeye hazır iken Sara da derin inançla bağlı olduğu yasaların ve düzenin korunması için her şeyi yapabilecek biridir. Lakin Lucius ile tanışması ile bu değerlerinden ödün vermesi gerektiğini yoksa asla onunla beraber olamayacağını fark edince, ciddi bir ikilemde kalacaktır. Dahası gölge diyara adım atmış olmak ve Lucius'a yaklaşmak da hayatını tehlikeye atan bir unsurdur...

Genel olarak kitabı beğendim, güzel saatler geçirten ve akışkanlığı yerinde olan bir kitap. Çeviriden kaynaklı bazı devrik cümlelere rast geldiğimi söylemem gerekir, bu ben gibi buna takıntılı olan biri için çok rahatsız edici bir etken olsa da kitabın akışkanlığını öyle çok da olumsuz etkilemediği için pek sıkıntı yaratmadı. Yine de gözden geçirilmesi ve düzeltilmesi gerekiyor.

Vampir özelliklerinin biraz klişe kaçtığını, hatta bir çok özelliği(bilhassa kan değiş tokuşu ve bundan zevk almak gibi.) Bir Güneyli Vampir Serisinden(Trueblood) esinlenilmiş olduğunu söyleyebilirim. Sanırım yazar, serinin iyi bir hayranı. :)

Gölge Varlıklar hakkında ilk kitapta çok fazla ayrıntılı bilgi edinmiyoruz ama bence ilgi çekici bir dünya olduğu görüşündeyim. Bu yaratıkların konu edindiği kitaplar, güzel bir kurgu ile her daim okuyucu için ilgi çekici olacaktır.

Yazara kurgu ile ilgili bir eleştirim var. Lucius ve Sara arasındaki ilişki başlangıcını göremeyip sadece anılar ile geçmişe giderek gösterilmesi ve aralarında olan bitenin bir çırpıda olması ilgiyi düşüren bir etki bence. Ayrıca kitabın sonu beni pek şaşırtmadı da; işin arkasında kim olduğunu tahmin ettim(Bu da bunca yıllık okuyucu olmanın getirisi işte). :)

Bu tarz konuları seviyor iseniz, size tavsiye edebileceğim güzel bir fantastik serisi olduğunu söyleyebilirim.


            (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)

31 Ocak 2015 Cumartesi | By: YeniAy M.

Kan Yangını

 
 
 
 
UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.
 

Eğer bir vampir sizin kaderiniz ise o zaman bu kaderden kaçabilir misiniz?




KÜNYE

Yazar: Susan Sizemore
Yayıncı: Nemesis Kitap
Sayfa: 312
Baskı Yılı: 2012


Konusuna geçmeden önce kitabı nasıl aldığımı anlatmak istiyorum. Çünkü minik bir zahmet yaşadım, anlatmaz isem eksik hissederim. :)  Bildiğiniz gibi kitap indirimlerini bloğumdan sizlere duyuruyorum. Bir alışveriş sitesi(genelde kıyafet satan) Kitap Molası günleri düzenlemişti. Ben de ilgimi çekebilecek kitapları aradım ve gözüme onca kitap arasından sadece bu kitap hoş göründü. Sepete attım, sonra alırım dedim. İlk önce başka yerlerden de bakmak istedim. Daha sonra ağabeyimin doğum gününe hediye almak için Özdilek'e gittim ve çıkmadan önce markete de uğradım. Kasadan geçerken gözüme bir kitap ilişti. Kitap ya hemen bakacağım ne olduğuna. Ne göreyim, istediğim kitap, hem de çok daha ucuza; 6,90 özel fiyat! Ama kadın satmadı bana kitabı zira barkodu yoktu arkasında. Kitapların orada vardır diye düşündüm bir başkası, kadın da onayladı, gittim baktım yoktu. Alamadan gittim. Sonraki birkaç gün gene bekledim, gittim tekrar Özdilek'e ve baktım kitapların arasına, orada duruyordu, aldım, aynısıydı. Barkod üstüne yırtılmış barkodu kız kazıdı geçirdi, 9-10 liraya falan geldi ama olsun aldım. 3 lira için uğraşamam şimdi. :D

