10 Haziran 2018 Pazar | By: YeniAy M.

Kod 5


KÜNYE
YazarHaluk Özdil
Yayıncı: Truva Yayınları
Sayfa312
Baskı Yılı: 2016
TANITIM BÜLTENİ
30 Kasım 2007 Isparta Türbetepe… Saat: 02.05
Düşen Isparta Uçağının İçinde Altı Nükleer Fizikçi de Vardı...1830 rakımlı Türbetepe’ye düşen Atlasjet üç parçaya ayrılmış, uçağın gövdesi tepenin üzerinde kalırken, kuyruk ve ön kısmı yüz elli metre aşağıya savrulmuştu. Saatler 02.05’i gösterirken bir helikopterin ışığı aydınlattı Türbetepe’yi. Etraftaki kar kalıntılarını savurarak az ilerdeki küçük düzlüğe iniş yapan helikopterden hızla inen dört adam önce gövdenin olduğu bölüme yöneldiler. Kalın kar anorakları giyinmiş, başları kapüşonlu adamlar kuvvetli el lambalarıyla cesetlere bakarak ilerlemeye başladılar. En öndeki birden, durup bağırdı: “Bu yaşıyor!”Adam grubun liderine bakıyordu. Yanıt tek kelimeyle geldi: “Öldür.”…
Türkiye’ydi hedef: Mustafa Kemal’in Meksika’da araştırma yapmak için görevlendirdiği Tahsin Bey’in düzenlediği sır dolu defterle başlamıştı her şey. Mesaj 3000 yıl önceden gelmişti: Anadolu topraklarında öyle bir sır yatıyordu ki, açıklandığı gün dünyada tüm dengeler değişecekti… Ve 1936 yılında sessizlik yemini edilerek defterin üçüncü cildi, “Sır taşıyıcılarına,” teslim edildi.” Bir benzeri konulmuştu Türk Dil Kurumu arşivlerine, o da 1970 yılında ortadan yok oldu. Bu defterde yer alan sırlar uğruna görünmeyen kirli bir savaş başlamıştı Türkiye’de, hiç durmadan saldırdılar. 2000’li yılların ortasına doğru açıklanması beklenen bu sırrın açığa çıkamaması için, gerekirse tüm dünyayı yok etmeye de hazırlardı… KOD 5’i hayata geçirmeye karar veren Türkiye Cumhuriyeti’ni durdurmak amacıyla, bilim adamlarını öldürdüler, bombalar patlattılar, terör örgütlerini devreye soktular, darbe yaptırmaya kalktılar ve suikastlar düzenlediler… Bu savaş halen devam ediyor “Büyük sır,” açıklandığı gün dünya, Anadolu topraklarından doğan yeni bir güce tanıklık edecek…
Polisiye çok ilgimi çeken türler arasında değil ama Sherlock Holmes gibi iyi yazılmış polisiye okumak her daim okuyucuya bir şey katar. Bu kitap polisiye türünün casusluk alt kategorisine dahil edilebilir. Maceramız Atatürk zamanında Maya Tepek ile başlıyor ve 2016 yılına kadar sürüyor.

Oldukça uzun soluklu bir zaman diliminde geçiyor kurgu, KOD 5 ismi verilen bir maden türü hakkında bilgileri korumakla görevli Sır Taşıyıcılarının ve onları ele geçirmek isteyen istihbarat örgütlerinin savaşını okuyoruz. Kitap yarı kurgu yarı gerçek diyebilirim, bu açıdan genel kurguya büyük gerçekçilik kattığı bir gerçek. İçerik olarak kaliteli olduğunu düşünüyorum ve iyi bir konu/kurgu olmuş.

Yine de böyle kurgularda beklenen heyecan kat sayısı ve gizemin üst seviyelere tırmanmasını bu romanda maalesef göremiyoruz. Kod 5'in ne olduğunu çok geçmeden ne olduğunu anladım misal, gerçi bahsi geçen konuya azcık ilgisi olan biri hemen anlar, olağan. Sanırım yazarlarımız karmaşık olay kurgularını üretebilmekten hala çok uzaklar; Sherlock Holmes gibi bir roman niye çıkmasın ki bizden? Çıkabilir, çıkmış olabilir de... şahsen dediğim gibi polisiye çok sık okumadığım için bu konuda bilgisizim. Tavsiyesi olanlar var ise çekinmeden yazsınlar. :)

Yazarımıza teşekkür ediyor ve nice güzel romanlar yazmasını diliyoruz.

