tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
22 Ocak 2024 Pazartesi | By: YeniAy M.

Türk Memlüklerin Faziletleri

 


KÜNYE

Yazar: Ebu Muhammed el-Makdisi

Yayınevi: Yeditepe Yayınları

Yayın Yılı: 2019

Sayfa Sayısı: 96

TANITIM BÜLTENİNDEN

Türklerin meziyetleri hakkındaki eserlerden biri olan bu kitap Mısır memlükleri zamanında, Fatih devrinde yaşayan Muhibbeddin Ebu Hamid el- Makdisî (el-Kudsî) tarafından Hicri 881/ Miladi 1476 yılında yazılmıştır.

 

Yazar bu kitabında Mısır’da kurulan İslam devleti tarihinden kısaca bahsettikten sonra, ikinci kısmında Mısır’a getirilip memlük askeri yetiştirilen Türklerin meziyetlerinden bahseder. Onların kahramanlıklarını, Mısır toplumu içindeki ülke müdafaasındaki yerlerinden bahseder.
Öyle anlaşılıyor ki, bu devirde Mısır’da hüküm süren Kıpçak, Çerkes memlükleri Mısır’ın gerçek sahipleriydi. Mısır halkı sadece kendi işleriyle ilgilenip, barış ve sükûnet içinde yaşıyordu. Yazar bu arada Memluk Türklerin ahlaklarının, karakterlerinin yüksekliğinden, halk arasında sözlerinin geçerliliğinden, yaşadıkları lüks hayattan, Türklerin güzelliklerinden, bilhassa kadınların güzelliğinden, memlük düzeninin son zamanlarda bozulduğundan, memlüklerin şımardığından bahseder. Türklerle ilgili çalışmalarının son halkası olan bu kitabın okuyucular tarafından ilgiyle karşılanacağını umarız.


#TürkMemlüklerinFaziletleri isimli kitap, #Cahiz’in #TürklerinFaziletleri kitabına benziyor(aynı yayınevinden çıktı). Temel amaç zaten aynı, Türklerin sahip oldukları faziletleri anlatmak. Cahiz’in kitabı 800’lü yıllardan başlarken #muhibbeddinebuhamitmakdisi de Memlük Devleti dönemini Kıpçak Türklerini konu alıyor.

Kitabın ilk kısmı Mısır’da hüküm sürmüş hükümdarlar/devletleri ve kaba tarihi özetini yaparken ikinci kısımda asıl konumuza geliyoruz. Yazar, bir gece tefekkür edip; Allah’ın Türklere İslamı bahşedip bu topraklara getirmesinin hikmetini sorgulamış ve bu küçük kitabı yazmış. Kendisi de bir Arap olmasına rağmen biraz kendi halkının sosyokültürel durumunu eleştirmiş. Genel olarak beğendiğim bir kitap, ilgilinizi çekerse tavsiye ederim, zaten ince bir kitap, bir günde biter.

“Bil ki Allah, kullarına sayısız büyük nimetler bahşetti. Sadece O’nun insana verdiği İslam ile Mısır’a Türklerin getirilmesi nimet olarak bize yeter.”

“Onların özelliklerinden biri, kendilerinden olanlara veya KENDİLERİNE SIĞINANLARA aşırı bağlılıklarıdır.”

“Onların özelliklerinden biri çoğunda az görülen hasettir.”

“Onların üstün vasıflarından biri aralarında Allah’tan çok korkanların çıkmasıdır…”

“Onların meziyetlerinden biri cesaretleri, kalplerinin kuvvetli olması dolayısıyla ölümle karşılaşınca korkmamalarıdır.”



 

Türkiye Selçukluları Kültür Hayatı (Menakıbü'l-Arifîn'in Değerlendirilmesi)

 


KÜNYE

Yazar: Aydın Taneri

Yayınevi: Türk Tarih Kurumu

Yayın Yılı: 2021

Sayfa Sayısı: 79


Bu sefer #Türkiye #Selçuklu kültür hayatıyla karşınızdayım. Esasen eser 70’li yıllar gibi çok eski dönemlerde ve sadece dönemin şahıslarından Eflaki’nin eserinin baz alınmasıyla yazılmıştır. Kendisi ayrıca Mevlevi tarikatının bir müridi. Bu sebeple eserinde bu yönünü öne çıkartarak mübalağa vb. şekilde bazı şeyleri kaleme almıştır ve ayrıca bana göre tek bir kişinin yazdıkları ile sınırlanarak o dönemin kültürel hayatının tamamen sağlıklı şekilde yansıtılmış olunabileceğinden de şüpheliyim, tabi Eflaki olmayan bir adedi ekleyeceğini düşünmüyorum ama yazar, tek bir şeyi genelleme yapmış olabilir, sağlamasını yapmak için aynı konuda başka eserler okumak gerekir ama genel olarak özet niteliği taşıyan oldukla hoş ve ilgi çekici bilgiler verilmiş.

Misal bugün çoğu kişinin bildiği #tirit yemeğinin en azından ortalama 1000 senelik olduğunu ve 13 y.y’da oldukça ünlü olduğunu söyleyebiliriz. Bununla beraber bugün yaşattığımız birçok adet ve anlayış o dönemlerde birebir uygulanmaktadır: altın takmak, çeyiz/başlık parası, çeşitli sebeplerle para saçmak, matemde sofra kurmak gibi…

Bununla beraber tıp, çağdaşlarına (Batı bilhassa) göre oldukça ileri ve isabetlidir(bence). Bununla beraber tarikatların da psikoterapi yöntemi ile insanları tedavi ettiği örnekler vardır, bilhassa psikolojik kaynaklı hastalıklar karşısında ki halk ağzıyla hastalık hastası tipler her çağda bol bol mevcut. Elbette eski inançtan kalma yaklaşımlar da var; her hastalığın bir cini olduğu düşünülürmüş ve hastalık, günah işlediğinde zayıfladığından; cinin kişiyi ele geçirmesini kolaylaştırırmış, bu sebeple her hastalık bir yerde bir günah/hata işlemenin sonucu olarak algılanma eğiliminde görülüyor gibi… Diğer yandan eğlenceye düşkün görünüyorlar, en azından çağdaşı olan Türkler ile karşılaştırıldığında eleştiriye maruz kalacak kadar… Sultan Baybars’ın Anadolu’yu ziyaret ettiğinde bu eğlence algısı yüzünden onları eleştirdiği bir bilgi paylaşımı mevcut. Yine de bu belki onun kişisel görüşüne göre de olabilir tabi… başta dediğim gibi tek bir şeyden yola çıkarak bu tür genelleme yorumları sağlıklı değil kitapta, yine de dikkate değer bilgiler. #Tarih #TürkTarihi #TürkTarihKurumu #Türk



11 Temmuz 2023 Salı | By: YeniAy M.

Türklerin İslamı Kabulü


KÜNYE

Yazar: Osman Karatay

Yayınevi: Kripto Yayınları

Yayın Yılı: 2022

Sayfa Sayısı: 224

TANITIM BÜLTENİNDEN

Türklerin İslam'ı kabulü tarihteki en önemli olaylardan biridir. En az İslam'ın ortaya çıkışı kadar önemli ve etkilidir. Daha önce Araplar ve bağlılarının dini olan İslam, Türklerle birlikte evrensellik kazanmıştır. Fakat bu önemli konuya tarihçice yaklaşımı fazla bulamıyoruz. Duygu ve yargılar daima önde duruyor. Mevcut eserlerde İslamlaşma sürecinin ayrıntılı hikayesi anlatılsa da, tahlili pek yapılmamıştır. Bu kitap belki herkesi kızdıracaktır ama herkesin de onaylayacağı gerçekleri dile getiriyor.

 

Prof. Dr. Osman Karatay daha önce "İran ile Turan" ve "Türklerin Kökeni" adlı kitaplarıyla eski Avrasya'nın etnik yapısını hallaç etti ve "Bey ile Büyücü" adlı eseriyle İslam öncesi toplumun inanç dünyasını ayrıntıyla inceledi. "Hazarlar" ve "İlk Oğuzlar" adlı kitapları ise İslam'ın ortaya çıktığı günlerdeki en önemli iki Türk topluluğunun ayrıntılı tarihlerini içeriyor. Bu kitap işte bu temeller üzerine kurulmuştur ve Türklerin İslamlaşma sürecinin tahlilini içermektedir.


 #KİTAPYORUM Bu sefer karşınızda başka bir #tarih kitabıylayım. #OsmanKaratay’ın kaleminden #TürklerinİslamıKabulu genel olarak beğendiğim bir #kitap oldu. Bu tür kitaplarda genelde insanlar Müslüman oldular çünkü çok uyumlu idi vs. şeklinde bir anlatım tarzı bekliyorlar ama Osman hoca hem kanıksanan bilgilerin aksine bir resim çiziyor hem de başka türlü bir yaklaşım sergiliyor.


1. Tez: #Türkler kılıç zoru ile mi yoksa kendi seçimi ile mi Müslüman olduğu sorusuna genel olarak “Türkler Müslüman olduğunda kılıç Türklerin elindeydi, hakim olan da kendileriydi.” diyerek bunun nasıl olduğunu çağ çağ yaşanan gelişmeleri anlatarak açıklıyor.


2. Tez ise Müslüman oldular çünkü birebir uyuyordu inançları kısmını reddetmesi. Hocaya göre aynı/benzer inanç sahibi olmak din değiştirmeyi hızlandırmaz(çünkü kendisinde de aynısı/benzeri vardır) ama uyum sağlamayı kolaylaştırır diyerek Türklerin, İslamlaşma sürecinin tarihsel olayları anlatarak açıklamaya çalışmış.


Kitapta katılmadığım noktalar da vardı elbette ama öne sürülen bilgiler mantıklı geldi, tartışmaya ve geliştirmeye müsaitler. Bununla beraber "neden müslüman oldu" sorusuna yaklaşımı muhtemelen eksik olan kısımlar var veya bazı kısımların etkisini küçümsemiş hoca. Misal zaman içerisinde bölgeye giden sahabelerin attığı tohumların zaman içinde yeşermiş olması düşüncesine çok önem vermemiş gibi geliyor(tamam, tek başına bir etken olamaz yayılan zamanı düşünürsek ama etkisiz elaman da değil. Hiçbir şey tek bir sebeple meydana gelmez, birden fazla sebeplerin bir araya gelmesiyle uygun ortamda doğmasıyla oluşur). Konuya ilginiz varsa tavsiye ederim, ben kitabı beğendim. Daha önce yaklaşılmamış bir bakış açısı sunuyor ve bazı kalıpları yıkıyor diye düşünmekteyim.



