Gökbörü ve Oğuz Kağan kitabım, Kent Kitap'tan çıktı. :)
Ne Okuyorum?
Okuduklarım
YeniAy M. Bu Blogda ki hiçbir şey, kaynak gösterilmeden(link) paylaşılamaz. Blogger tarafından desteklenmektedir.
Puanlama Cetveli
Üzerine tıklayarak büyük halini görebilirsiniz.
Yayınevleri ve yazarlar, arzu ettikleri takdirde kitaplarını, incelenmesi için bana yollayabilirler. Lakin önceden uyarmam lazım. Dobra dobra, dürüstçe yazarım kitap hakkındaki fikrimi. BANA GÖRE kötü ise kötü, güzel ise güzel, derim. Eleştirinin öbür yüzünü de göze alıp, gönderin. Sonra bana diş bilemeyiniz. Kısacası KİTABINA GÜVENEN bana gönderebilir. :)
Kitapları, televizyon programları ve geileriyle binlerce insanı keyifli bir tarih yolculuğuna çıkaran Talha Uğurluel anlatıyor.
Arzın Kapısı Kudüs ilk defa kullanılan fotoğraflar ve şehir haritasıyla sizi şehrin damarlarında gezdiriyor, tam bir görsel şölen sunuyor.
Kudüs… Dünyada hiçbir şehir dinler tarihi açısından Kudüs'le yarışamaz. Üç semavi dinin de bu beldeyi aziz tuttuğunu, onun için mücadele ettiğini biliyoruz.
Ya bilmediklerimiz… Anlatılmayanlar… Görülmeyenler…
İsrailoğullarını Kudüs'e taşıyan peygamber kimdi? Hz. Musa Kudüs'ü görmüş müydü?
Hz. Süleyman'ın kabri nerede?
Mardinli Artuk Bey'in Kudüs'te ne işi vardı? Kudüs Türk hâkimiyetinde neler yaşadı?
Selahaddin Eyyubi'nin Kadınlar Mescidi geçmişte Tapınak Şövalyeleri'nin yönetim merkezi miydi?
Osmanlı'yı arkadan vuran Şerif Hüseyin ve oğullarının akıbeti ne oldu?
Hitler, Yahudi sürgünü fikrini Roma İmparatoru Hadrian'dan almış olabilir miydi?
Filistin devletinin temellerini atan, Çanakkale gazisi Muhammed Emin el-Hüseyni Türkiye'ye neden kaçak girmek zorunda kaldı?
Bu kitabı okuduğunuzda Taht-ı Süleyman'dan Antonia Kulesi'ne, Mescid-i Aksa'dan Kubbetü's-Sahra'ya birçok mekânı görmüş gibi olacaksınız.
Kudüs, İslam'ın kanayan yaralarında biridir; lakin Türkiye ve Türk insanı olarak Kudüs ve tarihi hakkında ne kadar bilgi sahibiyiz? Çevremde Kudüs'ün Filistinlilerin sorunu olduğunu ve başlarına geleni hak ettiklerini dillendiren bazı tanıdıklarım var; gerçekten haklılar mı? Kudüs sadece Filistinlilerin sorunu, sadece Filistinlilere ait bir yer mi? Bir Türk olarak orada hiç hakkım, emeğim ve izim yok mu?
Bu kitabı okuyana kadar bu yukarıdaki sorulara cevap veremezdim. Bir Müslüman olarak bu kutsal şehre sahip çıkılması gerektiğinin bilincindeydim elbette ama bir Türk olarak da sahip çıkmam gerektiğini, Arzın Kapısı Kudüs - Mescid-i Aksa kitabını okuyarak anladım. Zira Büyük Selçuklu'dan Artuklulara; Memluklerden Osmanlı'ya kadar bir çok Türk-İslam Devleti bu kadim-kutsal şehre sahip çıkmış, korumuş, muhafaza etmiş ve dahası eserleri ile burayı donatmıştır.
