15 Şubat 2018 Perşembe | By: YeniAy M.

Arzın Kapısı Kudüs - Mescid-i Aksa



KÜNYE

Yazar: Talha Uğurluel 
Yayıncı: Timaş Yayınları
Sayfa: 344
Baskı Yılı: 2016 

TANITIM BÜLTENİ
Kitapları, televizyon programları ve geileriyle binlerce insanı keyifli bir tarih yolculuğuna çıkaran Talha Uğurluel anlatıyor.
Arzın Kapısı Kudüs ilk defa kullanılan fotoğraflar ve şehir haritasıyla sizi şehrin damarlarında gezdiriyor, tam bir görsel şölen sunuyor.
Kudüs… Dünyada hiçbir şehir dinler tarihi açısından Kudüs'le yarışamaz. Üç semavi dinin de bu beldeyi aziz tuttuğunu, onun için mücadele ettiğini biliyoruz.
Ya bilmediklerimiz… Anlatılmayanlar… Görülmeyenler…


İsrailoğullarını Kudüs'e taşıyan peygamber kimdi? Hz. Musa Kudüs'ü görmüş müydü?

Hz. Süleyman'ın kabri nerede?

Mardinli Artuk Bey'in Kudüs'te ne işi vardı? Kudüs Türk hâkimiyetinde neler yaşadı?

Selahaddin Eyyubi'nin Kadınlar Mescidi geçmişte Tapınak Şövalyeleri'nin yönetim merkezi miydi?

Osmanlı'yı arkadan vuran Şerif Hüseyin ve oğullarının akıbeti ne oldu?

Hitler, Yahudi sürgünü fikrini Roma İmparatoru Hadrian'dan almış olabilir miydi?

Filistin devletinin temellerini atan, Çanakkale gazisi Muhammed Emin el-Hüseyni Türkiye'ye neden kaçak girmek zorunda kaldı?
Bu kitabı okuduğunuzda Taht-ı Süleyman'dan Antonia Kulesi'ne, Mescid-i Aksa'dan Kubbetü's-Sahra'ya birçok mekânı görmüş gibi olacaksınız.

 Kudüs, İslam'ın kanayan yaralarında biridir; lakin Türkiye ve Türk insanı olarak Kudüs ve tarihi hakkında ne kadar bilgi sahibiyiz? Çevremde Kudüs'ün Filistinlilerin sorunu olduğunu ve başlarına geleni hak ettiklerini dillendiren bazı tanıdıklarım var; gerçekten haklılar mı? Kudüs sadece Filistinlilerin sorunu, sadece Filistinlilere ait bir yer mi? Bir Türk olarak orada hiç hakkım, emeğim ve izim yok mu?

Bu kitabı okuyana kadar bu yukarıdaki sorulara cevap veremezdim. Bir Müslüman olarak bu kutsal şehre sahip çıkılması gerektiğinin bilincindeydim elbette ama bir Türk olarak da sahip çıkmam gerektiğini, Arzın Kapısı Kudüs - Mescid-i Aksa kitabını okuyarak anladım. Zira Büyük Selçuklu'dan Artuklulara; Memluklerden Osmanlı'ya kadar bir çok Türk-İslam Devleti bu kadim-kutsal şehre sahip çıkmış, korumuş, muhafaza etmiş ve dahası eserleri ile burayı donatmıştır.   

Büyük Selçuklu komutanı Atsız Bey tarafından fethedilen Kudüs şehrine Mardinli Artuk Bey muhafaza etmiş ve mezarı hala oradadır; Kudüs'te Mardinliler ismiyle anılan bir mahalle bile var. Sultan Melikşah'ın kardeşi Tutuş'un Mescid-i Aksa'yı onardıktan sonra Zekeriya Mihrabına kondurduğu kitabesi bugün üzeri kapatılmış vaziyette yeniden gün yüzüne çıkmayı beklemekte. Peki, niye kapalı? İngilizlerin şehri işgal eder etmez yaptıkları ilk üç şeyden üçüncüsü bu olmuştur, zira Türklerin buradaki varlığını silmeleri ve unutturmaları elzemdir. Maalesef başarılı olmuşlar ve bugün biz bile Kudüs'teki varlığımızı unutmuşuz.

