dönem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dönem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Kasım 2017 Pazar | By: YeniAy M.

Bitmeyen Aşk


KÜNYE


Yazar: Gail Carson Levine
Yayıncı: Epsilon Yayınları
Sayfa: 256
Baskı Yılı: 2009(1. Baskı)

TANITIM BÜLTENİ
Aşık olmak kolaydır...
Günlerinin sayılı olduğunu bilen Kezi için bile aşık olmak kolaydı. Her ne olursa olsun, Akkan Rüzgar Tanrısı Olus'a sırılsıklam aşık olması kaçınılmaz olan kezi'nin aşkı daha yeni bulmuşken ölümü kabul etmesi ise zor olacaktır.
Olus açısından bakıldığındaysa, Rüzgar Tanrısı'nın,Hyte şehrinin ölümlü güzeli olan yetenekli dansçı ve halı dokuma ustası Kezi'ye aşık olması da kolay olacaktır. Ancak Kezi'nin ölüme yaklaştığını görmek onun için dayanılmaz hale gelir.
Aşk, Kezi'ye kaderiyle savaşma arzusu verirken Olus da korkularıyla yüzleşme gücü kazanır. Kezi kaderini sorgulayarak karanlık yerlerde doğruyu aramaya başlar. Ama tek taraflı çaba yetmez ve Olus da kendi sınavının acısını çeker. Ayrı ayrı yerlerde, demir ağlı örümcekler, ölüler diyarının zalim hükümdarı, gizemli Kader Tanrısı ve Akkan tanrılarının sınavlarıyla mücadele etmeye başlar. Eğer başarılı olurlarsa, birlikte olacaklardır; başaramazlarsa, Olus bir kayıpla yüzleşecek ve Kezi en yüce fedakarlığı yapmak zorunda kalacaktır.

Tanıtım yazısı hikaye hakkında yeterli bilgi verdiği için ben doğrudan kurgunun kalitesi hakkında yorum yapacağım. Açıkçası romanı beğenmedim; 1. tekil şahıs, şimdiki zaman dilimi kullanılmış(geliyorum, gidiyorum, yapıyorum, görüyorum şeklinde olmuş hep) ve bu da benim tercih edeceğim bir zaman kalıbı değil; çevirenden mi kaynaklı yoksa yazarın kendisinden mi bilmiyorum; Uyumsuz serisi de bu şekildeydi ama kurgu güzel olduğu için, fazla göze batmıyordu ama maalesef bu kurgu yalın, düz ve üstün körü bir şekilde tasarlanmış; her şey oldu bittiye geliyor. Betimlemeler deseniz minimum seviyede tutulmuş. Genel olarak başarısız bulduğum bir çalışma, wattpad'de bile bundan kat ve kat güzel kurgular ve yazım dili kullanılmış romanlar var, buna harcanacak zamanı onlara verseler daha iyiymiş. Biraz ağır eleştirmiş olabilirim ama gerçek bu.

Şahsen kapak resmini de beğenmedim, biraz daha özenli ve daha ilgi çekici olsaydı keşke, epsilona yakışmıyor böyle kapaklar. Bu kitabın yazarının New York en çok satanlar listesinde olması ama Türkiye'de bu kadar ilgi görmemesi bana bir kez daha her yazarın ya da yazdığının 'best seller' olmaya layık olmadığını da hatırlatıyor aslında. Kaldı ki zaten x ülkede çok sattı diye bizim ülkede de satacak diye bir kaide yok ama her kitabı da alıp çevirmediklerine göre beğeneceğimizden emin oldukları kitaplara yatırım yapıyorlar. Büyük olasılıkla yayınevi için de hayal kırıklığı uğratan bir kitap olmuş olmalı. Hikaye içeriğine vs. bakınca nasıl böyle bir hata yapmışlar şaşıyorum. Verdiğim paraya da harcadığım zamana da değmedi.

(Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)

29 Ekim 2013 Salı | By: YeniAy M.

Akif Bey- Piyes Kitabı

 
 
 
UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.
 

Piyesi sadece izlediniz mi? Bir de kitap olarak okumaya ne dersiniz?

Akif Bey, Namık Kemal'in Magos'a sürgünü sırasında yazdığı piyesidir. Piyesin kitaba basılmış halini görüyoruz.
 
Akif Bey bir gemi reisidir. Vatanına, milletine ve bayrağına düşkün şanlı atalarına layık olmak için uğraş veren şerefli bir askerdir. Sefer kararı çıkınca gemisine geri dönmek zorunda kalır ama ondan önce severek evlendiği karısına doyamadığı için de ayrılırken üzgündür. Sefer ya bu, kendisine bir şey olursa diye yaşadığı yerin ileri gelenlerinden bir tanıdığı olan Şahin Bey'e bir emanet verir.
 
Şahin Bey, emaneti alır almasına da gencin yaptığı evlilikten hiç memnun değildir. Aksine Akif için üzülmekte, kadına öfke bilemektedir. Zira karısı Dilruba hiç de Akif'in sandığı gibi namuslu, saf ve temiz bir kadın değildir. Tam manası ile servet avcısı bir kadındır. Akif gitmeden önce kendisine bir şey olursa babasının karısına sahip çıkmasını ister zira onun düşüncesine göre "Benden sonra kimseye varamaz. Hali nice olur sonra, babam yardım etmezse." der. Elbette Şahin Bey'de savaşa gidecektir ama yakınlarına tembih edeceğini söyler. Karısı hakkında uyarmak ister ama Akif Bey, öfkelenerek onu susturur.
 
Akif Bey karısı ile vedalaştıktan sonra Dilruba onun gidişini izler ama Akif'in sandığı kadar da üzgün ve endişeli değildir, gerçekten de! Hatta kocasının savaşa gittiği gün, Dilruba süslenir, püslenir düğüne gider.
 