Büyük Selçuklu komutanı Atsız Bey tarafından fethedilen Kudüs şehrine Mardinli Artuk Bey muhafaza etmiş ve mezarı hala oradadır; Kudüs'te Mardinliler ismiyle anılan bir mahalle bile var. Sultan Melikşah'ın kardeşi Tutuş'un Mescid-i Aksa'yı onardıktan sonra Zekeriya Mihrabına kondurduğu kitabesi bugün üzeri kapatılmış vaziyette yeniden gün yüzüne çıkmayı beklemekte. Peki, niye kapalı? İngilizlerin şehri işgal eder etmez yaptıkları ilk üç şeyden üçüncüsü bu olmuştur, zira Türklerin buradaki varlığını silmeleri ve unutturmaları elzemdir. Maalesef başarılı olmuşlar ve bugün biz bile Kudüs'teki varlığımızı unutmuşuz.
Hatta Dulkadiroğulları bile bu kutsal şehre izini bırakmıştır. Memluklu Sultanların ve Osmanlı Sultanlarının eserlerinden bahsetmiyorum bile. Mescid-i Aksa Camisinin ünlü minberini bilirsiniz? Bizzat Nurettin Mahmut Zengi tarafından yaptırılmıştır ve hayali, Kudüs'ü Haçlı işgalinden kurtarıp minberi de yerine fethin simgesi olarak yerleştirmektir ama ömrü buna yetmemiştir. Lakin minberi, vasiyeti olarak ileride onun adına ait olduğu yerine koyacak biri vardır. Peki, kimdir bu kişi? Selaheddin Eyyubi. Nurettin Mahmut Zengi kimdir? derseniz onu da söyleyelim. Kendisi Büyük Selçuklu Atabeyi'dir ve Selaheddin Eyubi'yi yetiştiren, eğiten zattır ta kendisidir.
Sizi bilmem ama Kudüs, unutulacak ve tek başına kaderine terk edilecek bir şehir değil; bir simge ve bir emanetten bahsediyoruz; hakkını vermemiz gereken bir emanet. Birilerinin söylediği gibi bizi alakadar etmeyen, bizim işimizin olmadığı bir yer değil. Ecdadımızın kanını hatta ve hatta mezarlarının, eserlerinin olduğu bu şehri unutmayacağız ve unutturmayacağız. İnşallah ecdadımızın bir zamanlar yaptığı gibi Kudüs, özgürlüğüne kavuşturacağız. Allah yar ve yardımcımız olsun.
DİPÇE: İşin güzel yanı bu kitabı bitirdikten sonra Talha Hoca'nın Antalya'ya bu konu üzerine konferansa geleceğini öğrenmiş olmam oldu. Kendisi ilk defa canlı bir şekilde görüp dinleme imkanı buldum hamdolsun. Oldukça da güzel ve verimli bir konferans oldu, Talha hocamıza teşekkür ederiz. :)
Konferanstan bazı konuları videoya aldım. Yazar sayfamdaki videolar kısmından erişebilirsiniz.
Bize hep aynı masalları anlatarak kendi kültürümüze uzak durmamızı sağladılar. "Orta Asya'da çobanlık yapıyor ata biniyor, koyun güdüyor, çadırda yaşıyordunuz. Tamam, iyi savaşıyordunuz ama yağmacıydınız, kültürsüzdünüz, medeniyetten uzaktınız, heykelleriniz ballallarınız kurganlarınız vardı ama bunlar hep geçici oldu kalıcı bir şey bırakamadınız" dediler.
Bu göçebe edebiyatını Anadolu'ya göç sürecine bağladılar. Hatta "Anadolu'ya geldiklerinde doğru dürüst İslam'ı bile bilmeyen yarı şamanist bir duruşları vardı" dediler.
Bunun gibi sonu gelmeyen iftira ve iddialara laf kalabalığı ile cevap vermeye gerek yoktur. Onlara verilecek en güzel cevap bizim hem Orta Asya hem de Anadolu'da ortaya koyduğumuz eserlerdir. "Çadırda yaşadığınız için taş ile hiçbir işiniz olmadı" diyenlere inat devasa bir medeniyetin yapılarıyla kapı gibi cevabımız olsun istedik.