Hatta Dulkadiroğulları bile bu kutsal şehre izini bırakmıştır. Memluklu Sultanların ve Osmanlı Sultanlarının eserlerinden bahsetmiyorum bile. Mescid-i Aksa Camisinin ünlü minberini bilirsiniz? Bizzat Nurettin Mahmut Zengi tarafından yaptırılmıştır ve hayali, Kudüs'ü Haçlı işgalinden kurtarıp minberi de yerine fethin simgesi olarak yerleştirmektir ama ömrü buna yetmemiştir. Lakin minberi,  vasiyeti olarak ileride onun adına ait olduğu yerine koyacak biri vardır. Peki, kimdir bu kişi? Selaheddin Eyyubi. Nurettin Mahmut Zengi kimdir? derseniz onu da söyleyelim. Kendisi Büyük Selçuklu Atabeyi'dir ve Selaheddin Eyubi'yi yetiştiren, eğiten zattır ta kendisidir.

Sizi bilmem ama Kudüs, unutulacak ve tek başına kaderine terk edilecek bir şehir değil; bir simge ve bir emanetten bahsediyoruz; hakkını vermemiz gereken bir emanet. Birilerinin söylediği gibi bizi alakadar etmeyen, bizim işimizin olmadığı bir yer değil. Ecdadımızın kanını hatta ve hatta mezarlarının, eserlerinin olduğu bu şehri unutmayacağız ve unutturmayacağız. İnşallah ecdadımızın bir zamanlar yaptığı gibi Kudüs, özgürlüğüne kavuşturacağız. Allah yar ve yardımcımız olsun.

DİPÇE: İşin güzel yanı bu kitabı bitirdikten sonra Talha Hoca'nın Antalya'ya bu konu üzerine konferansa geleceğini öğrenmiş olmam oldu. Kendisi ilk defa canlı bir şekilde görüp dinleme imkanı buldum hamdolsun. Oldukça da güzel ve verimli bir konferans oldu, Talha hocamıza teşekkür ederiz. :)

Konferanstan bazı konuları videoya aldım. Yazar sayfamdaki videolar kısmından erişebilirsiniz. 

Talha Hocanın yorumlanan diğer kitapları.

Talha Uğurluel: Osmanlı'nın Şifreleri
Talha Uğurluel: Selçuklu'nun Şifreleri
Talha Uğurluel: Tarih Tıbbı Konuşturdu - 1(*)
Talha Uğurluel: Tarih Tıbbı Konuşturdu - 2 (*)
Talha Uğurluel: Dünyaya Hükmeden Sultan: Kanuni(*)
Talha Uğurluel: Dünyaya Hükmeden Sultan-2: Kanuni'nin Akıl Oyunları(*)
Talha Uğurluel: Çanakkale Savaşları ve Gezi Rehberi
Talha Uğurluel: Bir Dehanın İzleri '2. Abdülhamid Han'
Talha Uğurluel: Taşlar Yerine Oturdu


(İnternet fiyatları, sitelere göre farklılık gösterebilir.)




10 Şubat 2018 Cumartesi | By: YeniAy M.

Harp Sanatı Muallimi Fatih Sultan Mehmed



KÜNYE

Yazar: Namık Kemal
Yayıncı:  Nesil Yayınları
Sayfa: 128
Baskı Yılı: 2016
TANITIM BÜLTENİ
Namık Kemal, Tanzimat Döneminde düşünce, sanat ve siyaset alanlarında oldukça önemli bir konuma sahiptir. Namık Kemalin bu dönemde yapmış olduğu çalışmalar ve vermiş olduğu eserler Türk edebi ve fikir dünyasına yeni boyutlar kazandırmıştır.