Hocanın daha önce okuduğum diğer iki kitabına da bir göz atın.

Türklerin Kökeni

Bey ile Büyücü

M.Ö. 1177 Medeniyetin Çöktüğü Yıl

 




KÜNYE

Yazar: Eric H. Cline

Yayınevi: Bilge Yayınları

Yayın Yılı: 2023

Sayfa Sayısı: 288

TANITIM BÜLTENİNDEN

M.Ö. 12. yüzyılda, Doğu Akdeniz’i çevreleyen topraklarda hüküm süren uygarlıklar büyüyor, gelişiyor, savaşıyor ve tarihte izlerini bırakıyordu. Geç Tunç Çağı’nın bu büyük devletleri, tıpkı üç bin yıl sonra yerlerini alacak olan ülkeler gibi birbirleriyle iletişim kuruyor, ticaret yapıyor ve diplomatik ilişkiler sürdürmeye çabalıyordu: Hitit kralları Girit malı giyecekler giyiyor, Minoslu ustaların eserleri Mısır’daki sarayları süslüyor, krallar ve firavunlar siyasi nedenlerle komşu ülkelerin prensesleriyle evleniyordu.


Fakat tüm bu güçlü devletler, M.Ö. 1177 yılından itibaren domino taşları gibi yıkıldı. Mikenler, Hititler, Kenanlılar, Asurlular, Minoslular, hatta Mısırlılar tarihe gömüldü. Tarihçilere göre, bu uygarlıkların, yazının, teknolojinin ve mimarinin sonunu getiren, “Deniz Kavimleri” diye adlandırılan esrarengiz toplulukların saldırılarıydı. Ancak Deniz Kavimleri, bu kadar büyük bir çöküşe tek başına neden olmuş olamazdı. Gerçekte ne yaşandı?


Arkeolojik buluntuları, yazıtları ve mektupları kullanarak dönemi okurun gözünde ilgi çekici bir şekilde canlandıran Eric H. Cline, birbiriyle bağlantılı çok sayıda unsurun nasıl bu devletlerin sonunu getirdiğini anlatıyor. Cline, doğal afetler ve iklim değişikliği kadar, istilalar, savaş ve karşılıklı bağımlılık gibi insan eliyle gerçekleşen şartların da bu sona katkıda bulunduğunu ortaya koyarak, Geç Tunç Çağı’nın büyük devletlerinin yükselişi ve düşüşü ile ilgili canlı, renkli ve düşündürücü bir analiz sunuyor.


Hititler kitabını okuduktan sonra okumaya karar verdiğim tarihi araştırma buydu. Arkasını okuduğumda Deniz Kavimleri üstüne kurulu, gizemlerin, tamamen olmasan bile kısmen, aydınlatıldığı bir çalışma diye düşünmüştüm.


Peşinen söyleyim, kesinlikle öyle değil! Kitap, Tunç ve Geç Tun Çağı'nda varlığını sürdüren Antik Mısır'dan tutun Hititlere kadar tüm mevcut kadim krallıkları konu alan bir eser. Temel amaç ise Geç Tunç Çağında bir anda çöken bu medeniyetlerin çökme sebeplerini araştırıp bulmak. Bu açıdan hayal kırıklığı oldu, yani Deniz Kavimleri üstüne kurulu olmaması ama onlardan hiç bahsetmiyor demek değil. Aslında tarih öncesi devirle ilgili çok fazla gizem var ve bizim elimizde de yapboz parçası gibi çok az belge var.

Yazarın yaptığı ise tüm o belgeler ışığında ( Hitit kitabında olduğu gibi) kendi mantıklı çıkarımlarını yaparak sebepleri aramak oldu. Açıkçası oldukça ilginç bir dönem olduğunu söylemem gerekir ama kitapta anlatılanlar Anadolu-Akdeniz- Mezopotamya bölgesi ile sınırlı elbet. O zamanlar da oldukça küresel bir dünya olduğu çıkarımını yapmak mümkün görünüyor; ticaret ve politik ağlar oldukça sıkı örülmüşe benziyor ( ben öyle anladım en azından) hatta krallar arasındaki ilişki oldukça hoşuma gitti. Deniz Kavimleri olduğu (yahut başka bilinmeyen) düşman saldırıları karşısında birbirinden yardım isteyen hatta tavsiye alan/veren hükümdarların ilişkisi nedense kafamda sıcak bir ilişki canlandırdı. Elbet bu sizi yanıltmamalı, neticede bunlar her daim kendi ülkesinin çıkarlarına öncelik veren insanlar. Hitit kitabında da zaten büyük kral kardeşliği gibi bir şeyden bahsedilmişti, bu ilişki ağı da biraz bundan kaynaklı.

Deniz Kavimlerine tekrar dönersek kökenleri tam bir muamma. Onlar hakkında net bilgi veren sadece Mısır kaynakları; birden fazla kavmin bir araya gelmesi ile oluşan bir çeşit göçmen halklar gibi görünüyor. Kavimlerine verilen isimlerden yazar(ve diğer araştırmacılar), o dönem bilinen bazı halklarla bağlantı kurmaya çalışmış ama bunlar tamamen isim yakıştırmasından başka bir şey değil, ikna edicilikten çok uzak. Bu sebeple hala gizemini koruyorlar. Muhtemelen iklim değişikliğinin tetiklediği bir çeşit kavimler göçü olmuş zira o dönemde iklim değişimi de oldu. Günün sonunda depremler, saldırılar, çöken sistem gibi birçok sebebin birleşimi, zaten küresel olarak birbirine de bağlı olan bu krallıkların arka arkaya çökmesine neden olmuşa benziyor ama bu da kesin değil fakat hem yazarın hem de okurken edindiğim kendi izlenimim bu oldu. Zira bahsedilen olası sebeplerin hiçbiri tek başına buna sebep verebilecek etkiye sahip değil ama hepsi ve bilinmeyen başka sebeplerle birleşince, gayet mümkün görünmekte. İşin ironik yanı ise okurken günümüzle de örtüşen bazı noktalar göreceksiniz ve "eyvah, tekerrür ediyor galiba," diyeceksiniz. Ben "s*çtık" dedim hani. ldnasndas

Kitap güzel, okurken hap gibi bilgileri yutmayın. Neticede yazar, kendi çıkarımını yapmış, size kendi fikrini dayatmasına izin vermeyin. Bu tür şeyler için çapraz okuma her zaman faydalıdır, diğer araştırmacılar ne diyor ve neye dayandırıyor... bunları da bilmek isterim. Bu arada kitap birçok ödül almış, kıymet verilen bir eserdir. Niyet edenlere şimdiden keyifli okumalar dilerim.






Hititler: Anadolu Savaşçıları

 


KÜNYE

Yazar: Trevor Bryce

Yayınevi: Kronik Kitap

Yayın Yılı: 2021

Sayfa Sayısı: 320

TANITIM BÜLTENİNDEN

Hititler, Geç Tunç Çağı’nda Antik Yakındoğu’nun en büyük askeri gücü hâline nasıl geldiler? Düşmanları karşısındaki zaafları nelerdi? Anayurtları olan ve denizlerle bağlantısı bulunmayan Anadolu’nun ırmaklarının seyrüsefere imkân tanımayışı karşısında ne tür önlemler almışlardı? Nüfuslarının azlığıyla ve kimi zaman ülkelerini kasıp kavuran salgın hastalıklarla nasıl mücadele ediyorlardı? Bu antik imparatorluğun yükselişinin ve parlak başarılarının arkasında hangi güçler yatıyordu? 

Antik dünyanın, tarihi üç bin yıldan fazla bir süredir kayıtlardan silinmiş olan ve en gizemli uygarlıklarından biri olarak gösterilen Hititleri olabildiğince canlı ve alışılmadık bir üslupla kaleme alan Trevor Bryce, hem Hitit savaşçılarını hem de Hititlerin toplumsal, dinî ve siyasî kültürünü açığa çıkarıyor. Çok sayıda soruya yeni çözümler öneren Bryce, bir yandan Kadeş Muharebesi’nde (MÖ 1274) II. Ramses’i neredeyse bozguna uğratmayı başaran Hititlerin savaş arabalarını nasıl ustalıkla kullandıkları konusundaki sır perdesini ortadan kaldırırken, diğer yandan kendilerini panteonlarındaki ibadetlerine adayışlarını masalsı bir dille anlatıyor. Yüzyıllar boyunca otoritelerini pekiştirmelerini sağlayan yeni bir diplomatik sistemi nasıl dahice idare ettiklerini detaylı biçimde okuyucuya sunuyor. 

Hititlerin askerlikteki ustalıkları dışında üzerinde durulması gereken birçok sıra dışı konuya dikkat çeken elinizdeki eserle birlikte Hititlerin dünyasındaki festivallere, inşa ettikleri tapınak ve saraylara konuk olacak; geleneklerini, batıl inançlarını ve işledikleri suçları öğrenecek, kraldan köleye uzanan toplumsal hiyerarşilerini keşfedecek, antik dönem evlilikleri gibi pek çok ilginç konuda bilgi sahibi olacaksınız.

“Hititler: Anadolu Savaşçıları”, okuyucuyu destansı ihtişamla günlük yaşamın mahremiyeti arasında yolculuğa çıkaran, haritalarla ve resimlerle donatılmış bir tarih ve kültür başyapıtı…


Arkadaşım Meryem’e göndermek için aldığım ama ilgimi çekince üstüne çöküp ona yenisini alıp gönderdiğim #kitap.


Genel olarak kitap, Hitit tarihinin bir özeti sayılır. Buna ek olarak kaynakların yetersizliğinden kaynaklı olarak bilinmeyen kısımlar üzerinde biraz beyin jimnastiği yaptığı; bazı noktaların roman havasıyla kafadan canlandırıcı bir betimlemeyle anlatıldığı hoş bir tarih kitabı ama bazı yorum ve açıklamalarına oldukça şüpheyle yaklaştığımı söylemem gerekir, abartılı olabileceğini düşündüğüm noktalar da var. Dahası “kaynak eksikliği” noktasında yapılan yorumların bazısı büyük olasılıkla” cümlesi altında kuruluyor ve bu sebeple okurken bunların keskinlik olmadığını kafamızın bir köşesinde hatırlamak gerekir.