 
(İnternet fiyatları, sitelere göre farklılık gösterebilir.)
8 Mayıs 2018 Salı | By: YeniAy M.

Siyasetname


KÜNYE
Yazar Nizamülmülk
Yayıncı: İş Bankası Kültür Yayınları
Sayfa365
Baskı Yılı: 2017(11. Basım)
TANITIM BÜLTENİ
Selçuklu sultanları Alparslan ve Melikşah'ın veziri olarak otuz yıl boyunca devlet yönetiminde söz sahibi oldu, görüşleriyle sultanların kararlarını etkiledi. Siyasi bir suikasta kurban gitmesinden kısa bir süre önce hükümdarlık sanatı konusunda düşüncelerini kaleme aldı. Melikşah'ın devlet yönetimi hakkında kapsamlı bir rapor istemesi üzerine yazılan Siyasetname, Nizamü'l-Mülk'ün devlet adamı olarak deneyimlerini aktardığı bir el kitabı olmasının yanı sıra, edebi değeriyle de yüzyıllardır dikkati çeken bir eserdir.

Nizamülmülk'ü ve onun asırları aşan ünlü eseri Siyasetname'yi duymayan yoktur herhalde? Bir süredir okumak aklımdaydı, geçen sene yaz ortası ya da sonlarına doğru almıştım ama okumak şimdiye kısmet oldu. 

Eser, Büyük Selçuklu Devleti'nin Melikşah döneminde, Sultan'ın isteği üzerine, kaleme alınmış. İçerik olarak genel olarak özetlemek gerekirsek Nizamülmülk, bir hükümdarın (dolayısı ile devlet adamlarının) nasıl olması gerektiğini, nasıl erdemler taşıması gerektiğini 51 fasıl(başlık) altında toplayarak bir bir anlatmış. İşin sadece üslubuna değil erdemlerine de değinmiş, anlayana. Fasılların her birinde ilk önce neyin nasıl yapılması gerektiğini, sebepleri ile anlatmış ve ardından bir yahut daha fazla hikayeler ile örneklendirerek pekiştirmiş. Bir şeyi anlatıp, öğretme usulünü takdir ettim; çünkü bazen ne kadar iyi anlatırsanız anlatın karşı taraf için sözler havada asılı kalabiliyor ama örneklendirdiğiniz zaman zemine ayak basıyor ve öğrenme işlemi gerçekleşmiş oluyor. 

Eserin bir diğer iyi yanı da o dönem yahut dönemin yakın zamanlarında zuhur etmiş tarihi olayları 'hikaye', 'örnek' kapsamında anlattığı için tarihsel bazı olayları da öğrenebiliyoruz. Elbette -her ne kadar o dönem konusunda uzmanlığım vs. olmasa da - anlattığı tarihi olayların hepsini kesin doğru aktarılmış gibi kabul etmemek taraftarıyım. Çünkü edindiğim izlenimlerden biri de bazı hikayelerin kulaktan gelen rivayetlerle aktarılmış olduğu... Misal Hz. Ömer'in bir rivayeti aktarılırken geçen Bağdat konusu, tarihsel açıdan sıkıntılı bir aktarım zira şehir Abbasi Devrinde kurulmuş ki kitap zaten buna dipçe olarak değinmiş. Gerçi benim açımdan Hz. Ömer'in olayı bile başlı başına uydurma bir hikaye. Sahabe ve peygamber hikayeleri aktarılırken böyle ciddi şüphe içeren hikayeler var yani. :) Haliyle kitabı bitirince Nizamülmülk hakkında şunu anladım; adam siyaset ilminin piri ama diğer konularda biraz afallıyor. 

Kitabı okuyan bayanlar, fasıllardan biri baya sinirinizi bozacak, demedi demeyin. O sözleri bugün çıkıp söylese idi büyük olasılıkla kendisini topa tutardık ama coğrafya ve dönemin zihin yapısı vs. düşünülür ise o dönem erkeklerin ağırlıkta bu tarz düşünceler barındırması olağan kaçıyor ama Nizamülmülk gibi bir adama da yakıştıramıyorum, hele bu düşünceleri desteklemek için -bugün sahte olduğu gün yüzüne çıkmış hadisler kullanarak peygamberi kullanması daha üzücü olmuş. Gerçi o adam bugün yetişse böyle düşüncelere sahip olmazdı o da var... Kimse kusursuz değil arkadaşlar, bunu bilelim böyle kabul edelim. Kusurlar kişinin uzmanlığına gölge düşürmez. 

