din etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
din etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
31 Temmuz 2018 Salı | By: YeniAy M.

Kur'an ve Tabiat Ayetleri Işığında 'Yaratılış ve Evrim'



KÜNYE
Yazar Mustafa İslamoğlu
Yayıncı: Düşün Yayınları
Sayfa370
Baskı Yılı: 2018 (5. Baskı)
TANITIM BÜLTENİ
Elinizdeki kitap dört bölümden oluşmakta ve her bir bölümde aşağıdakine benzer birçok soruya cevap aramaktadır:

Evren ve Dünyanın Yaratılışı: “Ol” emrinden sonra her şey nasıl başladı? Yaratılışa dair farklı görüşler? İlk 1 saniyede neler oldu? İlk elementler nasıl oluştu? Dünya’nın 4.6 milyar yıllık yaratılış süreci? Sünnetullah nedir? Yaratıcı şapkadan tavşan çıkarır mı?

2. Âdem Çömlekten Havva Kaburgadan mı Yaratıldı: Âdem’in ebeveyni var mıydı? Topraktan yaratılma ile ne kastedilir? Âdem’den önce kan döken ve fesat çıkaranlar kimlerdi? Beşer ile insan arasındaki fark nedir? “Ruhumdan üfledim” ile kastedilen nedir? Ruh üflenirken Âdem cansız mıydı? ‘Âdem’, ‘âdemoğlu’ yerine kullanılmış mıdır?

3. Beşer Nasıl İnsan Oldu: Evrimci İslam âlimleri kimlerdir? Allah, Âdem’i kimlerin içinden seçmiştir? Âdem’den önce de âdemler var mıydı? İlk insan nerede ve yaklaşık olarak ne zaman yaratıldı? Âdem’in nesli ensest ilişkiyle mi çoğaldı?

4. Darwinci Evrim Teorisi: İlahi yasa olan evrim ile materyalist evrim teorisi aynı şey midir? Evrim teorisine destek için üretilen sahte deliller nelerdir? Evrim teorisi ateizmin İsrailiyyatı mıdır? Varoluştaki hassas ayarlar tesadüfe izin verir mi? Yaratılış ve evrim teorisi hasım mıdır?
Bu başlıkların hepsinin altında iki kitabı hep yan yana okuyacaksınız: Tabiat ve Kur’an. Bizim ifademizle “tabiatın Kur’an’ı” ve “Kur’an’ın tabiatı”…

Evrim meselesi başta Türkiye olmak üzere İslam ülkelerinde çokça tartışılan ve çoğu Müslüman tarafından karşı çıkılan, kabul edilmeyen bir konudur. Genelde bazı kesimler bunun sebebini 'cehalete' bağlar. Haklılar ama sandıkları sebeple değil. Bu kesim meselenin temelini "bilimsel yaklaşmamaya" bağlar hatta daha net olmak gerekirse "akıl ve bilim ikilisinden uzak kalınması" ile ama aslında (en azından Türkiye için konuşuyorum.) evrimin doğru öğretilmemesinden kaynaklı. Okullarda evrim, materyalist evrim kuramı ile sunulmakta ve evrim konusunda yegane açıklamanın, karşılığın bu olduğunu iddia edercesine hareket edilmekte, oysa değil. Evrim kuramı ile materyalist evrim kuramı aynı şey değildir. Son dönemlerde de okullardan 'evrimin' çıkartıldığı ve bunun yanlışlığını vurgulayan yine aynı kesim. Bilgi doğru mu bilmiyorum, okulla ilişiğimi keseli çok oldu ama zaten derslerde bu konuyu görmüş biri olarak evrim karşıtı biri haline gelmeme sebep olduğundan çok da hayrını gördüğümüzü söyleyemem. Sebep? Yukarıda söylediğim gibi; bize doğru şekilde öğretilmiyor. Eğer bir şey doğru öğretilmiyor ise öğrenmenin mantığı nedir? Doğru olan bilgiyi doğru şekilde nesillere aktarmaktır. Bu yüzden en kısa sürede en doğru şekilde müfredata eklenmeli. 

Sosyolojide de bir konu üzerine birden fazla tez, argüman, yaklaşım vardır. Açıkçası üniversitelerde hoşlanmadığım noktalardan biri de her üniversitenin belli bir ekolü; sanki %100 doğruymuş gibi takip etmesi ve diğer ekollere ya hiç değinmemesi yahut ucundan değinmesidir. Tek yönlü bakış açısıyla sunulan bir şeyin fayda vermeyeceği yahut kısıtlı fayda vereceği aşikardır. Tamamdır, konuyu çok uzatmadan kitaba geçiyorum.

Mustafa Hoca muhakkak ki biyolog vs. değil, kendisi ilahiyatçı. Lakin kitabın girişinde de göreceğiniz gibi evrim konusunda onlarca kitap okumuş, yüzlerce belgesel/bilimsel sunum takip etmiş ve makale incelemiştir. Evrimin gerçekliğine kanaat getirmiş yahut tersine; kaç kişi bu kadar araştırma yapmıştır, bilemiyorum. Elbette ki bu onu uzman yapmaz ama en azından ne dediğini bilecek seviyeye getirir ki işin uzmanlarınca da kitap onay aldığı için bilimsel bilgiye aykırı bir bilgi içermediğini düşünebiliriz. Bu bilgileri de Kur'an bilgisiyle ve geçmişte yaşamış Müslüman bilim insanlarının çalışmalarıyla analiz edip, bize sunmuş.

Kitap 4 bölümden oluşuyor:

1-Evrenin ve Dünya'nın Yaratılışı; en sevdiğin ve hayranlık duyduğum bölüm bu oldu aslında; evren, evren olmak; dünya dünya olmak için çok aşamadan geçmiş, bilhassa dünyamızın şimdiki yaşanabilir hale gelmek için çok cefa çekmesi gerekmiş. Her biri anlatılmış, ister istemez artık içinde yaşadığınız evren ve dünyaya bir farklı bakar oluyorsunuz.

2- Hz. Adem Çömlekten, Hz. Havva Kaburgadan mı Yaratıldı? sorusu üzerine uzun uzun argüman ve deliller sunarak bize işin -tabiri caiz ise- saçmalığını gayet güzelce gözlerimizin önüne sermiş. Elbette bu soruya cevap verirken ilk insanın nasıl var olduğunu, evrimin onun var oluşundaki etkenine dair oldukça geniş bir metin bizi bekliyor. Yani ilkinde evren ve dünyanın evrimi; ikincisinde ise insanın evrimini anlatıyor. Burada aslında insandan ziyade 'beşer' kavramını öğreniyoruz. Yani daha çok beşerin evrimini göreceğiz.

3- Beşer Nasıl İnsan Oldu? başlığında ise beşer evriminin başka bir aşaması olan ruh üfleme aşaması bize sunuluyor. Yani beşerin insana dönüşme süreci, şimdiki halimiz.

4- Evrim Teorisi ile son bölüme giriyoruz ve evrimin tarihsel süreci, türleri, yaklaşımları, nasıl ideoloji haline getirildiği gibi üzerine tartışılan konulara değiniliyor.

Ben kitabı genel olarak net, açıklayıcı ve tatmin edici buldum. Size bilmem ama kökleri mitlere dayanan komik batıl yorumlamalar yerine; kökleri bilimsel açıklamalara dayanan yorumlamaları kabul etmeyi tercih ederim. Sonuçta daha gerçekçi ve akla mantığa yatkın. Muhakkak kitabı edinip okumanızı tavsiye ederim. İslam konusunda şüpheleri olan, ön yargıları olan arkadaşlara da tavsiye ediyorum.

DİPÇE: Yazınca fark ettim de yorum, tanıtım yazısıyla paralellik içeriyormuş. :D 



(İnternet fiyatları, sitelere göre farklılık gösterebilir.)
15 Temmuz 2018 Pazar | By: YeniAy M.

Hz. Peygamber ve Namaz



KÜNYE
Yazarİsrafil Balcı
YayıncıAnkara Okulu Yayınları
Sayfa272
Baskı Yılı: 2015

TANITIM BÜLTENİ

Kur’an-ı Kerim her dinî topluluğun yöneldiği bir kıblesi olduğuna işaret ederek bir bakıma kıblenin o dine mensup insanlar için birleştirici ve aynı zamanda diğerlerinden ayırt edici bir mahiyeti olduğunu vurgulamıştır. Bize göre Kâbe’nin kıble olarak belirlenmesi sembolik değil, İslam’ın ve müminlerin en belirleyici ve ayırt edici vasfıdır.

İsrafil Hocanın okuduğum ilk kitabı. Konusu; isminden de anlaşıldığı üzere Hz. Peygamber ve Namaz.

Hz. Muhammed ilk zamanlar nasıl ve nerede namaz kılıyordu?
Hz. Peygamberin namaz kılışı nasıldı? Müslümanlar olarak nasıl örnek almalıyız?
Namaz ilk ne zaman ve nerede farz haline geldi?
Namaz günümüzdeki şeklini ne zaman aldı?
Namazların rekat sayısına kim karar verdi? ... gibi bir sürü soruya cevap niteliği taşıyor. Ayrıca sizi bilmem ama çok güzel namaz duaları da öğrendim. :) 

Kitabı okumak bende namaz konusuna biraz daha farklı bakmamı, öncesinden daha bilinçlenmemi sağladı, vesile olanlardan Allah razı olsun. 