Namık Kemalin kaleme aldığı önemli eserleri arasında, Fatih Sultan Mehmed Döneminin siyasi tarihini irdelediği ve nihayetinde nitelikli bir Fatih Sultan Mehmed okuması sağlayan çalışması da yer alıyor.
Bir Harp Muallimi Fatih Sultan Mehmed kitabında:
II. Mehmedin şehzadeliği sırasındaki eğitim süreci,
Sahip olduğu ince zekâsı,
Tahta çıkış süreci,
Fatihi fatih eden hâllerinin inceliği,
Fatihin İstanbula niyet etmesi ve bunu başarmak için bütün imkânlarını seferber etmesi,
Harp sanatında bir deha olduğunu ispat edercesine İstanbulun fethi esnasında geliştirdiği askerî icatları değerlendirilip aktarılıyor. Aynı zamanda Namık Kemal bu eserinde şehzade katli konusuna değinmeden geçmiyor.
Nitelikli bir Fatih Sultan Mehmed okuması sizi bekliyor...

Namık Kemal'in tarihi kitaplar yazdığını bilmezdim. Onu daha çok şair yönüyle tanıyoruz. Sanırım kitaplarından birinde Fatih, Yavuz ve Kanuni üzerine yazılar yazmış; bu kitap da bahsi geçen kitabın içeriğinden Fatih ile ilgili yazılanların sadeleştirilmiş hali.

Kitabı okurken Namık Kemal'in tam bir Fatih hayranı olduğunu görmemek mümkün değil; onun zekasına ve savaş becerilerine duyduğu hayranlığı okudukça siz de göreceksiniz. Elbette kendisi bir tarihçi olmadığı için verdiği tarihi bilgilerin ne denli doğru olduğuna dair şüphe ile yaklaşılabilir ama genel öğrendiğimiz şeyler ile uyuştuğu için bir çok yazdığı şeye doğru gözü ile bakmakta beis yok. Ayrıca olaylar üzerinde tespit ve düşünceleri de dikkate değer.

Genel olarak kitabı beğendim; Fatih'in savaş becerisi ve fetihleri üzerine kısa bir tarih özeti geçmiş Namık Kemal. Açıkçası biz onu İstanbul'u fethettiği için Fatih olarak anıyoruz sanıyoruz ama aslında ismini gerçekten hak ettiğini bu kitabı okuyarak da anlayacaksınız; 2. Mehmet Han gerçekten de bir fatih!  Hem fatih hem mucit! İstanbul fethi için icat ettiği Şahi topları onun son eserleri diye düşünüyorsanız bir kez daha düşünün. Okunmasında fayda bulduğum güzel bir çalışma olmuş.


(İnternet fiyatları, sitelere göre farklılık gösterebilir.)

24 Ocak 2018 Çarşamba | By: YeniAy M.

Ortaçağ Türk Devletlerinde Suç ve Ceza


KÜNYE

Yazar: Cüneyt Kanat
Yayıncı:  Küre Yayınları
Sayfa: 280
Baskı Yılı: 2017 
TANITIM BÜLTENİ
İnsanlık tarihinin başlangıcından beri suçun olduğu her yerde mutlaka ceza da olmuştur. Cezalar pek çok uygarlıkta uzun tecrübelerle, ve zaman içerisinde ortaya çıkan yasaya da yasaklarla düzenlenmeye çalışılmıştır. Bazı dönemlerde cezalandırma yöntemleri işkence ve azap çektirme adı altında bir meslek, hatta sayısı hiç de az olmayan bazı sadist yöneticilerin desteği ile sanat olarak algılanabilmiştir. Ortaçağ Türk. Devletlerinde, suç ve ceza konusunda Türkçe yazılanlar oldukça sınırlıdır. Bu konuda Avrupa’da yazılmış çeşitli çalışmalarda da Türk tarihinin herhangi bir dönemine ait örneklere yer verilmemiştir. Ortaçağ Türk devletlerinde suç ve ceza, ihmal edildiğini ve ayrıntılı bir şekilde incelenmesi gerektiğini düşündüğümüz bu alana dikkat çekmek ve giriş yapmak üzere yazılmış bir eserdir.
Bu kitabı okuyana kadar Türklerin işkence yöntemlerinin pek gelişkin olduğunu düşünmezdim; hatta bizim işkence yöntemimizin öldüresiye adam dövmek ve yaralı ayakları keçiye yalatmak gibi basit yöntemlerden ibaret olduğunu düşünürdüm. Meğer batılılar kadar olmasa da bizde de değişik yöntemler varmış.