Doğrusu Hitit tarihini okumak eğlenceliydi, kafamda kurgu için güzel bir kaynak oldu. Kaynakların yetersizliği noktasında bazı yönlerinin karanlık kalması üzücü olmuş, özellikle de yok oluşunun sebebinin tam belli olmaması. Tunç Çağı sonlarında bilinmeyen bir Deniz Kavimleri saldırısından bahsediliyor, Mısır dahil her yeri yakıp yıkmışlar.

Bir cuma günü öğlen iklim tarihi belgeselinde bunlardan bahsetmişlerdi, daha önce de bununla ilgili bir kitap aldım. Sonraki okumak istediğim Doğu Akdeniz medeniyetlerinin çöküşüne sebep gibi görünen bu bilinmeyen Deniz Kavmine (iklimin de (?)) ek olarak başka hangi şeylerin sebep olduğunu sorguluyor. O da artık başka kitap yorumuna inşallah.

Hitit kitabını alıp okumanızı da kesinlikle tavsiye ederim.



 

16 Aralık 2018 Pazar | By: YeniAy M.

Payitahtın Son Sahibi "Abdülhamid Han"


KÜNYE

Yazar: Talha Uğurluel 
Yayıncı: Timaş Yayınları
Sayfa: 256
Baskı Yılı: 2018 

TANITIM BÜLTENİ

Yaptığı geziler, televizyon programları ve yazdığı kitaplarla birçok insana tarihi sevdiren Talha Uğurluel, Sultan II. Abdülhamid’in kişisel tarihindeki detaylar üzerinden İmparatorluğun son günlerini anlatmaya devam ediyor. Uğurluel, siyasi tartışmaların ve politik heveslerin dışına çıkarak II. Abdülhamid Han’ın gayriresmî tarihine ve İmparatorluğun son günlerine bir başka pencereden bakıyor. Zat-ı Şahane’nin kendi hikâyesine kulak kabartıyor ve karşımıza sesleri bugüne uzanan birçok hatıra çıkarıyor.
* Sultan II. Abdülhamid, amcası Abdülaziz döneminden nasıl dersler çıkarmıştı?
* Yönetim merkezini neden Yıldız Sarayı’na taşıdı?
* Otuz üç yıl boyunca Cuma Selamlığı’nı neden hiç aksatmadı?
* Osmanlı coğrafyasının dört bir yanına yaptırdığı okullar imparatorluğun geleceğini nasıl şekillendirdi?
* Hamidiye Hicaz Demiryolu projesiyle neyi amaçladı?* Dünyayı ayağına getiren fotoğraf merakının altında yatan sebepler nelerdi?
* Türk Müzeciliğinin kurulmasına nasıl katkı sağladı?
* Tarihi tablolaştıran Sultan Hamid’in sanata ve sanatçıya verdiği önem…
* Abdülhamid Han’ın kütüphanesini hayatı bahasına koruyan Serhafızıkütüb Sabri Efendi’nin hikâyesi…
* Sürgün günlerinde neler yaşadı?
* Cenazesine katılan halk, arkasından nasıl seslendi?
Uğurluel bu çalışmasında, siyasi tartışmaların uzağındaki “öteki Abdülhamid’e” odaklanarak karşımıza hayatın bütün renklerini barındıran bir portre çıkarıyor.

Talha hocanın "Abdülhamid" serisinin 2. ve son kitabı. İlki Bir Dehanın İzleri idi.

Bildiğiniz üzere Talha hocanın sıkı bir takipçisiyim, neredeyse tüm kitaplarını alıyorum. Haliyle serimizin devamını kütüphaneye eklemez isem büyük eksiklik olurdu. Kitabın akıcılığı ve anlatımı bildiğimiz Talha Uğurluel; masalsı ve sıkmadan; bilinmeyen ayrıntılarla ve güzel resimlerle süslenmiş kitap, beğenimize sunulmuş.

Kitaba giriş Abdülhamid Han'ın şehzadelik döneminde yaptığı Batı ve Mısır yolculukları ve gözlemleri ile başlıyor. Bu ziyaretler genç şehzadenin, Türkiye toprakları ile batı toprakları arasında mukayese etme ve ileride eksikleri tamamlama açısında girişimler için güzel bir mihenk taşı oluyor. Daha sonra Yıldız Sarayı'nın yapımı, yapım sebebi ve yapım şekline değinen bir bölüm karşımıza çıkıyor. Saray 4 ayrı müteahhit tarafından tasarlanır ve böylece sadece Abdülhamid Han'ın kendisi sarayın tüm şemasını, her bir ayrıntısına, gizliliğine vakıf kişi olur. Ailesinin başına gelenlerden sonra üst seviye önlemler alması gayet makul ve mantıklı elbette. Sonraki bölümlerde de kurdukları birliklerden sanatçılarla çalışmasına kadar bir çok farklı noktası konu edinilmiş.

İlki kadar güzel ve değerli bir çalışma ama şahsen ilk kitabı daha ilgi çekici ve zengin içerikli bulmuştum; bir sürü cümleyi çizmiş iken ikincide çok fazla çizme gereği duymadım. Yine de genel olarak beğendiğim bir kitap oldu. Eğitim ve benzeri konulardaki bilgiler ayrıca ilgimi çekti. Tavsiye ederim(zaten ilkini okuduysanız ikincisini almamak olmaz.).

(DİPÇE: Ben bu kitabı okuyup, yorum yaptıktan sonra "yayım" sırasına almıştım ve tam sırası geldiği sıralarda  malum haberler gündeme düştü, açıkçası gerçekten hayal kırıklığına uğradım ve üzüldüm. Şimdilik beklemede kalmaya devam ediyorum, bakalım. )
(İnternet sitelerinde net fiyatı farklılık gösterebilir.)

3 Nisan 2018 Salı | By: YeniAy M.

Türk Mitolojisi 'Türklerde Yaratılış Ve Evren Tasarımı'





KÜNYE
Yazar Nuray Bilgili
Yayıncı: Kripto Yayınları
Sayfa320
Baskı Yılı: 2017

TANITIM BÜLTENİ


Türk mitoloji, destan ve efsanelerindeki “Şifreler” diyebileceğimiz, “Arketipler ve Motifler”, olabildiğince bilimsel kaynaklar referans alınarak çözümlenmeye çalışılan bu eserde, Türk evren tasarımı ve Türk düşünce ve mantık sistemi, Türk yaratılış mitolojileri dediğimiz Altay ve Yakut Türklerinin söylence kültüründeki anlatıları ve bu anlatılarda adı geçen Tanrı ve Tanrıçalar, Göktürk ve Uygur Türeyiş mitolojilerindeki ayrıntılar, bir kozmoloji mit’i olan ve evrenin yaratılışı alegorik bir dille ve şifreli olarak anlatılan Oğuz Kağan Destanı ilginç detay ve fotoğraflarla incelenmiştir.


Bir toplumun düşünce biçimini anlamak için, bilinçaltında kalan ve kuşaktan kuşağa aktarılan söylencelerini bilmemizin gerekmektedir. Örneğin yeni doğum yapmış kadına neden kırmızı eşarp bağlandığını, albasmasının ne olduğunu, ya da neden rüyada saç kesmenin ölüm olarak yorumlandığını anlamak için Türk Mitlerini de bilmek gerekir. Mitolojiler ile bağlantılı bütün imgeler ve simgeler topluluğu, gerçekte o toplumun bilinçaltının kalbidir ve bilinenden çok daha önemli işlevlere sahiptir. En önemli ve temel işlevi bilincimizi evrimleştirmek, Tanrıyla bütünleşmek ve ufkumuzu sonsuzluğa açmaktır.
Kripto Yayınlarının kitaplarını genel olarak beğeniyorum; daha alıp da pişman olduğum yayını yok. Daha önce okuduklarım arasında şu kitapların yorumuna bakabilirsiniz: Çağdaş Bilimler Işığında Oğuz Kağan Destanı , Türklerin Kökeni ve Yahudiliğin Büyük Sırrı Şimdiki kitapla beraber 4. yayınlarını okuyorum. Bakalım sonrakiler ne olacak. :)

Haydi Bismillah.


Geçen sene okuduğum Türk Mitolojisi kitabının yorumunu hatırlayan varsa, Mergen, Kara Han vs. ilah olarak tapınılan kişiler hakkında bilgilerin eksik olduğunu söylemiştim. Yani kimdir bunlar, neyin nesidir, neden ilah diye tapmışlar? Bunları merak ediyordum ama 600 sayfalık kitap bunlara değinmemişti; ağırlıkta destanlar vs. üzerine değinilmişti ki bu açıdan da kendi içerisinde değerli buluyorum elbette.

Türk Mitolojisi 'Türklerde Yaratılış Ve Evren Tasarımı' kitabı işte bana tam da bu arzuladığım bilgileri sunuyor, resimlerle de süslenmiş ki her bir resmin anlatılan konu ile ilgisi söz konusu olduğu için pekiştirmek vs. açısından da güzel oldu. Şöyle söyleyebilirim ki binlerce yıllık bu tamgalar ve manaların Osmanlı dönemine kadar kullanılması ama günümüzde unutulmuş olması biraz üzücü.

Misal Osmanlı Padişah tablolarında sultanların el hareketlerinin birer manası olduğunu biliyor muydunuz? Bugün masonların kullandığı pergel ve gönyenin, onlardan çok önce Budist Türkler tarafından minyatürlere çizildiğini ve yaratılışla ilgili bir anlatımı olduğunu biliyor musunuz? Bugün Yahudiler(koruma tılsımı olarak tek göz barındıran el) ve Müslümanlar(Hz. Fatma anamızın eli) tarafından kullanılan elin aslen Umay Ana'nın şifa verici ve koruyucu eli olarak eski Türkler tarafından kullanıldığından haberdar mısınız? Evren ve Ejderha ilişkisinden tutun Gamalı Haç ve normal Haç'ın Hristiyanlık ve Hitler öncesi kozmik manalarına; ant işaretinden tutun burçlara kadar nice bilgiye bu kitaptan ulaşabilirsiniz.

Oldukça tatmin ediciydi ve ileride kitaplarım için faydalı olacağına inandığım bir çok bilgiye vakıf oldum, tekrar tekrar okunacak bir kitap; mitlere ve tamgalara daha bir dikkatle bakılması gerektiğini öğreten bir kitap... Kesinlikle edinmenizi ve okumanızı tavsiye ederim.