Bir gece önce başladım, öğleden sonra ikindide bitti kitap. :)

Vampirlerin üçe ayrıldığı bir dünyada yaşıyoruz. Klanlar, Kabileler ve ismini şimdi hatırlayamadım başka bir tür. :P Alec isimli yakışıklı vampirimiz Seçkinler denen bir vampir türüne ait, klan soyundan. Klanlar insanlar ile önceden anlaşma yapmış ve onları korumaya ant içmiş türler. Medeniler ve insanları seviyorlar. Öyle ki güneş ışığında gezmek ve aralarında yaşayabilmek için teknolojinin nimetlerinden yararlanıp ilaç tedavileri ile içlerindeki vahşiliği ve alerjilerini yok etmeye çalışıyorlar. Alec de tedavisi halen süren bir vampir. Her seçkinin kendine ait bir eşi var, o da kendi eşini bekliyor. Hatta onu rüyalarında görüyor ama bir türlü onu aramaya çıkmıyor. Zira söylediğim gibi hala tedavisinin başlarında. Tilki Klanı Prensi gibi bir şey bu oğlan ama kader ya, Domini isimli insan eşi ile karşılaşıyor ve artık istese de ondan uzak duramayacaktır.

Domini de büyükbabası ile koruma şirketi işleten, psişik bir insan. Yıllardır bir adam hakkında rüyalar görmektedir ki son dönemlerde bu artış göstermiştir. Sonunda bağı olduğu eşi ile tanışır ama onun kim ve ne olduğunu bilmemektedir. Domini kendini bu yabancıya karşı korumaya çalışırken işini de düzgünce yerine getirmeye çalışmaktadır ama aralarındaki çekim ve bir dizi olaylar onları birbirlerine iyice yaklaştıracak ve sonunda sırlar tek tek açığa çıkacaktır.

Tabii olarak vampirlerin olduğu bir yerde onları avlayan avcılardan da söz etmezsek olmaz. Vampirler ve Avcılar arasında sessiz bir anlaşma vardır; birbirlerini avlamazlar. Sadece vampirlerin bile dışladığı, insanları yemekten başka bir şey görmeyen vahşi kötü olanları avlamaktadırlar. Lakin Prütist denen bir kol, hepsinden istisnasız nefret etmektedir. Alec ve Domini'nin bunlarla da uğraşması gerekecektir.

Kitap hakkındaki genel görüşüm:  Kitabın sonu bana bir devamı gelecek havası verdi ama 3.senesine girmemize rağmen 2.ci bir kitap göremedim. İngilizce kaynaklarından da gördüğüm kadarı devamı var, sadece Türkçeye çevirisi olmamış. Galiba Nemesis bu kitaba beklediği ilgiyi göremedi. Bu açıdan kötü oldu, okumak isterdim.

Yazar bahsedildiği gibi vampir romanı yazmayı biliyor. Mükemmel değil ama ilgiyi tutmayı becerdiği kesin. Elimden bırakmadan okuduysam eğer tamamdır, yani. Bu Seçkin Vampirler tam bir maço, bayılırım. :p Cinsel içerikli bir kitap olduğunu söylemem lazım, bu açıdan Saplantı kitabına benzemiş. Ayrıca gerçek kapak tasarımı ile kıyaslandığında, Nemesis'in tasarımı 10 numara. :)

Kitabın sonu biraz hızlı bir oldu bitti gibi olmuş ama aslında o kısım pek uzatılmasa da olurdu, gereksiz kaçardı ama bilemedim belki daha farklı bir şekilde bağlanabilirdi. Neyse, "Karakuş" kim, görmek isterim. O kitabı istiyorum Nemesis! :D

Kitap Okuma Önerisi:  Vampir severler okusun.