Baştan sona namaz sürecini bu kitapta okuyabileceksiniz. Şahsen eksi olduğunu düşündüğüm bir nokta; çok sık tekrarlara gidilmiş olması, bazen de kısa aralıklarla. Belki çok sık tekrar, akılda kalıcılığı arttırır düşüncesi ile yapılmıştır, bilemiyorum ama bende baygınlık oluşturdu, gereksiz fazla geldi. Bunun dışında dili akıcılığı güzel, sıkmadan kendini okutuyor. Size de tavsiye ederim.



                                                 (İnternet fiyatları, sitelere göre farklılık gösterebilir.)


21 Mart 2018 Çarşamba | By: YeniAy M.

Dini Anlama Kılavuzu



KÜNYE
Yazar Prof. Dr. Şaban Ali Düzgün 
Yayıncı: Motto Yayınları
Sayfa224
Baskı Yılı: 2018(2.Baskı)

TANITIM BÜLTENİ

Din, insanı hayatın gerçekleriyle yüzleştirir ve bunun gereği olarak da ona hayatında olmaması gerekenleri kaldırıp atma cesareti verir. Allah’ın insana verdiği bu hakkın kullanılması onu gerçek makamına, eşref-i mahlukat seviyesine ulaştırır.
Değişen dünya ve içinde bulunduğumuz teknoloji çağı yeni problemleri de beraberinde getirmekte, bu problemler, diğer alanlarda olduğu gibi dinî alanda da kendini göstermektedir. Bu kitap, din ile ilgili kafası karışan, cevap arayan, sorular soran insanlara akılcı çözümler sunmayı hedeflemektedir. Bu kitap, sorgulayan ve inanç için kapı aralayan bireylerin üzerinde durduğu konulara dinin doğasından hareketle cevaplar vermektedir.
Din deyince insanın aklına sürüsüne bereket inanç öğretisi geliyor, yine de genel olarak din dendiği zaman kimi kişi için bir olumsuzluk kimi kişi için ise bir olumlu algı oluşuyor.

Bazı insanlar dini, zararlı ve yıkıcı bir etki olarak görürken bazı insanlar tersine yapıcı ve faydalı; zaman zaman da dini gericilik yahut ilericilik olarak görenler oluyor. Her iki tarafın argümanlarına bakacak olsak aslında iki taraf da haksız değil, gerek tarih gerekse günümüz olaylar dinin hem yıkıcı hem yapıcı hem ilerici hem gerici etkileri olduğunu gösteriyor. Bu da insan kafasındaki algıları iyice karıştırıyor ve ne ne değildir nedir, işin içinden çıkılmaz bir hale geliyor.

Genel olarak ülkemizde kavram karmaşası olduğu resmi bir gerçek, ben bu olgunun genel olarak tüm Dünya için de geçerli olduğunu düşünüyorum. Bunun sebeplerine girmeyeceğim... Bir kavram insanın kafasında bozulmaya başladığı zaman ona yüklenen anlamlar da değişime uğruyor ve eyleme geçtiği zaman ortada yanlış bir şeyler döndüğünü fark etmemiz zaman alabiliyor.

Din de bu kavramlardan biri diye düşünüyorum.

Prof. Dr. Şaban Ali Düzgün hoca, bu kitabında din konusunda kafa karışıklığı yaşayan, dinin ne olduğunu; artılarını ve eksilerini öğrenmek isteyenler için hazırlamış. Şahsen din ile ilgili bakış açımda bir gelişme olduğunu ve daha fazla şey öğrendiğimi söyleyebilirim. Başarılı bulduğum bir çalışma olmuş. Konu itibariyle ilgisi çeken, din konusunda karmaşa yaşayan okuyuculara da tavsiye edebilirim. Anlatımı bazı kişilere ağır kaçabilir; 5 üzerinden 3 seviyesinde bir zorluğu var, kanımca. Bu da olağan çünkü sosyolojik ve felsefik bir bakış açısıyla dine yaklaşılmış. Hocamıza teşekkür ediyoruz.



(İnternet fiyatları, sitelere göre farklılık gösterebilir.)
30 Eylül 2016 Cuma | By: YeniAy M.

İslam Nedir?



"İslam Nedir? sorusunu hiç Kur'an'a sordunuz mu?"

KÜNYE
Yazar Mustafa İslamoğlu
Yayıncı: Düşün Yayınları
Sayfa192
Baskı Yılı: 2014
TANITIM BÜLTENİ
İnsanlık tüm zamanların en çarpıcı sıçraması, en derin toplumsal alt üst oluşu ve en ilginç yeniden yapılanmasıyla karşı karşıyadır. İslâm'ın yeryüzünde düşmanı yoktur, tanımayanı vardır. Düşman gibi davrananlar, İslâm'ın değil, müslümanların düşmanıdır. Bunun sebebi de yine Müslümanlardır. Zira inançlarını iyi temsil edemediler. Bunun için de öncelikli sorun müslüman olmayanların müslüman olması değil, müslümanların Müslümanlaşmasıdır.
Müslümanlar ile İslâm aynı şey değildir. Zira Müslümanların ortaya koyduğu İslâmi gelenek ile İslâm aynı şey değildir. Öte yandan, İslâm ile tarihsel süreç içinde insan eliyle üretilmiş olan İslâm medeniyeti de aynı şey değildir. İşte elinizde tuttuğunuz bu kitap, "İslâm nedir?" sorusuna, bu hassas ayrımları dikkate alarak yaklaşan bir kitaptır.
İslâm'a taraftar olan açık bir delil ile taraftar olsun, İslâm'a karşı olan da açık bir delil ile karşı olsun. İnsan hangi tavrı seçerse seçsin, seçimini bilerek yapsın. Bu proje ile amaçladığımız şey, İslâm'ı bilmek isteyenlere yardımcı olmaktan ibarettir. Zira kişi, tanımadığının düşmanıdır.
Evrensel barışın egemen olduğu, farklılığın zenginlik sayıldığı, farklı inanç havzalarının ve kültür bloklarının birbirini ötekileştirmediği ve şeytanlaştırmadığı bir dünyada yaşamak dileğiyle.
 Yahudileşme Temayülü kitabından sonra, Mustafa hocanın okuduğum 2. kitabı. İlk kitap da içerik bakımından takdire şayan ve bilinçlendirici-öğretici bilgiler içeriyordu; bu kitap da keza aynı şekilde.

Kitap, Dünya'nın dört bir yanından gayri-müslimlerin İslam hakkında merak edip, kafasını kurcaladığı sorulardan ve Kur'an'dan bu sorulara, cevaplardan oluşuyor. Her biri Kur'an'dan cevaplandığı için zaten falanca kişinin falanca mezhebin şahsi yorumu şeklinde bir şeyin ortaya çıkması da pek mümkün değil.

Mustafa hoca, soruları açıklarken kelimelerin sözlük ve kelime anlamına kadar da açıkladığı için bizim bildiğimiz veya bildiğimizi sandığımız konuları daha derinlemesine, daha bilinçli bir şekilde öğreniyoruz. Kabul edelim ki maalesef ülkemizde İslam'ı kitabından okumadan, kulaktan dolma bilgilerle öğrenmiş(daha doğrusu öğrenememiş) kardeşlerimizi sayısı azımsanacak oranda değil. Nitekim yarım yamak bilgi veyahut yanlış bilgi de kişi/leri ya inançsızlığa ya da takvasızlığa(sorumluluk bilincinde yoksunluğa[yazarın dediğine göre TAKVA'nın kelime manası sorumluk bilincidir.]) götürüyor ve Allah'a inandığını ilan eden ama O yokmuş gibi yaşayan bir topluluğun oluşmasına neden oluyor.

Bu yüzden, öğretmesi ve daha derinlemesine öğrettiği için bu kitabı 7'den 70'e herkese tavsiye ederim. Ayrıca İslam'ı merak eden ve kafasında doğru-yanlış bir sürü karmaşık bilginin dolaştığı gayri-müslim kardeşlerin okumasını tavsiye ederim. Zaten bu kitabı okuduktan sonra Kur'an-ı okumaları gerektiğini anlayacaklardır; hatta merak da edeceklerdir diye düşünüyorum. Öyle ya İslam'ı Müslümandan değil, Kur'an'dan öğrenebilirsiniz. :)


  (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)
22 Eylül 2016 Perşembe | By: YeniAy M.

Hollywood İşi


"Çok sevdiğiniz filmler aslında ne mesaj(ileti) veriyor? Neyi hedefliyor?"