Genel olarak faydalı bulduğum, siyasete az cık dahi ilgisi olan yahut ileride devlet kademelerinde görev almaya niyetli her insanın okuması gerektiğini düşündüğüm kitaplardan biri. Elbette orada yazan her şeyi bugün harfi harfine yerine getiremezsiniz, çünkü o dönem var olan bazı kurum/şahıs vb. şeyler bugün ya çok başka bir şeye dönüşmüş yahut varlığını sürdürmemekte ama orada anlatılmak istenilen şeyi anlayıp, mantığı çözebilirseniz günümüze yeniden yorumlayıp, uyarlamak zor olmaz. Erdem/ahlak kısmına değinme gereği duymuyorum, bu zaten evrensel bir olay. Tüm siyasetçiler bu kitabı alıp, okusa ve özümse bu ülke daha güzel bir hale gelir. Çünkü ister siyasetçi istersen sıradan halk ol, en önce ahlak, erdem lazım...


(Eserin birden fazla yayınevinde baskısı olduğu için fiyatlar değişiklik gösterir.) 
29 Nisan 2018 Pazar | By: YeniAy M.

Katiller Çetesi 'Victor'


KÜNYE
Yazar J. A. Redmerski 
Yayıncı: Ephesus Yayınları
Sayfa352
Baskı Yılı: 2018
TANITIM BÜLTENİ
Profesyonel katiller bile kafa dinlemeye ihtiyaç duyar ama Victor için Izabel’le çıkacakları tatil, sevdiği kadınla baş başa kalmaktan çok daha fazlası demektir. Çünkü bu, Victor için bir tür kendini aklama fırsatıdır. Onu Niklas’la neden İtalya’ya yolladığını, Nora’ya olan ilgisinin ardındaki gerçeği ve daha pek çok konuyu açıklığa kavuşturmak için yakaladığı bir fırsat... Fakat yaşanan olaylar bazıları için tatillerin de sadece boş bir hayalden ibaret olduğunu gösterecektir.

5. kitap sonunda Victor ve Izabel tatil kararı almıştı ama kitabın başında görüyoruz ki bu tatil hiç de tam olarak tatil amaçlı değilmiş. Zaten daha tatil yapma fırsatı bulamadan ikili başlarını belaya sokuyor.

Şu ana kadar Izabel, Niklas ve Fredirick'in iç dünyasını, geçmişini ve pişmanlıklarını okuduğumuz seri Victor'un da araya katılması ile devam ediyor. Bu sefer Victor'un geçmiş günahları ve pişmanlıkları; iç çatışmalarına odaklı bir kitap var. Neyse ki aşk meselesi hala 2. planda ama yine de bu kitap, Izabel ile olan ilişkisini sarsacak ve tekrar sorgulamaya itecek şeylere gebe.

Victor, geçmişten gelen düşmanları ile yüzleşin, Izabel de Victor'u daha iyi tanısın... Bu kitap ilk üçe giremez ama 4. sıradaki yerini alır. Kendisinden önceki iki kitaba göre nispeten daha az heyecanlıydı; Niklas'ın iç alemlerini görmeyi daha çok sevmiştim ama Fredirik'ten daha güzel olduğu da kesin. Bizim Victor'un Niklas ve Izabel ile ilgili bir planı da varmış, plan tutsa idi ben mutlu olurdum aslında. :D

Ayrıca geçmişten gelen tek şey düşmanlar değil...

Kitap sonunda daha önceki kitaplarda bahsi geçen Meksika görevi için bizim Izabel yola çıkıyor ve yanında da geçmişten gelen Victor ve Niklas'ın da tanıdığı 'ortak' kişi de var. Doğrusunu söylemek gerekir ise Izabel'in babası ile ilgili bir fikrim var ama bakalım, ancak 7. kitapta ortaya çıkacak. O da bir iki aya kadar geliyormuş, inşallah.

Bu arada kitap fiyatı ile ilgili bir eleştirim var; bir önceki iki kitap 368 ve 400 sayfa ve 27,5 liraya satılıyor ama bu kitap 352 sayfa, 29,30'a çıkmış fiyat. Ephesus, serinin popülerliğini kullanıp okuyucunun cebini suistimal etmez ise seviniriz, sonra millet korsan okuyor diye yaygara koparıyor yayınevleri ve yazarlar!

