Osmanlı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Osmanlı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
30 Nisan 2017 Pazar | By: YeniAy M.

Beynin Sırları

"İnsan bedeninin kara kutusu 'beyin' ilk kez böylesine derinlikli deşifre ediliyor..."



KÜNYE
Yazar Sinan Canan, Pelin Çift
Yayıncı: Destek Yayınları
Sayfa280
Baskı Yılı: 2017
TANITIM BÜLTENİ

Beyin insana dair hangi sırları barındırır?
Bilinçaltımız bizi nasıl etkiliyor?
Beyin kapasitemizin ne kadarını kullanıyoruz?
Her yaşta daha zeki olmak için ne yapmalıyız?
Her insanın beyni parmak izi gibi eşsiz mi?
Kişiliğimizi beynimiz mi belirler?
İnsanoğlu neden şiddete meyilli? Linç nasıl bir ruh hali yaratıyor?
Psikopatlar nasıl bir beyin yapısına sahip? Beyinle suça eğilim arasında bir bağlantı var mı?
Beyin büyük acılarla nasıl baş eder?
Kadın ve erkek beyni neden farklı? Âşık beyinde neler oluyor?
Yalan söylerken kendimizi nasıl eleveririz? Gözler hangi sırları açık eder?
Neden uyuyoruz? Rüya görüyoruz?
Zihnimizin gizli güçleri var mı?
Düşünce gücünü kullanmak mümkün mü?
İnançla beyin arasında nasıl bir ilişki var?
Bağımlılıktan kurtulmak neden bu kadar zor?
Beynimiz nasıl karar alıyor?
Sağlıklı bir beyin için nasıl beslenmeliyiz?Yaşlanan beyinde neler değişir? Beynimizi sürekli genç tutabilir miyiz?

Gündem Ötesi kitaplığının sıkı bir takipçisi olarak Beynin Sırları kitabını, keyifle okudum. Sinan Hocayı, zaman zaman programdan takip ediyorum zaten. Onun anlatım dili ve tarzı sayesinde beyin ve ona bağlı insan davranışları konusunda daha çok şey öğrenmişimdir, Allah razı olsun.

Aynı tarzla Beynin Sırları kitabıyla bizlere beynin bilinen sırlarının bir kısmını anlatıyor. Gerçi onun da söylediği gibi beynin sırlarını çözmekten çok uzağız ama bize aktardığı kadarı bile beyne hayran kalmak için yeterli bir bilgi seviyesi diye düşünüyorum.

Kitap sayesinde beyne olan ilgim birazcık daha arttı ve onu daha iyi anlayarak kendimi de biraz daha tanımış oldum. Bu açıdan çok memnun hatta mutlu oldum diyebilirim, zira kendimi keşfetmeye başlamış hissediyorum. Eh doğal olarak Allah'ın bize verdiği bu nimet karşısında da O'na şükür ediyorum. İnşallah verdiklerini hakkıyla kullanabiliriz.

Aslında en ilgimi çeken kısımları küçük dipçeler halinde yazmayı düşündüm ama hangisini yazayım bilemedim, her biri ayrı bir ilginçlik ve cazibeye sahip noktalar. Fakat şu kısmı ekleyebilirim belki; beyin yıkama işinin sağda solda anlatılıp, yazıldığı gibi olmadığını bilimsel olarak açıklamasına sevindim. Hem biraz rahatladım hem de bilinçlendim diyebilirim.

Bu kitabı kendisini tanımak isteyen herkese tavsiye ederim, Sinan hocama ve Pelin ablaya teşekkür ederim. Bir sonraki Gündem Ötesi kitabında buluşmak dileği ile.

Dipçe: Editör az biraz dil bilgisi kurallarına dikkat ederse iyi olur, bağlaçların kullanımı hep yanlıştı.

   (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)


14 Ekim 2016 Cuma | By: YeniAy M.

Yerebatan Sarnıcın Sırrı



"Yerebatan Sarnıcı, sırlarını sizin için açıklıyor."


KÜNYE
Yazar Vahit Taha Kurutlu 
Yayıncı: Kent Kitap
Sayfa204
Baskı Yılı: 2014
TANITIM BÜLTENİ
* Yerebatan sarnıcının yanından geçerken sarnıcın büyük bir sırra ev sahipliği yaptığını hiç düşündünüz mü?
* Medusanın hikayesini dinlediniz mi?
* Sarnıcın Medusadan başka hangi hikayelerin ortasında durduğunu biliyor musunuz?
* Osmanlı döneminde aşk ve cinayet sarmalının arasında kalan Yerebatan Sarnıcının saraya uzanan gizli yollarıyla ilgili neler duydunuz?
* Merak etmiyor musunuz?
* Sarnıcın sırrı Yerebatanda...
1640 yılında Osmanlı tahtında Sultan İbrahim vardır. İstanbul da işlenen bir dizi cinayet üç sadrazamı başından etmiştir. Peki, bu cinayetleri kim işlemektedir? Mitos Efendi sarayın Harem odalarına nasıl girmiştir? Cinci Hüseyin in yıllarca Yerebatan da aradığı esrarengiz sır neydi? Büyük bir pişmanlık ve sırlı bir aşk cinayeti. Yerebatan büyük bir sırrın romanı...
Uzun zamandır elimde olan bir romandı. Yazardan ismime imzalı olduğunu da yazayım da az hava atayım. :)

Sürekli tarihi roman yazmaktan tarihi roman okumaktan sıkılmıştım (bunda birazcık da olsa okuduğum kötü bir iki tarihi romanın da katkısı var tabi.). Bu yüzden bu roman da uzun süre bekleyenler listesindeydi. Geçen akşam sonunda kitabı elime aldım ve okumaya başladım.

Hikayemiz, Kösem Sultan'ın oğlu İbrahim'in tahta oturması ile başlıyor. Bir tarafta padişah, Hüseyin(cinci hoca) Efendi, yeniçeri isyanları ve vezirler arasında olaylar olurken; diğer tarafta da Ahmet isimli bir gencin çevresinde ayrı bir olay cereyan ediyor ve kitabın sonlarında her birinin kaderi birbirine bağlanıyor. Zaten Ahmet ve Hüseyin Efendinin evvelden tanışıklığı da vardı. Elbette bir de Yerebatan sarnıcı ile ilgili oldukça ilginç bir hikayemiz var. Bu kısımda her birini birbirine bağlayan halatlardan biri zaten.

Kitap, o dönemin Osmanlı yaşantısını -doğru veya yanlış- gözlerimizin önüne seriyor. Doğrusu oldukça güzel bir şekilde işlenmiş, olaylar örgüsü birbirine ustaca bağlanmış bir eser var elimizde. Yazarın anlatım tarzı hiç sıkmıyor ve o dönemin havasını konuşmalarıyla olsun betimlemeleriyle olsun güzelce yansıtmış. Hatta anlatım tarzını oldukça farklı bile buldum. Üzerinde emek harcandığı belli olan ve takdir edilmesi gereken bir kitap. Zaten hikaye uzatılmadığı için insanı sıkmıyor; her şey tadında olup bitiyor ve sonuca bağlıyor. Yazarın zengin dili de okumayı kamçılıyor.

Okurken puanlama konusunda da iki arada bir derede kaldığım bir roman oldu. Heyecanı tavanlarda gezen ve insanı çok da meraklar içinde bırakan bir roman değildi ama yukarıda bahsettiğim sebepler yüzünden beğendiğim kısımları da az değil. 24 saatte bitirdiğim bir roman oldu. Yani sıkmadı da. Bu yüzden zor puanladığımı söylemem lazım.

Puan cetvelinde buçuklu görsellerim olmadığı için bu sefer yazı ile puanımı vereceğim(sanırım görselleri yenilemem lazım. :D ).

Kitap Puanı: 3,5
  (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)
13 Ekim 2016 Perşembe | By: YeniAy M.

Osmanlı'yı Osmanlı Yapanlar


"Tarihini bilmeyen kendini bilemez; kendini bilmeyen varlığını sürdüremez."


KÜNYE
Yazar Mehmet Akbulut
Yayıncı: Az Yayınları
Sayfa368
Baskı Yılı: 2015
TANITIM BÜLTENİ
Yazar, Osmanlı İmparatorluğu'nun, cihana bir güneş gibi saçtığı cihanşümul değerlerin kurucularından ve timsallerinden gözünüzü bir an olsun alamayacağınız latif bir anlatımla bahsediyor. Osmanlı gaza geleneğinin en müspet örneklerini verirken de Devlet-i Aliyye'nin kurucu doktrininin, 'Nizam-ı Âlem' olduğunu hakkaniyetle vurguluyor. Kitabı okurken, Osmanlı'nın tüm bu muvaffakiyetlerinin, ancak ve ancak ortak bir 'üst kimlik ve kültür' inşa etmekle mümkün olabileceğini hissediyorsunuz. Daha önce hiçbir devletin mutlak manada barış sağlayamadığı coğrafyalarda, huzurlu ve adil bir düzenin nasıl tesis edilebildiğini anlamak gözlerinizi yaşartıyor.
Sayfaların arasında soluksuz ilerlerken, kültürel değerlerimizi, 'anı yakalamak' ve 'anlamaya çalışmak' gibi iki sezgisel süreçle birleştirebildiğinizi de mutlulukla fark ediyorsunuz. Kimi büyülü dakikalarda beliren o idrak anı, saklı anlamların eflatun rüyalarıyla bir araya geliyor. O zaman cesaret ama nezaketle yaklaşılan bir sırrın eşiğinde hissediyorsunuz kendinizi. Sert rüzgârlarda kıvrılıp bükülen bir duman gibi anlık ve huzursuz bir sezişle irkiliyorsunuz. İşte o zaman, akıl yüklü satırların arasından beliren mazinin son ışıklarını doya doya izlemeye başlıyor ve baktığınız derin ufkun ardında bir yerlerde büyülenip kalıyorsunuz.
-Okay Tiryakioğlu-
Kitap, üç bölümden oluşuyor; kişiler, olaylar ve mekanlar. Neden bilmem ama üçüncü bölümü diğer iki bölümden daha çok sevdim. Belki de kişiler ve olayları daha önce defalarca okuduğum için olabilir. Beni takip eden bilir ki tarihe karşı bir düşkünlüğüm vardır. Fakat aynı düşkünlüğü tarihi mekanlara karşı göstermediğimi fark etmedim desem yalan olur. Aslında müzeleri gezmeyi falan çok severim de onlara öylece bakıp geçmekten öteye gitmemiştim. Yanlarına yazılan küçük bilgileri okusam da aklımda çok kalıcı yer edinmiyorlar ve kabul edelim ki yetersiz de. Böyle yerleri işi bilen biriyle gezmek ve onun ağzından hikayelerini dinlemek lazım. İşte, bu kitap da bir nevi bize ballandıra ballandıra 'o hikayeleri' anlatıyor.