Tam da Yunan İsyanı dönemidir. Sinop da yapılan deniz muharebesi kaybedilmiş, Süleyman Reis'in oğlu Akif Reis'in şehit düştüğü haberi ulaşmıştır. Emanetler babasına ulaştırılmış, Süleyman Reis de gelinini almak için İstanbul'a gelmiştir. Fakat o sırada yanlarında bulunan Esad isimli bir katip abayı Dilruba'ya yakmıştır. Dilruba'da kendine üçüncü koca adayını bulmuştur. Daha önce Akif Bey'e söylediği yalanın benzerini de ona söylemiştir. "Severek evlenmedim, mecbur kaldım." İddet süresi dolduğu için yeni kocasının nikahına da girmiştir. Gece de kutlaması vardır.  Süleyman Kaptan bunu öğrenince ve üstüne kadının hakaretlerine maruz kalınca geldiğine bin pişman olur.
 
Şahin BEY, Akif'in şehitliğinden şüphe etmektedir çünkü şahitlik eden iki adam güvenilmez kişilerdir. Yeni bir eş ile evlenebilmek için o adamları, yalancı şahit olarak Dilruba'nın tuttuğunu düşünmektedir ama içten içe de "İnşallah gerçekten de Şehit düşmüştür." der çünkü aksi ise bu durumu görüp her gün acı çeke çeke ölmesinden korkar.  
 
Şahin Bey, Akif'i uyardığı gibi Esad'ı da uyarır ama Akif'in tavrını aynen bu adamda bulur. Bunun üzerine o da susar, gene.  Ama Şahin Bey haklı çıkar. Akif ölmemiştir ve geri dönmüştür. Elbette evde kutlama vardır ama sebebini bilmez ama Şahin onu götürmek için uğraşır. Ama kimse ona gerçeği anlatamayınca babası gelir ve ona her şeyi anlatır. Beyninden vurulmuşa dönen Akif, ilk başta durumu kabullenmek istemez ama her şey gün gibi ortadadır. Esad durumundan elbette rahatsızdır. Zira sanki evli bir kadına göz dikmiş gibi bir durum içine girmiştir. Akif kadını talakla boşadığını söyler ve gitmek ister ama Esad kadının kendisini sevdiğini düşünerek, kendince yanlış anlamayı da düzeltmek için Dilruba'yı çağırıp, durumu aydınlatmak ister.
 
Akif zaman geçtikçe kadının geçmişte yaptıklarını duyar olur ve iyice kahrolur. Kadın bildiğiniz ortalık malıymış. Yine de içten içe kadına aşk beslemekten kendini alıkoyamaz. Ama bulunduğu acıya ve sebep olanlara dayanamaz ve evi basarak Dilruba'yı öldürmek için ateş eder. Fakat araya Esad girer ve vurulur. Can havliyle çektiği bıçağını Akif'e saplar. İkisi de olduğu yerde ölürken, kaçmaya çalışan Dilruba'nın önünün Süleyman Kaptan keser ve kadını öldürür.
 
Kitap hakkındaki genel görüşüm:  İlk defa bir piyes kitabı okudum. Hoşuma gitti. Namık Kemal'in okuduğum ilk eseri, ayrıca. Betimlemelerden uzak olsa da kafamda canlandırmayı başardım. Karakterlerin işlenişi, kurgu bence çok iyi. Eh, Namık Kemal bu. :)
 
Kitap önerisi: Tavsiye ederim.
Puan: 10/10

Kitap Fiyatı: 5
 

KARAKTERLER
 
AKİF BEY: Saf, temiz yürekli, karısına aşık ve şanlı bir deniz kaptanıdır. Her aşık gibi karısı hakkında kötü sözlere dayanamamaktadır ki bana göre işin özünde içten içe gerçek olduğunu bildiği için duymak istememekte ve herkesi susturup, kızmaktadır.
 
Şahin BEY: Çürüksu'nun ileri gelenlerindendir. Gerçekçi, aklıselim ve sadık bir dost. Arkadaşına karısının nasıl biri olduğunu anlatmaya çalışır ama nafile. Akif'in ona kızması ve susturmaya çalışması karşısında teslim olmasının sebebi olarak Akif'in dostluğunu kaybetmek istememesini görebiliriz.
 
Süleyman Kaptan: Akif'in babası. Kendisi de bir gemi reisidir. Oğlunun şehit olduğu haberini aldıktan sonra vasiyet üzerine kadına sahip çıkmak ister ama kadının şeytan yüzünü görür. Oğluna çok düşkün bir baba. Namusa ve şerefe düşkündür. Belli ki bu yüzden Akif'in Dilruba'yı öldürme girişimine ses çıkartmaz.
 
Dilruba: Ortalık malı dediğimiz, melek yüzlü şeytan bir kadın. Aşk'a inanmaz, sevgi diye bir şey yoktur onun için. Zeytinyağı gibi su üstüne çıkma konusunda usta. Aldatma üstadı. Akif'in tabiri ile ona "vekilharç" lazımdır. Aslında bu kadını bu hale iten sebepleri merak ettim.

16 Ekim 2013 Çarşamba | By: YeniAy M.

Bir Geyşa'nın Anıları

 
 UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.
 

Geyşa dünyasına hiç girdiniz mi? Günümüzde yok olmuş bir dünyayı tecrübe etmek istiyorsanız eğer, muhakkak bu kitabı okuyun.

 
 
İkinci dünya savaşının önceki yıllarında, Japonya'nın bir balıkçı köyünde yaşayan Chiyo'nun yaşamını konu alan bir kitap. Ama öylesine bir hayattan bahsetmiyoruz. Chiyo, annesi, babası ve ablası ile fakir bir ailedir ama annesinin ölümünden sonra hayatı tamamen değişecektir. 
 