Elinde tuttuğunuz Taşlar Yerine Oturdu adlı eser Talha Uğurluel'in ilk Sanat Tarihi kitabı özelliğini taşımakta. Taşın hayatımızdaki yerini ve taşı ruhu ile yontan atalarımızın eserlerini bu kitapta en etkili şekilde ortaya koymaya çalıştık. Lütfen susalım! Artık konuşma sırası taşlarda…
Talha Hocamın ilk sanat tarihi üzerine kitabı. Şahsen benim de okuduğum ilk sanat eseri kitabı. Kitapta, ağırlıkta Osmanlı dönemi eserleri üzerine incelemeler yapılmış; Selimiye Camiisinden tutun Nazlı Mahmud Efendi Camiisi; Takkeci İbrahim Ağa Camiinden deniz üzerine kurulan Kılıç Ali Paşa camiisine kadar nice eseri görmek mümkün olacak ve elbette yapılış hikayelerini de öğreneceksiniz.
Genel olarak güzel bulduğum bir çalışma olmuş, her zamanki gibi güzel anektodlar ve renkli fotoğraflarla anlatımını desteklemiş. Efsane olarak kulaktan kulağa gelen; ters lale ve haç motifli ayak taşı gibi meselelerin de aslını anlatarak bize doğrusunu öğretmiş, sağ olsun.
Kitabı genel olarak sevsem de biraz yetersiz bulduğumu söylemek istiyorum. Talha Hocam ağırlıkta İslam Tarihi Eserleri üzerinden uzman biri, misal tarihin en başından başlayarak; atıyorum, Selçuklu Öncesi sanat eserlerini, sonra Selçuklu ve sonrasında da Osmanlı eserlerini vs. anlattığı uzun soluklu bir çalışma dizisi şeklinde hazırlasaydı daha iyi olurdu gibime geliyor. Elbette sadece camiler de değil, herhalde koskoca Türk-İslam medeniyeti cami ve külliyelerden ibaret değildir. Kitabı okumadan önce Türk ve İslam tarihindeki eserleri genel olarak okuyacağımı düşünmüştüm ama neredeyse tamamı Osmanlı camiileri üzerine.
Elbette haksızlık olmasın, kitabın giriş bölümü olan Kubbenin Sultanları kısmı, kubbeler tarihini içerdiği için Selçuklu, Anadolu Beylikleri ve Antik Dönem kubbelerini de kapsıyor.
Bir de Mimar Sinan'ın etnik kökeni ile ilgili kafa karıştırıcı bir bilgi var; son araştırmalar neticesinde Karaman Türklerinden olduğunu yazmış ama kendisi yeniçeri olduğuna göre devşirilmiş ki bu da kitapta yazıyor. O dönemler Enderun'a gayrmüslimler dışında kimse alınmıyor ise nasıl Türk kökenli olabilir ki?
İlk sanat tarihi kitabımı okumama vesile olduğu için Talha hocama ve kitabı bana gönderen yazar dostum Meryem Seyda Parlak'a teşekkür ederim. :)
(Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)
UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.
Türkler'in İslam Öncesi Dini Şamanizm'i? Şamanizm bir din mi ki? Önce yazarın iddialarını ve sonra da benim karşı cevaplarımı okuyun.
Cemal Şener bu eserini ilk kez Ad Yayıncılık aracılığı ile bastırmış ki benim elimdeki kitap da bu. 1997 yılı. Yeni basım kitaplara belli ki yeni bir şeyler eklemiş. Açıkçası şimdi yeni basımdan haberim oldu, kapak ve fiyat öğrenmek için aradığımda. Çünkü bende ki fiyat 200. BİN TL :D Kitap da kütüphaneden çıktı. Kimin aldığı muamma.
Neyse konuya dönersek, yazarımızın iddiası şu; Şamanizm, Türkler'in İslam Öncesinde içinde bulundukları dindir. Bunun içinde kısa bir Şaman tarihi vermiş. Vermiş derken "Çin Kaynağı onlar hakkında şunu söylemiştir." şeklinde ama çoğunlukla söylenen bir iki cümlenin üzerine yorum yaparak kısa bir özet tarih sunmuş.