Keza cezalandırma yöntemleri bile zaten başlı başına işkence yöntemleri gibi; bazıları gerçekten çok ama çok acımasızca. Misal canlı canlı derinin yüzülmesi ve deriye saman doldurup kukla gibi sokaklarda gezdirmek Game of Thrones'daki Bolton'ları anımsattı(gerçi onlar bile sadece deriyi yüzüyordu.). Diğer yöntemlerden biri ise ki şiddetle ayıpladığım ve adaletsizliğin dibine vurduğunu söyleyebileceğim Timur'un yöntemlerinden biri; Timur, cezalandırmak istediği bazı şehir/kale ahalisinin çocuklarını, atların altında -pıhtıya dönüşene kadar- ezdirirmiş. (Elbette söz konusu tarih ise eylemleri o dönemin şartlarına göre yorumlamak gerek ama bu cezalandırma yöntemi ve benzerlerinin her çağda kabul edilemez ve elle tutulamaz bir yanı olduğu herkesçe aşikardır.)

Kitabın içeriğindeki suç ve ceza, İslam dönemindeki Türk Devletlerinin ÖRFİ yani GELENEK/TÖRE hukukuna göre hazırlanmış. Ağırlıkta da Timur ve Memluk Devletlerinden örnekler ve bazı Anadolu Beyliklerinden örnekler verilmiş; her ne kadar Osmanlı Devleti de çift hukuk düzeniyle yönetilse de bu kitabın konusu dışında. Zaten yazar da Timur ve Memluk dönemleri üzerinde hakim biri. Bilhassa Timur konusu hakkında bilgi edinmek isterseniz, yanlışım yoksa, Öteki Gündem programına da zamanında katılmıştı.

Genel olarak - bazı bilgilere şüpheyle yaklaşsam da- bilgilendirici ve güzel bulduğum bir kitaptı. Eğer konu ilginizi çekiyor ise tavsiye ederim. Kitap boyunca her bir olay için başlıklar ve tarihte yaşanmış olaylar şeklinde bilgiler verildiği için de cezalandırma bilgisi dışında yer yer devletlerin yaşadığı bazı olay ve nedenler hakkında da minik bilgiler edinmiş oluyoruz. Hocamıza emekleri için teşekkür ederiz.

Eski Türklerdeki SUÇ ve CEZA hakkında da bilgi edinmek isterseniz; Ankara Üniversitesi'nin şu makalesini okuyabilirsiniz. Makale dediğime bakmayın 50 sayfalık minik bir kitap/dergi demek daha doğru. 😆



(İnternet fiyatları, sitelere göre farklılık gösterebilir.)


1 Ocak 2018 Pazartesi | By: YeniAy M.

Manevi Rehberlik


KÜNYE

Yazar: Psk. Mehmet Küçük
Yayıncı: Ahir Zaman Kitap
Sayfa: 128
Baskı Yılı: 2017 
TANITIM BÜLTENİ
Bütün genişliğine rağmen dünya insana dar geldiği zaman onun dayandığı en büyük sığınak dindir. İnsanların duygusal hassasiyetinin zirveye ulaştığı, manevi olarak en çok umut beklediği zamanlarda bu ihtiyacını karşılayamamaları, onlar için büyük bir eksikliktir. Özellikle hastalık, yaşlılık ve diğer musîbet zamanlarında inanmış oldukları dinin, onlar için ne tür mükâfatlar müjdelediğini bilmeleri büyük teselli kaynağıdır. Bu sebeple tarih boyunca insanlar manevi rehberliğe her dönemde müracaat etmişler farklı şekil ve formlarda bu ihtiyaçlarını tatmin etmişlerdir. Son yüzyılda insanların bu ihtiyaçları resmî olarak da karşılanmaya başlamış huzurevlerinde, yetimhanelerde, hapishanelerde ve hastanelerde maddi bakım ile birlikte, manevi rehberlik (spritüal care / seelsorge) uygulamaları da başlamıştır. Vurgusu genellikle maneviyat olan dinlerin manevi rehber konusuna yaklaşımı önemli bir araştırma olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda son dinin peygamberi Hz. Muhammed’in (sav) manevi rehbere muhtaç kesime karşı yaklaşımı ve onlara ne tür manevi destekler verdiği önem arz etmektedir. Manevi desteğe sadece hastalar değil, sıhhatliler de sadece fakirler değil, zenginler de sadece yetimler değil, anne-babaya sahip çocuklar da sadece yaşlılar değil, gençler de muhtaçtır. Sadece sokak çocukları değil, evde internete bağımlı çocuklar da sadece boşanmış aileler değil, boşanmamış aileler de, sadece hapishanedekiler değil, dışardakiler de sadece işçiler değil, patronlar da sadece cahiller değil, âlimler de muhtaçtır. Hasılı toplumun her kesimi aslında manevi desteğe muhtaçtır.