(İnternet fiyatları, sitelere göre farklılık gösterebilir.)
29 Aralık 2017 Cuma | By: YeniAy M.

İslamiyet ve Türkler



KÜNYE
Yazar Prof. Dr. Hakkı Dursun Yıldız
Yayıncı: İlgi Kültür Sanat Yayınları
Sayfa280
Baskı Yılı: 2011
TANITIM BÜLTENİ

İslâmiyet'in kabûlü Türkler'e yeni bir ruh ve kuvvet vermiş, Asya steplerinden Avrupa içlerine kadar uzanan büyük ve uzun ömürlü imparatorlukların yaşamasında başlıca sebeplerden birisi olmuştur. Bundan daha önemlisi, İslâmiyet'in ortaya koyduğu prensiplerin millî bünyelerine uyması sebebiyle Türkler varlıklarını koruyabilmişlerdir. İslâm dinîni kabûl etmiş olan Türk boylarından hiç birisi, millî varlıklarını kaybetmemişlerdir. Bu bakımdan Türkler'in İslâm dinîne toptan girişleri, diğer din ve medeniyetlere intisablarından farklı olarak doğurduğu büyük ve müsbet neticeler itibarıyla yalnız Türk ve İslâm tarihinin bir dönüm noktasını teşkil etmekle kalmaz, dünya tarihinin de en büyük hadiselerinden biri sayılacak bir ehemmiyet taşır. Türkler, İslâmiyetle daha ilk fetihler sırasında temasa geçmelerine rağmen ancak üç asır kadar sonra X. Asrın ortalarında büyük kitleler halinde bu dinî kabûl etmişler ve kısa zaman sonra İslâm dinî Türkler'in millî dinî haline gelmiştir. Bu üç asırlık uzun tarihi devrenin ilk yarısında Türkler ile Müslümanlar arasında çetin mücadeleler cereyan etmiş ve bu sebeple İslamiyet Türkler arasında yayılma imkânı bulamamıştır. Abbasî hanedanının iktidara gelmesiyle İslâm devleti bünyesinde meydana gelen değişiklikler sebebiyle mücadeleler hemen hemen sona ermiş ve Türkler İslâm devleti hizmetine girerek faaliyet göstermeye başlamışlardır.
Kitabın ismini bir tv programında duyarak almıştım (ya da bir başka kitapta ismi geçmiş de olabilir, üzerinden uzun zaman geçtiği için hatırlayamıyorum. 😋😋😋 ). Sonuç olarak kitabı edindim ve geçenlerde bitirmek nasip oldu.

İçerikte Türklerin ilk zaman İslamiyet ile ne zaman ve ne şekilde tanıştığını ve münasebetinin nasıl oluştuğunu tarihsel verilerle anlatıyor. Bu cümleden Türkler, İslamiyet'e girdi; şu şu şeyler eski inancı ile çok uyumluydu vs. şeklinde bir şey çıkarmayın. Burada işin teolojik kısmı değil tarihsel kısmı anlatılıyor; 10. y.y. sonrası ele alınmadığı için toplu olarak nasıl İslam'a girildiğini anlatan bir kitap değil.

Kitapta Türklerin, Emeviler ve Abbasiler ile olan tanışıklığı ve bu devletlerin içerisinde aldıkları vazifeler anlatılıyor. Doğrusunu söylemek gerekirse Samara Devri olarak adlandırılan zaman içerisinde; Abbasi Devletindeki Türklerin etkisi ve yaptıkları; bir zaman sonra ortada dönen entrikalar vs. bana Game of Thrones dizisini anımsattı, bizim GoT da baya batılıların GoT'u kadar heyecan verici, demedi demeyin. 😀😂😃 Elbette olaya benim bakış açımla bakar ve ders çıkartabilirseniz bu kitap size sadece tarihsel olayların öğretmekle kalmaz, hayati bazı önemli şeyler de öğretir. Bu açıdan da çok verimli ve değerli bulduğum bir kitap oldu.

Türkler ağırlık ve en etkili olarak Abbasi Devleti'nin Samara Devri'nde faaliyet gösterdiği için, kitapta da ağırlık bu dönem üzerinde geçiyor. Zaten ünlü Samara şehri de Türkler için kurulan bir Türk şehri(hatta Abbasi devletinin o dönem başkenti). Türkler olaya askeri vazifeler ile başlarken iş siyasi/devlet yönetim kademesinde faaliyet göstermesine kadar gidiyor ve bir zaman sonra halifeler üzerindeki baskıları ile fiilen devletin yönetimini ele geçiriyorlar. Durum öyle boyutlara ulaşıyor ki Abbasi Devleti içindeki Türkler, halifeleri indirip yerine yeni halife seçiyor. Bu durum halifelik süresini müneccimden öğrenmeye çalışan taze halifeye etrafındaki insanların şu cevabı vermesine neden olur hale gelmiş; "Türkler ne kadar zaman isterse."

Kitabı muhakkak tavsiye ederim ama özel de bir ricam var; okurken asabiyet(milliyetçilik) duygunuzu kamçılayarak okumak yerine olabildiğince duygulardan ırak bir şekilde okuyun ki almanız gereken dersi alın, öğrenmeniz gerekeni öğrenin. Gurur ve böbürlenme ile okursanız yüzeysel şeyler öğrenirsiniz.


(Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)


8 Aralık 2017 Cuma | By: YeniAy M.

İki Çağın Sultanı 'Fatih Sultan Mehmed Han'


KÜNYE
Yazar  Yavuz Bahadıroğlu
Yayıncı: Nesil Yayınları
Sayfa: 288
Baskı Yılı: 2014 (64. Baskı)
TANITIM BÜLTENİ
Fatih'i yetiştiren atmosferin resmi, kanaatimizce, genç nesillere, "geniş ufuk-lu insanlar" olabilmenin sırlarını vermektedir. Böyle insanlar yetiştirmede hayli çorak dönemler yaşayan bu ülkenin eğitimcilerine, bahsi geçen noktada başarılı olmuş bir devrin insanlarını anlatmanın, gelecekte bu sorunları aşma adına, faydalı olacağını düşünüyoruz. Her biri, İstanbul kadar mühim fetihler gerçekleştirmesini umduğumuz nesillere, bir damla can suyu olabilmesi temennisiyle hazırlanan bu eser, dileriz, geleceğin Fatihlerine ulaşır.
Fatih ile ilgili aldığım 2. kitabın yorumuna hoş geldiniz. 😊
Aynı yazarın daha önce de Osman Gazi isimli kitabını alıp okumuştum. Arzu ederseniz bu kitabın yorumuna da bakabilirsiniz.

Osman Gazi kitabının yorumunda da belirttiğim gibi yazarımızın 'roman' havasında bir yazım tekniği var; ilk kitapta bu tarzı garipsemiş idim ama bu kitapta bu tarz pek kendini göstermemiş. Benim için bir artı. Bundan önce Fatih'in Rüyası kitabını edinmiş ve okumuştum; tevafuka bakın ki Osman Gazi için de benzer şekilde öncesinde bir başka kitap alıp, okumuştum.

Aslında üst üste aynı konuya sahip kitapları okumanın; ister istemez iki kitabı-bilhassa bilgileri- karşılaştırma yoluna sürükleyen bir ruh haline sokması gibi bir sorun var; inanın bilerek yapmıyorum. Aslında Fatih ile ilgili okuduğum ilk kitap, daha çok onun fetih ruhunu ve amacını anlatan bir kitap iken bu kitabı almamdaki amaç Fatih'in genel olarak biyografisini okuyacağımı düşünmemdi ki isim de ister istemez insana böyle bir hava veriyor. Lakin içeriğini okuyunca Yavuz Beyin de Fetih meselesi üzerinde durmuş olduğunu görüyoruz; biraz farklı açılardan da olsa temel olarak ana konu Fetih diyebiliriz. Bundandır ki kitap isminin yanıltıcı olduğunu düşünüyorum; bazı bilindik kilişe bilgiler ve hikayeler dışında bilinmeyen noktalara da değinilmiş.

Kitabın ilk bölümünü de ayrıca faydalı bulduğumu belirtmek istiyorum; bazı kesimlerin -kasıtlı olarak- eleştiri malzemesi yaptığı bir konu üzerine çok güzel ve faydalı açıklamada bulunmuş. Kendisine teşekkür ederim, kafamıza bir türlü yazamadığımız, bilincine varamadığımız ya da vardırılmak istenmeyen bir mesele zira.

Yalnız bilgilerde bazı hatalar olduğunu düşünüyorum. Padişahlar ve anneleri konusunda 2. Murad'ın annesinin Türk olduğu belirtilmiş iken hemen aşağıda Veronica ismi verilmiş ve daha sonra aynı hata tekrar edilmiş. Sanırım Muratlar katıştırılmış ve farkına bile varılmamış. Ayrıca İstanbul fethine kadar Osmanlı padişahlarının sarayları olmadığı söylenmiş; orayı aldıktan sonra da uzun müddet sadece Topkapı Sarayı ile yetinildiği söylenilmiş. Benim bildiğim Edirne Sarayı, Topkapı Sarayından sonraki en büyük saray ve İstanbul'da yapılan ilk saray da Eski Saray ismiyle anılır ki Topkapı Kanuni döneminde tamamlanmış ve adına o dönemler Yeni Saray denmiştir. Bir de kitapta birkaç kere yer yer aynı paragrafın tekrarına yer verilmiş. Bence 64. baskısını görmüş böyle bir kitabın hataları çok önceden ayıklanmalıydı.

                                         (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)
25 Kasım 2017 Cumartesi | By: YeniAy M.

Fatih'in Rüyası




KÜNYE

Yazar: Mustafa Armağan
Yayıncı: Timaş Yayınları
Sayfa: 192
Baskı Yılı: 2012(4.baskı)

TANITIM BÜLTENİ

Fatih Sultan Mehmed, yalnız Kostantiniyye'yi feth ederek büyük müjdeye mazhar olmakla kalmamış, Osmanlı Devleti'ni bir cihan devleti haline getiren padişah olarak da tarihe geçmiştir. Onun fethi, mekânla birlikte zamanı da kapsadığı içindir ki, bizimle beraber yaşamaktadır. Kırım ile İtalya (Otranto) onun avucundaki çizgilerde birleşir, Tuna ile Fırat onun kalbinden geçerek birbirlerine akmaya başlar, Karadeniz ile Akdeniz'i buluşturur.