KÜNYE
Yazar Ramazan Kurtoğlu
Yayıncı: Asi Kitap Yayınları
Sayfa310
Baskı Yılı: 2016(3. Baskı)
TANITIM BÜLTENİ
-Hayranlıkla izlediğimiz Hollywood filmleri Amerikan sinema sektörünün masum birer çalışması mı?
-Yoksa planlı bir projenin parçası mı?
-Yapılacak siyasi ve ekonomik operasyonlara filmler aracılığıyla nasıl zemin hazırlanıyor?
-Bilinçaltı mesajlar nasıl veriliyor?
-Devasa bütçeli filmlerin arkasındaki güç Amerikan Derin Devleti mi?
-Matrix, Terminatör, Tomb Raider, Existenz, Beşinci Element, 12 Maymun, Star Trek ve daha onlarca filmin tek tek analizleri ve bilinçaltı operasyonları. Ne mesaj vermek istediler, dünyayı nasıl yönlendirdiler?

Bu kitabı okumadan hiçbir "Hollywood İşi"nin gerçek amacını bilemeyeceksiniz.

 Evanjelik-Kaba Felfesinin harmanlanarak bize sunulan Hollywood filmleri ve dizileri; Amerikan'ın iç ve dış politikalarını yansıtması ve psikolojik bir harp silahı olarak kullanılması açısından sosyolojik ve sosyal psikolojik açıdan incelemeye değer bir alan. Elbette gizli kültler konusunda uzman kişilerin de ilgiyle takip edip, üzerinde araştırmalar yapılan bir alan. Çünkü en başta da söylediğim gibi bu film ve diziler, batılı gizli örgütlerin de kabala ve gnostik(evangelist= Tanrı'yı kıyamete zorlama senaryoları) felsefeleri ile işlenip bize yutturuluyor.

Kitabın bu yönde bir çok örneği var. Okudukça görüyoruz ki yetişkinler kadar çocuklar da tehlikede. Bizim bile çocukken izlediğimiz Tom ve Jerry gibi nice çizgi filmler bu heriflerin kötü emelleri ile yoğrulup çocukların beyni - bilinçaltı iletiler ile- yönlendiriliyor. Zaten konuya ilgisi olanlar görecektir ki internet üzerinde bu konuda bir sürü video var; cinsellik ve şiddet aşılaması bu çizgi filmlerin bir numaralı emelleri arasında ki bugün Avrupa'da cinsellik yaşı 11 yaşlarına kadar inmiş bulunmakta. Bildiğiniz üzere batıda üretilen bu film ve çizgi filmler elbette ki en önce kendi insanlarını vuruyor; sonra dış ülkelere pazarlanarak bizleri vuruyor. Bu yüzden anne ve babalara tavsiyem; çocuklara TRT Çocuk'daki yerli çizgi filmleri izletin ve gene yerli olarak üretilmiş, çocukları bilinçlendirmek (dini ve milli-ahlaki) için hazırlanmış çizgi film dvd'leri alın.

Bildiğiniz üzere 15 Temmuz Darbe Girişiminden sonra batıda bir Türkiye karşıtlığı-gene- patlak vermiş ve ipe sapa sığmaz şeyler yazıldı. Avusturya ve İsveç gibi ülkeler bel altından vurmak için çabalarken kendi ülkelerindeki duruma bile bakmadı. Cinselliğin 11 yaşına kadar düşmesi ve dahası çocuk anne oranları (ki Türkiye'de eleştirilen çocuk yaşta evlendirilen gençlerin durumundan hiç farkı yoktur bence; eleştiri ise önce kendilerini eleştirsinler.) dikkat edilmesi gereken bir orandır. Dahası sanıldığının aksine tecavüz oranının en yüksek olduğu ülke Hindistan yerine batı ülkesi olan İsveç olması da yukarıda bahsettiğim neden/lerin sonuçlarından sadece biridir.

Ayrıca uyuşturucu, sigara ve alkol kullanımı da bu yaşlara düşmüş bulunmakta(maalesef sigara ve uyuşturucu konusunda bizim ülkemiz de ciddi bir tehlikede).

Sonuç olarak yukarıda bahsedilen felsefe temelinde bizlere eğlence ayağına yutturulan her şeyin virüs gibi içimize işleyip davranışlarımızı -biz fark etmeden-  değiştirip; seks, uyuşturucu, cinsel sapkınlık, alkol ve inançsızlık batağına saplanıp toplumlarımızı hastalandırıp yok etme aşamasına geçildiği; uyuşturularak bir nevi zombi gibi düşünemeyen insanlar haline getirip gönüllerince yönetecekleri hastalıklı toplumlar yaratma çabaları gözlerimizi kapatıp başımızı başka yöne çevirerek ortadan kalkmayacaktır.

Bilinçli olarak ve bilincimizi çocuklarımıza aktararak bu tehlikeye karşı korunabiliriz. Kitabı edinmenizi ve okumanızı tavsiye ederim.

Eksi bir noktası var; bazı konular sık sık tekrarlanıp, işlenmiş. Bir de sanırım ilk basım oldukça geçmiş yıllara dayanıyor. Yeni baskıyı güncelleyip basmalarını tercih ederdim. İlla ki bir sürü örnek daha eklenip, bilgiler sunulurdu. :)

 (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)
25 Şubat 2016 Perşembe | By: YeniAy M.

İslamofobi




UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.

"Çağdaş İslamofobi'nin bir hayli karmaşık bir yapısı var."

KÜNYE

Yazar: Vincent Geisser
Yayıncı: Mavi Ufuk Yayınları
Sayfa: 133
Baskı Yılı: 2010


İslamofobi, pek çok ülkenin muhtelif şartlar altında uğraşmak zorunda olduğu küresel bir problem. Konuyla alâkalı 2004 yılında Birleşmiş Milletler’de bir konferans düzenlendi. 2006 yılında da İslâm Konferansı Örgütü, küresel ölçekte İslamofobiyi gözlemlemek için bir oluşuma gitti.

Vincent Geisser “İslamofobi” kitabında; Fransa’daki İslamofobiyi, tüm yönleri ve aktörleriyle derinlemesine tahlil ediyor.

Geisser’ın İslâm karşıtlığını, 1980 sonrası Dünya’nın, Avrupa’nın ve özelde de Fransa’nın geçirdiği değişim ve yeni şekille irtibatlandırdığı eserinde, Fransa örneğini bizim açımızdan son derece önemli kılan hususlar mevcut. İlk olarak Fransa’da yaşayan 5 milyon civarındaki Müslümanın 500.000’e yakınını Türkler oluşturuyor. Bu bağlamda Fransa’daki İslamofobi, Türkleri ve Türkiye’yi birinci dereceden ilgilendiriyor. İkinci husus ise Fransa ve Türkiye devlet felsefesinin, laiklik anlayışının benzerliği sebebi ile kitap boyunca irdelenen sorun, tutum ve akıl yürütme yönteminin Türkiye’de de sıklıkla karşılaşılan durumlarla ilgili birebir benzerlik gösteriyor olması.

Vıncent Geisser’ın, incelikli bir araştırmadan ve Müslüman karşıtı söylemlerden yola çıkarak Fransızlara özgü İslâm korkusunun eski ve yeni sicillerini gün ışığına çıkardığı “İslamofobi” kitabı Türkiye’de örneğine rastlamak konusunda hiç sıkıntı çekmediğimiz İslamofobik elitlerin zihin yapısının da şifrelerini veriyor aynı zamanda.



Vincent Geisser'in kitabı; 2003 yılında yazdığı için çok güncel sayılmaz ama yine de dönemin Fransa'sı gözünde İslamofobik durumu iyi kötü gözler önüne seriyor. Faydalı bir kitap.

Kitap, dört ana bölümden oluşuyor ve kendi içinde de ayrı konulara bölünüyor. Yazar, olabildiğince duygusallıktan uzak bir şekilde olan biteni çözümleyip, bize sunmuş. Zaten yazarın İslam ile alakası olmadığı için, duygusal bir şekilde yaklaşmasını beklemek saçma olurdu. Onun derdi daha çok ırkçılık karşıtlığı; ülkesine ve Avrupa'ya hatta Dünya'ya saçma korkular salan, haksızlık eden insanların bakış açısının yanlışlığını ve hatalarını gözler önüne sermek.... Bir Fransız olarak da bunu en iyi Fransa'da olan biteni baz alarak yapmaya çalışmış. Yazarın, kitabı son 13 yılı göz önüne alarak güncelleyip, yeniden bastırmasını tavsiye ederim, ne de olsa arada devasa bir boşluk ve olaylar gerçekleşti; İkiz Kule Saldırıları ve Paris saldırıları gibi...

Batı'nın, bilhassa Batı Avrupa'nın, İslam ve Müslümanlar konusundaki önyargısını ve anti-islamik tutumunu evvelden bilirdim; sözde Müslüman terörist olayları vs. olmadan çok önce.... Bu tarihsel bir nefret. Fakat onların kendi kelimeleri ile duymak ayrı bir gerçeklik kattı. Dahası batının korkunç hastalığını da iyice gözler önüne serdi; ırkçılık.