Kitabı elime ilk aldığımda çok sıradan geldi. "Birkaç kitap oku, sonra gel toparla yaz. Ben de yapayım madem." dedim. Okumaya devam ettikçe tam da öyle olmadığını gördüm. Yani bu kitabı bu şekilde tanımlamak pek doğru gelmiyor. Okudukça bilmediğim noktaları öğrendim; gördüm ve keşfettim. Elbette bilmediklerim kadar bildiklerim de vardı ama yazar, öyle güzel bir dil ile tüm bunları anlatmış ki sanki karşımıza geçmiş, Eski Türklerdeki 'hikayeciler' gibi; o beceriyle bize tek tek anlatıyor ve anlatırken de öz eleştirimizi yapmayı ihmal etmiyor.

Kitap, Osmanlı Deryasında küçücük bir damla elbette ama bence içilmesi gereken bir damla. Öyle ki bu damla size bu deryadan daha fazla içme isteği uyandırabilir. Ders kitaplarının o ağır, boğucu anlatımından uzak bir anlatım tarzı seçmiş olması da zaten en büyük artısı. Tarih derslerinin her daim 'hikayeci' gözünden anlatılması gerektiğini düşünmüşümdür. Öğrenciyi, resmi tarihin soğuk cümlelerinden kurtarması gerekir ki kişi, tarihi sevsin ve fazlasını istesin. Tabiri caiz ise ne soğuk en sıcak değil; ılık su içitmek gerekir öğrencilere. Aksi halde ya hasta olurlar ya da içtikleri sudan iğrenirler.

Kitabın olumsuz kısmı; bazı bilgilerin, basma kalıp ders kitaplarından hafızada yer edinmiş gibi durması ve bir iki yanlış sayılabilecek bilgi içermesi.

Örneğin; "Mimar Sinan'ın köken olarak devşirme olduğu söylense de Türk olabileceği de söyleniyor." demiş. Bu kitabı ben yazsam, bunu söyleyen biri varsa da yazmam zira gerçek bir bilgi olmadığı aşikar. Sebep? Çünkü zaten Mimar Sinan'ın Enderundan çıkma olduğu, yeniçeri olduğu ve oradan Has Mimarlığa geçtiği biliniyor ve bu kitapta da işleniyor. Enderun, bir döneme kadar sadece devşirme çocukların eğitildiği bir okul olduğu için Mimar Sinan'ın Türk olma olasılığı bulunmamaktadır. Hatta bazı tarihçiler, doğum yerine bakarak, Ermeni kökenli olabileceğini söylemiştir. Eh, bizim için önemli olan etnik köken değildir; verdiği hizmet ve kalbinde yaşattığı Allah aşkıdır. Bilmeyenler için de bir bilgi ekleyeyim; maalesef Mimar Sinan'ın kafa tası şu an kayıptır. Sebep? Cumhuriyetin ilk yıllarında "Sinan, Türk mü değil mi?" tartışması yapılmış ve bildiğiniz kafatasçı bir zihniyetle mezarı açılıp kafa tasını ölçmek ve Türk kafasına uyup uymadığını öğrenmek istemişlerdir. Kavimcilik yapmak, cahiliye döneminden kalma bir alışkanlıktır. Bir kişinin genetik olarak Türk olmasının hiçbir ehemmiyeti yoktur. Bu bir üstünlük vesilesi değildir. Allah için üstünlük TAKVA ile olur. Unutmayın ki İBLİS de cin ırkının en alim ve üstün mertebesinde olan bir kişiydi. Hatta rivayet odur ki meleklere öğretmenlik yapacak konuma getirilmişti. Fakat kibir ile ırkçılık yapmış ve Allah, onu kovmuştur. İblisin hatasına düşmeyin.

Diğer yanlış sayılabilecek bilgi de DÜNDAR BEYİN, Osman Gazi tarafından öldürülmesi. Hatta onun tekfurlarla (prenslikler) iş yapması... Tarihçilerin çoğu böyle bir olayın olmadığı konusunda hemfikirdir, hatta bu kitabında başında da buna değinmiş yazar ama sonra 'Kardeş Katli Meselesi' bölümünde böyle bir bilgi vermiş.

Neyse. Toparlar isek tarihe ilgi duyanların okumasını tavsiye ettiğim bir kitap. Ben beğendim. :)


     (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)
8 Mayıs 2016 Pazar | By: YeniAy M.

Sömürü Ajanı İngiliz Misyonerleri


"İslam'ı Nasıl Yok Edelim?" Bir İngiliz Misyoner Casus Hampher



KÜNYE
Yazar İhsan Süreyya Sırma
Yayıncı: Beyan Yayınları
Sayfa112
Baskı Yılı: 2011(15. Baskı)
TANITIM BÜLTENİ

Londra Misyoner teşkilatı başkanı şöyle konuştu:"Biz İngilizlerin müreffeh ve saadet içinde yaşamamız için, müslümanların arasına nifak tohumlarını ekmemiz lazımdır. Onların içinde ihtilaf kıvılcımlarını tutuşturmalıyız. Biz Osmanlı Devleti'nin her tarafına fitne sokarak, onu yıkacağız. Böyle yapamazsak, İngilizler gibi küçük bir millet, nasıl müreffeh olur? İşte Hempler, bunun içindir ki, İslam dünyasını nifak ve fesat ateşine vermeden onları tefrikaya sokmadan geri gelme!"

Yazarın, Belgelerle 2.Abdülhamid Dönemi kitabında yaptığım yorumda söz verdiğim gibi, bu kitabını da edindim. Kitabın ilk yarısı aslında sıkıcıydı.  Aslında değerli bilgiler veriyordu ama zaman zaman öyle ağır bir Türkçe(Osmanlı Türkçesi) kullanılmış ki(doğrudan Latince alfabeye çeviride) anlamakta zorlandığım hatta hiç anlamadığım noktalar oldu. Fakat 2. yarısında daha ilgimi çeken bilgilere geçtik. Genel olarak kitabı yararlı ve aydınlatıcı buldum. İnsan, düşmanını tanımalı; ne de olsa o bizi çok iyi tanıyor, değil mi?

Temel başlıkları sıralamak gerekirse eğer;
1-Misyonerler, ağırlıkta İngiliz merkezli Proteston mezhebi temelinde hareket etmekte ve Masonlarla da ilişkili bir örgüt.(Günümüzde İngilizler, Uzak-Doğuyu; Amerikalılar da Doğu topraklarında faaliyet göstermekte; ağırlık olarak.)

2-Ana gayeleri, İslam'ı yok ederek veya etkisini Müslümanlar üzerinde asgari ölçüye indirerek hem Müslümanlardan intikam almak hem de topraklarını sömürmek(bunları hep kendi kaynaklarından dillendirdiklerini söylemem gerek. kitapta göreceksiniz.)

3-Bunun için de Müslümanların zayıf ve güçlü yönlerini tespit edip, zayıf noktalarından saldırıp, güçlü yönlerini zayıflatmaya çalışıyorlar; savaş, iç savaş, ihtilaflar, mezhepçilik, milliyetçilik hatta dini devlet yönetiminden vb. alanlardan etkisini yok ederek İslam ülkelerini zayıf, pejmürde, fakir ve sürekli iç sorunlarla uğraşan gaflete düşmüş toplumlar haline getirmek için en az 100 yıldır fırıldaklar çeviriyorlar. Vallahi İblis'in askerleri gibi çalışıyorlar, sorsan her şey Mesih için(!) derler!

4-O kadar çok madde var ki hangisini yazacağımı şaşıyorum ama en dikkat çekici noktalardan biri Müslüman gençleri fuhuşa ve zinaya bulaştırmak için hristiyan (bir anıda da yahudi) fahişeleri kullanmış olmaları ve gene gerek bunlar gerekse dost kisvesi altında size yaklaşan misyonerlerin geleneksel İngiliz Samimiyetsiz Samimiyet Politikaları ile alkol başta olmak üzere tüm ahlaksızlıklara bulaştırmaları... Hatta gerekirse homoseksüel olun diye bile emir yağdırmışlardır ki kanıtları yukarıda ismini verdiğim casus misyonerin kitabında yer almakta(sayfa da verem 23.)... Kısaca sizi bizi İslam ile olan bağdan koparmak istiyorlar ki zayıf düşürüp sömürsünler, yok etsinler. Eh, İslam topraklarının günümüzdeki haline bakarsak ciddi oranda başarılı olduklarını görebiliriz.

Ülkemizde bile Allah'ın indirdiği ile yönetilmeye karşı çıkanların olması, başarılı siyasetlerinin bir göstergesidir. Bunu da adı John, Christian olan adamlar değil, bunlar adına çalışan siyasiler yapmıştır, yapmaktadır. Bu ve fazlası kitapta gerek kendi ellerinden çıkma hatıralardan gerekse dönemin insanlarının bunlarla münsabette bulunmuş kişilerinin hatıratlarında mevcut.

Uyanık olmak ve bilinçli bir şekilde hareket etmek için bu kitabı okumanızı tavsiye ederim. Bu adamlar zamanında çocuk yaşlarda İslam ülkelerine sokulmuş, zamanında tekkelere şimdi ise ilahiyat fakültelerine girip, Müslüman gibi davranıp(münafıklık) İslam'ı, dilinizi, kültürünüzü öğrenip sizlerle dostluk kuruyor ve sonunda gözlerine kestirdikleri; zayıf kişilikli, kibirli, her şeyi ben bilirim havasında gezinen bizim sözde aydınlanmış şahısları ağına düşürüyor ve kendi lehlerine çalıştırıyor; makam ve mevki vaat ederek. Sana bana bulaşmaz bunlar ama tespit edip gerektiğinde hareket etmek de bize düşüyor.




        (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)

21 Nisan 2016 Perşembe | By: YeniAy M.

Ayasofya'nın Gizli Tarihi


"1500 yıllık tarih, sizler için gözler önüne seriliyor."