Sonra Şamanizm konusunda bilgilendirmelere geçmiş. ŞAMAN DİNİ DÜNYANIN EN ESKİ DİNLERİNDEN BİRİDİR iddiasını sunmuş. Şu, Ülgen, Erlik gibi sözde ilahlar, bu inancın ilahlarıymış. Sonra ismin kökenine girmiş. Arkasından da "Nasıl Şaman Olunur?" konusunda bilgilendirme vermiş. Mesela Ohlmarks, Şamanizm'i Kutup Bölgesi'ne has bir özellik olarak görmekteymiş diyor yazar ama sonra ekleme yapıyor. "Şamanizimin yaygınlığını düşünürsek eğer sadece o özellikle açıklanmaz gibi görünüyor. (Kısacası) Asya'da ve yeryüzünün diğer bölgelerinde Şamanizme değişik biçimlerde rastlamak OLASIDIR."
Kitabın dikkatimi çeken bir bölgesinde yazar şöyle yazmış. "Arap Müslümanlığı Türk düşmanı" bu şekilde tüm Arap Müslümanları su götürmez bir düşmanlık atfetmiş. Üstüne İslam, Türkler ile tanıştığında, oldukça farklılaştığını iddia etmekte. Yani o, saf, duru İslam yerine başka bir İslam geldiğini de iddiaları arasına katıyor.
Ayrıca garipsediğim bir cümlesi var. "Hz. Muhammed, İslamiyet'in ilk peygamber(!)...." Şimdi Hz.Muhammed sonrası başka bir İslam peygamberi mi gelmiş, yani? diye düşündürüyor. Oysa kitabımızda O'nun "Son Peygamber" olduğunu biliyoruz. Sonra ise hemen hemen tüm kitaplarında olduğu gibi konuyu Hz.Ali ve Alevilik olayına bağlamış. (İleride Şamanizm ve Alevilik arasında da bağ kuracak kitabın.)
Diğer iddiası; Hz. Muhammed ölümünden sonra Hz.Ali'yi yerine düşündüğü ve bunu yakınındaki insanlara da açıkladığı ama ölümünün ardından düşündüğü gibi olmadığı yönünde. Hatta Hz.Ömer ve Hz.Osman'ı "Emevilerin temsilcileri" deyip, Hz.EbuBekir'i oldu bitti ile halife yaptıklarını, Hz.Ali ve Hz.Fatma'nın da bu durumdan son derece rahatsız olduklarını iddia ediyor.
Sonra ise tipik bir bilgi daha verir. "Türkler zorla İslamlaştırılmıştır."
Kitabın diğer bölümlerinde de Şaman duaları/ilahileri verir.
Kitap hakkındaki genel görüşüm: Açıkçası neresinden tutsam da yazsam, konuşsam bilemedim. Sırayla mı gidelim?
Şamanizm bir DİN DEĞİLDİR! Sadece yayıldığı yerde din etkisi göstermiş bir çeşit yaşam felsefesidir. Hali ile yazarın iddia ettiği gibi "en eski dinlerden biridir." maddesi külliyen yalanlanmış olmakta.
Türkler'in İslam öncesi dini Şamanizm değil(zaten 1.madde de gördük ki Şamanizm din değil.), Tengriciliktir. Yani KÖK-TENGRİ dinidir ki tek bir ilah ve cismi şekli vs. yoktur. Göklerde yaşar ve onu göremeyiz mantığı hakimdir, aynı İslam'daki gibi. Eli göğe açıp dua etme geleneği buradan gelir. Ama Türkler'in Tengricilik haricinde de içine girdikleri dinler vardır. Unutmayalım ki Türkler tek bir boy halinde yaşamazlardı. Zaman içerisinde bu boylar Budizm, Musevilik ve Hristiyanlık gibi inançlara da girmiştir. Bugün Yakut Türkleri halen Hristiyan, Hazar Türkleri de Musevidir. Ve Türk boylarının büyük bölümü de Müslümandır. (Bugün ile dünü yer değiştirin. İslam'ı Tengricilik yapın. Durumu anlarsınız. :) )
Türkler'de Şaman diye bir şey yoktu. İsmine KAM dedikleri bir oluşumları vardır. Ayrıca yazar Çin kaynaklarını vermiş ama Çin, Bizans ve İslam kaynaklarının hiç birinde ŞAMAN kelimesi geçmez. Bu durumda yazar bilgileri kendince yorumlayıp "şaman" olarak atfetmiş.