Benim için en ilginç nokta kitabın son bölümü olan 4. kısmı idi; İslamofobik Müslümanlar başlığı altında yayınlanan kısımda, kendi ülkemde de çok rastladığım ama tam olarak ne isim vermem gerektiğini bilemediğim kişilere böylece ne denmesi gerektiğini öğrenmiş oldum. İsterseniz yazarın kendi ağzından bu durumu bir okuyalım. İnanın bana son 90 yıllık Türkiye'nin bakış açısını da yansıtan bir İslamofobi'nin varlığını kendi gözlerinizle göreceksiniz.
"Çağdaş İslamofobi'nin bir hayli karmaşık bir yapısı var. Bu yüzden onu, açıkça ifade edilen Müslüman karşıtı ırkçılığa indirgemek yanlış olur. O daha çok, İslam ve Müslümanlar hakkındaki yaftalarla, ön yargularla ve imalarla alttan alta oluşmaktadır... Zaten Faransız toplumunun İslamlaşması tehlikesinden dem vuran birçok kişi bunu, MODERNLİK ve EVRENSELLİK iddialarını da içeren LAİKLİK anlayışları adına yapıyorlar. Bunlar İslamofobik oldukları kadar DİNE DE KARŞI kişiler...Çağdaş İslam korkusunun karmaşıklığını daha da ortaya koyan şey bu olgunun bazen kendileri Müslüman olanlarca da desteklenmesi(!). ONLAR, Müslüman kimliklerini bir meşruluk kaynağı olarak ortaya sürerken, "CUMHURİYETÇİ LAİKLİK" kavramını da dillerden düşürmüyorlar... Savlarının özünü, mevcut problemin ikili br yapıda sunulması oluşturuyor. Buna göre BİR TARAFTA "kötü, sakallı köktendinciler"(sizin de aklınıza VURUN KAHBEYE filmleri geldi mi? :) ) DİĞER TARAFTA ise onların tehdidi altında yaşayan "özgür ve ılımlı Müslümanlar" bulunuyor. Fransa'daki İslam'ın, bu nevzuhur sözcüleri, İslamcılara karşıyMIŞ gibi görünürken, aslında alttan alta İSLAM KARŞITI bir söylem geliştiriyorlar."

Günümüz Türkiye'sindeki bazı zihniyet yapısı ile Fransa'nın bu yönündeki benzeşmsindeki bu ortak noktanın sebebi; Türkiye'nin zamanında Fransa'nın devlet ve laiklik felsefesini benimsediği içindir.

Unutmayın ki kavramların kutsallaştırılması, insanların kutsallaştırılması ve yüceltilmesi kadar tehlikelidir. Bunun neticesinde kavram ve şahıslar kullanılarak yapılan her şeye MEŞRULUK kazandırılır ve karşı çıkanlara "öcü" gözü ile bakılır. Bu da bir toplum için gerçek bir tehdittir.

Her neyse. Konuya ilgi duyanlara tavsiye edebileceğim bir kitap, fakat dili az ağır gelebilir.


(Tükenmiş, satış yok.)
30 Ağustos 2015 Pazar | By: YeniAy M.

İsrail'in Şifresi





UYARI: Kitap hakkında ayrıntılı bilgi içerebileceğini unutmayınız!


Tevrat'ta bahsedilen MEGIDDI 3.Dünya Savaşı mı? Bu savaşta vurulacak kilit ülkeler, İ.S.R.A.İ.L harflerinde mi gizli?

KÜNYE

Yazar: Hakan Yılmaz Çebi
Yayıncı: Pegasus Yayınları
Sayfa: 353
Baskı Yılı: 2013(2.Baskı)

Yeni bir kitapla daha karşınızdayım. Kimi okuyucum, "Yine mi siyasi kitap!" diyebilirler. Fakat bu sıralar kurgulardan ziyade dünya gündemi ile ilgileniyorum. Lakin görünenin arkasındakiler ile zira zaten görüneni herkes görüyor. Ama merak etmeyin okunacaklar arasında roman kitaplarım da var :)

Başlayalım.

Kitabın ismine kapılıp da böyle olağanüstü gizli kült bilgiler vs. vereceğinizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Yazar, ortada olan ama dikkatimizi çekmeyen veya oturduğumuz yerde bilmemizin zor olacak bilgileri veriyor. Kitabın hepsini ayrıntıyla yazma imkanım olmadığı için kısa özetlerle yazacağım.

Yazar, sömürgeciliğin ve insanlığın gelişim aşamalarının(her ne kadar insanlığın gelişim aşamaları bugün ters yüz olmuşsa da) kısa bir tarihini vererek giriş yapmış. Sonrada Yeni Dünya Sömürgeciliği ve nedenlerine değinen devam bölümü ile asıl konuya giriş yapmış.

Kısaca değinirsek, tüm bu savaşların nedeni bildiğiniz üzere başta petrol olmak üzere yeraltı zenginliklerine sahip olmadır. Yalnız çok sık dillendirilmeyen ve sürekli gözümüzden kaçan-kaçmaması gereken- SU havzalarına sahip olma niyetleri de vardır. Öyle ya, medeniyetler sulak yerlerde kurulur ve yaşar. Bu yeni sömürgeciliği(siyasi kürselleşme), içeriden itiraf eden biri var.

Niali Ferguson- The Guardian 31 Ekim 2001: "Adını koymak zorundayız. Siyasi kürselleşme, kendi değer ve kurumlarımızı başkalarına dayatmak demek olan emperyalizmin şık adı. Ne söylem kullanırsanız kullanın, nasıl sunarsanız sunun, bunun Büyük Britanya'nın 18. ve 19. y.y'da yaptıklarından farkı yok."

ABD Eski Dışişleri Bakanı Henry Kissinger: "Kürselleşme, Amerikan hegemanyasının öteki adıdır."

Prof. Saul H. Mendlovitz: "Bir dünya hükümeti olup olmayacağı soru olmaktan çıktı. Soru; nasıl oluşacağıdır."

James Warburg- 17 Şubat 1959- Senato Komisyonu: "Sevsek de sevmesek de 'bir dünya devletimiz' olacak. Buradaki tek soru; tek dünya devletinin fetihle mi yoksa anlaşmayla mı kurulacağıdır."

Peki, bu dünya devletinin kurulduğunu farz eder isek, yönetecek kişi ABD' midir? İlk bakışta öyle gibi görünse de öyle değildir. Hatta kitabı okuduğunuzda ABD halkına üzülebilirsiniz. Zira güçlü görünen ABD, aslında pek de bağımsız değil. Ekonomisi ve devletin kilit noktaları tamamen siyonistlerin egemenliğine girmiş durumda. Öyle ki başkanların etrafı bile bunlar tarafından çevrilir. İsrail'in siyonistlerin bir projesi olduğunu göz önünde tutarsak, ABD-İsrail ilişkinin neden bu denli hastalıklı kara sevdaya döndüğünü anlayabilirsiniz. Öyle ki bu azınlık ama etkili-güçlü elit topluluk, başkanların kendi idarelerinden çıkmaması için her şeyi yapıyorlar. İstedikleri gibi olmazsa da sonları Kennedy gibi oluyor. Obama'nın da karşı çıkmaya çalıştığını ama çok fazla direnemediğini gördük zaten. Yahudiler bir kurtarıcı Mesih bekleyişindeler ama bu kurtarıcının ABD insanları için gelmesi gerekir, zira ceplerinden alınan milyonlarca dolar, İsrail'e akmakta. Öyle ki ABD'nin en gizli sırları bu adamların elinde ve eğer istediklerini vermezlerse, İsrail ülkeyi tehdit etmekte. Böylece en gelişmiş silah ve teknolojileri ABD'den alıp, adete tehdit yoluyla soyup soğana çevirmektedir.

Louisiana Senatörü John. R. Rack-1971: "Finansal endüstriyel ve askeri kişilerden oluşan ve entellektüeller tarafından desteklenen küçük ama etkili bir ağ, ABD'nin uluslararası politikalarına yön vermektedir. ABD halkının kaderini belirleyen ve hukuk tanımayan bu grubun varlığı, neden CSBS tarafından ekrana taşınmaz? Vietnam'da ölen 50 bin Amerikalının ölümünden birinci derece sorumlu olan kişileri, bizler neden sorgulamıyoruz?"

Lionel Rothschil(1844 İngiltere Başbakanı Benjamin Disraeli[Coningsby]'e: "Görüyorsun sevgili dostum, Coningsby. Dünya, olayların perde arkasını bilmeyen insanların sandığı kişilerden çok daha farklı kişiler tarafından yönetilmektedir." (İşte bu yüzden bu kitapları okuyorum. ;) )

Rothschil ailesinden Amschel Bauer Mayer: "Bir ulusun parasının denetimi elimde olsun, onun kanunlarını kimin yazdığını umursamam artık."

Buradan İsrail'in çevre politikasını hızlıca ama yüzeysel bir şekilde özetleyelim. İsrail, ilerleyen yıllarda daha fazla Yahudi göçü beklemektedir. Bu göçün neticesinde ciddi bir su sıkıntısı çekecekleri aşikar. Bunu onlar da iyi biliyor çünkü öyle çok fazla suyun çevresinde yaşamıyorlar. Zaten bunların bir de vaat edilmiş topraklar takıntısı var; Türkiye'den tut, Mısır'a kadar geniş bir coğrafyayı içine alıyor. Türkiye, Fırat ve Dicle nehrinin doğduğu bir ülke ve ciddi bir su kaynağı ama ülkemiz sandığımız kadar su zengini olmasa da deniz ve su havzalarının ortasında olmamızın stratejik konumu olduğunu unutmayın. Zira Türkiye ülkelerini birleştirmemiş için tampon olarak kurulan Ermenistan'ın denize kıyısı olmaması sayesinde ekonomisini boğuyoruz. Bu yüzden insanları sürekli dışarı göç ediyor. Yakında insan kalmazsa şaşmam. :D İsrail ve ABD, gelecekteki kukla devletlerinde bu hatayı yapmamaya niyetliler.