Sade coğrafya mıdır buluşan? Onun dünyasında kültürler ve sanatlar da, dinler ve diller de, kitaplar ve haritalar da bitimsiz bir yolculuğa çıkarlar. Doğu'yu da, Batı'yı da kucaklamak ve bir büyük bahçenin içine almak istemişti. "Küçük cihad" dediği fetihleri, "büyük cihad" (cihâd-ı ekber) ile tamamlamaktı gayesi.

Fatih Camii'nin etrafında devrin en büyük eğitim yurdunu açarken "Büyük cihad"ın başladığını söylemiştir. Bu, cehaletle mücadeledir. Ne var ki, Fatih açtığı yolda sonuna kadar yürüyemedi ve bu görevi "sonraki" nesillere emanet etti. İstanbul'un fethine düşürdüğü tarihle söylersek, "Âhirûn"a. Bu yüzden Fatih demek, yarım kalan aşk demek. Yaptıkları kadar yapmak istedikleriyle de keşfedilmesi gereken gerçek bir hazine demek. Mustafa Armağan, Fatih'in Rüyası'nda tarihimizin bu kutlu hazinesinin kapılarını çalmaya devam ediyor. Ki o kapılar içimize açılmaktadır.
Türk/Osmanlı tarihinde 'büyük hükümdar' olarak kabul edilen sayısız hakan/sultan var, kuşkusuz. Allah bu konuda bize cömert davranmış, şükürler olsun ki. Fatih Sultan Mehmet Han da şüphesiz bu hükümdarların en ünlülerinden ve manevi olarak da en çok değer verilenlerin başında geliyor dersek, hatalı bir yorum yapmış olmayız kanımca.

Tarihi kişilikler üzerine yazılan kitapların; sadece o kişi/lerin yaptığı savaşlar, doğduğu ve öldüğü yıl gibi düz, basit ve yüzeysel bilgiler olmasından haz etmiyorum; sıkıcı geliyor. Sanki lise tarih kitabı okuyormuşum havasında ilerliyor, ilgi çekmiyor. Lakin bu kitap bunun çok ötesinde; Fatih'in Rüyası ismi kesinlikle çok uygun bir isim olmuş; Fatih'in kişiliği ve Fatih olmasını sağlayan olaylar ve kişilerin anlatıldığı bu kitapta Fatih Sultan Mehmet Han'ın nasıl bir Osmanlı istediğini okuyoruz.

Okurken tadı damağımda kaldı; bilmediğim o kadar şey varmış ki Fatih hakkında; aslında onun hakkında hiçbir şey bilmiyormuşum desem, daha doğru olurmuş. Zağanos Paşa'nın Fatih'in kayınpederi olduğunu bilmiyordum; Çandarlı Halil Paşa ile Bizans'ın veziri Notaras arasındaki ilişkiyi bilmiyordum; karadan yürütülen gemileri biliyordum ama o gemilerin aslen köprü haline getirilip, kullanıldığını hiç bilmiyordum! Fatih'in Enderun sebebiyle Türk kökenli adamların sayısını devlet yönetiminde azalttığını vs. söyler, şikayet edilirdi ama buna neden olan olayın Çandarlı Vakası olduğunu hiç öğretmezlerdi; 2. Murat döneminde orduya tüfeğin girdiğini ve Fatih döneminde yayıldığını; bunların fetih sırasında da kullanıldığını bilmiyordum!

Fatih, Kanuni, Yavuz ve 2.Abdülhamid gibi zeki ve büyük hükümdarların ortak özelliklerinin ne olduğunu sorsanız; tartışmasız en başta söyleyeceğim ilk iki şey şunlar olur; bilge hocalar ve bol kitap okumaları. Bu tarihi kişiliklerdeki örneğe bakarsak içi dolu, aydın, bilgili öğretmenlerin varlığının ne kadar önemli olduğu ve bol kitap okumanın gerçekten zekayı geliştirip, insanın ufkunun açtığını görüyoruz.

Şimdi diyebilirsiniz; ben de deli gibi kitap okuyorum ama bunlar gibi olamadım. Bunun sebebi basit; okuduğunuz kitabın ne olduğu da fark yaratır. "Kitap olsun da ne olursa olsun!" mantığı yanlış ve çarpık bir düşüncedir. Size doğru bilgi sunan, ufkunuzu açacak kitaplar ile size hiçbir şey katmayacak, aksine ufkunuzu daraltacak kitaplar okumanız arasında dağlar kadar fark vardır. Yahut sadece roman okuyarak olmaz bu iş. Bu insanlar tek tür kitaplar da okumuyor, bir çok türde ve farklı yazarın kitaplarını(yerli-yabancı demeden) okumaya gayret gösteriyorlardı. Elbette okuduklarını kafadan hepsi doğru mantığı ile özümsemiyor, akıl ve sorgu süzgecinden geçirerek ayıklıyorlardı. Onların yaşamı ve kendilerini nasıl geliştirdikleri bizlere örnek olmalı.

Kitabı hepinize tavsiye ederim.

Kitap tükendiği için sadece liste fiyatı görünmekte, internet fiyatı ancak kitabın yeni baskısı ile birlikte belli olacaktır. 
13 Kasım 2017 Pazartesi | By: YeniAy M.

Bir Dehanın İzleri '2.Abdülhamid Han'


KÜNYE

Yazar: Talha Uğurluel 
Yayıncı: Timaş Yayınları
Sayfa: 256
Baskı Yılı: 2017 (2. Baskı)

TANITIM BÜLTENİ
Osmanlı padişahlarından belki de en çok tartışılanıdır Sultan II. Abdülhamid. Kimileri “Kızıl Sultan” diyor, kimileri “Ulu Hakan”… Siyasi hayatı ve tercihleri sürekli tartışılıyor. Ve bu tartışmalar, daha ziyade sancılı saltanat yıllarındaki siyasi olaylar, anlaşmalar, yürütülen “denge politikası” üzerinden yapılıyor.
Peki şimdi, kişisel hayatı ve bıraktığı eserler üzerinden "insan Abdülhamid"e doğru bir yolculuğa ne dersiniz? Talha Uğurluel, Sultan II. Abdülhamid’in kişisel tarihindeki detaylar üzerinden İmparatorluğun son günlerini anlatıyor.
- Sultan II. Abdülhamid hangi tarikata mensuptu?
- Annesizliğini kimin şefkatli kucağında avuttu?
- Çok erken vefat eden kardeşlerinin hatıralarını nasıl yaşattı?
- Şehzdazeliğinde, saltanat yıllarına nasıl hazırlandı?
- Hamidiye Şişli Etfal Hastanesi’nin arkasındaki acılı hikâye neydi?
- Kudüs’teki Yafa Kapısı’nı neden yıktırdı?
- Louis Pasteur’e Mecidî Nişanı’nı neden verdi?
- Bir selam-ı şahâne ile emperyal İngiliz siyasetini nasıl engelledi?
- Yıldız Sarayı’ndaki marangozhanede sanatkâr elleriyle neler üretti?
- Tartışılan II. Abdülhamid- Mehmet Âkif ilişkisinin iç yüzü neydi?
- Ziya Paşa ve Namık Kemal, Abdülhamid’in çağrısı üzerine vatanlarına dönerken Prens Sabahaddin ve Mahmud Celaleddin Paşa anlaşmamakta neden ısrar etti?
Talha Uğurluel, Sultan II. Abdülhamid Han’ın gayri resmi tarihini gün yüzüne çıkarıyor, “Bir Dehanın İzleri”ni sürüyor.
Talha hocamın müdavimlerinden biri olarak, bu güzel kitabı es geçmem mümkün değildi. Yine de bir anlığına "Acaba almama gerek var mı?" diye düşünmedim değil, zira bir ara Abdühamid Han hakkında baya bir kitap okumuştum, haliyle ihtiyacım var mı diye sorguladım ama sonra Talha hocamın en bilinmedik, en nadide anekdotları paylaşması ile ünlü olduğunu hatırlayınca o güzel anlatımıyla bu kitabı okumak istedim. Nitekim hocam beni yanıltmamış da!

Kitap, Abdülhamid Han'ın geleneksel savaş/siyasi eylemlerinden ziyade onun kişiliği, özel uğraşları ile Sultan Abdülhamid Han değil de Abdülhamid'in kendisini gözler önüne seren güzel bir çalışma olmuş. Kitap çabuk bitti ve her zamanki gibi daha fazlasını istedim, doymadım maalesef. Yani neredeyse yazar, az buçuk bilgi paylaşmış da kalanı yeni kitaplara mı saklamak istemiş, ne iş? diye düşündüm ki şöyle bir baktım yeniden yooo, öyle az buçuk bilgi yok. Konu ilgi çekici, anlatım da harika olunca işte böyle insan doyamıyor. :) Neyse ki kitabın başında da devamının geleceğini belirtmiş yazar. Buna sevindim. :)

Şahsen Abdülhamid hakkında ne kadar çok şey öğrenirsem ona karşı hayranlığım da bir o kadar artıyor. Babamın "Yanlış zamanda doğmuş, büyük ve iyi bir padişah." dediği bu hünkarı herkesin -bilhassa siyasilerin/diplomatların- çok daha iyi tanıması ve eylemleri ve düşünceleri üzerine çözümleme yapması gerektiğini, onu örnek almaları gerektiğini düşünüyorum. Zaten onun dönemini okuyup da günümüz ile paralel olayların meydana geldiğini görmemek için kör olmak gerekir. Beni şaşırtan noktalardan biri de bu ayrıntı olmuştur; demek ki oyunlar 100 yıl sonra da 150 yıl sonra da hep aynı, biz hiç değişmediğimiz için hep oyuna gelmişiz. Adamlar da haliyle hep aynı olta yemiyle bizi avlamış!

Hünkarın özel uğraşları, benim en çok ilgimi çeken noktalardan biri oldu; sanat/zanaat ve spor anlamında da kendini geliştirmeye özen gösterdiği aşikar; doğa ve hayvan sevgisi de eklenince ideal bir kişilik haline geldi benim için. Kitabın son bölümü ise beni hüzünlendirdi; açıkçası sorgulama yeteneğim geliştiğinden beri içimi acıtan bir hadise olmuştur. Maalesef tarihi değiştiremeyiz ama tekrarının önüne geçebiliriz. İnşallah bu millet bir daha ecdadına böyle sırtını dönmez!

Kitabı herkese tavsiye ederim, Talha hocam her zamanki gibi su gibi anlatmış.