Manevi Rehberlik eseri, anladığım kadarıyla bir tez çalışmasının kitaplaştırılmış hali. Temel konu; gerek bedensel hastalıklarından kaynaklı gerekse yaşamlarının sıkıntısından kaynaklı ruhsal sıkıntı ve hastalıkları olan insanların manevi/dini rehberlik/destek ile hastalığının giderilmesinde destek olmak ve bunun yöntemleri üzerine...

Bu çalışmada da temel manevi rehberlik; İslam dini ve Hz. Muhammed'in hayatındaki uygulamlar/hadisler/sünnetler üzerine yapılmış. Kur'an ayetleri ve Hz. Peygamberin hastalara yaklaşım şekli ve onlarla iletişimlerini genel olarak özetlemiş, ana başlıkları/kilit noktaları vermiş ve ihtiyaç halinde hastalara aynı şekilde- uyarlayarak- manevi rehberlik yaparak destek olunabileceğini açıklamaya çalışmış. 

Genel olarak kitabı başarılı ve faydalı buldum, kesinlikle bu konuda daha çok akademik çalışmalar yapılmalı çünkü yazarın da kitabında belirttiği gibi batıda bu yönde çalışmalar uzun yıllardır mevcut. Ülkemiz bu konuda biraz geri kalmış, oysa en çok İslam ülkelerinde bu konuda bir gelişmişlik beklemek gerekir, zira bu konuda temelimiz, batıdan daha çok sağlam. Aslında bizim ülkemizde de hastanelerde din adamlarından destek alma uygulamasını hayata geçirdi geçiriyorlar ama maalesef bazı kesimlerce çok eleştirildi; laiklik adı altında. Oysa çalışmada da belirtildiği gibi insanların bu tarz manevi destek arzuları ve bunun giderilmesi İNSAN HAKLARI çerçevesinde de yasal bir zorunluluktur ve aksi yönde bir hareket de bu yasal insanı hakkın ihlalidir; doğal olarak cezai işlem gerektirir.

İnşallah ülkemizde bu yönde daha çok olumlu adım atılır. Değerli bir çalışmaydı, teşekkür ederim. 

(İnternet fiyatları, sitelere göre farklılık gösterebilir.)
30 Aralık 2017 Cumartesi | By: YeniAy M.

Dikkat Güldürür!



KÜNYE

Yazar: Kader Güneş
Yayıncı: Az Kitap
Sayfa: 128
Baskı Yılı: 2017 
TANITIM BÜLTENİ


Adamın biri doktora gitmiş. Doktor muayene etmiş ve bizimki sormuş: — Ne oldu Doktor Bey? Ne kadar ömrüm kaldı?” Doktor cevaplamış: — 10…
Bizimki sormuş: — Ne 10’u doktor bey, gün mü, ay mı, sene mi?” Doktor: — 9, 8, 7, 6...”


Öğretmen, Ayşe’ye sormuş: - Hiç yemin eder misin Ayşe?
- Vallahi billahi etmem öğretmenim.


İki kişi balık tutuyordu. Yalnız biri, tuttuğu küçük balıkları torbaya bırakıyor, büyük balıkları suya geri atıyordu. Bu durum, yandaki balıkçının dikkatini çekti. Dayanamadı sordu:
— Yav arkadaş, sen deli misin? Neden balığın küçüğünü torbaya, büyüğünü suya geri atıyorsun?
Adam cevap verdi: — Kızartma tavam küçük.