Babası iki kız kardeşi para karşılığında, oranın zengini olan Bay Tanaka isimdinde birine satar. İki kız kardeş oradan oraya sürüklenirken, en azından birlikte olacaklarını düşünürken, ayrılırlar. Çünkü ablası istenilen ölçütlere uygun bir kız değildir. Ablasının nereye gittiğini, kendisinin de nereye gideceğini bilmeden bir evde bulur kendini. Odasından hiç çıkmayan yaşlı bir kadın, otoriter bir patroniçe ve yardımcısı ile evin para kazandıran kızı olan ünlü bir Geyşa kız... Bir Geyşa olması için satılmıştır ve Geyşa evi olarak da anlayacağımız bir okiyaya getirilmiştir. Orada "Balkabağı" ismini taktığı kendi yaşıtlarında bir kızla birlikte, Geyşa okuluna gidip eğitim alacaktır ama burada durmak istememektedir. Ablasını da bulup, kaçmak istemektedir. Ama kıza maddi olarak harcama yapan evin sahibesi, kızı göndermeye niyet etmez. Ancak bir geyşa olup, onun için harcanan parayı karşılar ise gitmekte serbest olabilecektir. Zaten Chiyo'nun da bir özelliği vardır. Masmavi gözlere sahiptir. Bu özelliği ve kızın güzelliği, evin geyşası olan Hatsumomo'nun hiç hoşuna gitmez. Kendisi yaşlandıkça, bu kız güzelleşecektir. Kızı kendisine rakip gördüğü için evden gitmesini istemektedir. Bunun için de ablasının yerini söyler.
 
Ablası Satsuna bir geneleve satılmıştır. Ablası ile anlaşan Chiyo kaçmak için tertip düzenlerler ama Chiyo kaçarken çatıdan düşer ve yaralanır. Bu da yakalanmasına sebep olur. Satsuna kaçmıştır ve bir daha da onu görmeyecektir. Bir okiyayadan kaçmak utanç kabul edildiğinden Chiyo'nun Geyşa eğitimine son verilir. Bundan böyle evin hizmetini görecektir. Artık evine dönmek için hiçbir umudu olmayan Chiyo, ağlarken karşılaştığı bir adama aşık olur. Bir şirketin başkanı olan ve kendisinin de "Başkan" olarak çağırdığı adam, kızımıza bir amaç verir. Aşık olduğu adamı yeniden görmek ve ona ulaşabilmek için Chiyo Geyşa olmaya karar verir. Ama aşması gereken bir sorun vardır. Okiyayanın sahibesinin iznini alması gerek ve şimdilik buna niyetli değildir.
 
Bir Geyşa asla fahişelik yapamaz. Orada burada erkekler ile gönül ilişkisi kurup birlikte olamaz. Yaparsa adı lekelenir. Ucuz kadın değildir. Geyşalık bir sanattır. Hatsumomo bu kuralı biraz çiğner ve Chiyo buna şahitlik olur. Evin sahibesi de bunu öğrenince çılgına döner ama Hatsumomo intikamını kızdan alır. Zira onun ihbar ettiğini düşünmektedir. Bir gün Hatsumomo'nun en büyük rakibi ve en gözde geyşa olan Mameha'ın kimonasını lekeler ve bunu Chiyonun üzerine atar. Birkaç gün sonra okiyaya gelen Mameha gelir. Bir isteği vardır. Chiyo'nun Geyşalık eğitimini üstlenecektir. Sahibeyi ikna etmeyi başardıktan sonra artık Chiyo, Mameha'nın öğretmenliği eşliğinde Geyşalık eğitimine başlar. Artık ismi Sayuri'dir.
 
Sayuri büyüdükçe güzelleşir, güzelleştikçe de ilgi çekici olmaya başlar. Eğitiminde de çok yol kat eden Sayri, Hatsumomo için gerçek bir rakip olmuştur ve kadın önünü kesmek için de çeşitli oyunlara başvurur. Bu sırada bir sumo güşeri maçında Başkan ile tekrar karşılaşan Sayuri için çok heyecan verici bir an olmuştur. Ama elbette ki çocukken karşılaşmış olduğu kızı, başkanımız tanımaz(O göze sahip bir çocuk nasıl hatırlanmaz be arkadaş!). Bu Sayuri için hayal kırıklığıdır. Kızımızın bundan sonraki amacı ona olabildiğince yakın olmak ve kendisini fark ettirmektir. Ama istediği gibi olmaz. Sürüyle terslik ortaya çıkar.
 
Günün birinde bir Geyşa için dönüm noktasından biri olan "mizuage" gelir çatar. Bu bir Geyşa için özel bir andır. Acemi bir geyşanın, geyşa olma merasimi gibi bir şeydir. Aslında biraz rahatsız edici bir şey. Çünkü bir yere toplanan erkekler, kızın bekaretine sahip olmak için açık arttırma yaparlar. Sayuri bu açık arttırmanın başkanın da katılmasının ve kazanmasını ister ama arzu ettiği sonuç olmaz. Bundan sonrası ise ikinci dünya savaşının başlaması, ülkesinin işgali ve benzeri ek sorunlar ile zaten küçükken alt üst olan hayatının yeniden altüst olması ile kitap devam etmekte. Kızımız Nobu-San'dan kurtulacak mı? Başkanın gönlünü çalacak mı? Bunlar güzel sorular. :)
 
Kitap hakkındaki genel görüşüm: Kullanılan dil, konu ve konunun işleniş şekli harika! Gerçek bir hayat hikayesini romanlaştırılmış hali duruyor karşımızda. Geyşa dünyası gözler önünde! Yazar çok başarılı bir çalışma yapmış. Tekrar tekrar okuyup, sıkılmayacağım ender kitaplardan biridir. Her defasında heyecan verici.
 