Puan: 10/9


Kitap Fiyatı: 18
15 Ağustos 2013 Perşembe | By: YeniAy M.

Vampir Lestat

 

BU KİTABA DA GÖZ ATIN: SULTANLARIN GÜNLÜĞÜ- AY ve GÜNEŞ'İN SALTANATI

 
 
 
UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.


Anne Rice'in efsanevi kitabı, Vampirle Görüşme kitabının devamı olan Vampir Lestat'i bilmeyeniz var mı?

 

Anne Rice, benim çok bildiğim yazarlardan olmasa da genel olarak ünlü bir kadın. Ben bu kitabı, Lanetliler Kraliçesi filmini izlediğim için almıştım(Elbette Vampirlerle Görüşme filmini de izledim.). Niyetim, Lestat ve Jess arasında olanlar, antikler hakkında daha fazla bilgi edinmekti.

İlki hariç hepsi hakkında bilgi edindim diyebilirim. :) Kitabın arka kapağını okuduğunuzda filmin konusunu okuyacağız sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Çünkü kitabın girişi Vampir Lestat'in 1980'li yıllarda bir Rock yıldızı olmak için uyanması ile başlıyor ve arkasından yüz yıllar öncesine doğru, vampir olmadan önce ne yaptığı, nasıl vampir olduğu ve sonrası hakkında ayrıntılı bilgileri anlatıyor. Öncelikle, söylemem gerekir ki Lestat'i vampir yapan kişi, filmde görüldüğü gibi, Marius değil; Magnus isminde antik, güçlü ve hayli bir zengin ama artık ölümsüz hayatından bıkmış bir vampir. Koven dedikleri bir vampirler topluluğunun içinde yer alıyor. Olay zaten bir süre bunlar arasındaki çatışma ve Armand isimli Rus antik vampir(hayli genç görünümlü bir oğlan)in, onun yaratıcısı olan Marius'u anlatması ile Lestat'in onu arayışı ve buluşu...

Vampir anne ve babaları olan Aksha ve Enkil'in var oluşu, Maruis'un nasıl vampir olup, onların koruyuculuğunu yaptığı gibi ayrıntılı bir hikaye sunmakta. Kısacası kafamızda adamların hayatları konusunda hiçbir soru işareti kalmıyor, diyebiliriz. Ve evet, Armand, filmde gördüğümüz şirin, uzun sarı saçlı antik vampir. Ve evet, ilk film Vampirle Görüşme filmindeki siyah saçlı, Antonia Banderas'ın oynadığı karakter de Armand. Gördüğünüz gibi filmler arasında karakterlerin görünüşleri ile ilgili çelişkiler var; Lestat dahil.

Ben, Lestat olarak, ikinci filmdeki Stuart Townsend ve Armand olarak gene ikinci filmdeki sarışın hali ile Matthew Newton'u tercih etmekteyim. Kitabı okurken bu şekilde canlandırıyorum. Tom'u sevmiyorum, itici ve sinsi bir görüntü çiziyor;benim bildiğim Lestat için.


Lestat'in Paris'ten ayrılıp, Maruis gibi 1000 yaşındaki vampiri araması sırasında, yoldaşı ile(kim demeyim ama filmde görmemek kötü olmuş diyebilirim. Gerçi, Louis yaşamasına rağmen ve bu kitapta da olmasına rağmen gene ikinci filmde yoktu. Dedim ya filmlere bakmayın fazla.) tüm dünyayı ararken, İstanbul ve Ankara'ya uğraması ilginizi çekebilir. :)


Kitabın son bölümü ise evet, konserden çok kısa bir süre öncesini ve konser ve sonrasını konu anlamakta ama konser bitimi sonrası kitap bitiyor. O sırada Lois'i görüyoruz ve elbette Akasha'nın canlandığını öğreniyor Lestat; hissediyor. Kıçını kurtardığını biliyorsunuz konserde. Ayrıca ilk vampir yaptığı kişi de dönüyor Louis gibi. Yukarıda, Paris'ten ayrıldığında yanına aldığı yoldaşı, hem insan hayatında yakın olduğu biri hem de ilk yavrusu diyebilirim de biraz karışık bir durum benim için. Yani, o vampirin babası olması. Okuyun anlarsınız. :) Ve evet, Jess bu kitapta yok, herhalde son kitap olan, Lanetliler Kraliçe'sinde mevcuttur diye düşünüyorum.