Temel’in evinde temizlikçi kadın temizlik yaparken birden fare çıkmış. Kadın bağırmış. Temel’in eşi de fareyi görünce eşine seslenmiş: —Temel, fare, fare! Temel eşine cevap vermiş:
— Beni niye çağırıyorsun hanım, ben kedi miyim?


Öğrenci tahtada, öğretmenin sorduğu soruyu yapıyordu. Öğretmen uyardı: - Yanlış yapıyorsun!
- İyi de öğretmenim madem sonucu biliyorsunuz, beni neden uğraştırıyorsunuz?


Okul bitmiştir fakat Temel’in karnesinde zayıflar cirit atmaktadır. Bunu gören babası: “Bu ne biçim karnedir, değil beş, dört bile yok! Atatürk senin yaşındayken sınıf birincisiydi.” der.
Temel, bunun üzerine:
- Biliyrum oni baba. Sen de şuni unuttin; Atatürk senun yaşundayken de cumhirbaşkanuydi!

Gülmek Bedava kitabıyla bizleri temiz mizaha davet eden Kader Güneş ablamın bir nevi devam kitabı niteliği taşıyan Dikkat Güldürür kitabı da ilki gibi temiz mizah ile yola devam etmekte. İlki daha çok internet şakalarının derlemesi iken 2. kitap ağırlıkta fıkra derlemesi olarak beğenimize sunuluyor.

Mizahın, insan psikolojini rahatlattığı ve stresten uzaklaştırdığı bilinen bir gerçektir; stres de günümüzün psikolojik hastalıklarının hatta fiziksek hastalıklarının bir kısmına hatta belki de bir çoğuna neden olan bir olaydır. Bu açıdan mizahın varlığı hayatımızda önemli bir yeri var. Lakin küfür ve bel altı ile yapılan şakaların ve anlatılan fıkraların kişiye pek bir şey katmadığı gerçektir. Ayrıca ahlaki açıdan da kişi/leri yozlaştıran bir şeydir. Bilhassa belli yaştaki gençleri/çocukları bu tarz sözde mizahlardan korumamız gerekiyor.

İşte bu yüzden Gülmek Bedava ve Dikkat Güldürür! gibi temiz mizah anlayışı ile yolan çıkan kitapların kıymeti daha bir önem arz eder hale geliyor. Bu hassasiyetle yaklaştığı için Kader GÜNEŞ ablama ve onun gibi temiz mizah ile güldürmeyi amaçlamış herkese teşekkürleri bir borç bilirim. 😊

Doğrusu ikinci kitabın kapağını daha çok sevdim, ayrıca kalınlığı da ilkinden daha fazla. Elimdeki kitapta bir köşede küçük bir baskı hatası var ama o kadar kusur, kadı kızında da olur. Bir de fıkralarından birinde tarihsel bir hata var ki tarih delisi bir insan olarak demezsem olmaz. 😋



                                      (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)
29 Aralık 2017 Cuma | By: YeniAy M.

İslamiyet ve Türkler



KÜNYE
Yazar Prof. Dr. Hakkı Dursun Yıldız
Yayıncı: İlgi Kültür Sanat Yayınları
Sayfa280
Baskı Yılı: 2011
TANITIM BÜLTENİ