 TANITIM BÜLTENİ
Ayasofya'nın sırlarla dolu gizli tarihi ilk kez gözler önüne seriliyor...
Ayasofya'nın içindeki gizemli sembollerin anlamı ne?
Hangi gizli örgütler Ayasofya'ya izlerini bıraktı? Bu işaretler hangi amaçla mabede kazındı?
Ayasofya'nın dehlizleri nerelere uzanıyor?
Tapınak Şövalyeleri Ayasofya'yı nasıl hedefine aldı? Ayasofya'da hangi Kutsal Emanetler'i aradı?
Mabedi kirletmek adına içinde türlü sapkınlıklar yapanlar kimlerdi?
Ayasofya düşmanı Venedikli Dandolo'nun mezarı neden Ayasofya'nın içinde?
Fatih Sultan Mehmet, fetih sonrasında kılıç hakkı Ayasofya'da hangi değişiklikleri yaptırdı?
Fatih Sultan Mehmet'in Bellini'ye yaptırdığı ünlü tablosu Ayasofya'yla ilgili hangi sırrı saklıyor?
İstanbul işgal altındayken "Ayasofya'da haç görmektense onu yıkarım!" diyerek düşmandan koruyan gizli kahramanlar kimlerdi?
Osmanlı'nın Cami-i Kebir'i nasıl müzeye dönüştürüldü?
Neden hâlâ küresel güçlerin ve ezoterik örgütlerin hedefinde?
Ayasofya'yı, okudukça anlayacak anladıkça sevecek sevdikçe sahipleneceksiniz.



 KÜNYE
YazarPelin Çift, Erhan Altunay
Yayıncı: Beyaz Baykuş Yayınları
Sayfa248
Baskı Yılı: 2016 


Ayasofya... 1500 yıllık tarihi ile zamana meydan okurcasına ayakta kalmış ve insanlık tarihine şahitlik etmiş bir mabet. Kimine göre tarihi değeri var kimine göre ise dini ve hatta daha ulvi değerleri var. Kim için ne ifade ediyorsa olsun Ayasofya, herkesin ilgisini cezbeden ve sahip olmak istediği bir mücevher.

Ayasofya deyince akılda sadece tarihi bir mabet olarak canlanması ona ve değerine haksızlık olur kanımca. Ayasofya, İstanbul'un sahipliğinin başat simgesidir ve ona sahip olan İstanbul'a sahip olmuştur demektir. Ve İstanbul'a sahip olan da cihana sahip olmuştur. Eh, en azından bu niyeti cümle aleme ilan etmiş; "Bekleyin, geliyorum!" demiştir.

Ayasofya'nın Gizli Tarihi kitabı, bu mücevherin 1500 yılda yaşadığı olayları gözlerimizin önüne seriyor. Mabedin sakladığı sırlar, ona sahip olmak için canını dişine takanlar, değerini dahi bilememiş kişilerce kirletilmesi... Bu ve fazlasını kitapta bulmak mümkündür.

Belki kimi kişi Ayasofya'nın bir mabetten daha fazlası olmasını garip ve manasız karşılayabilir. Onlar böyle düşünür çünkü hayata dair bir şey bilmiyordur. Her şeyden önce insanlar, simgelerle yaşar. Kullandığımız dil bile düşünme şeklimizin ve inancımızın simgeselleştirilmiş halde sese yansımasıdır. Simgeler değerlidir ve yeri geldiğinde insana umut da verir umutsuzluk da... Bu tamamen sizin o simgeye yüklediğiniz mana ile ilgilidir. Aysofya'nın insanlık için ne manaya geldiğini yukarıda değindim. Ha "bizden öncekiler de biz gibi mi düşünüyormuş ki?" derseniz eğer 1. Dünya Savaşında, İstanbul işgal edildiğince Ayasofya Camiisi ele geçirilmek istendi ve bizimkilerin karşılığında verdiği cevap ise "Dokunmayın, yoksa patlatırız! Ne size ne bize yar olmaz!" deyince işgalci güçleri hemen geri adım atmış ve camiye elini sürmemiştir. 

Artık siz düşünün Ayasofya'nın gerek İslam gerekse Hristiyan dünyası için ne denli derin manalar ifade ettiğini. 

Kitabı bitirince dedim ki "Zavallı Ayasofya, neler çekmişsin neler!" Öyle ya, Hristiyan mabedi olarak inşa edilen ve Hz. Süleyman'ın mabedini geçmeyi amaçlanan Ayasofya, ironiktir ama gene Hristiyanların elinden çekmiştir ne çekecekse. Hele ki asıl büyük zararı 4. Haçlı Seferi sırasında Tapınakçı ve Haçlıların soygun ve yağmasından çekmiştir. Hele ki Tapınakçılar için karargah olarak kullanılıp, içeride her türlü pisliğin yapılarak değerini kirletmeleri de hem İslam hem de Hristiyan dünyası için acıdır aslında. Bunu yapan komutanın mezar taşının da anı gibi orada olması çirkin bir şey.

Fatih Sultan Mehmet'in ve 2. Selim'in Ayasofya Camiisine olan ilgi ve alakasını kitapta göreceğiz. Elbette Tapınakçıların neden allem edip gullem ederek haçlı seferlerinin İstanbul'u işgale çevirdiklerinin nedenlerini göreceğiz. 

Ayasofya bugün, ne bir camii ne de bir kilise olarak görev yapsa da değerinden bir şey kaybetmedi. Müslümanlar, yine camii olarak hizmet etmesini istese de Hristiyanlar, buna karşı çıkıp "hepimiz tepki veririz." diyerek aba altından sopa gösterebiliyorlar.

Hal böyle iken soruyorum, boğazlar gibi bize ait olan bir mabette bile söz hakkımız yok iken, istediğimiz gibi değerlendiremiyor isek nasıl bize ait olduğunu söyleyebiliriz? O zaman şöyle soralım; İstanbul'un tamamen bize ait olduğunu nasıl iddia edebiliriz? Öyle ya, Ayasofya, fethin simgesidir. Unutmayın, ona sahip olan İstanbul'a hali ile tüm cihana hakim olur!


Bu güzel kitap için, sayın Erhan Bey'e ve Pelin Hanım'a teşekkür ederiz. Nice kıymetli kitaplarla buluşmak üzere.




        (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)
18 Nisan 2016 Pazartesi | By: YeniAy M.

Osmanlı'nın Şifreleri


      "Osmanlı'nın Kapısı Sizler İçin Aralanıyor."

                                    TANITIM BÜLTENİ

Öteki Gündem programıyla reytingleri alt üst eden Cansu Canan Özgen Osmanlı tarihi hakkında en çok merak edilen soruları soruyor, yediden yetmişe herkese ulaşan ve tarihi günümüze taşıyan üslubuyla göz dolduran Talha Uğurluel, bu sorulara konuyla alakalı hiçbir yerde bulunmayan görseller eşliğinde cevap veriyor.

*Osmanlı'nın kuruluş döneminde düşünceleriyle hem halkı hem de yönetimdeki kişileri derinden etkileyen Mevlana ve Ahi Evran'ın hayatları…


  • Osmanlı Beyliği'nin en önemli kadın liderlerinden Hayme Ana'nın yönetimdeki yeri ve önemi…
  • Harmankaya Tekfuru Köse Mihal'in Osmanlı'nın kurucusu Osman Gazi ile bağlantısı ve Osmanlı tarihindeki yeri…
  • Orhan Gazi'nin, tahtı tacı reddeden oğlu Rumeli Fatihi Süleyman Paşa'nın cihatla geçen yaşamı...
  • Osmanlı'nın "first lady"lerinin yetiştiği Harem ve yönetici ekibin yetiştiği Enderun hakkında hiç bilinmeyen gerçekler…
  • Topkapı Sarayı duvarlarındaki yazılar ve anlamları…
  • Osmanlı sarayının en önemli görevlileri; Dârüssaâde ağası, akağalar ve karaağalar ve günümüze kalan hayır eserleri…
  • Osmanlı toplumunda insanların kimlikleri görünüşlerinden nasıl belli oluyordu?
  • Tanzimat sonrasında değişen ve Batılılaşan kıyafetler…
  • Sürgün gibi görünen Osmanlı iskân politikasının tüm detayları…
  • Osmanlı yönetim sisteminde bütün kararları padişah tek başına mı alıyordu? gibi birçok konu, benzersiz görsel sunum eşliğinde Osmanlı'nın Şifreleri kitabında…

  •  KÜNYE
    YazarTalha uğurluel, Cansu Canan Özgen
    Yayıncı: Timaş Yayınları
    Sayfa200
    Baskı Yılı: 2016

    Az kaldı, yakında Talha Bey'in tüm kitaplarını toplayıp, koleksiyonu tamamlayacağım inşallah... Desem de daha birini bitirmeden bir yenisin çıkıyor, hızına yetişemiyorum. :D O kadar güzel kitap arasından da hangisine öncelik vereceğimi hali ile kestiremez oluyorum.

    Talha Hocamın bir güzel kitabı ile daha yeniden karşınızdayım. Osmanlı'nın Şifreleri kitabını almak için resmen gün saydım, çünkü benim doğum günü hediyem olacaktı. Nitekim hamdolsun Rabb'ime, kavuştum. 

    Yazar, her zaman ki gibi o akıcı dili ve bilgisi ile bizleri yeni yeni kapılar açıyor. Kitap bittiği zamanda "Daha fazla!!!" diye bağırıyorsunuz. Sürekli bir ''tadı damağımda kaldı!" havasında geziyorum. Kitapta öyle ayrıntılar, öyle bilgiler var ki "Osmanlı'da ne cevherler ne sırlar ne tarihler gizliymiş!" diyorsunuz. Hali ile orta okuldan beri Türk Tarihi dersi gören bizlerin aslında hiçbir şey öğrenmediğimiz gerçeği ile acı da olsa yüzleşmiş oluyoruz. Onca yıl boşa okunmuş resmen! Ben tarih öğrendim ise Talha Hocam'dan öğrendiklerim nedir? Niye bunlardan bahsetmezler?

    Osmanlı'nın Şifrelerinden öğrendiğim ilginç ayrıntılardan bazıları şunlar;

    -Osmanlı'nın ilk Şeyhülislam'ı olma özelliğini taşıyan Şeyh Edepali'dir. Ayrıca kendisi Ahi Evran'ın da en iyi en yakın öğrencilerinden biriymiş.

    -Yıllardan beri Ertuğrul Gazi'nin babasının kim olduğu; Süleyman Şah ile Gündüz Alp'in aynı kişi olup olmadığı tartışılır. Kitapta bu kısma %100 açıklık getiriliyor. Şunu söyleyebilirim ki ikisi farklı kişidir ve karıştırılma sebebi Gündüz Alp'in bir diğer isminin Süleyman olmasıdır. 