Kürt Yahudilerini duydunuz mu? Savaş öncesi ABD, K. Irak'ta yaşayan 50 bin kadar Kürt Yahudisini paketleyip ülkesine götürdü ve orada çeşitli şekillerde eğitti. Savaş sonrası da Irak'a geri getirip geri yerleştirdi. Bu kişiler ticari, sanatsal, devlet yönetimi gibi bir çok konuda eğitim almıştır. Savaş sırasında ABD yanında savaştığını söylemem gerek yoktur?  Ayrıntı gene kitapta.

Bir parmak bal çalma misali, bu kadarı ile noktayı koyuyorum. Aslında eklenecek çok şey var ama artık kitabı alıp okumanız gerekmekte. :)

Kitap, çok güncel değil. Çünkü 2000'lerin başlarında yazılmış. Tekrar basım 2013 olsa da güncelleme yapılmamış. Bu yüzden bilhassa Suriye ile ilgili kısımların bugün biraz farklı cereyan ettiğini göreceksiniz. Eh tertipler geleceğe uymaz, şartlara göre değiştirirsin. Benim fazla ilgimi çekmeyen kısımlar olsa da genel olarak ilgi çekici çok değişik ve önemli bilgiler paylaşılmış.

Kitap, kısacası İsrail'in dünya politikasını gözler önüne sermekte. Bu yüzden kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. Kaynaklar sağlam.

Puan: 10/10

Kitap Fiyatı: 10 TL


Olur da kitabı alana kadar yerinizde duramazsanız. Yazarın, çıktığı bir programda bu kitap ve içeriği hakkında konuştuğu bir video var.

12 Temmuz 2015 Pazar | By: YeniAy M.

İhsan Süreyya Sırma: 2.Abdülhamid'in İslam Birliği Siyaseti


UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.

"Ne kadar hataları olsa da, 33 sene Osmanlı Devletini yönetmiş ve kendisine 'Kızıl Sultan' dedirtecek bir harekette bulunmamış olan Sultan Abdülhamit'e, bir iki Ermeni veya Yahudiyi sevindirmek için neden 'Kızıl Sultan' diyelim?"


KÜNYE

Yazar: İhsan Süreyya Sırma
Yayıncı: Beyan Yayınları
Sayfa: 151
Baskı Yılı: 2013(11. Basım)

İhsan Süreyya Sırma, benim için tartışmasız, Abdülhamit Han konusu üzerine pir olan bir tarihçidir. Verdiği her bilgi, tarihi belgelere dayalı olduğu için yazdığı ve söylediği hiçbir şeyden şüphe duymam. Zaten dipçe kısmına ve kitap sonuna gerek Osmanlıca Belgeleri gerekse kaynaklarını yazıp çizen biri.

Kitabın içeriği, isminden de anlaşılacağı üzere 2.Abdülhamit Han'ın, İslam dünyasını, emperyalist batı dünyasına karşı savunma amaçlı geliştirdiği İslam Birliği Siyasetini konu alıyor. Kitap da ayrıca Mısırlı bir alimin(Muhammed Abduh), İslam dünyasının bozulan ahlakına ve dine karşı yetersiz hale gelmesine ilaç olabileceğine inandığı eğitim reformu da yer alıyor.

Söylemem gerekir ki din eğitimindeki reform konusu mutlaka günümüz İslam dünyası alimlerince de ele alınması ve bu Mısırlı alimin yönteminin alınıp -gerekirse geliştirilerek- uygulanması gerekmektedir. Zira gerek bahsi geçen alim, gerekse Abdülhamit Han'ın, bozulmuş İslam dünyasının ana sorununun bu olduğuna dair inancı boş değildir. Kur'an-ı Kerim okuyanlarınız da bu tespiti kolayca yapacaklardır zaten.

Kitap da çok ayrıntılara inip,inciğini boncuğuna kadar değinilmese de İslam Birliği Siyasetinin genel hatları çizilmiş ve padişahın tüm karşıt PAN'lara cevaben geliştirdiği bu Panislamizm'in o zamanın İslam dünyası için nasıl bir savunma kalkanı haline getirmeye çalıştığına dair bilgileri okuyacaksınız. Eğer tam manası ile hayata geçirmesi mümkün olsaydı, belki de şu an çok farklı bir tarih okuyacaktık.

İçerik hakkında kısa özetler çıkarmanın zor olması dolayısıyla bir kaç çarpıcı paragrafı yazmak ve size bazı fikirler vermek istiyorum.

Fikir ve şahısları putlaştırma, o kadar tehlikeli ki; tarihin, üzerinde bina edildiği vesikaları(tarihi belgeleri) sunuyorsunuz, tanrısına ya da tanrılaştırdışı ilkelerine dokunuyor diye; arşiv vesikalarını bile, ilim(!) adına reddediyorlar. 

1909 Jön Türk devriminde sonra, artık Müslümanların "ulu-l-emr"leri, o meclise hakim olan Ermeni, Yahudi, Rum ve dönmeler olmuştur ki, çoğu Müslüman bunun, o zaman farkında olmadıkları gibi, bugün de farkında değiller. 

Önceleri, kültürel bir akımın üyeleri olarak ortaya çıkan Arap Milliyetçileri(büyük çoğunluğu Hristiyan Araplardan oluşmakta ve içinde ancak tek tük Müslüman bulunmaktadır.), daha sonraları gizli siyasi cemiyetler kurarak ve pek tabii olarak Avrupa'dan her türlü desteği sağlayarak Sultan Abdülhamit'le mücadelede, Yahudi, Ermeni ve Jön Türklerin yanında yer aldılar. Bunlar, her fırsatta, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin(Jön Türkler) yanında yer aldıklarını da ilan ediyorlardı.)

Arnold J. Toynbee'nin İslam Birliği Siyaseti(Panislamizm) hakkında görüşü: "Bugün dahi uykuda olduğu ve fakat uyanacak olursa, İslam'ın vurucu esprisi üzerinde hesaplanamayacak derecede psikolojik tesir yapacağı bilinen..."


Tarihlerini bilmeyen insanlar, sömürülmeye ve güdülmeye mahkumdurlar. Tarih cehaleti, insanı bağımlılaştırıp, aşağılık duygusu altında ezer, ezdirir. Bu kompleksten kurtulmanın bir tek yolu vardır: Allah'ın istediği tarihi bağımsızlık(İhsan Süreyya Sırma)


"Zulmedenlere meyletmeyin! Sonra size ateş çarpar. Zaten sizin Allah'tan başka yardımcılarınız yoktur. Sonra (Ondan da) yardım göremezsiniz." Hud Suresi 113


Puan: 10/10

Kitap Fiyatı: 9 TL
8 Nisan 2014 Salı | By: YeniAy M.

Dini Konularda Kendini Kandırmanın 40 Yolu

 
 
 

UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.

 

Yaklaştı insanlara hesapları! Ama onlar hala gaflet içinde yüz çeviriyorlar. (21 Enbiya Suresi 1. Ayet)

Emre Dorman'ın aldığım ilk kitabı. Uzunca süredir raflarda gördüğüm ama ertelediğim bir kitap. Hatta açıkçası alıp almama konusunda kararsızdım, ama sonunda aldım. Kitabın isminden de anlaşılacağı gibi Emre Dorman bizlere dini konularda kendi kendimize nasıl vesveseler verdiğimizi, söz konusu ibadet ve inanç olunca nasılda bahaneler ürettiğimizi ve kaçtığımızı ama başka konular söz konusu olunca nasıl da iki yüzlü davrandığımızı çok güzel bir şekilde, açık seçik ortaya koymuş. Tabiri caiz ise yüzümüze, içimize ayna tutmuş.

Genelde kitaplar hakkındaki genel görüşümü, beni takip edenler bilirler, sonda belirtirim ama bu sefer, gördüğünüz gibi, başta belirtiyorum. Bu kitabı herkes okumalı. "Ben namazında niyazında bir insanım. Okumama gerek yok ki." demeyin. Zira bu, sizin kendinizi kandırmadığınızı göstermiyor. Zira kitabı okurken, dindar kişilikli arkadaşlarım aklıma geldi. Bazı davranışları onlarda gördüğümü fark ettim. Bu yüzden dine yakın uzak herkes bu kitabı almalı ve okumalı. Kendi özeleştirimizi yapmamız için güzel bir kılavuz olmuş. 

Yaptığımız her kandırmacaya da Allah'ın güzel bir cevabı var arkadaşlar. Yazarımızın bunu da bize hatırlatarak, ayetler ile öldürücü darbe yapmış. Kendisini tebrik ederiz. 