                                                                   (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)


Yazarın okuduğum diğer kitaplarının yorumları:


Talha Uğurluel: Osmanlı'nın Şifreleri
Talha Uğurluel: Selçuklu'nun Şifreleri
Talha Uğurluel: Tarih Tıbbı Konuşturdu - 1(*)
Talha Uğurluel: Tarih Tıbbı Konuşturdu - 2 (*)
Talha Uğurluel: Dünyaya Hükmeden Sultan: Kanuni(*)
Talha Uğurluel: Dünyaya Hükmeden Sultan-2: Kanuni'nin Akıl Oyunları(*)
Talha Uğurluel: Çanakkale Savaşları ve Gezi Rehberi

11 Ekim 2017 Çarşamba | By: YeniAy M.

100 Soruda Endülüs Tarihi




"800 yıllık bir Dünya medeniyeti!"



KÜNYE

Yazar: Vural Türkmenoğlu
Yayıncı: Titanic Yayınları
Sayfa Sayısı: 208

Baskı Yılı: 2017
TANITIM BÜLTENİ


İslamiyet’in doğuşunun 100. yılında Müslüman mücahidler Tarif Musa komutasında 500 kişilik bir keşif heyetiyle Endülüs diye anılan İspanyol topraklarına ayak bastı. Müslümanların Avrupa macerası, son İslam Devleti Nasriler’ in sultanı XII. Muhammed’ in, Badol Tepesi’nden göz yaşlarıyla hazin ayrılışına kadar geçen yaklaşık 800 yılı ve inşa ettikleri muhteşem medeniyet insanlık tarihinde derin izler bıraktı. İşte bu kitap, Ġslam’ ın Avrupa’ da ki 800 yıllık serüvenini kısaca ele alıyor.

Endülüs Emevi Devleti, tartışmasız İslam tarihinin en gözde ve en değerli tarihi taşıdır. Dile kolay Avrupa kıtasında, İspanya'nın güneyini kapsayan 8 asırlık bir devletten bahsediyoruz ki bu sınırlar zaman zaman Fransa'ya kadar uzanıyor.

Endülüs Devleti, ülkemizde çok fazla üzerinde durulmayan, tanıtılmayan ama incelense gerek siyasi gerek sanat ve bilimsel tarihi açısından bizlere çok şey katacak muazzam bir kültürel hazine. Keşfedilecek o kadar şey var ki nereden başlamalı şahsen ben bilemiyorum. 

Sayın Vural TÜRKMENOĞLU, 100 Soruda Endülüs Tarihi kitabı ile bize bu büyük ve kıymetli devleti tanıtmış, elbette kendisinin de söylediği gibi 8 asırlık bir devleti, tek ciltlik birkaç yüz sayfalık kitaba sığdırmak mümkün değil ama en azından bu devlet ile tanışmak için güzel bir giriş niteliği olmuş. 

Kitap, 800 yıllık tarihi özetler nitelikte; ne zaman ve nasıl kuruldu; kimler tarafından kuruldu; hangi devreleri yaşadı; neden ve nasıl yıkıldı; kültürel ve bilimsel katkıları ne oldu; kimleri yetiştirdi? gibi nice soruya cevabı var. Bir süredir merak ettiğim bir konu olduğu için kitap elime geçtiğinde memnun oldum, kendisi ile tanıştığım için mutluyum ve buna vesile olan Vural Hocama da teşekkürlerimi bir borç bilirim.

İçerik ve bilgiler çok güzel ve bilgilendirici ama kitabın bir kusuru var ki fazla göze battığı için bunu dillendirmem gerek; o da imla/dil bilgisi hatalarını biraz fazla barındırması. Yayınevinin 2.baskıda muhakkak kitabı bu yönden tekrar gözden geçirmesi ve bu hataları gidermesi gerekmekte. Sonuçta değerli bir içeriğe sahip kıymetli olduğuna inandığım bir kitap; böyle basit hatalarla gölgelenmemeli.  



(Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)


29 Eylül 2017 Cuma | By: YeniAy M.

Kök Tengri'nin Çocukları




"Avrasya Bozkırlarında İslam Öncesi Türk Tarihi"




KÜNYE

Yazar: Ahmet Taşağıl
Yayıncı: Bilge Kültür Sanat
Sayfa Sayısı: 368

Baskı Yılı: 2013(1. Baskı)
TANITIM BÜLTENİ

Türkler… Esir düştüler, savaştılar, barıştılar… Uzak Asya’dan Akdeniz’e kadar uçsuz bucaksız bir coğrafyaya yayıldılar. Devletler kurdular, devletler yıktılar. Çin’e aman vermediler. Birçok farklı isimle anıldılar, farklı dinlere inandılar. Çok büyük bir medeniyet yarattılar. Başka medeniyetlerin yükselmesine katkıda bulundular. Hepsi de masmavi Gökyüzünün (Gök-Tanrı’nın) altında buluştular.

Türkler kimdir? Nereden gelirler? Hangi dinlere inanırlar? Tarihleri ne zaman başlar? Nasıl teşkilatlandılar? Ve en önemlisi nasıl bu kadar başarılı oldular?

Prof. Dr. Ahmet Taşağıl, bu kitabında yukarıdaki soruların ışığında Orta Asya’dan Avrupa’ya kadar yayılan Türklerin İslamiyet öncesi tarihlerini bütüncül bir şekilde okuyucuya sunuyor. Karmaşık gibi görünen bir tarihi yalın şekilde anlatan, örneği az rastlanır bir çalışma...

Öteki Gündem programından kazandığım (ve çok istediğim) ilk kitap. Bitirmem biraz zaman aldı ama şükür ki bitti. Ahmet Hoca'nın bu değerli çalışması; İslam Öncesi Türk Tarihinin güzel bir özeti olarak karşımıza çıkıyor. 

Başlamadan önce bize Eski Türkler döneminde zaman, mekan ve yaşam kültürünü anlatarak genel bir tanıtım sunmuş. Sonrasında bilinen ilk Türk devleti ile başlamış; Büyük Hun İmparatorluğu. Ardından Göktürkler ve diğerleri ile devam ederek Doğu-Avrupa Türk devletlerine kadar her birini yazmış, çizmiş ve anlatmış. 

Genel olarak hep doğu Türklerine odaklandığımdan batı Türkleri hakkında -doğuya nazaran- çok fazla bilgi sahibi değilim ve doğal olarak batı Türkleri(bilhassa Batı Hunlar) benim daha çok ilgimi çekti. Biraz bu konuda açlığım varmış, gördüm. Atilla dönemi başta olmak üzere Batı Hunlarını daha yakından tanımak istiyordum bir süredir. İskiler de buna dahil ama yazar, fazla kaynak olmadığını belirtmiş; üzücü. 

Kitabın sonunda -özellikle tarihi roman yazanlar için- faydalı olacak Türk kronolojisi eklenmiş ve devletlerin hangi boylardan oluştuğuna dair tablolar da var.

Oldukça bilgilendirici ve güzel bir çalışma olmuş. Dili ne ağır ne de çok akıcı diyebilirim; ikisinin ortası. İslam Öncesi Türk Tarihini merak edenler için güzel bir giriş olmuş, tavsiye ederim. Siyasi/Savaş kültürü dışında yer yer sosyal ve sanat yönlerine de değinilmiş ama dediğim gibi kitabın geneli her şeyin bir özeti şeklinde. Aslında sanat/kültür çalışmaları fotolar ile desteklense idi güzel bir ayrıntı olurdu kitapta. Bir de Avarların vs. çok güçlü bazı savaş araçlarından vs. bahşetmiş yazar ama onların ne olduğuna değinmemiş, bu beni merakta bıraktı. Belki kaynaklara geçmediği için belirtmemiştir...

Kendisine bu değerli eser için teşekkür ederiz. :)

DİPÇE: Sayfa sayısı böyle bir kitap için gözünüze az gelebilir ama kitap, olağan kitap boyutlarının üstünde; bilginize. Ayrıca benim elimde 9. baskısı var ve kitap şimdiden 10. baskıyı görmüş. :)


(Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)



13 Mayıs 2017 Cumartesi | By: YeniAy M.

Türk Mitolojisi 'Yeni Araştırmalar Işığında'



KÜNYE
Yazar Necati Gültepe
Yayıncı: Resse Yayınları
Sayfa660
Baskı Yılı: 2013(1. Baskı)

TANITIM BÜLTENİ

Heredot: "Bütün bilimlerin anası Tarih, onunda asıl kaynağı Mitolojidir" der.
Yunanlılar masala, "Mit" derlerdi "Mitoloji" sözü de buradan çıkmıştır.

Fakat Mitoloji, bir kavme ait tek bir efsane veya masal değil; bütün efsane ve inanışları ele alarak neticelere varmak isteyen bir bilimdir.
Mitler, her milletin temel felsefesinin, millî psikolojisinin, kendine has özellikleri olan ilk kaynak niteliğindedir. Geniş manada Mitoloji, dünyayı algılama sistemi olup bu algılamayı modelleştiren, dünya görüşüdür.
Esasında Mitoloji, toplumların ortak kültürel mirasının ürünüdür. Buradan hareketle, Millî kültürün bugünkü haliyle en eski zamanlar arasındaki ilişkiyi kurar. Mitler o toplumun dünyaya ve olaylara bakış açışını, bir anlamda karakterini yansıtır.
Diyebiliriz ki Mitoloji, bir milletin zihinsel yapı şablonudur. Dünyayı algılama, şekillendirme, sembolleştirme, kısaca ifade etmek gerekirse hayatın ve olayların genelleştirilmiş modelidir. Şu hâlde Mitoloji, dünya hakkındaki gerçekliğin ta kendisidir ve diyalektik mantığın sonucu olarak meydana çıkar.
Batı toplumları, on yedinci yüzyıldan bu yana ödünç aldıkları Yunan, Mısır Mitolojileri ile şuursal bağ kurmuşlardır. Böylece bütün sosyal katmanlarını tanzim ederek, başta hukuk ve tıp olmak üzere tüm sosyal bilimleri Mitolojik verilere "terim ve terminolojiye" göre temellendirmişlerdir.

Nietzsche bu konuyu çok net ifade eder:
"Tarih ve mitoloji ile irtibatı kesilmiş toplumlar günlük yaşarlar, artık onlar 'sosyal varlık' niteliklerini kaybetmişlerdir."