Genel olarak kitap hakkında görüşüme gelir isek: Uyarmak zorundayım ki yazar, kitabı ağır bir dil ile yazmış. Ayrıca eşcinsel içerikler söz konusu ama cinsellik sıfır. Ben ne beklerken ne buldum durumuna düştüğüm için az hayal kırıklığı yaşadım ama gene de pişman değilim. Yine de kitabın dili ve akışkanlığı bana sıkıcı geldi arkadaşlar. Yan,, baya bir atlama yaparak ilerledim ben. Gereksiz "varoluşçu" konuşmalar söz konusu ki yazar ve Fransa ilişkisi ve ihtilal muhabbeti yüzünden eklemeden edememiş herhalde. Zaten Lestat, Fransız ihtilalinden 15 yıl öncesinde mi ne vampir oluyordu ama ihtilal sırasında orada değil. Ayrıca okudukça yazarın şeytan ile kafayı bozduğunu, satanist veya satanizme sempatisi olması muhtemelmiş gibi bir izlenim edinmeniz içten bile değil. Bu varoluşçuluk ve şeytan takıntılı bölümler benim için boğucu idi.


KİTAP OKUMA ÖNERİSİ: Almanız tavsiyedir.

PUAN: 10/6

Kitap Fiyatı: D&R'de : 10(şimdilik) ; Diğerlerinde : 38

 

BAŞKARAKTERLERDEN BAZILARI
 

Kitabımızın baş kahramanı Lestat, Fransız ihtilaninden 15 yıl önce, Magnus isimi deli ama güçlü, antik bir vampir tarafından dönüştürülüyor ama Lestat, vampirlik ile ilgili her şeyi kendisi öğrenmek zorunda kalıyor.

Armand, Rus bir vampir ve Paris'teki vampir koveninin lideridir. Dönüştürücüsünün adı Marius isimli çok eski ve güçlü bir vampir. Marius'a göre Armand'ın deliliği ve dengesizliğinin sebebi, hayatını tam manası ile yaşamadan vampir yapılması. Kendisi genç bir vampirdir; görüntü de elbette. Lestat'e takıntısı var. Filmde de gördüğümüz gibi kendisi son kitapta hala yaşayan bir vampir. Filmdeki Armand'ı(2.film) sevmiştim.

 
Bu arkadaşı tanıtmam gerekir mi? Lestat'in 3. çocuğu Lois! Kitabın başında adı geçmekte ve sonunda da kendisini görmekteyiz. Bu yüzden kendisini eklemek istedim.


Marius, Armand'ın babası ve Vampir Kral-Kraliçe'nin koruyucusu olması için seçilen 1000 yıllık, Romalı vampir. Annesi Galyalı bir köle olmasına ve kitapta Galyalılar gibi sarışın, mavi gözlü ve uzun boylu geçmesine rağmen filmde kendisini tam bir Romalı gördük, yani esmer ki tercihim budur. :) 1000 yıl boyunca yaşadığı için kendisi bir efsane ve var olup olmadığı tartışılan bir şey. Doğru düzgün kimse onu görmüyor, görse bile bilmedikleri için tanımıyorlar. Zaten genelde de insan dünyasından uzakta, koruyuculuk görevini yapıyor. Lestat onu çağrınca, çağrısına cevap veriyor. Karizmatik bir vampir olduğunu düşünüyorum. Filmde de çok şakacı bir görüntüsü vardı. :P