Kitabın kusuru var mı? Bana göre tek kusuru, ilk başlarda ve ilerleyen sayfalarda da ara ara, devrik cümleler ile kitabın akışkanlığını zedelemiş. Neyseki bir süre sonra düzene binmiş. Elimdeki kitap Nesil yayınlarına ait ama yeni basım istanbul yayınevi. Belki bu hata düzeltilmiştir, bilgim yok.

Son söyleyeceğim şey; kitabın din derslerinde çocuklara okutulmasını yararlı buluyorum, ve her ailenin buluğ çağına ermiş çocuklarına bu kitabı almasını tavsiye ederim.

Kitaptan alıntı cümleler-konular:

1- Benim Kalbim Temiz: Şüphesizki insan için en tehlikeli olanı, kalbinin temiz olduğu iddiasıyla dini buyrukları dikkate almamasıdır... Gönüllerin özünü ve gerçek niyetini ancak Allah bilir. Bu sebeple hesap günü beklemediğimiz şeyler ile yüzleşebiliriz... asıl kalp temizliği, Allah'ın razı olacağı bir kalp temizliği olmalıdır(bizim razı olduğumuz değil.).
 3-İleride yaparım(ibadetler): ... Emekliliğinde rahat etmek için tüm hayatı boyunca ödediği, sigorta primlerine döndürür kulluk vazifelerini. Sigorta primini tüm hayatı boyunca ödemesi gerektiğini bilen insan, kulluk vazifelerini tüm hayatı boyunca ödemek istemez. Hayatının sonlarına doğru ödeyerek, sonsuza kadar rahat etmek ister.
4-Nasıl olsa Allah affeder: ... İnsanların büyük bir kısmı "Nasıl olsa dünyada bir şekilde geçinirim." demez, hep kendini teminat altına alıp, maddi açıdan güçlenmeye çalışır, ama iş dünya hayatıının hesabını vereceği ahiret gününe gelince "Nasıl olsa aklanırız," "Nasıl olsa bir şekilde affedilirz" diyerek işini Allah'a bırakır.
5-Nasıl olsa affedilmem artık: ... Şayet bu kişi vazgeçmeyeceği biri ise yapacağı şeylerin sonu gelmez ve affedilmek uğruna her yolu dener. Günlerce kendini ifade etmeye, aslında kötü niyetli olmadığına ikna etmeye çalışır karşısındakini. Oysa Allah, mermamet edenlerin en merhametlisi olmasına rağmen iş kendini Allah'a affettirmek olunca kolaya kaçıverir kişi...
6-Çalışmakta ibadettir: ... SAMİMİYETSİZDİR çoğu insan. Yerine getirmesi gereken kullık vazifelerinden sıyrılmak için türlü bahanelerin ardına sığınır... "Öyle kişiler vardır ki ne ticaret, ne alışverin onları Allah'ı hatırlamaktan, namazı kılmaktan, zekatı vermekten alıkoymaz. Onlar kalplerin ve gözlerin döneceği günden korkar." ( Nur-37)
7- Nefsimi yenemiyorum: ... Sabah namazı için uykusunu bölemeyen çoğu insan, yurtiçi ya da yurtdışı bir seyahate katılmak için güneş doğmadan uyanır ve düşer yollara...
19- Elhamdülillah biz de Müslümanız: ... Kendisini Müslüman olarak tanımlayan biri en azından anlam itibariyle "Ben Allah'a teslim olmuş bir kulum." dediğinin farkında olmalıdır. Tüm eylem ve sözlerinde bu gerçeği gözeterek hareket etmelidir... Müslüman olak dini gereklilikleri her şeyin önüne geçirmek demektir... Müslüman olabilmek için de dini görevlerin layıkıyla yerine getirilmesi ve bunun bir yaşam şekli olarak benimsenmesi gerekir... İşte o zaman gönül rahatlığıyla "Elhamdülillah biz de Müslümanız." diyebiliriz. "İnsanlar inandık demeleriyle kendi hallerine bırakılacaklarını ve hiçbir imtihana çekilmeyeceklerini mi sandılar!" (Ankebut-2)
25-Dedikodu değil, ben doğruları söylüyorum: "Ben kimsenin yüzüne söyleyemeyeceğim şeyi arkasından söylemem!" gibi sözlerle insanlar hakkında ağzına geleni söyleyip saydırmak da inanan birine yakışmaz. İnsanların yüzlerine kabahatlerini saymanız sizin değil, ama kibrinizin büyümesine sebep olur. Samimi bir inanan ise inanan kardeşinin kabahaterini örten, ona hayırlı tavsiye ve öğütlerde bulunan kişidir... "Zan, gerçek adına hiçbir şey ifade etmez." (Yunus-36) "Şunların hiçbirine uyma: Yemin edip duran, aşağılık, kötüleyip duran, söz getirip götüren, hayrı engelleyip sürdüren, saldırgan, olabildiğince günahkar, kaba, sonra da kötülükle damgalı." (Kalem-10-13) "Allah çirkin sözün açıklanmasını sevmez. Zulme uğratılan kişi müstesna. Allah işitendir, bilendir." (Nisa-148)

SONUÇ BÖLÜMÜNDEN BİRKAÇ ALINTI
1- Dinin kişinin hayatının merkezinde olması gerekir. Din kişinin sadece belirli zamanlarda dikkate alıp diğer zamanlarda hayatının dışında tutabileceği bir şey değildir.
2- Allah var deyip yokmuş gibi yaşanamayacağı gibi dine inandığını söyleyerek dini ilkeler dikkate alınmadan da yaşanamaz.
3- Dünyalık tüm edinimler dünyada kalır. İnsanın yanına kar kalacak olan, ahiretine yönelik kazanımlarıdır.
4- İnsanlar çelişkiler ile yaşayamayacağı için kendince sıraladığı bahanelerin ardına gizlenir...türlü gerekçelerle eylemlerini haklı çıkartmaya çalışarak çelişkiden kurtulmaya çalışır kişi(Bilişsel Çelişki Kuramı).... (Biz insanların da yaptığı işte bu!)
 


Kitap Okuma Önerisi:  Muhakkak alını, okunmalı.


Puan: 10/9


Kitap Fiyatı: 10
31 Ekim 2013 Perşembe | By: YeniAy M.

( Türklerin İslam Öncesi Dini İddiası ): Şamanizm

 
UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.
 

Türkler'in İslam Öncesi Dini Şamanizm'i? Şamanizm bir din mi ki? Önce yazarın iddialarını ve sonra da benim karşı cevaplarımı okuyun.



Cemal Şener bu eserini ilk kez Ad Yayıncılık aracılığı ile bastırmış ki benim elimdeki kitap da bu. 1997 yılı. Yeni basım kitaplara belli ki yeni bir şeyler eklemiş. Açıkçası şimdi yeni basımdan haberim oldu, kapak ve fiyat öğrenmek için aradığımda. Çünkü bende ki fiyat 200. BİN TL :D Kitap da kütüphaneden çıktı. Kimin aldığı muamma.

Neyse konuya dönersek, yazarımızın iddiası şu; Şamanizm, Türkler'in İslam Öncesinde içinde bulundukları dindir. Bunun içinde kısa bir Şaman tarihi vermiş. Vermiş derken "Çin Kaynağı onlar hakkında şunu söylemiştir." şeklinde ama çoğunlukla söylenen bir iki cümlenin üzerine yorum yaparak kısa bir özet tarih sunmuş.

Sonra Şamanizm konusunda bilgilendirmelere geçmiş. ŞAMAN DİNİ DÜNYANIN EN ESKİ DİNLERİNDEN BİRİDİR iddiasını sunmuş. Şu, Ülgen, Erlik gibi sözde ilahlar, bu inancın ilahlarıymış.  Sonra ismin kökenine girmiş. Arkasından da "Nasıl Şaman Olunur?" konusunda bilgilendirme vermiş. Mesela Ohlmarks, Şamanizm'i Kutup Bölgesi'ne has bir özellik olarak görmekteymiş diyor yazar ama sonra ekleme yapıyor. "Şamanizimin yaygınlığını düşünürsek eğer sadece o özellikle açıklanmaz gibi görünüyor. (Kısacası) Asya'da ve yeryüzünün diğer bölgelerinde Şamanizme değişik biçimlerde rastlamak OLASIDIR."

Kitabın dikkatimi çeken bir bölgesinde yazar şöyle yazmış. "Arap Müslümanlığı Türk düşmanı" bu şekilde tüm Arap Müslümanları su götürmez bir düşmanlık atfetmiş.  Üstüne İslam, Türkler ile tanıştığında, oldukça farklılaştığını iddia etmekte. Yani o, saf, duru İslam yerine başka bir İslam geldiğini de iddiaları arasına katıyor.

Ayrıca garipsediğim bir cümlesi var. "Hz. Muhammed, İslamiyet'in ilk peygamber(!)...." Şimdi Hz.Muhammed sonrası başka bir İslam peygamberi mi gelmiş, yani? diye düşündürüyor. Oysa kitabımızda O'nun "Son Peygamber" olduğunu biliyoruz.  Sonra ise hemen hemen tüm kitaplarında olduğu gibi konuyu Hz.Ali ve Alevilik olayına bağlamış. (İleride Şamanizm ve Alevilik arasında da bağ kuracak kitabın.)