    -Osman Gazi zamanında Bizans Tekfurlarından biri olan Gazi Mihal'ın kimliği ve hayatından minik bir kesit de oldukça ilgimi çekti. Dünün Hristiyan'ı, bugünün Müslüman'ı ve Osmanlısı...

    -Çoğu kişi Yavuz Sultan'a ait olduğu iddia edilen portrenin ona ait olmadığını söylüyor ama Talha Hocam tersini iddia etmekte ama neden? :)

    - En ilgimi çeken konulardan olan Devşirme Düzeni ile ilgili daha ayrıntılı bir bilgi edindim. Hep kafamı kurcalayan, "Anasından babasından zorla mı ayırıyorlar? Yazık ama ya bir yerde." dediğim şeyin aslında hiç de öyle olmadığını öğrendim. Sokullu Mehmet Paşa gibi nice güçlü ve değerli paşaların yetişmesine katkı sağlayan Devşirme Düzeni, aslen rızaya dayalı ve sınava tabi tutularak parlak zekalı öğrencilerin seçilmesinden oluşan müthiş bir okul. 

    Burada bir parantez açmak istiyorum. Herkes haremi çok merak ettiğindendir herhalde, tarihçiler ağırlıkta kızlar okulu olan harem'i konuşmakta ama iş Enderun'a gelince çok tatmin edici bilgi vermemekte. Talha Hocam'dan bu konuda bir ricam var; Osmanlı'nın Harem ve Enderun(bilhassa enderun) okullarının işleyişi, öğrencilerin seçimi, eğitim aşamaları vb. konulardan ayrıntılı ve tatmin edici bilgilerin olduğu bir kitap yazmasını çok isterim. Harem ve Enderun olarak iki ayrı bölümden oluşan güzel bir kitap ortaya çıkacaktır diye düşünmekteyim. Yüzeysel değili ayrıntılı bilgi edinmeyi çok istiyorum Enderun hakkında.

    Ayrıca, Kanuni sonrası Fatih Sultan ile ilgili de bir kitaba kimse hayır demez. :)

    Bu ve benzeri nice güzel bilginin toplandığı Osmanlı'nın Şifreleri kitabını herkese tavsiye ederim. Tarih, örnek alıp ders çıkarmamız gereken geçmişimizdir. Herkesin ilgi göstermesi gerekir. Talha Hocam gibi tarihçiler, aktarma becerileri sayesinde sıkılmadan bizlere tarihin kapılarını açmakta. Hepsine teşekkür ederim. :)

    Yazarımızın yorumladığım diğer kitapları.




           (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)


    3 Mart 2016 Perşembe | By: YeniAy M.

    Belgelerle 2. Abdülhamid Dönemi



     UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.

    "Bir Sultan ve zorluklarla geçmiş 33 yıllık bir saltanat."

    KÜNYE

    Yazar: 
    Yayıncı: Beyan Yayınları
    Sayfa: 248
    Baskı Yılı: 2009


    II. Abdulhamit, Sultan Abdülaziz'in, sebebi hala çözülmemiş olan esrarengiz ölümünden ve V. Murat'ın iki ay kadar süren kısa saltanatından sonra, Osmanlı tahtına oturdu. Osmanlı Devleti'ni en çileli döneminde otuz üç yıl gibi uzun bir süre idare eden Sultan II. Abdülhamid, çok değişik şekillerde ele alınıp incelen tarihi bir şahsiyet olarak, tarihteki yerini almış bulunmaktadır...Belgelerle II. Abdülhamid Dönemi'nde Osmanlı İmparatorluğu'nun geçirmekte olduğu bu özel zaman diliminin yansıtılması amaçlanmakta ve bu döneme ilişkin farklı alanlardaki gerçekler, belgelerle gün yüzüne çıkarılmaktadır.
    2. Abdülhamit Han ve dönemi hakkında en doğru bilginin adresi bana göre İhsan Süreyya Sırma'dır. Bir dönem Türkiye'sinde kötü insan; 'Kızıl Sultan' olarak bellenen bu padişahı, o dönem tüm kaynak ve arşivleri inceleyerek hiç de öyle bir insan olmadığını, aksine büyük haksızlıklar yapıldığını açık yüreklilikle ve cesaretle, azimle yıllarca kürsü kürsü gezip anlatan; kendi hocaları ile bile mücadele etmek zorunda olan bu zat; kesin delil ve belgelere dayalı konuştuğu için, gözümde tarihçiliği çok güvenilirdir. Bu yüzden en sonda yazacağım şeyi en başta yazmak isterim. Eğer bu dönemi en doğru kaynaktan okumak istiyorsanız, bu hocanın kitaplarını okuyun ve konferanslarına denk gelirseniz, gidin.

    Bu kitap, aşağıda verdiğim (haçlı seferleri hariç) kitapların kısa özetleri gibi olmuş. 33 yıllık saltanatı hızlı bir şekilde, ama yine belgeye sayalı, aktarmış. Ön sözünde yazdığı gibi zaten bu kitap, dergi vb. yerlerde yayınladığı makalelerin toplamından oluşmaktadır ve bu yüzden yer yer konuların tekrarını da göreceksiniz. Bir noktadan sonra bazı kısımlar tekrar göre göre sıkıcı olsa da kafama yazılması açısından iyi oldu. Kendisinin Sömürü Ajanı İngiliz Misyonerler kitabını da sipariş ettim.

    2.Abdülhamit Dönemine ilgimin merakı, sadece haksızlığa uğramış bir padişah olmasından değil, onun döneminde meydana gelen olay ve oyunların; entrikaların ve hainliklerin günümüzde de aynı şekilde devam etmesidir. Bu yüzdendir ki günümüz farkındalığını kazanmak ve yarına doğru adımlar atabilmek için geçmişte yapılanları, atılan ilk adımları görmek, öğrenmek gerekmektedir. Bilinçli bireyler, bilinçli ve farkındalıkla aydınlanmış çocuklar yetiştireceklerdir. Belki biz bir şey yapamayız ama onlar yapacaktır, inşallah.

    Benim merakımı cezbeden konulardan biri de Jön Türkler olarak da bilinen, İttihak ve Terraki Perver fırkasının (partisinin) yaptığı ettiği şeyler. Zira günümüzde onun devamı olan bir parti ve zihniyet var. Yazarın, Jön Türklere özel bir kitap yazmasını isterim, bence büyük bir eksiklik.

    2. Abdülhamit'in saltanatı hayatını okuduğumda, yalnız bir başına çok uğraşlar vermiş; kurtlar sofrasında ülkesinin hayatta tutmaya çalışan; yanlışları ve doğruları ile haksızlık edilmiş bir padişah görüyorum. Açıkçası oldukça üzüldüm kendisine.

    Kitapla ilgili tek eleştirim; Osmanlı Türkçesinin aynen aktarılması ve sadeleştirilmemesi. Hali ile yazılı olan şeyi anlamakta da zorluk çekiyoruz. O kısımlar bir düzeltilse...

    Kitabı herkese tavsiye ederim.


    Yazarın okuduğum diğer kitapları:
    İhsan Süreyya Sırma(*): Haçlı Seferleri
    İhsan Süreyya Sırma(*) Tanzimatın Götürdükleri
    İhsan Süreyya Sırma: 2.Abdülhamid'in İslam Birliği Siyaseti(*)

    Abdülhamit Han (Kitap değil, bir programdan çıkardığım notlar ve programın kendisi ama kitap kadar değerli bilgiler içerdiğinden, ekledim.)


    (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)

    21 Şubat 2016 Pazar | By: YeniAy M.

    Çanakkale Savaşları ve Gezi Rehberi



    UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.


    "Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın bu toprak, bir devrin battığı yerdir!"


    KÜNYE

    Yazar: Talha Uğurluel
    Yayıncı: Timaş Yayınları
    Sayfa: 256
    Baskı Yılı: 2015

    Tarihe ibret gözüyle bakmak ve alınması gereken dersi hakkıyla almak elbette çok önemlidir. Geçmişimizi ayakta tutan manevi dinamikleri anlamak, onları güçlü yapan unsurları göz önünde bulundurmak bugünkü başarımızın yegâne sebebidir. 7'den 70'e herkese tarihi sevdiren Talha Uğurluel şimdi de Osmanlı'nın I. Dünya Savaşı'nda ölüm kalım mücadelesi verdiği toprakları: Çanakkale'yi tüm tarih severlere anlatıyor.
    Dünya devletlerini ve Osmanlı'yı Çanakkale Savaşı'na sürükleyen sebepler, Savaşın aktörleri ve akıl almaz icraatları,Deniz ve kara savaşlarının tüm detayları, Ayrı ayrı kategoriler halinde ele alınmış savaş sahneleri, Savaştan yıllar sonra ortaya çıkan olağanüstü olaylar, Herkesin rahatlıkla anlayabileceği yalın, akıcı bir üslup, Hepsi renkli ve kolay anlaşılan birçok harita, ve o günleri günümüze taşıyan, şimdiye kadar hiçbir yerde yayınlanmamış birçok savaş dönemi fotoğrafı ile Talha Uğurluel'in bu eşsiz eseri herkesi Çanakkale'ye, o günleri anlamaya davet ediyor.

    Talha Uğurluel, benim en sevdiğim tarihçilerin başında gelir. Onun anlatım tarzı ile tarihi sevmeyecek, öğrenmeyecek kimse yok kanımca. Çünkü masalsı bir anlatım tarzı olduğu için insanı dinletmeyi iyi beceriyor. Önceki kitaplarında da söylediğim gibi bu anlatım becerisini yazıya da dökmeyi iyi başarıyor. Fakat kafadan bu kitap için söylemem gerekir ise, anlatım tekniğinde bu sefer biraz farklılık mevcuttu, fark ederim ben. :)

    Kitap, oldukça bilgilendirici ve yer yer duygusallık kokan bir eser. Savaşın öncesinde olanlar, altında yatan nedenler ile ilgili bilgilendirici bir bölümden sonra Çanakkale Savaşlarına giriş yapıyoruz. Aziz kahraman ata'mızın yaptıkları, gösterdikleri cesaret ve fedakarlıklar; yaşadıkları deneyimler ve duygusal anları... Bunlar hem sizi gururlandıracak hem de kalbinizi acıtacak. Göreceksiniz ki bu vatan ne zorluklarla elde tutulmuş, korunmuş ve bizlere bırakılmış. Vicdanı olan, aklı olan atalarına hürmeten, minneten, Allah'a şükür eder ve layık olmak için dua edip, çaba sarf eder.