İslâmiyet'in kabûlü Türkler'e yeni bir ruh ve kuvvet vermiş, Asya steplerinden Avrupa içlerine kadar uzanan büyük ve uzun ömürlü imparatorlukların yaşamasında başlıca sebeplerden birisi olmuştur. Bundan daha önemlisi, İslâmiyet'in ortaya koyduğu prensiplerin millî bünyelerine uyması sebebiyle Türkler varlıklarını koruyabilmişlerdir. İslâm dinîni kabûl etmiş olan Türk boylarından hiç birisi, millî varlıklarını kaybetmemişlerdir. Bu bakımdan Türkler'in İslâm dinîne toptan girişleri, diğer din ve medeniyetlere intisablarından farklı olarak doğurduğu büyük ve müsbet neticeler itibarıyla yalnız Türk ve İslâm tarihinin bir dönüm noktasını teşkil etmekle kalmaz, dünya tarihinin de en büyük hadiselerinden biri sayılacak bir ehemmiyet taşır. Türkler, İslâmiyetle daha ilk fetihler sırasında temasa geçmelerine rağmen ancak üç asır kadar sonra X. Asrın ortalarında büyük kitleler halinde bu dinî kabûl etmişler ve kısa zaman sonra İslâm dinî Türkler'in millî dinî haline gelmiştir. Bu üç asırlık uzun tarihi devrenin ilk yarısında Türkler ile Müslümanlar arasında çetin mücadeleler cereyan etmiş ve bu sebeple İslamiyet Türkler arasında yayılma imkânı bulamamıştır. Abbasî hanedanının iktidara gelmesiyle İslâm devleti bünyesinde meydana gelen değişiklikler sebebiyle mücadeleler hemen hemen sona ermiş ve Türkler İslâm devleti hizmetine girerek faaliyet göstermeye başlamışlardır.
Kitabın ismini bir tv programında duyarak almıştım (ya da bir başka kitapta ismi geçmiş de olabilir, üzerinden uzun zaman geçtiği için hatırlayamıyorum. 😋😋😋 ). Sonuç olarak kitabı edindim ve geçenlerde bitirmek nasip oldu.

İçerikte Türklerin ilk zaman İslamiyet ile ne zaman ve ne şekilde tanıştığını ve münasebetinin nasıl oluştuğunu tarihsel verilerle anlatıyor. Bu cümleden Türkler, İslamiyet'e girdi; şu şu şeyler eski inancı ile çok uyumluydu vs. şeklinde bir şey çıkarmayın. Burada işin teolojik kısmı değil tarihsel kısmı anlatılıyor; 10. y.y. sonrası ele alınmadığı için toplu olarak nasıl İslam'a girildiğini anlatan bir kitap değil.

Kitapta Türklerin, Emeviler ve Abbasiler ile olan tanışıklığı ve bu devletlerin içerisinde aldıkları vazifeler anlatılıyor. Doğrusunu söylemek gerekirse Samara Devri olarak adlandırılan zaman içerisinde; Abbasi Devletindeki Türklerin etkisi ve yaptıkları; bir zaman sonra ortada dönen entrikalar vs. bana Game of Thrones dizisini anımsattı, bizim GoT da baya batılıların GoT'u kadar heyecan verici, demedi demeyin. 😀😂😃 Elbette olaya benim bakış açımla bakar ve ders çıkartabilirseniz bu kitap size sadece tarihsel olayların öğretmekle kalmaz, hayati bazı önemli şeyler de öğretir. Bu açıdan da çok verimli ve değerli bulduğum bir kitap oldu.

Türkler ağırlık ve en etkili olarak Abbasi Devleti'nin Samara Devri'nde faaliyet gösterdiği için, kitapta da ağırlık bu dönem üzerinde geçiyor. Zaten ünlü Samara şehri de Türkler için kurulan bir Türk şehri(hatta Abbasi devletinin o dönem başkenti). Türkler olaya askeri vazifeler ile başlarken iş siyasi/devlet yönetim kademesinde faaliyet göstermesine kadar gidiyor ve bir zaman sonra halifeler üzerindeki baskıları ile fiilen devletin yönetimini ele geçiriyorlar. Durum öyle boyutlara ulaşıyor ki Abbasi Devleti içindeki Türkler, halifeleri indirip yerine yeni halife seçiyor. Bu durum halifelik süresini müneccimden öğrenmeye çalışan taze halifeye etrafındaki insanların şu cevabı vermesine neden olur hale gelmiş; "Türkler ne kadar zaman isterse."

Kitabı muhakkak tavsiye ederim ama özel de bir ricam var; okurken asabiyet(milliyetçilik) duygunuzu kamçılayarak okumak yerine olabildiğince duygulardan ırak bir şekilde okuyun ki almanız gereken dersi alın, öğrenmeniz gerekeni öğrenin. Gurur ve böbürlenme ile okursanız yüzeysel şeyler öğrenirsiniz.


(Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)


21 Aralık 2017 Perşembe | By: YeniAy M.

Katiller Çetesi 'Kuğu ve Çakal'


KÜNYE
Yazar J. A. Redmerski 
Yayıncı: Ephesus Yayınları
Sayfa400
Baskı Yılı: 2017
TANITIM BÜLTENİ


“Muazzam bir kitap daha”
-The Book Enthusiast-


“Kesinlikle çok çarpıcı. Beklentilerimin çok ötesinde.”
-Nikki Arivel Larazo-


“Başından sonuna kadar harikaydı. Bir sonraki kitabı dört gözle bekliyorum.”
-Catherine Duffy-


Fredrik Gustavsson hiçbir zaman aşka inanmamış ve kimsenin karanlık hayatını kabul edebileceğini düşünmemiştir. Ta ki en az kendisi kadar tekinsiz Seraphina’yla karşılaşana dek... Fredrik ve Seraphina beraber dopdolu iki sene geçirmiş ve aşkın en karanlık halini tatmıştır. Fakat bir gün Seraphina Fredrik’i geride bırakıp kayıplara karışır.
Gelgelelim Fredrik Seraphina’yı bulmaya kararlıdır. Fredrik’in elindeki tek koz ise Cassia adında, hafıza kaybı yaşayan masum bir kızdan başkası değildir. Fredrik’in Cassia’nın yaşananları hatırlaması için çabalamaktan başka şansı yoktur. Ve bu esnada hiç umulmadık olaylar yaşanır ve Fredrik kendini türlü açmazın içinde bulur.
Katiller Çetesi’nde macera Sarai ve Izabel’in ardından devam ediyor, gerilim iyiden iyiye tırmanıyor. Kuğu ve Çakal J.A. Redmerski’nin dünya çapında büyük yankı uyandıran serisinin üçüncü kitabı.

Geldik bir serinin yeni kitabına daha; Kuğu ve Çakal ismi, kitabın sonlarında daha bir anlam buluyor, gerçekten. Yani Cassia gerçekten tam bir Black Swan hikayesi; okuyunca demek istediğimi anlayacaksınız. Fredrik de zaten Çakal lakaplı biri olduğu için tam uymuş isim. Kafadan isim yorumuyla girdim. :P Yine de Kuğu'luğuna kitabın sonunda değil de başlarında ve ortalarında da birer kere değinseydi keşke. :)

Aslında isim açıklamasından ve tanıtım yazısından da anlayacağınız gibi 3. kitap tamamen Fredrik ve Cassia ikilisi üzerine odaklanmış. Elbette yer yer Victor, Izabel, Niklas  vs. ekibin hepsini görüyoruz... Bu açıdan bakar isek eğer 3. kitap Katiller Çetesi'nin o hareket ve entrikalarından uzak, daha çok Fredrik'in iç dünyası ve geçmiş sorunları üzerine yazılmış.

Kitaba ilk girişle birlikte Fredrik ve Cassia arasındaki halihazırda olan yakınlık, etkileşim okuyucu için kafa karıştırıcı hatta kurguda bir zayıflık gibi geliyor ama işin özünde, kitabın sonunda ortaya çıkan bir gerçekle birlikte meselenin özü de açığa çıkıyor. Cassia ile ilgili şüphelerim vardı ve aslında şüphelerimde nispeten haklı çıksam da bu şekilde bir şey beklemiyordum, yazarı tebrik ederim. Yazarın dili, anlatımı vs. diğer iki kitabın tadında ilerliyor ama açıkçası kurgu, diğer ikisinin heyecanını çok vermedi desem yeri. Ayrıca Fredrik karakterini de bir hayli abartı buluyorum, niyeyse yazarın en sevdiği karaktermiş izlenimi verdi, gerçi ben de seviyorum. 😃

Bunun dışında aradığım lezzeti tam bulamasam da genel olarak güzel, hoş vakit geçirten bir kitap oldu. Puanlarken 3 ila 3,5(ortalama ile iyi) arasında kaldım. Doğrusu 3,5 üstünde bir şey vermek de zor.
(Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)