Diğer iddiası; Hz. Muhammed ölümünden sonra Hz.Ali'yi yerine düşündüğü ve bunu yakınındaki insanlara da açıkladığı ama ölümünün ardından düşündüğü gibi olmadığı yönünde. Hatta Hz.Ömer ve Hz.Osman'ı "Emevilerin temsilcileri" deyip, Hz.EbuBekir'i oldu bitti ile halife yaptıklarını, Hz.Ali ve Hz.Fatma'nın da bu durumdan son derece rahatsız olduklarını iddia ediyor.

Sonra ise tipik bir bilgi daha verir. "Türkler zorla İslamlaştırılmıştır."

Kitabın diğer bölümlerinde de Şaman duaları/ilahileri verir.

Kitap hakkındaki genel görüşüm: Açıkçası neresinden tutsam da yazsam, konuşsam bilemedim. Sırayla mı gidelim?

  1. Şamanizm bir DİN DEĞİLDİR! Sadece yayıldığı yerde din etkisi göstermiş bir çeşit yaşam felsefesidir. Hali ile yazarın iddia ettiği gibi "en eski dinlerden biridir." maddesi külliyen yalanlanmış olmakta.
  2. Türkler'in İslam öncesi dini Şamanizm değil(zaten 1.madde de gördük ki Şamanizm din değil.), Tengriciliktir. Yani KÖK-TENGRİ dinidir ki tek bir ilah ve cismi şekli vs. yoktur. Göklerde yaşar ve onu göremeyiz mantığı hakimdir, aynı İslam'daki gibi. Eli göğe açıp dua etme geleneği buradan gelir. Ama Türkler'in Tengricilik haricinde de içine girdikleri dinler vardır. Unutmayalım ki Türkler tek bir boy halinde yaşamazlardı. Zaman içerisinde bu boylar Budizm, Musevilik ve Hristiyanlık gibi inançlara da girmiştir. Bugün Yakut Türkleri halen Hristiyan, Hazar Türkleri de Musevidir. Ve Türk boylarının büyük bölümü de Müslümandır. (Bugün ile dünü yer değiştirin. İslam'ı Tengricilik yapın. Durumu anlarsınız. :)  )
  3. Türkler'de Şaman diye bir şey yoktu. İsmine KAM dedikleri bir oluşumları vardır. Ayrıca yazar Çin kaynaklarını vermiş ama Çin, Bizans ve İslam kaynaklarının hiç birinde ŞAMAN kelimesi geçmez. Bu durumda yazar bilgileri kendince yorumlayıp "şaman" olarak atfetmiş.
  4. Şamanizm zamanında bir Rus tarihçinin iddiası üzerine dünyaya yayılmıştır ama kanıt? Bu yüzden zırtp pırt, eskiler hep bu iddiayı yenilemiştir. Oysa Fransız bir tarihçi Şamanizm diye bir din olmadığını ispat etmiştir.
  5. İlk verdiğim alıntı da "OLASIDIR" diyerek bile bize bilimsel konuşmadığını, tamamen kendi kanaatini yazdığını göstermekte yazar.
  6. İslam'ın değiştiğini, farklılaştığını iddia etmekte, Arapların aşırı bir Türk düşmanı olduğunu söylemekte. İlginçtir, bu lafa daha öncede rastladım. Ama kimse bu konuda KANITLARI ile SOMUT örnekler sunmamış. Muhakkak ki Araplar arasında, şimdi olduğu gibi, ırkçı denebilecek aşırılıklar ortaya çıkmıştır. Maalesef aynı durum bizim için bile bugün geçerli değil mi? Kaç tane Alevi karşıtı, Kürt karşıtı, Arap karşıtı hatta İslam karşıtı insan var, biliyor musunuz? Elbette biliyorsunuz! Ama bunları tüm bir kesime, toptan bir mezhebe, dine ya da ırka, devlete atfetmek ne hakkaniyete sığar, ne de bilimsel bir nitelik taşır.
  7. Yazar İslam hakkında ne kadar bilgi sahibi bilmiyorum. Hz. Muhammed için İslam'ın ilk peygamberi demiş. Ya burada hata yapmış ya da gerçekten bu şekilde düşünüyor ki hadi o hata yaptı, kitap basım aşamasına gelene kadar önce en az iki kişinin(özellikle editör'ün) elinden geçmiyor mu? İnsan bu kadar basit bir bilgiye vakıf iken "Cemal Bey, burada doğru yazdığınızdan emin misiniz?" dememiş midir? Ben olsam derim.
  8. Hz.Ali'nin halife yapılacağı iddiası ise ayrı bir iddia konusu. Bu konuda gene bir kaynak sunmamış. Ama tarih bize söyler ki Hz.Muhammed'in ölümünden sonra dört halife döneminde halifeler, ileri gelenlerin seçimleri ve mutabık olmaları ile seçilmiştir. Ondan sonra ise halifelik seçim düzeni değişikliğe uğramıştır. Hz. Ali makam delisi midir ki halife seçilmedi diye tavır yapacak, rahatsızlık duyacak? Hz. Ali'nin ilmi herkesçe bilinmektedir. İslam bilgini bir adamın, kalbi böyle şeylere karşı dayanıklıdır, merak etmesin yazar. Ayrıca Hz. Ebubekir'in herkesçe çok sevildiği, Hz.Muhammed'in en yakını olduğu, Sıddık lakabı verildiği ve yaşarken cennet ile müjdelenenlerden biri olduğu kesin olan bir insanın ilk halife olarak seçilmesi kadar doğal bir durum olamaz. Hz.Muhammed'in isteğine karşı çıkacak biri de değildir Hz.Ebubekir. Peygamber öyle demiş olsa idi o da ne olursa olsun Hz.Ali'yi halife yapardı. Ayrıca farz edelim ki Hz.Ali oldu olacaktı ama herkes Ebubekir dedi. Bence Hz.Ali hemen geri çekilir, "Ya Ebubekir sen halife ol." diyecek kadar nefsini ezmiş bir insandır. Zira benim gibi bir insan bile bunu yapacak karakterde ise Hz.Ali gibi büyük bir alim nasıl yapmaz? Ben Hz.Ali'ye kendime de bakarak böyle bir yakıştırma yapıyorum, siz ise kendinize bakıp aksi yönde yakıştırma yapabilirsiniz. Sonuçta kim ne derse desin tarih, değişmeden orada ve Allah her şeyi iyi biliyor.
  9. Tarihi kaynaklar (bir çok tarihçinin verdiği bilgi ile ki elimde bu kaynaklar bol bol var. Bir kısmını Türkler Niçin Müslüman Oldu? kitabının eleştirisinde yazdım.) Türklerin zorla İslamlaştırılmadığını aksine kendi inanç düzenlerine ve yaşamlarına uygun olduklarını gördükleri için kabul ettiğini yazar.
  10. Hz.Ömer ve Hz. Osman için yaptığı emevi temsilici iddiası da ilginçtir. Ne de olsa dört halife dönemi sonrasında Ebü Süfyan'ın oğlu tarafından kurulduğunu düşünürsek. Tipik bilmem ne bakışı işte.

SON OLARAK:
1- Yazar'ın verdiği bilgilerin hiçbir TARİHSEL KAYNAK NİTELİĞİ YOK! Kaynak diye sunduğu "Çin kaynağı şöyle der.", "Tarihçimiz Şu Şu şöyle demiştir." diyerek verdiği bir ya da iki cümlelik alıntıların üzerine yaptığı yorumlardan ibaret bir kitap var elimizde. Çoğunda o "alıntı üzerine yorum" dahi yapmamış, doğrudan kendini kaynak göstererek bilgiler vermiş. Kaynak gösterdiği tek şey ise ŞAMAN DUA/İLAHİLERİ diye sunduğu bölüm. Hepsine baksak bir ya da iki tane Ülgen ismine benzer put isimlerini görürüz ama bunun dışında her zaman Tengri ismini görüyoruz. Bu bilinenin aksine cins değil ÖZEL isimdir.

2- Benim kanaatim, yazarın amacının pek de iyi yönde olmadığı yönünde. Burada Türkler, özellikle Alevi Türkler, İslam ile bağı kopartılıp, Şaman inancına yanaştırılmaya amaçlanıyormuş gibi. Zaten Şaman-Alevi bağları kurulmuş sık sık. Bu son dönemlerde çok yaygın olan bir uğraş, maalesef. Neyse arzu eden şaman olabilir. Bir kayıp yaşamış olmayacağız. Bir insan İslam'a antipati duyup, Şama ve Alevilik benzermiş ben Şaman olayım, daha mantılı derse zaten öncesinde bile bizden değildi ki şimdi kayıp yaşamış olalım, değil mi? Gerçi yazarın şaman ve Alevilik arasında bağ kurmasını yalanlamıyorum. Şaman demeyelim ki eski Türk adetleri diyelim. İran Şii'leri de o şekilde bağ kurup, fazla hoş gözle bakmıyorlar. Ama bence kitabımız bir, peygamberimiz bir, Allah'ımız bir olup, ibadetlerimizi yaptıktan sonra, semah dönmeleri vs. aykırı vs. değil ki. Abes bile değil. Benim Anneannem namazında niyazında, haccında bir Müslüman Alevisi idi. Alevi seması dönmüşlüğü var mıdır bilmem, muhtemelen yapmıştır ama baştan aşağı bir inançlı Müslüman kadınıydı, şaman değil!