    Kitapta daha önce bildiğim yaşanmışlıklar dışında bilmediklerim de vardı; düşman tarafından hakkımızda söylenen, yazılan çizilenler de ayrı bir önemli bence; çünkü bir düşman dahi olsanız, karşı taraf size saygı duyup, hayranlık duyar ise bu sizin ne kadar asil olduğunuzun göstergesidir... Besbelli ki atalarımız o zamanlar Allah'ın sınırlarını iyi koruyup, asil bir şekilde hareket etmiş ki bir Müslüman ve Türk olarak hayranlık verici bir kişilik sergilemişiz. Örnek almamız gerekir. Şeyh Edepali'nin dediği gibi "Savaşı sevmem ama, bilirim ki kılıç kalkıp inmeli; ama bu YAŞATMAK İÇİN OLMALI!" bu düstur ile hareket eder isek ne ala; aksi halde katilden farkımız olmaz. Bu dünya'da da çokça katil olduğu için, yaşatmak için savaşan birilerine duyulan ihtiyacı varın siz tahmin edin.

    Kitabın sonlarında ise gezi rehberi ile Çanakkale'ye gider iseniz eğer, saat kaçtan itibaren geziye nerede başlayıp bitireceğinize kadar oldukça ayrıntılı bir program çizmiş yazar. Ziyaret edeceğiniz yerler hakkında da bilgiler vermiş. Bence kitap için çok güzel, artı bir özellik olmuş.

    Daha önce de yazmıştım, bu yazara okullardaki tarih kitaplarını yazdırmak gerek. Sıkıcılıktan ve ağır bir dilden uzak, masalsı bir tarz ile anlatıldı mı tarihine ilgi duymayacak kimse olmaz herhalde? :) Maalesef okul kitapları oldukça sıkıcı ve ağır olduğu için öğrencilerin gözünü korkutan bir unsur. O yaştaki gençler eğlenmeye eğilimli olduğu için de eğlenerek öğrenmeleri çok büyük elzem; ezberlemez, akıllarında kalır bu şekilde...

    Yazarımıza bir kez daha teşekkür ederim. Osmanlı'nın Şifresi kitabını da edinmem gerek bir an önce, 25 Mart doğum günüm, inşallah ailemden biri akıl eder de hediye alır. :D

    Yazarın okuduğum diğer kitapları:
    Dünyaya Hükmeden Sultan: Kanuni(*)
    Dünyaya Hükmeden Sultan-2: Kanuni'nin Akıl Oyunları(*)
    Tarih Tıbbı Konuşturdu



    (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)
    11 Şubat 2016 Perşembe | By: YeniAy M.

    Yavuz Sultan Selim Han



    UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.


    "Yavuz Selim Han'ı bir de bu şekilde okuyun."

    KÜNYE

    Yazar: Mustafa Armağan
    Yayıncı: Timaş Yayınları
    Sayfa: 304
    Baskı Yılı: 2014

    Dokuzuncu Osmanlı padişahı olarak 1512 yılında tahta geçen ve 8 yıllık hükümdarlığı süresince Osmanlı Devleti’ni maddi ve manevi olarak asırlarca ayakta tutacak sağlıklı bir bünyenin temellerini maharetle döşeyen Yavuz Sultan Selim’i hiç böyle okumadınız! Fatih’in kalem ve kılıç örsünde dövdüğü, Bayezid’in sabır ateşinde şekillendirdiği bu “altın zincir”in halkaları nihayet Yavuz’un usta ellerinde titizlikle işlenmiştir. Mustafa Armağan, Osmanlı’yı yeniden kuran sıra dışı sultan, zamanın İskender’i, şarkın fatihi Yavuz Sultan Selim’in hayatını, bilinmeyen yönleriyleYavuz Sultan Selim Han kitabında anlatıyor.
    * 40 bin Alevi’yi kesti mi?
    * Portekizlilerin Peygamber Efendimiz’in mezarını kaçırma girişimine nasıl dur dedi?
    * Hilafeti devralmadı mı?
    * Neden Batı’ya değil de Doğu’ya seferler düzenledi?
    * Küpe takar mıydı?
    * İnsan olarak nasıl bir padişahtı? Hobileri ve ilgi alanları nelerdi?
    * Suriye-Mısır seferlerine dair bilinmeyenler...
    * Ders kitaplarında neden yanlış anlatılıyor?
    * Okur ve “kitap kurdu” olarak Yavuz’u ne kadar tanıyoruz?
    * Kürtler aleyhine söylediği iddia edilen sözlerin gerçeği...
    * Can dostu Hasan Can’ın kaleminden Yavuz Sultan Selim!
    Kafanızı karıştıran tüm bu soruların cevabı ve daha fazlası Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı,Ufukların Sultanı Fatih Sultan Mehmed kitaplarıyla Osmanlı Padişahları’nı gerçek yönleriyle okurlarına sunan Mustafa Armağan’ın Yavuz Sultan Selim Han kitabında…
    Okulda tarih derslerini aldığımızdan beri ağırlık olarak üzerinde durulan padişahlar Fatih ve Kanuni olmuştur. Bunun dışındaki padişahların ismi ya pek geçmez ya da şöyle bir bahsedilir, üzerinde durulmadan geçilir gidilir. Kaldı ki bahsi geçenlerin de sadece savaş becerileri anlatılır, sanki tarih ve şahıslar savaşlardan ibaretmiş gibi! Hali ile biz ne ecdadımızı adam gibi tanıdık ne de geçmiş devletlerimizi, kültürümüzü. Ortada ciddi bir kasıt olduğunu da düşünüyorum! (İnsan okullarda hiç mi Türk-İslam / Türk Sanat-Kültür tarihi öğretmez? Tarih değil mi bu? )

    Mustafa Armağan takip ettiğim ender tarihçilerden biridir. Daha önce 'Avrupa'nın 50 Büyük Yalanı' ve 'Büyük Osmanlı Projesi' gibi nadide eserlerini okuma imkanım olmuştu. Hepsi de oldukça bilgilendirici ve aydınlatıcıydı zannımca.(Ayrıca Derin Tarih isimli harika bir tarih dergisi de çıkartmaktadır; her ay alırım, tavsiye ederim.) Kendisinin Yavuz Sultan Selim Han hakkında yazdığı kitabı görünce de hali ile oldukça meraklandım ve okumak için tutuştum. Kitabı yavaş yavaş, hazmederek, sindirerek okudum ve bitti.

    Yavuz Sultan Selim Han çoğumuzun yanlış tanıdığı veya hiç tanımadığı sır dolu bir padişah portresi çizmiştir bunca zaman. Mustafa Hocam da yazdığı kitapla bu portreyi daha bir belirginleştirmiş ve bize ciddi bir resim ortaya çıkartmış, sağ olsun. Zaten sevdiğim padişahlardan biriydi, şimdi çok daha sevdim kendisini. Fatih'in torunu olarak bu sıfatı cidden hak etmiş bir şahıs olduğunu kitabı okuyunca görüyoruz. Ayrıca böyle bir padişahın 8 yılda yaptıklarını görünce, eğer bir 8 yıl daha yaşasaydı, kim bilir neler yapacaktı? sorusunu kendimize sormadan edemiyoruz.

    Kitapta, Yavuz'un şehzadelik döneminden vefat ettiği döneme kadar yaşadıkları, yaptıkları ayrıntı ile gözler önüne serilmiş. Gerçi yazara göre bu yazılıp çizilenler deryada bir su damlası ama olsun, kafamda Yavuz konusunda ciddi bilgiler birikti, kendisini tanıyormuş gibi hissetmeye başladım. Kitabın içeriğinde Yavuz'un aldığı kararların arka planına da değinildiği için; örneğin gerek Safevilere gerekse Memluklara sefer kararı almasındaki siyasi ve zaruri nedenler, daha sağlıklı ve verimli bir kitap ortaya çıkartmış yazar. Ayrıca Yavuz'un olaylar karşısındaki tutumu ve hareketlerini örnek aldığımı söylemek isterim. Hem kendisi de benim gibi bir kitap kurdu olduğu ve süse meraklı olmadığı için, ortak bir yönümüzün olmasına ayriyeten çok sevindim. :)

    Yazarımız kitapta yukarıda bahsi geçen sorulara ve daha fazlasına cevap verdiği için Yavuz konusunda oldukça tatmin edici bir eser var karşımızda. Eğer bu sırlı padişahı merak ediyor ve daha yakından tanımak istiyor iseniz, kesinlikle bu kitabı edinmenizi tavsiye ederim.

    Yazarımıza tekrar ve tekrar teşekkür eder ve darısı diğer padişahların da başına derim.



    (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)


    12 Temmuz 2015 Pazar | By: YeniAy M.

    İhsan Süreyya Sırma: 2.Abdülhamid'in İslam Birliği Siyaseti


    UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.

    "Ne kadar hataları olsa da, 33 sene Osmanlı Devletini yönetmiş ve kendisine 'Kızıl Sultan' dedirtecek bir harekette bulunmamış olan Sultan Abdülhamit'e, bir iki Ermeni veya Yahudiyi sevindirmek için neden 'Kızıl Sultan' diyelim?"


    KÜNYE

    Yazar: İhsan Süreyya Sırma
    Yayıncı: Beyan Yayınları
    Sayfa: 151
    Baskı Yılı: 2013(11. Basım)

    İhsan Süreyya Sırma, benim için tartışmasız, Abdülhamit Han konusu üzerine pir olan bir tarihçidir. Verdiği her bilgi, tarihi belgelere dayalı olduğu için yazdığı ve söylediği hiçbir şeyden şüphe duymam. Zaten dipçe kısmına ve kitap sonuna gerek Osmanlıca Belgeleri gerekse kaynaklarını yazıp çizen biri.

    Kitabın içeriği, isminden de anlaşılacağı üzere 2.Abdülhamit Han'ın, İslam dünyasını, emperyalist batı dünyasına karşı savunma amaçlı geliştirdiği İslam Birliği Siyasetini konu alıyor. Kitap da ayrıca Mısırlı bir alimin(Muhammed Abduh), İslam dünyasının bozulan ahlakına ve dine karşı yetersiz hale gelmesine ilaç olabileceğine inandığı eğitim reformu da yer alıyor.