 
Kitap önerisi: Almazsanız çok şey kaçırırsınız.

Puan: 10/10

Kitap Fiyatı: 28 (idefix ve d&r'den daha ucuza bulabilirsiniz. İki kitap birden alırsanız, en azından kargo fiyatıyla daha uygun olur, bence. :) )

KARAKTERLER

 
Sayuri, küçük yaşta bir Geyşa evine satılan ve ileride çok ünlü olan bir Geyşa'dır. Geyşa olmasının arzusunda yatan şey Başkan ismini taktığı, aşık olduğu bir adam ama işin özünde Geyşa olmaktan başka çaresi yoktu. Masmavi gözleri onun en büyük özelliğidir. :)
 
 
Hatsumomo Sayuri gelmeden önce gayet rahattı. Dönemin en ünlü geyşalarından biridir ama son derece kıskanç ve haset bir kadın ama güzel. Sanırım elinde tek sahip olduğun şey "bu" olunca, onu kaybetmemek için elinden geleni yapıyorsun. Kızı da anlıyorum.
 
 
Mameha döneminin en ünlü Geyşa'dır. Öyle ki kendine ait bir beyi bile vardır. Aslında bizim "kapatma" dediğimiz bir durumu var. Zengin bir Japon adam kendisine ev almış, tüm ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Mameha da sadece ona hizmet eder, aşk yaşar. Bir Geyşa için en büyük başarı budur. Sayuri'nin öğretmeni ve arkadaşıdır. Ayrıca Hatsumomo ile çocukluk arkadaşı ve rakiplerdir.
 


 
 
7 Ekim 2013 Pazartesi | By: YeniAy M.

Çalıkuşu

 
UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.

 

Ayakta kalacak kadar azimli ve güçlü olmak tamam da, sorunlar ile yüzleşmeden her defasında kaçarak  yeni bir hayata başlayarak mutluluğa kavuşacağına inanmak...?


Çok sevdiğin kitaplardan biridir. Reşat dedemizin en başarılı kitaplarının en üst sırasındadır. Okumadan ölmemeniz gerekir. :)

Çalıkuşu lakaplı kızımızın asıl adı Feride'dir. Feride son derece akıllı, azimli ve kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenip, durmayı da başaracak kadar güçlü bir kızdır. Bir de güzelliği dillerde bir hanım. Ama hayatı kendi kadar şatafatlı değil, maalesef. Babası Osmanlı ordusunda bir askerdir. Annesi küçükken ölür ve babası da göreve gitmek zorundadır. Kızın teyzeyi vardır ama erkek gibi olan Feride eğitim görmek zorundadır. Aileye de yük olsun istemez babası zaten. Bu yüzden de Fransız bir yatılı okula kayıt ettirir ve gider. Bir süre sonra ise babasının da savaşta şehit düştüğü haberi gelince küçük kızımız hem yetim hem öksüz kalacaktır. İşte tam da bu yüzden hayata sıkı sıkı sarılmak, eğitimini en iyi şekilde tamamlamak ve mezun olmak zorundadır. Feride, ağaçlara tırmanmayı sevdiği için çalıkuşu ismi ile anılır. Şen şakrak bir kızdır.

Tatil dönemlerinde teyzesinin evinde kalıyor ama Allah var, ne teyzesi ne eniştesi kızı ortaya koymuyor, kendi çocukları gibi davranıyor. He bir de Kamuran var(ismi farklı yazılıyor da bizim dilimiz ancak bu kadarına dönüyor. :D )... Kuzeni... Teyze oğlu.... bir de ismini şimdi hatırlayamadığım kız kuzeni daha...O kızı anmasak da olur aklımda bile kalmamış. Kamuran yakışıklı ve terbiyeli bir İstanbul beyefendisidir. Aynı zamanda da bir hekimdir.

Feride, içten içe kuzeni Kamuran'a aşk duyduğundan, hani sevdiğin insana bulaşırsın misali sürekli olarak bu oğlanla didişir, kavga eder. Ama aynı zamanda diğer insanlara göstermediği bir çekingenlikle de yaklaşır. Hani aşık olduğunuz insana çekilirsiniz de ama aynı zamanda (tek taraflı aşksa) kaçma isteğiniz doğar ya içinizden... he işte o mantık.... Neyse sonunda kızın aşkı ortaya çıkar ve bizim Kamuran da kıza karşı pek boş olmadığını göstererek evlenme teklif eder. Bizim Çalıkuşu da elbette seve seve kabul eder. Kamuran'ın 4 yıllık, evden uzakta, görevi sonrası evleneceklerdir. Dört yıl hızlıca geçer ve dönüşlerinde düğün hazırlıkları başlamıştır. Ama gelin görün ki evlenmesine günler kala bir kadın Feride'nin eline bir mektup tutuşturur ve "Kamuran başkasını seviyor." der. Bunun üzerine bu acıya dayanamayan Feride evi terk eder.