(İnternet fiyatları, sitelere göre farklılık gösterebilir.)

23 Nisan 2018 Pazartesi | By: YeniAy M.

Katiller Çetesi 'Kara Kurt'



KÜNYE
Yazar J. A. Redmerski 
Yayıncı: Ephesus Yayınları
Sayfa400
Baskı Yılı: 2017
TANITIM BÜLTENİ



“Redmerski yine aklınızı başınızdan alacak!”
–USA Today


“Kara Kurt okurlara yine karanlık ve tutkulu dolu bir macera vadediyor.”
–NY Times


“Redmerski, Katiller Çetesi’nde çıtayı hep çok daha yükseğe koyuyor.”
–Publishers Weekly



Katiller Çetesi’nde heyecan Kara Kurt’la devam ediyor… Nora’nın ortaya çıkardığı sırların ardından, Niklas ve Victor arasındaki iş arkadaşlığı da kardeşlik de derinden sarsılmıştır. Fakat Niklas her şeye rağmen yalnızca kendisinin başarıyla yerine getirebileceği düşünülen bir görev için İtalya’ya gitmeyi kabul eder. Çünkü bunu kardeşinin ihanetine karşı bir merhamet –ya da bir intikam – fırsatı olarak görmektedir. Öte yandan Niklas’a İtalya’da Izabel ve çetenin yeni üyesi Nora da eşlik edecektir. Gelgelelim İtalya’da Birlik’in düşündüğünden çok daha zorlu bir süreç yaşanacak ve çete üyeleri hiç beklenmedik olaylarla yüzleşip zor kararlar vermeye mahkûm edileceklerdir.


Kara Kurt kitabı ile Izabel, Nora ve serinin Kara Kurt'u olan Niklas ile İtalya'da bir maceraya çıkıyoruz. Görünüşe göre Nora çok hızlı bir şekilde ekibe uyum sağladı... Niklas'ın Izabel konusunda korumacı tavrının 4. kitapta hissedilir olduğu ve 5. kitapta daha ayyuka çıktığını söylemem gerekir. Doğrusunu söylemek gerekirse ben bir romantik duygu sezinlendim hatta baya baya gördüm...

Victor/Izabel hayranları kızmasın ama Izabel/Niklas'ı daha çok yakıştırır oldum. :P

İtalya görevi bir hayli zorlu bir görev; müşterileri yıllar önce kaçırılan kızını bulmalarını ve onu kaçıran kişiyi ona getirmelerini talep etmektedir... Köle ticareti yapan oldukça gaddar, güçlü ve tehlikeli bir kadının başında olduğu bir aile örgütü var karşımızda... Izabel için eski yaralar hatırlanacak ve onun için oldukça önemli bir sınav olacak.

Victor'un Niklas'ın sevdiği kadını öldürmesinin ortaya çıkmasından sonra Niklas'un bu görevden istifade edip ağabeyinden intikam almak uğruna Izabel'i kullanabileceğini düşünmüştüm ama pek de öyle olmadı, aslında bu da Niklas'ın ailesine hala ne kadar bağlı ve sadık olduğunu gösteren bir durum. Ayrıca Izabel'e verdiği değerin de bir göstergesi... Yine de ağabeyinin 'kumdan kalesine' tekme atmadan geri durmayacak, sonuçta Niklas bu, uslu duracağını kim söyledi? :)

4. kitaptan sonra en sevdiğim 2. kitap. Yani ilk üç sıralamada; 4-5-1 var... :) 7. kitap ile bu sıralamada değişiklik olabilir... Siz bu yorumu okuduğunuzda 6. kitabın yorumu da hazır olacak. Açıkçası son 3 kitabı 3 gün içerisinde bitirdim ama yorumu yazmak biraz daha vakit aldı. :)



(İnternet fiyatları, sitelere göre farklılık gösterebilir.)
20 Nisan 2018 Cuma | By: YeniAy M.