    Söylemem gerekir ki din eğitimindeki reform konusu mutlaka günümüz İslam dünyası alimlerince de ele alınması ve bu Mısırlı alimin yönteminin alınıp -gerekirse geliştirilerek- uygulanması gerekmektedir. Zira gerek bahsi geçen alim, gerekse Abdülhamit Han'ın, bozulmuş İslam dünyasının ana sorununun bu olduğuna dair inancı boş değildir. Kur'an-ı Kerim okuyanlarınız da bu tespiti kolayca yapacaklardır zaten.

    Kitap da çok ayrıntılara inip,inciğini boncuğuna kadar değinilmese de İslam Birliği Siyasetinin genel hatları çizilmiş ve padişahın tüm karşıt PAN'lara cevaben geliştirdiği bu Panislamizm'in o zamanın İslam dünyası için nasıl bir savunma kalkanı haline getirmeye çalıştığına dair bilgileri okuyacaksınız. Eğer tam manası ile hayata geçirmesi mümkün olsaydı, belki de şu an çok farklı bir tarih okuyacaktık.

    İçerik hakkında kısa özetler çıkarmanın zor olması dolayısıyla bir kaç çarpıcı paragrafı yazmak ve size bazı fikirler vermek istiyorum.

    Fikir ve şahısları putlaştırma, o kadar tehlikeli ki; tarihin, üzerinde bina edildiği vesikaları(tarihi belgeleri) sunuyorsunuz, tanrısına ya da tanrılaştırdışı ilkelerine dokunuyor diye; arşiv vesikalarını bile, ilim(!) adına reddediyorlar. 

    1909 Jön Türk devriminde sonra, artık Müslümanların "ulu-l-emr"leri, o meclise hakim olan Ermeni, Yahudi, Rum ve dönmeler olmuştur ki, çoğu Müslüman bunun, o zaman farkında olmadıkları gibi, bugün de farkında değiller. 

    Önceleri, kültürel bir akımın üyeleri olarak ortaya çıkan Arap Milliyetçileri(büyük çoğunluğu Hristiyan Araplardan oluşmakta ve içinde ancak tek tük Müslüman bulunmaktadır.), daha sonraları gizli siyasi cemiyetler kurarak ve pek tabii olarak Avrupa'dan her türlü desteği sağlayarak Sultan Abdülhamit'le mücadelede, Yahudi, Ermeni ve Jön Türklerin yanında yer aldılar. Bunlar, her fırsatta, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin(Jön Türkler) yanında yer aldıklarını da ilan ediyorlardı.)

    Arnold J. Toynbee'nin İslam Birliği Siyaseti(Panislamizm) hakkında görüşü: "Bugün dahi uykuda olduğu ve fakat uyanacak olursa, İslam'ın vurucu esprisi üzerinde hesaplanamayacak derecede psikolojik tesir yapacağı bilinen..."


    Tarihlerini bilmeyen insanlar, sömürülmeye ve güdülmeye mahkumdurlar. Tarih cehaleti, insanı bağımlılaştırıp, aşağılık duygusu altında ezer, ezdirir. Bu kompleksten kurtulmanın bir tek yolu vardır: Allah'ın istediği tarihi bağımsızlık(İhsan Süreyya Sırma)


    "Zulmedenlere meyletmeyin! Sonra size ateş çarpar. Zaten sizin Allah'tan başka yardımcılarınız yoktur. Sonra (Ondan da) yardım göremezsiniz." Hud Suresi 113


    Puan: 10/10

    Kitap Fiyatı: 9 TL
    12 Haziran 2015 Cuma | By: YeniAy M.

    Büyük Osmanlı Projesi



    UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.

    "Hatırla onu! Hatırla Kendini!"

    KÜNYE


    Yazar: Mustafa Armağan
    Yayıncı: Timaş Yayınları
    Sayfa: 304
    Baskı Yılı: 2014

    Kitabı aldığımda, yazarın, kitabın ismine bakarak günümüz üzerinden bir iç-dış politika geliştirdiğini zannetmiştim. Benim gibi düşünen varsa bilsin ki aslında öyle değil, tam olarak değil. Mustafa Armağan, bize, unuttuğumuz/unutturulan ecdadımız-tarihimiz olan Osmanlı'nın bilinmeyenlerini, anlatılmayanlarını yazarak, tarihi şuurumuzu uyandırmaya çalışıyor. Nitekim kitapta bunun ne denli önemli olduğuna dikkat çekiyor ki göreceksiniz; biz unutmuş/unutturmuş olabilirler ama onlar hatırlıyor ve bu korku ile üzerimize geldikçe geliyorlar; ayağımıza ve ellerimize prangalar takıyorlar. Onların en büyük korkusu bu prangalardan kurtulup, yeniden ayağa kalkmamız!

    Muhakkak ki kitapta anlatılan şeyler, tarihimizin- ECDADIMIZIN bilinmeyenlerinin-anlatılmayanlarının tamamını kapsamıyor. Fakat bu kadarı bile bizi uyarmaya yetecek, gururlandıracak ve yeniden hatırlamamızın ne kadar önemli olduğunu hatırlatacak cinsten!

    Geleneğim üzerine kitaptan birkaç önemli kısmı sizinle paylaşacağım.

    Yazar, sürekli okutulan tarihe göre Osmanlı'nın gerileyip gerilemediğini, sorguluyor. Bunu anlatan bazı tarihçilerimizin(!) bunu dillendirme şekli ve Osmanlıya aşağı bakış açısı da ayrı bir kondur. Şahsi fikrim, bir ülkenin yıkılması için illa ki bir gerileme sürecinden geçmiş olması gerekiyor ama yazara göre bu durum her zaman bu şekilde evrilmemektedir. Kaldı ki gerileme sürecinin başlangıcı komiktir; Sultan Süleyman'dan sonra Osmanlı'nın gerilemeye başladığı anlatılmıştır. İyi de ondan itibaren yıkılışına kadar 3,5 asır geçmiştir; yani 357 yıl gibi bir süre. Nasıl bir gerileme ki bu 357 yıl boyunca sürmüş, Osmanlı dayanmıştır? Bu mucizenin sırrı nedir? Bize de söylesinler zira 2020 yılına gelindiğinde bir çok ülkenin çöküp yıkılacağını söyleyen uzmanlar var.

    Yazar, Ortaçağ'dan Yeniçağ'a geçişi de sorgulamakta hatta bizatihi Ortaçağ kavramına bugün yüklenen anlamı deşmektedir. Bu konuya başka pir dediğimiz tarihçilerden de duymuştum. Osmanlı-Müslüman alemi hiç ortaçağ(günümüz anlamı ile) yaşamış mıydı ki yeniçağa girmiş olsun İstanbul'un fethiyle? Buna delalet yani işaret eden bir veri yoktur! Yani Türkler-Müslümanlar(Osmanlı) hiçbir şekilde ortaçağ döneminde yaşamamıştır. Kaldı ki batı için o dönemlerde ortaçağ kavramı günümüzden de çok farklı bir manadadır. Kısaca özetlersek; ortaçağ, din adamlarına göre, bir kısmı gerçekleşmiş fakat henüz kemal noktasına ulaşmamamış(bitmemiş) bir projenin 'orta'sını ifade etmektedir. Yani bugünün eski ABD başkanı Bush'un defalarca dillendirdiği gibi 'Yeni Dünya Düzeni' projesi gibi veya aynı proje olduğunu düşünmekte beis(sakınca) görmüyorum.

    Avrupa'nın Kanuni Korkusu isimli başlıkta hayli bir ilginç. Başlığı bir çeşit deyim gibi görebilirsiniz. Kanuni'nin zamanındaki gücü ve Avrupa'ya kök söktürmesi üzerinde bıraktığı izin etkileri bugün Türk korkusu olarak devam etmektedir... Ayrıca kapitülasyonlar konusunda çok bilinen bir yanlışa açıklık getiriyor; Kanuninin kapitilasyonlar ile ülkeye zarar verdiği izlenimi(ben dahil) bir çok vatandaşın zihninde yer edinmiştir. Lakin Kapitülasyonlar, Osmanlı'ya 19. yüzyılda bela olmaya başlamıştır, öncesinde değil. O zamana kadar kar getiren, lehimize olan bir ticari anlaşmaydı. Eh, bir insanın 300 yıl sonrasını görmesini bekleyemeyiz, değil mi?

    Bu bilgiler, kısa ve öz şekilde çerezlik olarak size sunulmuştur. Detaylarını ve daha fazlasını kitabı edinerek öğrenebilirsiniz ki almanızda yarar olduğunu söylemem gerekir. :)

    Puan: 10/9

    Kitap Fiyatı: 16 TL 

    7 Şubat 2015 Cumartesi | By: YeniAy M.

    Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma ile Tanzimat'ın Götürdükleri







    UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.

    OKULLARDA ANLATILAN TANZİMAT'I UNUTUN VE GERÇEKLER İLE YÜZLEŞİN!

    KÜNYE

    Yazar: Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırm
    Yayıncı: Beyan Kitap
    Sayfa: 127
    Baskı Yılı: 2012(10.baskı)

    Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma'nın ikinci kitabını da okudum. İlk kitabı Haçlı Seferleri 24 saatte bitmişti. Bu kitap da ilki gibi son derece yararlı tarihi bilgiler ile dolu. Tanzimat bize tarih görmeye başladığımızdan beri anlatılagelir. Her zaman olumlu, değerli ve olmaz ise olmaz gibidir... Üzerinde oturup düşünmedim bile. Siz de... Zaten düşünmek ve sorgulamak için eğitim görmediğimizden bu durum doğal. Amerikan Eğitim Sistemini ülkemize sokan İsmet İnönü'ye buradan teşekkür ederiz! Ama sırf ona yüklenmek de olmaz; sonrasında gelenlere de teşekkürler.


    Bilimsel kitapların incelemeleri bir hayli zorudur; neresini yazacağım, bilemem. Ama kısaca kitabı özetlemeye çalışarak kitap hakkında bilgi vermek istiyorum. İnşallah bu kadarı bile bu kitabın ne kadar değerli olduğunu anlamanıza yeter.

    Yazar, İslam ve Felsefe eleştirisi yaparak konuya girmiş. Onun eleştirisine göre felsefeyi öğrenmek ve bunu İslam ile birleştirip, sanki medeniyet atlayacağımızı, aydınlanacağımızı vb. bir şey olacağına inanılmış olması( eski dönemlerden bahsediyor) son derece yanlış bir durumdur. Zira madem Yunan felsefesi bu denli olağanüstü bir medeni-zihni aydınlanma yaşatıyordu da neden Yunanlıların işine yaramadı? Onların işine yaramayan bugün biz nasıl yarasın?