Şamanizm zamanında bir Rus tarihçinin iddiası üzerine dünyaya yayılmıştır ama kanıt? Bu yüzden zırtp pırt, eskiler hep bu iddiayı yenilemiştir. Oysa Fransız bir tarihçi Şamanizm diye bir din olmadığını ispat etmiştir.
İlk verdiğim alıntı da "OLASIDIR" diyerek bile bize bilimsel konuşmadığını, tamamen kendi kanaatini yazdığını göstermekte yazar.
İslam'ın değiştiğini, farklılaştığını iddia etmekte, Arapların aşırı bir Türk düşmanı olduğunu söylemekte. İlginçtir, bu lafa daha öncede rastladım. Ama kimse bu konuda KANITLARI ile SOMUT örnekler sunmamış. Muhakkak ki Araplar arasında, şimdi olduğu gibi, ırkçı denebilecek aşırılıklar ortaya çıkmıştır. Maalesef aynı durum bizim için bile bugün geçerli değil mi? Kaç tane Alevi karşıtı, Kürt karşıtı, Arap karşıtı hatta İslam karşıtı insan var, biliyor musunuz? Elbette biliyorsunuz! Ama bunları tüm bir kesime, toptan bir mezhebe, dine ya da ırka, devlete atfetmek ne hakkaniyete sığar, ne de bilimsel bir nitelik taşır.
Yazar İslam hakkında ne kadar bilgi sahibi bilmiyorum. Hz. Muhammed için İslam'ın ilk peygamberi demiş. Ya burada hata yapmış ya da gerçekten bu şekilde düşünüyor ki hadi o hata yaptı, kitap basım aşamasına gelene kadar önce en az iki kişinin(özellikle editör'ün) elinden geçmiyor mu? İnsan bu kadar basit bir bilgiye vakıf iken "Cemal Bey, burada doğru yazdığınızdan emin misiniz?" dememiş midir? Ben olsam derim.
Hz.Ali'nin halife yapılacağı iddiası ise ayrı bir iddia konusu. Bu konuda gene bir kaynak sunmamış. Ama tarih bize söyler ki Hz.Muhammed'in ölümünden sonra dört halife döneminde halifeler, ileri gelenlerin seçimleri ve mutabık olmaları ile seçilmiştir. Ondan sonra ise halifelik seçim düzeni değişikliğe uğramıştır. Hz. Ali makam delisi midir ki halife seçilmedi diye tavır yapacak, rahatsızlık duyacak? Hz. Ali'nin ilmi herkesçe bilinmektedir. İslam bilgini bir adamın, kalbi böyle şeylere karşı dayanıklıdır, merak etmesin yazar. Ayrıca Hz. Ebubekir'in herkesçe çok sevildiği, Hz.Muhammed'in en yakını olduğu, Sıddık lakabı verildiği ve yaşarken cennet ile müjdelenenlerden biri olduğu kesin olan bir insanın ilk halife olarak seçilmesi kadar doğal bir durum olamaz. Hz.Muhammed'in isteğine karşı çıkacak biri de değildir Hz.Ebubekir. Peygamber öyle demiş olsa idi o da ne olursa olsun Hz.Ali'yi halife yapardı. Ayrıca farz edelim ki Hz.Ali oldu olacaktı ama herkes Ebubekir dedi. Bence Hz.Ali hemen geri çekilir, "Ya Ebubekir sen halife ol." diyecek kadar nefsini ezmiş bir insandır. Zira benim gibi bir insan bile bunu yapacak karakterde ise Hz.Ali gibi büyük bir alim nasıl yapmaz? Ben Hz.Ali'ye kendime de bakarak böyle bir yakıştırma yapıyorum, siz ise kendinize bakıp aksi yönde yakıştırma yapabilirsiniz. Sonuçta kim ne derse desin tarih, değişmeden orada ve Allah her şeyi iyi biliyor.