Ama Alevi ayağına yatıp Ateist olanlar, Aleviliği bir din kabul edenler var(Bknz: Hüseyin Aygün. Din demiştir.). BAZI(bunlara karşı çıkan dernekler yok mu sanıyorsunuz?) Alevi dernekleri de "Biz de namaz oruç yok." diyerek aslında Hüseyin Aygün'ü desteklemiştir. Aman bu emperyalist oyunlarına dikkat edelim. Halkımızı İslam ile olan bağını kopartıp, sapkın inançlara sokup, dağıtmak istiyorlar. Çünkü bizim, halkımızın, en büyük gücü İSLAM İNANCIMIZDAN gelmektedir.

Böyle yazarlara, siyasetçilere, gazetecilere imkan vermeyelim. Bunlar hep emperyalist uşaklığı yaparak, kendi çıkarları için, insanımıza zarar vermeyi göze alıyorlar. Baksanız neler var. Açılışta Marmaray yıkılsın diye dua eden var. Böyle bir şey olur mu ya!

Kitap önerisi: Elinizi sürmeyi bırakın, gözünüz ile bile dokunmayın derim. Yine de siz bilirsiniz.
Puan: 10/ Eksi (-) 10


Kitap Fiyatı: 15 (Şu yeni basımın.)

TARİHÇİLERDEN ŞAMANİZM VE KÖK-TENGRİ İNANCI HAKKINDA AÇIKLAMA
 

28 Ekim 2013 Pazartesi | By: YeniAy M.

Seküler Bilimin Tanrıları (Rabbini Arayan Thomas 4)

 
UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.
 

Bir Müslüman ve Ateist'in Allah'ın varlığı ve Seküler Bilim Eleştirisi üzerine  tartışması.

 
Furkan AYDINER, ABD'de yaşayan bir Sosyal Bilimci. Üç yıldır tanıdığı, Tanrıtanımaz Thomas ile Allah ve varlığı üzerinde, sohbetler gerçekleştirmekte. Kendisi de bu sohbetlerini kitaba dökerek biz okuyucularına sunmaktadır. Bundan önce Thomas ile yaptığı müzakerelerden üç tane daha kitabı var. Bu üçlü kitabın, İnançlı-Tanrıtanımaz, her iki kesime de hitap etme özelliği var. Belki çoğumuz inancımızı karşı görüşle çok kez yüz yüze ya da internet ortamında tartışmışızdır. Fakat bu iki kişi, bizlerin tartışmadığı, hatta belki aklımıza bile gelmeyen konular üzerinde de tartışmalarını sürdürmekte. Özellikle bilimsel gelişmeler üzerinde. Kitap ayrıca Felsefe(özellikle din felsefesi ile ilgilenen) öğrencileri açısından da yararlı diye düşünüyorum. Çünkü iki karşıt görüşün felsefi tartışması bu.

Kitabın ana konusu; yazarımızın bilimsel verilerin, kendi seküler bakış açıları yorumlayarak bizlere sunan bilim dünyasının yaptığı yanlışa gene bilimsel veriler kullanarak cevap veriyor. Hem de bunu bir Tanrıtanımaz'a karşı yapıyor. Yani karşılıklı görüşmelerin oluştuğu bir kitap bu. Bir yandan seküler bilimin mantıksızlığını delilleri ile çürütmeye çalışan bir mümin, diğer yandan seküler bakış açısı ile bu argümanları çürütmeye çalışan bir imansız... Aslında Thomas öyle alelade bir Tanrıtanımaz değil. Gerçekten zeki, araştıran ve aklıselim biri ama yazarımızın tabiri ile "sekülerizm gözlerini bağladığı için, hakikatı göremiyor."

Kitap da çeşitli argümanlar konuşuluyor; Öncelikle "Üç ilahlı bilim" tanımı ile yazarımız seküler teslis tanımını yapıyor ve bunun üzerine tartışıyor. Hatta bu bölümde Kelime-i Şehadetin öyle bir açıklamasını yapıyor ki siz bile "Daha önce hiç farkında değildim, böyle yaptığımın!" diyeceksiniz. :)

Sonraki bölümlerde bilimle Tanrı'yı aramak, kainatı okumak gibi çeşitli konular üzerinde tartışmaları var ama bence en dikkat çekici bölümü 11.bölüm olan ve hemen hemen herkesin karşılaştığı bir argüman; Kötü sorunu ve Tanrı. "Tanrı varsa eğer neden bunca kötülüğe izin veriyor? Varsa vermez, demek Tanrı yok. " argümanını daha önce duymuşsunuzdur. Yazarımız burada Thomas'a çok da doyurucu bilgiler vermekte.

Sonraki bölümlerinde de yazarımızın zamanında bir iddiası üzerine yapılan bir tartışma ile karşılaşıyoruz. "Sentetik Hücre" yapılması, Thomas için Faruk'un ateist olması için yeterli bir kanıt olmak zorundadır.

En son bölümde ise Hawkings'in son kitabındaki (Büyük Tasarım) argümanlar üzerine yorum-tartışma ile karşılaşıyoruz. Yorum-tartışma dedim çünkü Thomas kitabı içerik olarak duymuşluğu olsa da okumamış. Bu yüzden daha çok yazarın yorumları üzerine bir fikir tartışması olmuş.

Konulara girmek, konuşmaları yazmak istemedim çünkü bu farklı bir tarzda yazılmış bir kitap ve yazmaya başlarsak bir bakmışız kitabın bir çok kısmını yazmış oluruz. Bu yüzden içerik hakkında fikir edinebileceğiniz kadar bir şeyler yazmaya çalıştım.

Kitap hakkındaki genel görüşüm: Yıllardır İnançlı-Ateist tartışmaları yapılır. Hatta eminim hepimiz bir nebze olsun karşıt inanla tartışmışızdır. Fakat iki bilim insanının tartışmalarını, boyutlarını hiç görmemiştim. Bizim daha da üstümüzde bir bilgi tartışması ve felsefi boyuta girmişler. Ayrıca ikisinin de son derece entelektüel bilgiye sahip kişiler olduğunu görünce bence ikisinin tartışmasını izlemekten hoşlanacak, kendiniz nezdinde öğrendiğiniz şeyler olacak.

Ama benim kitap hakkında rahatsız olduğum bir nokta var. Said Nursi'nin bazı sözlerini paylaşmış ama bunu yaparken dönemin dilini aynen aktarmış. Bizim için yalın olmayan bir Türkçe olduğu için de yazılanları anlamak zor. Bildiğiniz Osmanlıca. Sözlük de yok. Gerçi olsa da benim için değişmezdi. Ben, Said Nursi aktarıcılarının ve Nurcuların, yazılanları, bıkmaz tükenmez bilmez bir şekilde inatla Osmanlıca yazmasına anlam veremiyorum. Belki "Osmanlıca öğrenmenize teşvik ediyoruz." diye düşünüyorlar ya da benzer bir amaç vardır ama bir noktadan sonra bu teşvik değil, zorlama olur ki kimse zorlanmaktan hoşlanmaz. Bir Nurcu arkadaşımla da tartışmıştım bu konuyu. Açıkçası uzun uzun tartıştıktan sonra bana bir nebze dahi hak verdi. Zaten kendisi de Osmanlıca bilmediği için sürekli sözlüğe bakarak okumaya çalışıyormuş. Sonuç; kitabın özüne ve öğretisine zarardan başka bir şey değil.

Yani düşünün Thomas bunu kendi dili ile gayet net algıladı ama ben anlamıyorum çünkü adamların Osmanlıca aktarma geleneği inatla devam etmekte. Ellerinde olsa Eski İngilizce-Almanca-Rusça şeklinde yazacaklar diğer ülkelere de. Yani bir noktadan sonra Nursi'nin tüm alıntılarını geçtim gitti, okumadım bile. Kitabın tek eksi noktası budur. Sinir bozucu.

Yazara tavsiyem: Siz hata gibi görmeseniz de bu hatayı tekrar etmeyin.

Kitap önerisi: Tavsiye ederim.

Puan: 10/8 (Anlamadığım kısımlar için 1, bu geleneği inatla devam ettirip sinirimi bozdukları için de 1 puan indiriyorum. Kusuruma bakmasınlar. Bu olmasa kitap 10 numaralık.)

Kitap Fiyatı: 13-14


DİPÇE: Müslüman-Ateist tartışmalarınız için bu kitabı "kılavuz" edinmek arzusunda iseniz, bu kitaptan önce, yazarımızın Rabbini Arayan Thomas isimli diğer üç kitabını almanızı tavsiye etmem gerek. Bu kitap, seri bir kitabın dördüncüsü niteliğini taşıyor. ;)