Katiller Çetesi 'Kötülük Tohumları'


KÜNYE
Yazar J. A. Redmerski 
Yayıncı: Ephesus Yayınları
Sayfa368
Baskı Yılı: 2017
TANITIM BÜLTENİ


"Kötülük Tohumları'yla Redmerski, okurlarını yeniden tadına doyulmaz, karanlık bir maceraya çağırıyor."
-The New York Times-
"Redmerski, Katiller Çetesi'nin bu yeni kitabında da hedefi on ikiden vuruyor."
-USA Today-
"Kötülük Tohumları'nda karanlık sırlar tek tek ortaya dökülürken, çoktan bağımlılık yapmış bu seriye okurlar bir kez daha hayran kalacak."
-Wall Street Journal-
Victor Faust'un yeni Birlik'i hızla büyümektedir. Fakat çete üyeleri arasındaki ilişki, beklenmedik bir düşmanın, örgütteki kişilerin sevdiği insanları kaçırmasıyla derinden sarsılır. Düşmanın, kaçırdığı kişileri serbest bırakmak için çetenin karanlık sırlarını kendisine itiraf etme koşulu koymasıyla da işler iyice karışır.
Oysa Nora adında, genç ve güzel bir kadın olan bu son derece tehlikeli düşman, çete üyelerinin birbiriyle ilgili bildiklerinden çok daha fazla şeye vakıftır. Gelgelelim örgütün elinde bu kadına dair hiçbir ipucu yoktur. Üstelik çok geçmeden kadının gerçek niyeti tüm çıplaklığıyla ortaya çıkıp Birlik’i yeni başlangıçlar yapmaya zorlayacak ve hatta yıkıma sürükleyecektir.

Hemen kafadan yazacağım; açık ara 6 seride en sevdiğim kitap, 4. kitap oldu. Oldukça hızlı bir giriş ile hikayemiz başlıyor; Nora denen kadın bizimkileri öyle bir sıkıştırıyor ve itiraflar alıyor ki Birlik içinde gerçekten ciddi yaralar, çatlaklar açılıyor; bilhassa Victor ve Niklas arasında. Bizim Izabel ise Nora'nın karşısında öyle bir sırrını açığa vuruyor ki son kitapta bu kısım açıklığa kavuşacak diye düşünüyorum(7. kitap yolda).

Şahsen gece başladım, ertesi gün en geç öğleden sonra bitirdim, yani 24 saat olmadan kitabı bitirdim ve bir diğerine başladım. Oldukça sürükleyici, eğlenceli ve heyecanlıydı; uzun zamandır beni böyle esir alan kitap okumamışım, yazarı tebrik ederim. Açıkçası 2. ve 3. kitap beklentimin altında ve sıradan gelmişti, bu yüzden sırf seriyi bitirme adına kitapları okumaya devam etme kararı almıştım ama 4. kitap ile beklentilerimi yeniden yükseltmeyi başardı.

İlk üç kitap karakterlerin iç dünyaları ve aşklarına odaklanmış iken 4. kitap ile artık Birlik/Örgüt vs. konularına giriyor, aşk 2. plana geçiyor... Yani kitap, isminin hakkını vermeye başlıyor. Bu şekilde yazmaya devam Bayan Redmerski! :) 



(İnternet fiyatları, sitelere göre farklılık gösterebilir.)

17 Nisan 2018 Salı | By: YeniAy M.

Uğultulu Tepeler




KÜNYE
Yazar Emily Bronte
Yayıncı: Martı Yayınları
Sayfa504
Baskı Yılı: 2012(1. Baskı)

TANITIM BÜLTENİ

İngiliz edebiyatının önemli eserlerinden biri olan ve ihtiras dolu bir aşk hikâyesini konu alan Uğultulu Tepeler, 19. yüzyılın başlarında İngiltere'de yaşamış zengin Earnshaw ailesinin kızı Catherine ile ailenin evlatlığı Heathcliff arasındaki sancılı aşkı şiirsel bir dille anlatıyor. Aşkın hiç bitmeyecek bir nefrete dönüşmesine şahit olduğumuz bu roman, intikam duygusunun insanı kör ederek ne denli yıkıcı olabileceğini büyüleyici bir kurguyla gözler önüne seriyor. Emily Brontë'nin tek romanı olan ve dünya klasikleri arasında önemli bir yer edinen Uğultulu Tepeler, yazarın eşsiz anlatımı ve karakterlerin iç dünyalarını aktarmadaki ustalığıyla yıllardır severek okunan bir kitap olma özelliğini günümüzde de sürdürüyor.
Elimdeki kitap, Martı Yayınlarına ait çeviri ve baskısı. Biri cilti diğeri ciltsiz iki kitap var, ben ciltsiz olanı aldım, haliyle aşağı eklediğim fiyat da ciltsiz kitabın fiyatı.