Tarihi kaynaklar (bir çok tarihçinin verdiği bilgi ile ki elimde bu kaynaklar bol bol var. Bir kısmını Türkler Niçin Müslüman Oldu? kitabının eleştirisinde yazdım.) Türklerin zorla İslamlaştırılmadığını aksine kendi inanç düzenlerine ve yaşamlarına uygun olduklarını gördükleri için kabul ettiğini yazar.
Hz.Ömer ve Hz. Osman için yaptığı emevi temsilici iddiası da ilginçtir. Ne de olsa dört halife dönemi sonrasında Ebü Süfyan'ın oğlu tarafından kurulduğunu düşünürsek. Tipik bilmem ne bakışı işte.
SON OLARAK:
1- Yazar'ın verdiği bilgilerin hiçbir TARİHSEL KAYNAK NİTELİĞİ YOK! Kaynak diye sunduğu "Çin kaynağı şöyle der.", "Tarihçimiz Şu Şu şöyle demiştir." diyerek verdiği bir ya da iki cümlelik alıntıların üzerine yaptığı yorumlardan ibaret bir kitap var elimizde. Çoğunda o "alıntı üzerine yorum" dahi yapmamış, doğrudan kendini kaynak göstererek bilgiler vermiş. Kaynak gösterdiği tek şey ise ŞAMAN DUA/İLAHİLERİ diye sunduğu bölüm. Hepsine baksak bir ya da iki tane Ülgen ismine benzer put isimlerini görürüz ama bunun dışında her zaman Tengri ismini görüyoruz. Bu bilinenin aksine cins değil ÖZEL isimdir.
2- Benim kanaatim, yazarın amacının pek de iyi yönde olmadığı yönünde. Burada Türkler, özellikle Alevi Türkler, İslam ile bağı kopartılıp, Şaman inancına yanaştırılmaya amaçlanıyormuş gibi. Zaten Şaman-Alevi bağları kurulmuş sık sık. Bu son dönemlerde çok yaygın olan bir uğraş, maalesef. Neyse arzu eden şaman olabilir. Bir kayıp yaşamış olmayacağız. Bir insan İslam'a antipati duyup, Şama ve Alevilik benzermiş ben Şaman olayım, daha mantılı derse zaten öncesinde bile bizden değildi ki şimdi kayıp yaşamış olalım, değil mi? Gerçi yazarın şaman ve Alevilik arasında bağ kurmasını yalanlamıyorum. Şaman demeyelim ki eski Türk adetleri diyelim. İran Şii'leri de o şekilde bağ kurup, fazla hoş gözle bakmıyorlar. Ama bence kitabımız bir, peygamberimiz bir, Allah'ımız bir olup, ibadetlerimizi yaptıktan sonra, semah dönmeleri vs. aykırı vs. değil ki. Abes bile değil. Benim Anneannem namazında niyazında, haccında bir Müslüman Alevisi idi. Alevi seması dönmüşlüğü var mıdır bilmem, muhtemelen yapmıştır ama baştan aşağı bir inançlı Müslüman kadınıydı, şaman değil!
Ama Alevi ayağına yatıp Ateist olanlar, Aleviliği bir din kabul edenler var(Bknz: Hüseyin Aygün. Din demiştir.). BAZI(bunlara karşı çıkan dernekler yok mu sanıyorsunuz?) Alevi dernekleri de "Biz de namaz oruç yok." diyerek aslında Hüseyin Aygün'ü desteklemiştir. Aman bu emperyalist oyunlarına dikkat edelim. Halkımızı İslam ile olan bağını kopartıp, sapkın inançlara sokup, dağıtmak istiyorlar. Çünkü bizim, halkımızın, en büyük gücü İSLAM İNANCIMIZDAN gelmektedir.
