fransa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fransa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
25 Şubat 2016 Perşembe | By: YeniAy M.

İslamofobi




UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.

"Çağdaş İslamofobi'nin bir hayli karmaşık bir yapısı var."

KÜNYE

Yazar: Vincent Geisser
Yayıncı: Mavi Ufuk Yayınları
Sayfa: 133
Baskı Yılı: 2010


İslamofobi, pek çok ülkenin muhtelif şartlar altında uğraşmak zorunda olduğu küresel bir problem. Konuyla alâkalı 2004 yılında Birleşmiş Milletler’de bir konferans düzenlendi. 2006 yılında da İslâm Konferansı Örgütü, küresel ölçekte İslamofobiyi gözlemlemek için bir oluşuma gitti.

Vincent Geisser “İslamofobi” kitabında; Fransa’daki İslamofobiyi, tüm yönleri ve aktörleriyle derinlemesine tahlil ediyor.

Geisser’ın İslâm karşıtlığını, 1980 sonrası Dünya’nın, Avrupa’nın ve özelde de Fransa’nın geçirdiği değişim ve yeni şekille irtibatlandırdığı eserinde, Fransa örneğini bizim açımızdan son derece önemli kılan hususlar mevcut. İlk olarak Fransa’da yaşayan 5 milyon civarındaki Müslümanın 500.000’e yakınını Türkler oluşturuyor. Bu bağlamda Fransa’daki İslamofobi, Türkleri ve Türkiye’yi birinci dereceden ilgilendiriyor. İkinci husus ise Fransa ve Türkiye devlet felsefesinin, laiklik anlayışının benzerliği sebebi ile kitap boyunca irdelenen sorun, tutum ve akıl yürütme yönteminin Türkiye’de de sıklıkla karşılaşılan durumlarla ilgili birebir benzerlik gösteriyor olması.

Vıncent Geisser’ın, incelikli bir araştırmadan ve Müslüman karşıtı söylemlerden yola çıkarak Fransızlara özgü İslâm korkusunun eski ve yeni sicillerini gün ışığına çıkardığı “İslamofobi” kitabı Türkiye’de örneğine rastlamak konusunda hiç sıkıntı çekmediğimiz İslamofobik elitlerin zihin yapısının da şifrelerini veriyor aynı zamanda.



Vincent Geisser'in kitabı; 2003 yılında yazdığı için çok güncel sayılmaz ama yine de dönemin Fransa'sı gözünde İslamofobik durumu iyi kötü gözler önüne seriyor. Faydalı bir kitap.

Kitap, dört ana bölümden oluşuyor ve kendi içinde de ayrı konulara bölünüyor. Yazar, olabildiğince duygusallıktan uzak bir şekilde olan biteni çözümleyip, bize sunmuş. Zaten yazarın İslam ile alakası olmadığı için, duygusal bir şekilde yaklaşmasını beklemek saçma olurdu. Onun derdi daha çok ırkçılık karşıtlığı; ülkesine ve Avrupa'ya hatta Dünya'ya saçma korkular salan, haksızlık eden insanların bakış açısının yanlışlığını ve hatalarını gözler önüne sermek.... Bir Fransız olarak da bunu en iyi Fransa'da olan biteni baz alarak yapmaya çalışmış. Yazarın, kitabı son 13 yılı göz önüne alarak güncelleyip, yeniden bastırmasını tavsiye ederim, ne de olsa arada devasa bir boşluk ve olaylar gerçekleşti; İkiz Kule Saldırıları ve Paris saldırıları gibi...

Batı'nın, bilhassa Batı Avrupa'nın, İslam ve Müslümanlar konusundaki önyargısını ve anti-islamik tutumunu evvelden bilirdim; sözde Müslüman terörist olayları vs. olmadan çok önce.... Bu tarihsel bir nefret. Fakat onların kendi kelimeleri ile duymak ayrı bir gerçeklik kattı. Dahası batının korkunç hastalığını da iyice gözler önüne serdi; ırkçılık.