Eğitim aldığı için öğretmenlik yaparak hayatını geçindirebileceğini düşünen Feride, sonunda Bursa'ya öğretmen olarak atanır. Önceleri merkezde bir görev tayinidir bu ama okulun müdürü allem eder kullem eder kızı ilin köyüne gönderir ama köy de düzgün bir okul bile yoktur. Eh doğal olarak ne beklerken ne bulan kızımızın burada olmaktan nefret etse de zaman içinde her insan gibi, yaşadığı yere alışmaya başlar. Burada bir kızı evlatlık edinir. Ama bir gün gelen müfettişin "bu okulda ders işlenmesi mümkün değil!" deyip harap okulu mühürler, kızı da merkeze yollar. Burada da insanlar ve öğrenciler ile iyi ilişkiler kurmuştur. Öyle ki Şeyh Yusuf isimli biri bu kıza aşık olmuştur. Yakınlardır da ama adam hastalanıp ölür. Aşkını öğrenip, adam da ölünce herkesin içine çıkmaya utanan Feride buradan da ayrılır. Göçebe kızımızın Feride Çanakkale de öğretmenliğe başlar ve zengin ailelerin çocuklarına ders verir. Bir gün ise bu zengin ailelerden birinin oğlu Feride ile evlenmek ister. Bunun üzerine buradan da gitmek ister ve İzmir'e gider. Ha bire oradan oraya kaçan genç kızımız sonunda bir ailenin yanında kalıp, çocuklarına ders veriyordu ama ailenin oğlu kızı taciz eder. Bir de aşık olduğu oğlanın, Kamuranın, evlendiği haberini alınca iyice kötü hisseder.  Derken sonunda Kuşadasına gider. Tam her şey yoluna girmiş iken savaş başlar ve okulu hastaneye dönüştürülür.  Bu dönemde hasta bakıcılığını yaptığı İhsan Bey'in evlenme teklifini kabul eder. Amacı hem acıdığı adama karşı duyduğu şefkat hem de sevdiği adamı unutmadır ama İhsan beyin gözünden bu kaçmaz ve evlenmekten vazgeçtiğini söyler.

Ama savaş sonrası ölen evlatlığının acısı Ferideyi artık iyice yıkmıştır. Kızı gibi sevdiği Feride'yi yanına alan Hayrullah Bey, bir süre sonra çıkan kötü dedikoduları engellemek için Feride ile evlenir. Ama bu evlilik kağıt üzerindedir. Sonunda bu emiceyi de hastalıktan kaybederiz. Hayrullah bey, Feride'den son bir dilek diler. İstanbul'a git ve Kamuran ile konuş. Kamuran evlendiği eşini çoktan kaybetmiştir. Hayrullah Bey aracılığı ile Feride'nin günlüğü de eline geçer ve her şeyi öğrenir. Kamuran Çalıkuşunu çok seviyordur. İşin komik yanı ise her şeyin sonunda Feride'nin farkında bile olmadan sevdiği adam Kamuran ile evlenmesidir. Eh, benim her daim saçma bulduğum "vekil vekaletli" evlilik işi bu kitapta Feride'nin mutlu olması ve huzura kavuşması için işe yaramış duruyor. :)

Kitap hakkındaki genel görüşüm: Kitabın kurgusu güzel, anlatımı güzel. Dil her zaman ki gibi ;) Doyurucu ve insana dersler veren bir kitap. Benim bu kitaptan edindiğim en büyük ders "KAÇ KAÇ NEREYE KADAR?" oldu. :)

Kitap Okuma Önerisi: Almazsanız çok şey kaybedersiniz. Hazır dizisi de başladı. :D

Puan: 10/10


Kitap Fiyatı: 11

KARAKTERLER
 
 
"Çalıkuşu" Feride ve Kamuran :)
 
 
İnşallah, dizi kitaba en az %90 uyumlu giderler de Feride'nin göçebe hayatını ve oralarda yaşadıklarını iyi görürüz. Kitap Feride'nin gözünden anlatılıyor. Bundan dolayı Kamuran'ın yaşadıkları senarist kurgusu olacak. Yan konu olarak malum Tanzimatçı hareketler görüyoruz dizi de. İnşallah fazla değinmeden öyle geçer giderler. Yoksa yan konu ana konuyu zapt eder konumuna gelebilir. Sık yapılan bir hata!
 

Aşk-ı Memnu



UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.

 

Zengin bir yaşam mutluluk için yeterli mi? Arzularımızın peşinden gitmek bizim için selametli bir yol mu?


Türk Edebiyat tarihimizin en ünlü yazarlarımızdan Halid Ziya Uşakligil'in bir kitabı. Konuşmaların "konuşma çizgisi" ile ayrıldığı bir roman daha. :D Bu da Yaprak Dökümü gibi lise dönemlerimde okuduğum ve çok beğendiğim bir kitap. Durun ya, bu kitabın dizisi ne zaman yayınlanmıştı? Neyse, o zaman okumuştum, işte! :D

Osmanlının son dönemlerinde, "fes başıma fes başıma püskülü ben olayım" dönemlerinde geçen bir kitap. Zengin bir asilzade beyefendisi(diyelim) ve genç bir kızın evlenmesi ile dönmeye başlayan dolapları konu alıyor. Aslında yer yer heyecanlandığınız, yer yer "Ya Nihal ya Bihter" şeklinde ikilemde kaldığınız ama çoğu zamanda "burada anlatılan asıl noktayı kaçırıyorsunuz!" seviyesine getiren bir kitap. Genelde kitapları okurken olayın kurgusunun heyecanına dalıp, bize anlatılmak isteneni gerçekten de kaçırıyoruz. Yozlaşma, kibir, hırsın ve benzeri duyguların aileleri ve kişileri ne denli param parça edip, hayatlarını yok ettiklerini anlatıyor usta yazarlarımız ama biz öyle kurgusuna takılıp "Bihter'le beraber olsun!" , "Hayır Nihal ile birlikte olsun!" diye taraflara ayrılıyoruz!