    Peki, yazar neden böyle bir giriş yaptı? Yazara göre Müslümanların ilk aşağılık kompleksi hastalığına yakalanması bu eski dönemlerde Yunan Felsefesinin tercümeleri ile başlıyor. Felsefe bilen gurur ve büyüklük kompleksi; bilmeyen okumayan da aşağılık ve çekimser kompleksi... Aslında haklı, İslam'ın kendine has öğretisi ve felsefesi zaten yeterlidir, Yunan felsefesi vb. yabancı felsefeler ile İslam'ı harmanlayıp İslam'ı anlatma çabası nedir? O dönemler Yunan felsefesine önem verilmesinin amaçlarından biri İslam'ı müdafaa da kullanılma çabasıydı. Oysa hiçbir işe yaramamış, nitekim Yunanistan ve batı da orta çağdan kurtulamamıştır bu Yunan Felsefesi ile. Peygamber ve dört büyük halife İslam müdafaası ve tebliği için hiç de gerek duymamış ve başarılı da olmuştur. Yani kısacası düşüncesini böyle özetleyebilirim. :)

    Sonra asıl konuya geçiyor ve Müslümanların yüzlerce yıl sonra ikinci aşağılık kompleksine giriş yapıyoruz. Batı karşısında kendi kültürünü aşağılık görüp alaturka olarak niteleyen ve batıyı üstün kabul edip kendini alafranga olarak tabir eden adamların bir dünyası.... Batı hayranlığı kişileri batının da kölesi haline getirmiş; onlar gibi düşünüp, hissetmeye başlamış, yani kısacası ONLARDAN olmuştur. Oysa Allah ve peygamberi bu konuda açık uyarılar dillendirmiştir;

    "Ey iman edenler, Yahudileri de, Hristiyanları da kendinize dost edinmeyin! Onlar ancak birbirinin dostlarıdırlar. İçinizden kim onları dost edinirse o da onlardandır. Şüphesiz Allah o zalimler güruhuna muvaffakiyet vermez." Maide 13

    "Kim bir kavme benzemek isterse, o ondandır!" Hz. Muhammed


    Tanzimat, 1839 yılında İngiliz hayranı ve destekçisi olan Mustafa Reşit Paşa'nın (sabık padişahın ölüm fermanı vermiş ve hastalığını bahane ederek Londra'dan dönmemiş. Padişahın ölümü ile hemen geri dönmüş ve ipleri ele alarak küçük padişah Abdülmecid'i eline almıştır.) çabalarıyla ilan edilmiştir. Tanzimat'ın ilanı Müslümanlara ne kazandırmıştır? Hiçbir şey! Bunu paşanın kendisi ve çevresinden de söyleyenler olacaktır.

    Peki, Tanzimat neden batının desteği ile ilan edilmişti? Aslında kendisinden istenileni vermiştir ama Müslümanlara değil, gayrimüslim tebaaya. Tanzimat ile birlikte Müslüman tebaa ile aynı haklara sahip olan gayrimüslimler (aslında neredeyse sınırsız haklara sahip olmuşlardır) kimi noktada onlardan daha fazla hakka sahiptir bile denebilir; askere gitme zorunlulukları olmaması ve bu sayede askere çağrılan Müslüman tebaanın yarattığı ekonomik boşluğu bunların doldurup zenginleşmesi ve devlete, okullara sızarak her yerde mesken edinip ülkeyi yıkıma götürecek akımların başlangıcını yapmaları; meclisin en az 3'te 2'inin bunlarla dolması ve padişahı yani İslam halifesini tahttan indirecek oylamayı bunların yapması, 'eşit hak' teriminin göründüğü gibi masum bir şekilde tecelli etmediğinin göstergesidir. Ayrıca bu fermanın önlerini açması ile Osmanlı topraklarında gayrimüslimler güç kazanıp isyanlar ederek toprakları kaybetmemiz de var. Zira ilginçtir ki fermandan sonraki zamanlarda mezhepsel ortaklık yüzünden azınlıklar, kendilerini artık Osmanlı olarak değil; Rus, İngiliz, Fransız diye tanımlamaya başlayacaktır.

    Jön Türkler gibi akımların gayrimüslimlerce yaratılıp, özel çalışmalar ve okullarda gizli organizelerle büyütüp yaydığını söylesem? Bunu da Cemil Topuz gibi bir jön Türk'ün anılarından öğrenmek bakış açısı kazanmamıza yardım ediyor. "Cemiyetimizin merkezi o sıralar Beyoğlu'unda küçük bir apartmandaydı. Devam eden azanın ekseri ecnebi (neredeyse hepsi gayrimüslim) ve "lövanten" hekimler ve reisimiz de SERTABİB-İ ŞEHRİYARİ MAVROYANİ PAŞA idi. Benden başka Türk, Müslüman olarak hiçbir aza yoktu."

    Ünlü MARKO PAŞA da bunlardan biridir.

    Bunun etkilerinden biri de azınlıkların çoğunluk olduğu bölgelere(batıya) destekler yağdırılıp imarlar yapılırken Anadolu bunlardan mağrum bırakılıyordu. Tanzimat tutmayınca, yani paşaların aydınların(!) istediği gibi bir şahlanma olmayınca suçu batıyı tam olarak özümseyememek, taklit edememekte buldular. Öyle ki Hilmi Ziya Ülgen bu lafı edecek kadar alaturka karşıtı alafrangadır;"... Tekniği Batıdan alalım, fakat ahlakımızıda, hukukumuzda şarklı(yani Müslüman) kalalım diyemeyiz..." Maalesef bu zihniyet yeni ülkemizin temellerinde de etkindi, bugün de etkin. Kendini alfabesiyle, kıyafetiyle ve kültürüyle Batı karşısında aşağı, görgüsüz gören bir zihniyet bugün istediği her şeyi yaptı da ne oldu? Arzu ettikleri gibi mi oldu? Hayır, 100 yıl daha uyuduk, sömürüldük, bağımlı-manda altında yaşadık!

    Peyami Safa:
    "İki asra yakın bir tarih içinde, Avrupa medeniyetinin eşiğindeyiz. Anahtar arıyoruz. "Gülhane Hattı(tanzimat)" kapıyı açamadı. Meşruiyet anahtarı da açamadı. Cumhuriyet, şapka, Latin harfi, İsviçre medeni Kanunu vs. Avrupa rejim, muaşeret ve mevzuatının aynen kabulü de kafi gelmedi."

    "Daima bir şey eksik, ki o şey anahtarın ta kendisidir."

    "Nedir o şey?"

    "O şey veya şeyler?"

    "Neyimiz eksik ki Almanya'nın 10 yılda yaptığını biz yüzlerce sene içinde başaramamışızdır güzel inkilaplarımıza rağmen; mevzuat, teşkilat, idare sistemi ve çalışma metodu olarak hala çöküntü devrindeki Osmanlının devamı halinde kalmışızdır. Hala 1913'de kabul edilen muvakkat ilk Tedrisat Kanunu yürürlüktedir; hala o köhne mülki teşkilatımız devam etmektedir; hala atlatıcı idarecilik ve hala bizi gırtlağımıza kadar boğan kırstasiyecilik! Hala yeni mevzuat, yeni teşkilat, yeni idare sistemi ve yeni çalışma metotlarıyla modern Türk Devleti kuramamıştır."

    "Çünkü biz, ortaçağ nominaliziminden kalma bir alışkanlıkla kelimelere çok fazla inanıyoruz..... BATIDAN hep kelime İTHAL ediyoruz; laiklik, sekülerizm...vb. Bu mevhumların dealet ettikleri gerçekleri daha evvel ithal ettikten sonra isimlendirmek lazım geldiğini düşünmüyoruz. Avrupa medeniyetinin kapısını açmak için bulduğumuz sihirli anahtar; kelime'dir."


    Dün alafranga, bugün Beyaz Türk olarak tabir ettiğimiz aşağılık kompleksi olan, batı sevdalılarının 73'lere geldiğimizdeki durumu aynen şudur: "BİLGİ-GÖRGÜ ARTTIRMA KANUNU" vardır ve Devlet memurlarından seçilen bazıları Avrupa'ya gönderilip, görgü öğrenecek, geldiğinde de çevresine bunu aktaracaktır.

    Yazar bunlardan biriyle Fransa da karşılamıştır; peçetesini katlamayı alaturka bulmuş, buruşturup cebine atmayı batıcılık ve gördü kabul etmiş; su ile yıkanmak yerine tuvalet kağıdını kullanmayı daha medenice bulmuş; garip yemekleri istemeye istemeye ama sırf batılı olmak görgü öğrenmek için kusmasına rağmen yemiştir! Hatta domuzu bile!

    GENEL YORUM: Bu emice de kendini sosyalist, devrimci gibi komik bir şekilde görüyormuş, şaka gibi. Ama şaşmayın, bugün bile sözde solcularımız ipini kopardı mı Londra, Paris, Danimarka gibi ülkelere gider, kaçar(ALABORA GİBİ); Moskova, Kuzey Kore ya da Küba-Çin'e değil. Sizce neden? Batı her daim bizim solcuları kendine bağlayıp kullanmıştır. Bu yüzden sözde sanatçılar Londra'ya gider görüşme yapar çıkışta "İstanbul'u ele geçirdik diye açıklama yapar" veya ülkeden kaçtı mı Londra'da bulur kendini.

    Nazım Hikmet gibi gerçek solcuyu zor bulursunuz siz! Kendisi Moskova ya gitmiştir, hatırlatırım. ;)


    Kitap tarihi gerçekleri öğrenmek açısından çok değerli. Sakın ola ki geçmişte olmuş deyip kafanızda değersizleştirmeyin, zira o gün olanların aynısı dün olmaya devam etti, bugün oluyor ve yarın olmaya devam edecek. Her daim bunların sevdalıları, maşaları olacak... Okudukça günümüzdeki bazı şeylerle bağlantı kurmadan edemedim. Tarih kitaplarımızı böyle hocalara hazırlatsalar daha bilinçli olurduk. Zira kitaplarda sadece övme var, başka bir şey yok. Böyle olunca sürekli tekerrür ediyor! Zaten yalan-yanlış olması da cabası.

    Yalnız bir olumsuz durum var. Bazı Osmanlıca kelimelerle yazılmış metinlerin hepsi günümüz Türkçesi ile yazılmamış. Bu rahatsız edici.