Böyle yazarlara, siyasetçilere, gazetecilere imkan vermeyelim. Bunlar hep emperyalist uşaklığı yaparak, kendi çıkarları için, insanımıza zarar vermeyi göze alıyorlar. Baksanız neler var. Açılışta Marmaray yıkılsın diye dua eden var. Böyle bir şey olur mu ya!
Kitap önerisi: Elinizi sürmeyi bırakın, gözünüz ile bile dokunmayın derim. Yine de siz bilirsiniz. Puan: 10/ Eksi (-) 10
Kitap Fiyatı: 15 (Şu yeni basımın.)
TARİHÇİLERDEN ŞAMANİZM VE KÖK-TENGRİ İNANCI HAKKINDA AÇIKLAMA
UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.
Türklerin Kökenleri Kayıp Kıta Mu'ya mı Uzanıyor?
Kitap, Mu-Atlantis, Agarta-Şamballa ve Sirius görüşlerinin temelinde şekillenmiş durumda. Sirius deyince aklıma mini dizi "Gelenler" geliyor. Orada da Sirius yıldızının "kötücül" amaçlarla paganistlerin kullandığını görmüştüm. O yüzden hiç olumlu bir izlenim edinmedim bu yıldızla ilgili ama "Tarık" derseniz durum başka. Bildiğiniz gibi Tarık yıldızı, Kuran-ı Kerim'de, Yüce Rabb'imiz tarafından dillendirilen yıldızdır. Hatta sadece ayet değil, bulunduğu surenin ismi de Tarık ve Sirius'a denk geliyor. Hatırlatma yapalım ayeti: TARIK SURESİ
Sirius'un "karanlığı" temsil eden bir görüntüsü olmasına rağmen (bahsettiğim dizide), Tarık, karanlıkları ışığı ile delen bir yıldız olarak bahsedilmiş. Bu açıdan bakarsak belki de ikisi iki farklı yıldız da olabilir. Sonuçta her şey bu yaşamda "çift" yaratılmıştır. Aslında bu tarz parapsikoloji konuları üzerine kafa yormaya bayılırım çünkü yaşamın, gördüğümüz maddi dünyanın ötesinde de bilinmeyen bir alem olduğuna inanırım. Sorun; biz görmek istemiyor, yok sayıyoruz. Bizden saklandığı yok.
Kitapta anlatılan ve sunulan "dı-dı-dı"ların bir belge niteliği taşımadığı için güvenilir bir kitap olduğunu söyleyemem ama fantastik bir kitap yazacak veya hayal gücünüzü genişletecekseniz, tamamdır. Bu kitap size bunu sağlıyor bence ki benim amacım da buydu alırken.
Genel olarak kitap hakkındaki görüşüm:Burhan Yılmaz, bize parapsikoloji kitabı hazırlamış arkadaşlar. Muhakkak ki bilim dünyasında bu ve benzeri bilgilere şu an da rağbet edilmiyor ama ben her anlatılanlarda az da olsa bir gerçeklik payı olduğuna hep inanan biriyimdir. Kitabın az biraz Türklük gazı verdiğini az biraz da insanı geçmiş insanlar ve gelişmişlikleri hakkında düşündürdüğü kesin. Yani, sonuçta biz geçmiştekileri "ilkel" biliriz ama asıl ilkel biz olmayalım? Biz gelişmişliği "teknolojik" ilerleme olarak bakıyoruz ama gerçekten de öyle mi? Neyse. Konuya dönersek eğer kitabın bir kısmına katılıp bir kısmına katılmama durumuna rağmen sakın ola ki hepsini kesin, %100 doğru kabul etmeyin!
Kitap Okuma Önerisi: Almasanız da olur. İlgi meselesi.
Okuduğunuz kitapları 'yorumlayarak' paylaşın. Arzu ederseniz içerik hakkında hararetli tartışmalara da girebilirsiniz, saygı çerçevesinde elbette. ;) ...