Neyse, konuya dönelim. Zengin ama yaşlı bir adamın eşi yıllar önce ölmüştür(Bu kişi Adnan Bey). Annesi yüzünden ailesinin adı çıktığı için(anası çapkın mı çapkın zevk düşkünü bir kadın. bencil bir şey işte) evde kalmaktan korkan ve aynı zamanda annesinden neredeyse nefret eden bir genç kızımız (bu da Bihter) karşılaşırlar. Yaşlı beyzademiz de hemen aşık olur ve evlenme talebini iletir ve Bihter, seve seve, hem zengin bir hayat sürmek hem de annesinden kurtulmak için, kabul eder. Ama zaten kendi kız çocuklarının güzelliklerini kendisine rakip kabul eden, bencil anne Firdevs hanım bu durumdan hoşlanmaz. Zaten içten içe Adnan beyi kendine isteyen en başta oydu ama tercih edilmedi. Nasıl içerlemiştir, siz hayal edin. :) Peyker yani Bihter'in ablası önceden evlenmiştir. Şimdi de küçük kızı evlenecektir, hem de zengin bir erkekle ama babası yaşındaki bir erkekle. Nitekim bu izdivaç olur ve Bihter Adnan Beyin konağına gelin olarak gelir. Ama evde tek başlarına değillerdir. Nihal ve Bülent isminde iki üvey çocuğu olmuştur Bihter'in. Bir de Adnan Beyin yeğeni Behlül vardır. Adnan Behlül'ün amcasıdır. Zaten yasak ilişkinin adama daha fazla koymasının da sebebi bu değil mi?

Diziye bakmayın, sanki işledikleri onca olay doğal, düzgün ve doğru da, bir gencin kendi öz amcasını aldatması ve kendi kuzeni ile evlenmesi iğrenç, pislik, yanlışmış bir hava verip "öz yeğen değil zaten" diyerek tüm dizi boyunca bunu işlemeleri komik...

Nihal elbette her çocuk gibi annesinin yerine geçecek bir kadını istemez. Ayrıca babasını bu yeni kadından kıskanır. Hele ki Bülent yatılı okula gönderilince iyice yalnız hissedecektir. Behlül desen zaten çapkın mı çapkın bir erkek. Aşk aramaz, sadece kadınlarla eğlenir. Heyecan, kaçamaklar, tehlike gibi adranelin dolu şeyler... Bihter'de böyle bir ilişki vaat ediyor. İşin özünde göreceksiniz ki kitabın aksine iki genç birbirlerine aşık değiller. Birinin derdi eğlenmek, diğerinin derdi sıkıcı evliliğine renk katmak ve gençliğinin getirdiği arzuları yaşamaktır. Behlül sağ olsun bu konuda iyi teşvik yapıyor ya!

Sonuçta Behlül gene kişiliğine göre hareket eder ve kadından sıkılarak gider kadını başkasıyla aldatır. Üstüne bir de Nihal ile evlenmeye kalkınca kıskançlık tavan yapar ve her şey ortaya çıkar. Tamam aşk yok ama kıskançlık sadece aşktan kaynaklanmaz. Sonunda herkes her şeyi öğrenerek Bihter anası gibi bir kadın olmanın getirdiği utançtan da diyelim hadi, intihar eder. Behlül her defasında olduğu gibi "kaçar" ve bir de bizim siyah hizmetkar Beşir'imiz var, Nihale aşık olan. O da hastalanıp ölür. Zaten ilişkiyi önce bu öğreniyor ama bir şey diyemiyor. Sonunda aile Behlülsüz bir ömür yaşamaya başlarlar ama ağır duygusal yaralar eşliğinde. Zaten kitap da orada bitiyor. :)

Kitap hakkındaki genel görüşüm: Dizi fazla uzatılmasaydı kısmen kitaba baya sadıktı denebilirdi. Bir de dönem kitapları neden günümüze uyarlarlarsa! Neyse, kitabın dili eski Türkçe ama olabildiğince sadeleştirilmiş; ahengi bozulmadan. Okuyucuların bilmediği kelime ve kavramları anlatan dip sözlükler de var. Bu sayede Türkçe haznenizin gelişmesine de katkı sağlıyor. Bu yüzden bu tarz kitapları seviyorum. Kitap güzel bir dil ve harika bir kurguyla anlatılmıştı. Kitap sayfası da doyurucu.

Kitap Okuma Önerisi: Almanız şart! Unutmayın ki bu kitap Türk edebiyatında tarz olarak çığır açmış bir kitap olarak tabir edilir.

Puan: 10/10

Kitap Fiyatı: 28 (aslında bu tarz klasikler son derece uygun fiyata satılıyorlar-dı... diziler popüler olunca fiyat arttı. Ben ucuza temin etmiştim.)

KARAKTERLER
 
Sırasıyla Nihal, Matmazel(Fransız bir dadı), Firdevs Hanım, Behlül ve Bihter... Bunun dışında Adnan Bey, Bülent ve Beşir vardır. Benim tercihim kitap ile birebir olduğundan kitabın filminin resmini eklemek oldu. Kitabı okuyun bir de filmini izleyin ama asla diziyi izlemeyin. Eserleri mahveden dizilerden biri; Yaprak Dökümü gibi.

Yaprak Dökümü


 
UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.

 

Zamane dünyasında namuslu ve idealist kalmak ne kadar da zor değil mi? Ama bence en zoru bu yönde çocuklarınızı yetiştirmek.

 

Kitabımız Ali Rıza Efendi ve ailesinin son dönem yaşamlarını konu alıyor. Ali Rıza Efendi küçük bir bürokrattır. Annesi ve kardeşleri ölene kadar İstanbul'da yaşamış daha sonra, onların ölümü üzerine, İstanbul'u terk ederek 25 yıl boyunca Anadolu'da görev yapmış, evlenmiş ve aile kurmuştur. Bir oğlu ve dört kız çocuğu sahibi olmuştur. Daha sonra ise bir vesile ile tekrar İstanbul'da yaşamak için geri dönüş yapar. Elbette bunca zaman içerisinde emekli de olmuştur.
 