    Kitap Okuma Önerisi:  Tarihin gerçekleri ile yüzleşmek isteyenlere.

    Puan: 10/9


    Kitap Fiyatı: 9




    5 Aralık 2014 Cuma | By: YeniAy M.

    Sultanlar Serisi: Sultanların Günlüğü - Ay ve Güneşin Saltanatı- (İlk Romanım)



    UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.

    OSMANLI DÖNEMİ; SALTANAT KAVGASI, KIYAMET GİBİ SAVAŞ MEYDANLARI, BİREBİR MÜCADELER, GİZLİ ÖRGÜTLERLE SAVAŞLAR VE AŞK... BU VE DAHA FAZLASI İÇİN BUYRUN.


    Bu kitap, benim için diğer tüm kitaplardan daha önemli dostlar. Nedeni ise, benim yayınlanan ilk romanım. Evet, bu fıstığı ben yazdım! Alkış lütfen! ;) Aslında okuduğum o kadar kitabı tanıtırken güzel güzel yazdım da bunu nasıl tanıtayım bilemedim gitti.

    Resimde gördüğünüz tanıtım ve başlık size zaten yeterince bir ipucu vermiştir, sanıyorum ki. Biraz kısa gibi durduğunun da farkındayım. Başka romanlara gelince koca koca sayfalar döktüren ben, söz konusu kendi romanıma gelince tıkandım. :)
    Eh başlayalım bakalım.

    Tarih ve fantastiğin birleşmiş haline; Osmanlı dönemine davetlisiniz. :)
    Şehzade Gökhan, padişahın en küçük oğludur. Konya sancakbeyi olarak saltanat hayallerinden uzak bir yaşam sürer. Bir gün babasının vefat haberi ile hayatı ve hayalleri değişecektir... Kardeşi eski padişahın ölümünü fırsat bilip tahta oturan Sultan Reşat, şehzadenin ve ağabeylerinin ölüm emrini vermiştir. Fakat Anadolu Beylerbeyi Tulpar Paşa, genç şehzadenin başına gelecekleri öğrenmiş, önüne geçmek için harekete geçmiştir. Lakin bu kıyımdan sadece Gökhan, annesi ve yeğeni Saruhan kurtulacaktır. Kayıplarının acısı ile yüzleşen genç şehzade, acısının ve öfkesinin etkisiyle, hiç istemediği bir yola baş koyup tahtı geri alacaktır. Ama genç şehzadenin asıl mücadelesi şimdi başlamıştır.

    Artık bir padişah olan Gökhan, haremi yönetmekle yetinmek istemeyen büyük validesinin önünü kesmek zorunayken, diğer yandan da devletini iç ve dış düşmanlara karşı korumak ve güçlendirmek zorundadır. Bunu yaparken de ona en büyük desteği Tulpar Paşa ve paşa kızı Ayça verecektir. Paşanın kızı ile evlenen padişah, büyük valide kanadını denetlemek için karısını devreye sokarken, kendisi de hırslı paşalar ve İslam topraklarını işgal etmeye çalışan haçlı artıklarıyla savaş verecektir. Tulpar Paşa da tüm gücünü kullanarak, eski ve tehlikeli bir düşmanın varlığının yeniden ortaya çıktığı haberini almasıyla, Kara Kardeşlik'e karşı savaş verecektir.
    Osmanlı topakları dört bir yandan ateş çemberindedir. Bu kanlı savaşta hayatta kalanlardan çok ölenler olacaktır...
     Bunun için kitabı okumanız gerekli işte. :)

    Aşk romanları seven bir insan değilim ama sonuçta insanız, Aşk'a inanıyorum. Bu yüzden her film ve kitapta olduğu gibi aşk burada da mevcut ama öyle aşk sahneleri falan beklemeyin. Ben daha çok maceracı ve heyecan arayan bir kişi olduğum için kitabımı yazarken de bunu gözettim. Hafif fantastik öğelerle de süslediğimi de belirtmem gerek. İnşallah beğenir ve kitabı başkalarına da tavsiye edersiniz. Yeni çıktığı için ve de yeni yazar olduğum için ha deyince mağazada bulunamıyor.
    Aşağıdaki adreslerden veya mağazalardan sipariş verip kitabı getirtebilirsiniz.
    D&R(şimdilik merkez mağazasın da var bu yüzden şimdilik çevrimiçi sipariş veya şubelere gidip talep etmek gerek): http://www.dr.com.tr/kitap/sultanlarin-gunlugu//edebiyat/roman/turkiye-roman/urunno=0000000620497

    İDEFİX: http://www.idefix.com/kitap/sultanlarin-gunlugu-ayca-mutlucan/tanim.asp?sid=XORYLLNGH5SI89UGNTV8
    Takdir edersiniz ki kendi kitabım için puanlama yapmam mümkün değil, onu da siz vereceksiniz artık.
    FİYATI: 16 lira. :)
    

    Tarih Tıbbı Konuşturdu - 1


    "İnsanlığın gizemli ölümleri, hastalıkları... Adım adım tarihsel otopsi."



    UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.

    SUİKASTLAR, SIR ÖLÜMLER, ESRARENGİZ OLAYLAR... BU KİTAPTA TÜM BUNLARA CEVAP BULACAK MISINIZ? OKUMADAN BİLEMEZSİNİZ. ;)

    Tarihe aşığım, özellikle Türk tarihine. Lakin gelin görün ki her tarihçinin kitabına müptela gibi yaklaşamıyorum. Sonuçta bir romandan bahsetmiyoruz, tarih anlatımından bahsediyoruz. Bu da bilgi kadar anlatım becerisinin de yüksek olmasının gerekliliğini gösteriyor. Bu yüzden tarihçiler arasında en çok sevdiğim ve dinlerken çok keyif aldığım yegane kişi Talha Uğurluel'dir. Ayrıca bilgisine de çok güvenirim. Bilmediği bir şey varsa da açık seçik "O konuda maalesef bilgi sahibi değilim." diyecek kadar da açık bir insandır.  Aynı açıklılığı tüm tarihçilerimizden bekleriz. Sonuçta bilmiyorsanız bilmiyorsunuzdur, ayıp değil ya, gidip araştırır öğrenir anlatırsınız. Varlık amacınız bu sonuçta. Neyse, gelelim kitabımıza. Talha ağabey, B.Muhammer Kayatekin ile birlikte özel bir kitap hazırlamış. Kendisi hekimdir. Zaten tarih ve tıp iç içe ise yanınızda bu konuda uzman birinin gerekliliği de kaçınılmazdır.

    Kitabın kısaca özetini yaparsam eğer,

    Fatih Sultan Mehmet öldürüldü mü, yoksa ecel mi?

    Hürrem Sultan ve Kanuni neden öldü?

    Büyük İskender'in ani ölümünün arkasında yatanlar nelerdir?

    Savaş alanında insanların neden susuzluk çekerdi?

    Yemen türküsünün arkasında yatan o bilinmezlik nedir? gibi bir çok soruya bu kitapta cevap aranmış.
    Hatta Aşil konusuna bile değinilmiş. Yani, o adam gerçekten de ayak tendonuna ok yediği için ölmüş olabilir mi ki? Yoksa mit uydurmalarından biri daha mı?

    Osmanlı mumyalama sanatı ile Mısır mumyalama sanatı arasındaki farklar nedir? Bu arada evet, gerçekten mumyalanmış padişahlar söz konusu. :)

    Bu kitapta benim en ilgimi çeken konu mumyalama ve Mısır piramitlerindeki bir ayrıntı oldu. Osmanlı resmi kayıtlarında Piramitler için "Yusuf Ambarları" deniyormuş. Hz.Yusuf'un yaşam öyküsünü hepiniz biliyorsunuzdur: Mısır'a vali olarak atanmasını sağlayan bir rüyayı yorumlaması ve öngörülen yedi yıllık kıtlıkla başa çıkabileceği güvencesini vermesiydi. Başak arpalarının yedir yıl boyunca bozulmadan korunmasını nasıl sağladı? Yaptırdığı ambarların özelliği neydi ki? Piramitler gerçekte bu ambarların ta kendisi mi? Çünkü yapılan bazı deneylerde piramitlere konan gıdanın bozulmadan uzunca süre kalabildiğini biliyoruz.

    Şahsi düşünceme gelince, piramitler, bahsi geçen o ambarlar değil. Lakin piramitler o ambarların mühendisliğine göre inşa edilmiş yapılardır. Bildiğiniz Allah'ın Hz.Yusuf'a öğrettiği teknolojik bilgiyi bunlar almış cesetleri ve daha nice şeyleri korumak için şaşalı mezarlara çevirmişler. Eh, bu da benim kanaatim.

    Mısırdan konu açılmışken, mumyaların batıda sözde şifa kaynağı olarak kullanıldığınız biliyor muydunuz? Mumyalardan alınan parçalar satılıyor ve toz haline getirilerek kullanılıyormuş. Daha önce kan ve insan eti yiyerek de şifa kaynağı aradıklarını tarih dergilerinden okumuştum. Yamyamlık Afrika insanına özgü değil anlayacağınız.

    Anlatılacak çok şey var, kısa özet geçtim. Benim kısa özetim de bu oluyor ama gerçekten bu sefer çok daha kısa oldu. :D

    Kitap hakkındaki genel görüşüm:
    Genel olarak kitabı başarılı buldum. Gerek içeriğindeki bilgiler gerekse kaliteli tasarımı ve sayfaları ile bu kitap kütüphanenizde olmak zorunda. Talha Uğurluel'in kitaplarını sevme sebeplerimden biri de sadece o güzel anlatımı ve bilgi aktarımı değil; kitabın kaliteli kağıtlara, renkli resimli basılması. Tam koleksiyonluk bir görüntüsü var. Kitap delisi biri olarak da koleksiyonluk kitaplara ayrı bir sevgim var. Böyle yan yana hepsini sıralayınca harika bir görüntü oluşturuyorlar, sizce de öyle değil mi? ;)

    Sadece küçük bir olumsuzluk var, bana göre. O da kitaptan beklentimi ne kadar yüksek tutmuşsam artık, bütün o muamma bazı olaylara %100 cevap bulacağımı sanıp, onun yerine yüksek oranlı varsayımlarla karşılaşmış olmam. Eh, tarihi belgeler de bir yere kadar götürüyor insanı, bunu idrak etmiş oldum. :)

    Kitap Okuma Önerisi:  Muhakkak alın.

    Puan: 10/9


    Kitap Fiyatı: 17,5