Bizler, toplum olarak bu konuda muazzam bir mirasa sahip olmamıza rağmen; böylesine önemli sosyal ve zihinsel hazineden yararlanamıyoruz. Çünkü Türk Mitolojisini hiç tanımıyoruz. Bu sebepten geçmişle şuursal bağlantımız maalesef kopuktur. Yine bu sebepten olsa gerek günümüzde millet olarak sosyal ve siyasal problemlerle baş edemez durumdayız.
Türk Mitolojisi konusunda bilimsel çalışmalar çok geç başlamıştır. Şu anda ancak kütüphanelerde bulunabilen az sayıda ki eserler de, kırk elli yıl evveline ait çalışmalarıdır.
Bu elinizdeki Türk Mitolojisi kitabı, bilimsel çizgi korunarak anlaşılır bir dille kaleme alınmıştır. Özellikle konunun ana verileri Destanların sunumunda sade bir plan uygulanmıştır. Böylece sosyal konularla uğraşanların tamamı yani toplumdaki her kesimden insanın özellikle orta öğrenim ve üniversite öğrencilerinin yararlanmaları kolaylaştırılmıştır.
Daha da önemlisi; Türk toplumunun her ferdinin, toplumsal şuur denen o muazzam birikimden haberdar olma imkân sağlanmıştır.
RESSE Yayınları'nın ilk eseri olan Türk Mitolojisi /Yeni Araştırmaların Işığında, 660 sayfa olup 50' nin üzerinde resim ve görsel malzeme kullanılmıştır.
Okuyucularımdan birinin tavsiyesi üzerine aldığım kitabın bana bir hayli faydası olacağını düşündüm ve yanılmadım da. Malumunuz ağırlıkta tarihi/fantastik yazarım ve Türk mitlerinden beslenmek gibi bir huyum vardır. Bu yüzden bu kitap ayrıca önem arz etmekte.

Genel olarak mit ve Türk mitleri hakkında güzel açıklamaları var. Daha sonra Türk mitlerinin özetlerini verip, onlar üzerinde yüzeysel de olsa bir çözümleme söz konusu. Bana göre çözümlemeleri yüzeysel zira daha önce Çağdaş Bilimler Işığında Oğuz Kağan Destanı kitabını okudum ve ikisi arasında mukayese yaptığımda böyle bir düşünce oluştu. Bu demek değil ki çözümlemeleri işe yaramaz vs. aksine faydalı bulduğumu söyleyebilirim.

600 sayfalık kitap oldukça doyurucu ve resimlerle de süslenmiş. Bana göre resimler, anlatılan konu ile ilgili olsa idi daha anlamlı olurdu. Ayrıca resimlerle süslenmiş kitapların renkli basım olmasını tercih ediyorum zira siyah beyaz olunca görüntü kalitesinde düşüş oluyor.

Kamlar, destanlar ve mitlerin genel özellikleri hakkında vs. bir sürü bilgi edindim. Ayrıca destanlardan ilham alabileceğim bir çok noktayı çizdim ve defterime minik dipçeler aldım. Genel olarak memnun kaldığım ve fayda sağlayan, bilgilendirici bir kitap olduğunu düşünüyorum ama bana göre kitabın bir eksiği var. Kitapta Erlik kimdir, nasıl doğmuştur vs. yazmış ama Ülgen'den tutun bir çok Türk mitlerinde geçen ilah mı koruyucu ruh mu nedir, bunları tanıtan bir kısım yok. Bunları çok merak ediyordum oysa.

Ağır bir eleştiri olarak imla ve dil bilgisine değinmem gerek. Cidden kabul edilemez bir seviye dil bilgisi hatası var, bir çok kelime yanlış yazılmış ya da harflerde kaymalar meydana gelmiş, böyle bir kitaba gayriciddi bir hava katıyor. Yayınevinin ilk kitabı olması dolayısıyla da daha bir önem vermeleri gerekirdi diye düşünüyorum, 5. baskıyı görmüş üstüne. İnşallah 6. baskıda bu hatalar düzeltilir.


    (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)
30 Nisan 2017 Pazar | By: YeniAy M.

Beynin Sırları

"İnsan bedeninin kara kutusu 'beyin' ilk kez böylesine derinlikli deşifre ediliyor..."



KÜNYE
Yazar Sinan Canan, Pelin Çift
Yayıncı: Destek Yayınları
Sayfa280
Baskı Yılı: 2017
TANITIM BÜLTENİ

Beyin insana dair hangi sırları barındırır?
Bilinçaltımız bizi nasıl etkiliyor?
Beyin kapasitemizin ne kadarını kullanıyoruz?
Her yaşta daha zeki olmak için ne yapmalıyız?
Her insanın beyni parmak izi gibi eşsiz mi?
Kişiliğimizi beynimiz mi belirler?
İnsanoğlu neden şiddete meyilli? Linç nasıl bir ruh hali yaratıyor?
Psikopatlar nasıl bir beyin yapısına sahip? Beyinle suça eğilim arasında bir bağlantı var mı?
Beyin büyük acılarla nasıl baş eder?
Kadın ve erkek beyni neden farklı? Âşık beyinde neler oluyor?
Yalan söylerken kendimizi nasıl eleveririz? Gözler hangi sırları açık eder?
Neden uyuyoruz? Rüya görüyoruz?
Zihnimizin gizli güçleri var mı?
Düşünce gücünü kullanmak mümkün mü?
İnançla beyin arasında nasıl bir ilişki var?
Bağımlılıktan kurtulmak neden bu kadar zor?
Beynimiz nasıl karar alıyor?
Sağlıklı bir beyin için nasıl beslenmeliyiz?Yaşlanan beyinde neler değişir? Beynimizi sürekli genç tutabilir miyiz?

Gündem Ötesi kitaplığının sıkı bir takipçisi olarak Beynin Sırları kitabını, keyifle okudum. Sinan Hocayı, zaman zaman programdan takip ediyorum zaten. Onun anlatım dili ve tarzı sayesinde beyin ve ona bağlı insan davranışları konusunda daha çok şey öğrenmişimdir, Allah razı olsun.

Aynı tarzla Beynin Sırları kitabıyla bizlere beynin bilinen sırlarının bir kısmını anlatıyor. Gerçi onun da söylediği gibi beynin sırlarını çözmekten çok uzağız ama bize aktardığı kadarı bile beyne hayran kalmak için yeterli bir bilgi seviyesi diye düşünüyorum.

Kitap sayesinde beyne olan ilgim birazcık daha arttı ve onu daha iyi anlayarak kendimi de biraz daha tanımış oldum. Bu açıdan çok memnun hatta mutlu oldum diyebilirim, zira kendimi keşfetmeye başlamış hissediyorum. Eh doğal olarak Allah'ın bize verdiği bu nimet karşısında da O'na şükür ediyorum. İnşallah verdiklerini hakkıyla kullanabiliriz.

Aslında en ilgimi çeken kısımları küçük dipçeler halinde yazmayı düşündüm ama hangisini yazayım bilemedim, her biri ayrı bir ilginçlik ve cazibeye sahip noktalar. Fakat şu kısmı ekleyebilirim belki; beyin yıkama işinin sağda solda anlatılıp, yazıldığı gibi olmadığını bilimsel olarak açıklamasına sevindim. Hem biraz rahatladım hem de bilinçlendim diyebilirim.

Bu kitabı kendisini tanımak isteyen herkese tavsiye ederim, Sinan hocama ve Pelin ablaya teşekkür ederim. Bir sonraki Gündem Ötesi kitabında buluşmak dileği ile.

Dipçe: Editör az biraz dil bilgisi kurallarına dikkat ederse iyi olur, bağlaçların kullanımı hep yanlıştı.

   (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)


31 Mart 2017 Cuma | By: YeniAy M.

Tarih Tıbbı Konuşturdu - 2

   "Tarihin tozları arasında gizemli hastalık ve ölümlerin izinden ilerlemeye devam ediyoruz."



KÜNYE

Yazar: Talha Uğurluel - Muammer Kayatekin
Yayıncı: Timaş Yayınları
Sayfa: 224 
Baskı Yılı: 2017 (2. Baskı)

TANITIM BÜLTENİ

Tarihte yaşanmış birçok gizemli olayı tıp bilimiyle açıklamak amacıyla başlanan "Tarih Tıbbı Konuşturdu" serüveni ikinci cildiyle hızını kesmeden devam ediyor. Tarihi sevdiren adam Talha Uğurluel ve tıp doktoru Muammer Kayatekin, yüzyıllardır neden ve sonuçları merak edilen birçok tarihî olayı, tıbbî arka planlarıyla anlatıyor. 
  • -Semud kavminin başına gelenler! Yüksek ses insan öldürür mü?
  • -İlkçağdan günümüze Maraton; çatlayıncaya kadar koşmak ölüm sebebi midir?
  • -Zehir insan vücudunu nasıl etkiler?
  • -Kılıçlardaki kan oluklarının sırrı nedir?
  • -Tarihten bugüne maden kazalarında insanlar neden ölüyor?
  • -Osmanlı Delileri; insan eli silah haline gelebilir mi?
  • -Sultan Abdülaziz intihar mı etti, öldürüldü mü?
  • -Mustafa Kemal Atatürk zehirlendi mi?
  • -Hitler'in tıbbi savaş hileleri nelerdi?
  • Birçok esrarengiz olayın ve sırlı ölümün ardındaki sır perdesi ilk defa aralanıyor. Hiçbir yerde göremeyeceğiniz birçok resim ve renkli tasarım, yine mukayeseli anlatım eşliğinde mükemmel bir tarihî şölen…
İlk kitabını okuduğum kitabın üstünden  en az 1 ila 1,5 sene geçti sanırsam. 2. senesindeyim yani. Doğrusunu söylemek gerekirse 2. kitabını çıktığını duyunca o kadar ilgimi çekmedi. Ben daha çok tarihi farklı alanlarıyla ilgilendiğimden sanırım tarihsel hastalıkların tarihi ve gizemiyle çok ilgilenmedim. Lakin bir dostum yazar Meryem Seyda Parlak'ın istediği bir kitap olduğu için temin ettim ve hazır elime de geçmişken okumak istedim.

İyi ki okumuşum. Oldukça ilginç bilgiler öğrendim ve elbette tarihsel bir çok bilgiyi de Talha hocam eksik etmemiş. Elbette yine o kendine has harika tarzıyla. :)

Kitapta Sultan Abdülaziz'in ve Atatürk'ün öldürülüp öldürülmediğine ve Hitlerin tıbbi savaş hileleri ve kendi sağlık sorunları; son dönemlerindeki garip ve dengesiz davranışlarının sebebi gibi nice tarihsel hastalık ve olaya değinmiş.