Yalnız İstanbul'a döndükten sonra hiçbir şey Ali Rıza Efendinin arzuladığı gibi gitmez. Ali Rıza Bey gelenekçi bir insandır ve idealist, ahlak kurallarına düşkündür. Gelin görün ki değişen zamanda çocukları, özellikle de kızları, babalarının dayattığı geleneksel yaşam ile, zamanın getirdiği ve daha ilgi çekici olan ahlaksal olarak gerilemiş yaşam tarzı arasında çatışma yaşarlar.  Daha Türkçesi Türk yaşam tarzı ile modern olduğuna inanılan Batı yaşam tarzı arasındaki yozlaşmış hayatları konu alıyor diyelim.
 
Necla ve Leyla arasındaki zenginlik ve hırs kapışmasının getirdiği aile felaketi ve kendi sonlarını hazırlamaları. Babasına en çok benzediği sanılan Şevket'in evli bir kadınla ilişki yaşayıp, evlenmesi ve çalıştığı bankadan para çalıp hapse düşmesi. Fikret'in, evin en büyüğü, tüm bu parçalanmışlardan ve huzursuzluktan kaçmak için kendisinden yaşça biriyle evlenip evden ayrılması gibi parçalanmışlar görüyoruz. Bana göre olan en çok Ayşe isimli evin en küçük çocuğuna oldu. Tüm bunlara maruz kalıp ruhsal olarak çökmüştür kız. Yazarımız onun iç dünyasına pek değinmese de tahmin etmek zor olmasa gerek? Kısacası bu kitap batı kültürüyle yozlaşan bir ailenin nasıl param parça hale geldiğini, kendi eden kendi bulur sözünün de güzelce canlandırılmış olduğu bir eser.
 
Kitap hakkındaki genel görüşüm: Yazar bize, bana göre, modernlik sayılan Batı kültürünün aile hayatlarımızı, insanlarımızı, toplumlarımızı nasıl da yozlaştırdığını, mahvettiğini tek bir aile üzerinden bize güzelce göstermiş. Kitabın geçtiği dönem çok eski dönemler ama okuduğunuzda günümüz ile aynı ahlaki yozlaşmaların hatta daha fazlasının olduğuna şahitlik edeceksiniz. Kitabı okuyanın çıkartması gereken dersin iki şey olduğuna inanıyorum: İlki Batı kültüründen uzaklaşın, kendi özünüze dönün aksi halde ahlaki yozlaşma ile kendi hayatını çökertirsiniz; ikincisi ise ebeveynler ne isterlerse istesinler, nasıl yetiştirirlerse yetiştirsinler, çocukların gelişimine ancak bir noktaya kadar katkı sağlayabiliyorlar. O noktadan sonra ip avucunuzdan kaçıp gidiyor, yapacak bir şey olmuyor. Ailelere tavsiyem çocukları kendi istediğiniz şekilde yoğurmaktan ziyade onlara vermeniz gereken belli başlı ahlaki değerleri doğar doğmaz aşılamaya başlarsanız ve iyi ile kötüyü onlara gösterirseniz çocuklarınızı ahlaki yozlaşma ve çöküşten koruma şansınız yüksek olacaktır.
 
Kitap eski dönem dili ile yazıldığından şimdiki nesil için ağır kaçabilir ama zaten "panpa (!)gençliği" Türkçe bilmediği için dilin hangi günümüzde yazıldığı pek önem arz etmiyor. Onlar için "şyle br ktp ckrtsk nsl olr?"


Bu arada söylemeden geçmeyim. Kitabımızın düzeni: konuşmaların ( - ) ÇİZGİ ile ayrılmasını seven arkadaşlar için güzel bir örnek çalışma ama artık konuşmalar bu şekilde ayrılmıyor. ;)
 
Kitap Okuma Önerisi:  Gençlere muhakkak tavsiye ederim. Hem Batı kültürünü bir bok zannetmemeleri gerektiğini öğrenmeleri için hem de Türkçe haznelerinin, cümle kuruluşlarını öğrenmeleri için. Ayrıca yazar ve kitap bir klasiktir. Tolstoydan önce kendi klasiklerimizi okuyalım. Kitap kalınlığı hayli bir ince. Bir günde biter.

Puan: 10/9
 
 Kitap Fiyatı: 16

KARAKTERLER

 
 
Sırasıyla evin en büyük çocuğu FİKRET, Leyla ve Necla, Ferhunde ve Şevket, evin annesi ve babası ve en küçükleri Ayşe.
 
 
Bu kitabın dizisi yapıldı, biliyorsunuz. Hangisi derseniz elbette KİTAP derim. Çünkü yapılan dizi sadece yozlaşmış bir aileyi anlatmıyor, aynı zamanda dizi yapımcılarının vs. de ne denli yozlaşmış olduğunu gösteriyor. Bir kerede tek bir trajedi yeter de artar bile. 

 

16 Ağustos 2013 Cuma | By: YeniAy M.

Türk Peygamber: Bozkırın Sırrı

BU KİTABA DA GÖZ ATIN: SULTANLARIN GÜNLÜĞÜ- AY ve GÜNEŞ'İN SALTANATI

 
 
UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.

Açıkçası, yıllarca, acaba Türklerin peygamberi kimdi? İsmi neydi? Nasıl bir mücadele verdi? diye düşündüm durdum.


Ahmet Turgut'un kitabı olan Türk Peygambere giriş, bir toy yani düğün ile başlıyor. Müstakbel peygamberimizin annesinin evliliğe adımını atarken gizemli yaşlı bir adamı görmesi ile ilk işareti alıyor ama elbette anlam veremiyor.