Benim için en ilginç nokta kitabın son bölümü olan 4. kısmı idi; İslamofobik Müslümanlar başlığı altında yayınlanan kısımda, kendi ülkemde de çok rastladığım ama tam olarak ne isim vermem gerektiğini bilemediğim kişilere böylece ne denmesi gerektiğini öğrenmiş oldum. İsterseniz yazarın kendi ağzından bu durumu bir okuyalım. İnanın bana son 90 yıllık Türkiye'nin bakış açısını da yansıtan bir İslamofobi'nin varlığını kendi gözlerinizle göreceksiniz.
"Çağdaş İslamofobi'nin bir hayli karmaşık bir yapısı var. Bu yüzden onu, açıkça ifade edilen Müslüman karşıtı ırkçılığa indirgemek yanlış olur. O daha çok, İslam ve Müslümanlar hakkındaki yaftalarla, ön yargularla ve imalarla alttan alta oluşmaktadır... Zaten Faransız toplumunun İslamlaşması tehlikesinden dem vuran birçok kişi bunu, MODERNLİK ve EVRENSELLİK iddialarını da içeren LAİKLİK anlayışları adına yapıyorlar. Bunlar İslamofobik oldukları kadar DİNE DE KARŞI kişiler...Çağdaş İslam korkusunun karmaşıklığını daha da ortaya koyan şey bu olgunun bazen kendileri Müslüman olanlarca da desteklenmesi(!). ONLAR, Müslüman kimliklerini bir meşruluk kaynağı olarak ortaya sürerken, "CUMHURİYETÇİ LAİKLİK" kavramını da dillerden düşürmüyorlar... Savlarının özünü, mevcut problemin ikili br yapıda sunulması oluşturuyor. Buna göre BİR TARAFTA "kötü, sakallı köktendinciler"(sizin de aklınıza VURUN KAHBEYE filmleri geldi mi? :) ) DİĞER TARAFTA ise onların tehdidi altında yaşayan "özgür ve ılımlı Müslümanlar" bulunuyor. Fransa'daki İslam'ın, bu nevzuhur sözcüleri, İslamcılara karşıyMIŞ gibi görünürken, aslında alttan alta İSLAM KARŞITI bir söylem geliştiriyorlar."

Günümüz Türkiye'sindeki bazı zihniyet yapısı ile Fransa'nın bu yönündeki benzeşmsindeki bu ortak noktanın sebebi; Türkiye'nin zamanında Fransa'nın devlet ve laiklik felsefesini benimsediği içindir.

Unutmayın ki kavramların kutsallaştırılması, insanların kutsallaştırılması ve yüceltilmesi kadar tehlikelidir. Bunun neticesinde kavram ve şahıslar kullanılarak yapılan her şeye MEŞRULUK kazandırılır ve karşı çıkanlara "öcü" gözü ile bakılır. Bu da bir toplum için gerçek bir tehdittir.

Her neyse. Konuya ilgi duyanlara tavsiye edebileceğim bir kitap, fakat dili az ağır gelebilir.


(Tükenmiş, satış yok.)
16 Ekim 2013 Çarşamba | By: YeniAy M.

Büyükelçi

 
 UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.
 

İslam terbiyesi ile yoğrulup, insan nedir olmayı öğrenmiş Müslümanlar, bu kitapta bir kez daha göstermiş oldu ki Yahudilere yaptığımız yardım İspanya ile sınırlı kalmamış, sonraki yüzyıllarda da devam etmiştir. Gerçi Allah'ın rızasını ve takdirini kazanmak dışında gayemiz yoktur ama günümüzde yapılan hainlik insana "bir daha asla!" dedirtmiyor mu? :(

 
 
Atatürk'ün silah arkadaşlarından olan, Kurtuluş Savaşı gazisi Behiç Erkin, günümüz Türk Demir Yollarının da babası sayılır. Ayrıca Milli İstihbarat Teşkilatı'nın fikir babasıdır da.

Behiç Erkin kurtuluş savaşı sonrasında ki yıllarda 2.dünya savaşı sırasında Fransa Büyükelçisi olarak atanır. Atanır ama dünya savaşı başlamış, Fransa Nazi Almanyası tarafından işgal edilmiştir. Şimdi ki Vichy hükümeti de Naziler ile işbirlikçi konumundadır. Hatta Yahudiler konusunda kral'dan daha kralcı davrandıklarını görebilirsiniz. Ne diyelim, Naziler Fransızların içindeki Yahudi düşmanlığını serbest bırakmış. Aslında yüzlerce yıldır Avrupa'nın içinde bulunduğu bir hastalıktır. Gerçi günümüzdeki İsrail'in yaptığı şeyler Yahudilere karşı bir sempatiyi de tamamen yok etmiş durumda. Bir çok düşman edindiler. Hatta açıkça yazayım, bin yıldan fazladır yardımlarını ve korumasını esirgememiş Müslümanların dostluğu kaybedip, düşmanlığını kazandılar. Bir daha yardıma muhtaç olduklarında ki olacaklar, İslam dünyasından bir kez daha yardım gelir mi acaba? İslam dünyası, gene kendilerini ısıracaklarını bile bile yardım etmek ister mi? Muhtemelen bu yorumumu okuyan bir Yahudi kızacak, rahatsızlık duyacaktır ama duymamalı. Çünkü geçmişte böyle bir mağduriyet yaşamaları, bugün bu yaptıklarını haklı çıkartmamakta, dünyaya böyle bozgunculuk yapma hakkını ona tanımamaktadır. Öyle olsa idi biz Müslümanların onlardan çok daha fazla hakkı var. Hali ile yardım eden eli ısırmaları hatta parçalamalarının bir sonucu olacaktır.