Sultan Abdülaziz konusunda konunun ilgilileri zaten belli bir kanaate sahipler ama burada bahsedilen tıbbi gerekçelere bakarak şüphesi olan varsa da şüphesi ortadan kalkacaktır.

En çok konuşulan konulardan biri de Atatürk öldürüldü mü yoksa öldürülmedi mi? konusuydu. En muamma olay bu. Doğrusu seveni ve sevmeyenlerinin ağzından bile "Öldürüldü!" dediğini duyduktan sonra burada da böyle bir sonuç ve gerekçeler sıralanacağından baya emindim. Sizce sonuç ne olmuştur? Bunun için kitabı okumanız gerekir. :) Yalnız Atatürk'ün sağlık sorunlarıyla ilgili baya bilgi sahibi oldum, adam neler yaşamış demeden geçemedim. Sadece yaşlılığı için konuşmuyorum. Sol gözü de gerçekten körmüş, onu öğrendim. Anneannem zamanında anama demişti o da bana demişti ama pek ihtimal vermemiştim doğru hatırladığına (malum inciğine kadar bahsettikleri için okulda, bunu anlatmadan geçmezler dedim.) ama gayet keskin hafızalıymış anneannem bunu öğrendim. Özür dilerim anneneciğim! 

Hitlerin tıbbi savaş hileleri deyince baya ayrıntılı ve  bolcana noktaya değineleceğini falan sanmıştım. Biliyorsunuz adamın tıp konusunu kullanması; deneyleri vs. baya bir ünlü. Kendisi hakkında da az buçuk bilgi sahibi oldum. 

Kitapta Şehzade Cihangir'in rahatsızlığı ve benim en sevdiğim bölüm olan Osmanlı'nın çılgın birlikleri DELİLER'in Osmanlı tokadına kadar bir çok noktaya daha değiniliyor.

Bu güzel eser için Talha ve Muammer hocama teşekkür ederim.

(Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)
21 Ekim 2016 Cuma | By: YeniAy M.

Kızılderililer Nasıl Yok Edildi?


"Kan ve acının üzerine kurulmuş bir ülke!"


KÜNYE
Yazar Bartolome de Las Casas 
Yayıncı: Şule Yayınları
Sayfa120
Baskı Yılı: 2015
TANITIM BÜLTENİ
Amerika kıtası keşfedildiğinde oraya medeniyetten önce ölüm gitti. Vahşet, hırsızlık, soykırım gitti. Peki daha sonra medeniyet gitti mi? Hayır! Çünkü oranın yerlileri “Beyaz Adam”dan daha medeniydiler. Hırsızlığı, adam öldürmeyi bilmiyorlardı. Huzur içinde yaşayan büyük bir aile gibiydiler. “Beyaz Adam” gelince onu misafirperverce ve samimiyetle ağırladılar. Yiyeceklerinden bol bol ikram ettiler. Topraklarını açtılar. Hatta altınlarının da çoğunu karşılığında hiçbir şey beklemeksizin bu yeni misafirlerle (!) paylaştılar. Fakat “Beyaz Adam”ın gözü doymuyordu. Ne kadar verirlerse hep daha fazlasını istiyordu. En sonunda canlarını da istedi. Verdiler... Piskopos Bartolome de Las Casas, bu kitapta anlattığı her şeyi bizzat yaşadı. O bir “beyaz”dı. Fakat bu vahşete duyarsız kalamayacak kadar da insandı.
Kitabın inceliği, yazarın; Castillia Kralı mı Prensi veya ikisine de bilgilendirme amaçlı yazdığı bir mektup olmasından kaynaklı. Yani adam, oturayım da bir kitap yazayım, dememiş.

Kitabın başından sonuna kadar İspanyolların kıta'da yaptığı katliamların -yazarın tabiri ile- 10'da biri kadarı gözler önüne sermiş. Papaz, bu katliamların önlenmesi için kralına yazıp çizmiş ama şimdiki duruma bakarsak Amerika kıtasının; hiç işe yaramadığı da aşikar. Aslında bir kitapta, bir papazın dahi katliamları destekleyip, acımasızlık yaptığını okumuştum yıllar evvel. Fakat kitabı hatırlamıyorum maalesef. Başka bir konu ile ilgili iken ek bilgi olarak yazılmıştı. Neyse.

İspanyolların yaptığı katliam çeşitlerini sıralamam gerekirse oldukça yaratıcı olduklarını söylemem gerekir. Yani böyle şeyler de ancak şeytanlaşmış insanlardan (zaten papaz da onları 'şeytan' olarak ifade ediyor bazı yerlerde.) beklenirdi. Kafa ancak böyle kötülüğe çalışsın.

1-El, burun ve kulak kesmek,
2-Yerlileri ızgarada kızartmak,
3-Yerlileri yakmak,
4-Tabanları yakarak, yavaş yavaş öldürmek,
5-Yere veya kazıklara çivilemek(sonra yakma gibi işlemlerden geçirmek.),
6-Onlar için özel tazı köpekler yetiştirmek ve üzerilerine salarak parçalatıp yedirmek. Hatta bunu bazı yerlerde av sporuna dönüştürenler bile var.
7- Köpeklerini besleyecek bir şey bulamayınca yerlilerin bebeklerini alıp, öldürmek, parçalamak ve köpeklerine yedirmek,
8- En ağır işlerde durmaksızın ve yemek su vermeksizin çalıştırıp toplu ölümlerine neden olmak,
9-Yürüyemeyecek kadar yorgun olduklarında (veyahut öldüklerinde) zincirleri çözme zahmetinde kurtulmak için kafalarını kesmek,
10-Köleleştirmek, satmak,
11-Putlarını(totemlerini) ellerinden alıp zorla geri satın aldırmak,
12-Ellerinde ne varsa çalıp çırpmak(zaten işkence şekillerinin hemen hemen hepsi de sırf altın vb. değerli hazinelerini versinler diye yapılıyor.),
13- Saman evlerine veya kendileri için yaptırdıkları tahta evlere vs. neyse sokup, topluca yakmak,
14- Aç susuz bırakarak, birbirlerinin ölülerini yedirip yamyamlık yaptırmak,
15-Elbette ki tecavüz! Olmaz ise olmaz!

Aklıma ilk gelenler bunlar. Tüm kitap boyunca bu katliam şekillerini anlatıyor ve sık sık da daha anlatmadığı çok şey olduğunu vurgulayıp; kalbiniz veya mideniz kaldırmaz diyor. Yerlilerin ilk başta gelen yabancılara karşı çok sıcak ve misafirperver davrandıklarını ve hemen hemen her şeylerini paylaştıklarını ama İspanyolların aç gözlülük edip hep fazlasını almak için adaları ve bölgeleri toplu katliam(soykırımlar) ile halksız bıraktıklarını söylüyor. Sırf 7-10 yıl içerisinde 4 milyondan fazla insanın katledildiğini söylüyor. Bazı katliamların sayısını bilemediği için en düşük sınırı söylüyor. Düşünün sonraki yıllarda katliama uğrayanları. Hep Yahudi Soykırımından bahsediliyor ama Amerikan yerlilerine yapılanlar, Yahudi ve Çingenelere yapılanlardan az değil hatta daha beter bile diyebiliriz. En azından onlar üç-dört yıl çekmişler ve ama bu adamların tüm nesli çekmiş... Eh Stalin(Türk-Kafkas Halkı Soykırımcısı) ve Hitler (Çingene ve Yahudi Soykırımcısı) gibi nice nesillerin hangi kültürün eseri olduğunu artık daha iyi biliyoruzdur. Adamların içlerinde var vahşet. Sonra size bize gelir barbar, vahşi der; soykırım yalanları atarlar! Haçlı seferlerinde bile bu Amerika'da yaptıklarını bize ve Araplara yaptı bunlar hatta ve hatta yamyamlık yapanlar bile var! Cesetlerimizi yediler! Bu yüzden güçsüz düşüp, topraklarımız işgal edilirse neler olacağı ortada! Neyse.

Gelelim olumsuz eleştirdiğim kısımlarına. Yazar, sık sık aynı şeyleri farklı şekillerde tekrarlayarak anlatımını sürdürmüş. Yani farklı bölgeler ve farklı şahısların yaptıklarını anlatmış ama hep de yukarıda sıraladığım şeyleri yazmış çizmiş ve tekrar edip durmuş. Yani bunu yapacağına bölgelerin vs. isimlerini yazıp ahan da bunları yaptı deyip bitirseymiş de olurmuş. Gereksiz bir uzatma söz konusu. Gerçi belki de bu şekilde yaparak kraliyet ailesini etkileyip, durdurması için harekete geçirmeye zorlamak istemiş olabilir. Bir de katliamın başındaki kişilerin isimlerini vermekten kaçınmış. Başının belaya girebileceğini mi düşündü ki? Bileydik isimlerini; belki bugün bildiğimiz kişilerdir de ne halt olduklarını öğrenirdik. Zaten Kolomb'un vs. biliyoruz. Zaten bu katliam bu adam tarafından başlatılmış. Kitabın ön sözlerinde de o dönemde kıtanın nüfusu 30-50 milyon arası tahmin edildiği belirtilmiş. En kötü tahminler 10 milyon deniyor. Papaz da neredeyse insan nüfusunun çoğunluğu bu kıtaya yerleşmiş diyor ve ilk zaman geldiğinde gördüğü o kalabalık yerini ıssızlığa bıraktı, diyerek katliamın boyutlarını dile getiriyor. Ne diyelim? Allah bunun bilinçli sorumlularına lanet etsin ve engellemek ve duyurmak için elinden geleni yapanların toprağı da bol olsun.

Bilgiler İspanyolların yaptıklarını anlatıyor zira karaya ayak basan ilk koloniciler bunlardı. Sonra Portekiz ve sonra da İngilizler(1600'lü yıllar sanırım.) Elbet bunların da yaptığı şeyler olsa gerek (kafa derisi yüzmek gibi) ama bunun için daha kapsamlı bir çalışma yapılmış kitap almam gerek. Okurken delirdim desem çok abartmış olamam herhalde? Zavallıların çektikleri acılar... Çok üzücü.

Kitabı tavsiye ederim.


 (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)