Daha sonraki aylarda gebe olan annemiz, bir mağarada, doğum sancısı tuttuğu sırada o gizemli adamı yeniden ve son kez görüyor; en azından bu dünyada. Melek Erdenay, annemize, doğan ikiz çocuklarından oğlan olanın peygamber olduğunu müjdeler ama annemiz çocuklarını doğurduktan çok kısa bir süre sonra yaşamını yitirir. Ölmeden önce ise balalarını, kocası Begrek'e emanet eder ve isimlerini de söyler; Öktem ve Aşena!

Begrek, tek başına balalarını yetiştiremeyeceğine inandığı için başka bir dul hanımla evlenir ve o hanım da bu iki balaya öz annelerinden farksız davranarak, sevgi ile büyütür. Bu zaman içinde de, kısır olduğu için eşinden ayrılmasına rağmen, Gürhan ve Aybars isminde iki oğul doğurur ve böylece ikizlerimize iki kardeş daha katılır. Ben istedim bir göz, Allah verdi dört göz gibi bir durum oldu anlayacağınız. Aşina'da üç erkeğin arasında boğulsun dursun. Şaka, şaka! Bir ailede tek kadın olmanın olumsuz yanları olduğu geldi aklıma da :) Bendeniz de iki erkekten sonra tek kızım. Gerçi, olumsuz değil olumlu yansıdı bana. :) Romana dönersek eğer, bir süre peygamberimizin yetişmesini, temeli alışını falan görüyoruz. Elbette yaşadığı toplum, hak dinden uzaklaşmış bir toplum.

Gel git zaman, kardeşi Gürhan'ın işlediği cinayet ve arkasından bu yüzden öldürülmesi elbette aileyi ve Öktem'i sarsıyor. Elbette onu yakalatan Öktem olduğu için ailesi ile arası açılmış bir durumdaydı. Bu, karakterimiz için ilk kırılmalardan biri diyebiliriz. Zamanı geldiğinde de, annesi gibi, Melek Erdenay ile karşılaşıyor ve peygamberlik makamı müjdeleniyor. Bundan sonrada peygamber Öktem'in tebliğe başlamasını, halkının çek atı altında toplamasını, kafirler ile savaşmasını izlemeye, özür, okumaya başlıyoruz.

Ayrıca tarihte bildiğimiz "Altın Elbiseli Adam" da bir şekilde, kısmen, kitaba dahil edilmiş bir şekilde karşımıza çıkıyor ki kendisi peygamberimizin baş düşmanlarından. Biliyorsunuz, tarihteki genç hatta ergen yaşta ölmüş bir çocuktu ama kitapta, yazarımız, ondan ilham alarak yetişkin bir karakter çizmiş.

Kitap hakkındaki genel görüşüm: Kitabın kurgusu çok iyi, heyecan verici noktaları var. Ben, özellikle eski Türkçe kelimelerde ve kişilerden bahsetmesini, bazı töreler hakkında bilgilendirmesini ve  bu konuda dipçe vermesine bayıldım! Kitap sonrası, bebeklere "bala" demeye başladım. Konular arasında hızlı geçişler yok, çok yavaş geçişler olduğunu da söyleyemem.  Kalınlığı zaten kolay kolay kısa geçişler vermediğini gösteriyor. Kitabın son bölümünde yer alan "İkizlerden Sonra 3000 yıl" alanı da çok iyi olmuş. Ve, evet. Konu 3000 yıl öncesinde geçiyor. :) Anne-Baba adayları, çocuklarımıza ne isim versek acaba diye düşünüyorlarsa bu kitap güzel öneriler veriyor(lütfen, balalarınıza, manası adam gibi isimler ekleyin ve fazla kullanılmayan). ;)

Kitap Okuma Önerisi:  Alınması gereken bir kitap.
Puan: 10/8


Kitap Fiyatı: 20.50


 
Bir Kurtlar Vadisi Pusu, kitap önerisi daha. Bu dizide gördüğüm ilk kitap buydu. Bundan sonra da acaba başka ne kitap önerecekler diye sürekli takipte kaldım.
 
BAŞKARAKTERLER
 
 

Türk peygamberimiz ÖKTEM. Temsili olarak koyduğum bir resim. Biliyorsunuz, geleneklerimizde peygamberlerin yüzlerinin görünmemesini tercih ediyoruz. Bu yüzden ben de böyle bir resmi tercih ettim. Kendisi baş karakterimiz ve Türk peygamberidir. Annesi doğumdan sonra ölen, ikiz bir kardeşi(kız) olan bir kişi. Peygamberlerin genel anlamda özellikleri belli olduğundan, özel olarak eklemem gereken bir şey olduğunu düşünmüyorum.

Aşena, peygamber Öktem'in ikiz kız kardeşi. İkiz olmanın da verdiği bağ yüzünden midir bilinmez, kardeşine ilk iman edenlerden ve sürekli olarak onu destekleyen en başat şahıstır. Roman boyunca göreceksiniz. Ayrıca, Aşena öyle sıradan biri olmak için doğmuş biri de değil. Kendisinin de müjdelenen bir kaderi vardır.



 
Erdenay, kutlu haberler getirildiğine inanılan yaşlı görünümünde bir ruhtur. Biz, İslami bilgiye uyarlarsak, kendisi Hz. Cebrail olmaktadır ve yaşlı biri olarak görünmektedir. Kitapta ara ara kendisini göreceksiniz ne de olsa kendisi, Allah'ın elçisi ve peygamberlere vahiy indirmek başlıca görevleri arasındadır. Bu eklediğim minyatür gerçek arkadaşlar ama elbette bunu yapanlar temsili bir resim koymuşlar ki sağdaki adını hatırlayamadığım bir peygamber ve tam ortadaki dört kanatlı kişi de Erdenay, yani Hz. Cebrail.
 
Bu kitabın kurgu olduğunu söylemem gerekir mi? :D