Kısacası; Masumiyetini kaybetme ki her daim seni koruyacak ve destekleyecek birileri olsun. Aksi halde Allah bile seni korumaz. Yahudilerin durumu maalesef bu. İnşallah gelecekte hatalarını fark ederler de kendilerini düzeltirler. Ama siyonizmin elinde olan Yahudilik için umut varmış gibi gelmiyor.

Neyse konuya dönelim. 2.dünya savaşı sırasında Fransa da resmi olarak bilinen 330 bin Yahudi mevcuttur. Bir kısmı da 1.dünya savaşında Türkiye'den giden Yahudilerdir. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra Türk pasaportu almak istememişlerdir. Ama soykırım başlayınca Türk büyükelçiliği önünde sıra oluşturacaklardır zira kurtuluş biletleridir. Ama hepsi böyle değildi. 10 bin tanesi Türk Yahudisi olarak gözüküyordu. Yani soykırım sırasında 10 bin civarındaki Türk yahudisi ve sonradan Türk vatandaşlığına geçmiş 10 bin Yahudi ile birlikte toplam 20 bin Yahudi kurtarılmıştır Türkiye tarafından. Buna vesile olan ise Behiç Erkin olmuştur.

İşgal sırasında Behiç Erkin Nazi komutanları ile yemekler yer, sohbetler eder ama bir yandan da Büyükelçiliğinde olabildiğince çok, soykırma uğrayacak Yahudiyi kurtarmaya çalışır. Geçmişte aldığı, ALman devletinin en değerli nişanı olan Demir Haç madalyasının bile sahibidir ki sohbet ettiği bir Nazi komutanı bunu duyunca şaşırır ve hayranlık duyar. İçten içe de sinir olur çünkü kendisi bile sahip değildir. Zaten herkese verilmemektedir de.

Kitabı okurken soykırım için hazırlıkların nasıl yapıldığını, Yahudileirn nasıl toplanmaya başlandığı ve kamplara gönderildiğini görüyoruz. Hatta iki vagon dolusu Yahudiyi kurtarmak isteyen iki Türk Elçilik Görevlisinin de çabasını görüyoruz. Öyle ki "Türk vatandaşı onlar!" demesine rağmen Yahudileri bırakmadıkları için vagona biniyorlar ve onlarla yolculuk ediyorlar. Görevliler kurtul elbette ama ya o Yahudiler? Ve daha fazlası? Diğer yandan Naziler ve işbirlikçi Fransız hükümeti Behiç Bey için bir şey yapmadı mı? Gereken her türlü baskıyı yaptılar. Tüm ayrıntıyı ve fazlasını öğrenmek için kitabı okumanız gerekiyor. :)

Kitap hakkındaki genel görüşüm: Kitabı okurken "Ne adammışsın Behiç Bey!" diyorsunuz. Kitabın dili" günlük" havasında gibi diyelim. Ama başkasının gözünden elbette. Dili az biraz sıkıcı bulabilirsiniz. Tarihi olayları anlattığı için betimlemelerden az uzak ve doğrudan konuya ve olaylara odaklanıyor. Ama insan da merak uyandırmıyor değil.

Kitabı bitirince insan şunu soruyor. Yahudi soykırımı için Almanya'nın tamamını sorumlu tutan dünya, neden Fransa'yı sorumlu tutmadı da sadece o dönemin hükümetini sorumlu tuttu? Pekala, Almanya'nın Nazi hükümeti sorumlu tutulabilirdi sadece. Burada da iki yüzlülük görüyoruz. Bu durumun tek açıklaması "Kazanan-Kaybeden" durumu. Ama kitabı okuyunca görüyoruz ki soykırımı destekleyen tek kişi/ler Almanya değilmiş.

Kitap önerisi: Okumanız gerektiğini düşünüyorum.

Puan: 10/7,5

Kitap Fiyatı: 12,50