Genelde pek klasik okuyan biri değilim, zaten takip edenler bunu fark etmiştir. Genelde bunun nedeni klasik romanların türlerini kendime yakın bulmamam; biliyorsunuz, fantastik/bilimkurgu tarzı şeyler seviyorum, haliyle ilgimi çekmiyorlar. Fakat konusunu görünce bir şans vermek istedim, yazarın tek kitabıymış ve zamanında çok ses getirmiş. Sonuçta her türe en az bir kere şans vermek gerektiğine inanırım.

Tanıtım yazısını okuyunca genel konuya vakıf oluyorsunuz aslında ama hikayeyi tam olarak da dillendirmekten uzak aslında... Bu kısımdan sonrası kitap gidişatı hakkında bilgiler içerebilir, ona göre devam edin... İlk olarak bilindik bir aşk romanı sandığım kitabın hiç de öyle olmadığını anlayınca az biraz hayal kırıklığına uğradım, yalan yok ama sonra kendine has tarzı, dili ve kurgusuyla ilgimi çekti. Sayfaları çevirirken çok heyecanlandığımı iddia edemem ama sıkılmadan okudum, akışkan bir şekilde ilerledi. Catherine ve Heathcliff arasındaki aşk -bana göre- oldukça saçma bir şekilde ayrılıklara gebe oluyor ama sonrasında yaşanan olayların temel sebeplerinden biri de bu ayrılık acısının Heathcliff denen şeytanda yarattığı etkiyi okuyoruz; şeytan diyorum çünkü bu adam o sizin bildiğiniz romantik aşıklardan değil hatta şu sıralar liseli genç kızların ayılıp bayıldığı 'bad boy' havasında ki aşıklardan da değil, adam bildiğiniz safi kötü biri. Catherine, bu adamın şu hayatta sevdiği tek kişi iken onun ölümü sonrası herkese felaket acılar çektiriyor ama Heathcliff'in ölüm şekli bence çok güzel bağlanmış, kabul ediyorum adam sonuna kadar aşıktı ve bunun ıstırabını da çekti ve çevresindeki herkese de çektirdi. Elbette Heathcliff denen adamın şeytanlıkla suçlasam da doğuştan böyle değil, çocukken yaşadıkları vs. onu böyle olmaya iten sebeplerden biri olsa da sonuç olarak tersini seçebilecek iken yanlış seçimleri kendi iradesi ile seçtiği için 'kötü adam' sıfatını hak ediyor. Bu açıdan bakarsanız kötü adamın aşk hikayesini okumuş gibi oluyorsunuz ama 3. bir kişinin bir 4. kişiye aktarımıyla... Bu da değişik bir anlatım tarzıydı, ilk başta yadırgasam da hoşuma gitti diyebilirim sanırım.

Heathcliff karakteri dışında diğer karakterlere gelirsek... Aslında Catherine de saf melek değil ama sağına soluna kötülükler yapmış biri de değil, lakin hayatımda gördüğüm en bencil, en şımarık, en itici karakterlerden biri, haliyle Heathcliff oldukça uyumlu bir ikili olduklarını söyleyebilirim. Aslında bir iki kişi haricinde bu kitapta şımarık vs. olmayan bir karakter görmek zor. Hikayeyi biraz iç karartıcı da bulduğumu söylemem gerek. :)

Genel olarak günümüzdeki bazı sözde edebiyat kitapları ile karşılaştırıldığında okunması gerektiğini düşünüyorum, en azından bir kalite ve gerçekten kendince bir şiirsel anlatım tarzı var ve en azından insanların ahlakını bozmaya itecek saçma sapan şeyler görmüyorsunuz.

Doğrusunu söylemek gerekirse çevirilerde bir sıkıntı olduğu izlenimi edindim, ufak tefek aslında; Iseballa'nın evlenip dönmesi üzerinden 2 ay geçiyor ve sonrasında da geçen süre çok belirgin olmasa da ne ara hamile kaldı da Londra'ya gittikten haftalar sonra çocuk doğurdu, anlayamadım; aylar sonra olsa anlardım da... Böyle ufak tefek kafa karışıklıkları yaşadım okurken.

Aslında 3,5 ila 4 puan arasında kaldım. :D

(İnternet fiyatları, sitelere göre farklılık gösterebilir.)


14 Nisan 2018 Cumartesi | By: YeniAy M.

Direniş Karatay


KÜNYE
Yazar Selman Kayabaşı
Yayıncı: KTO Karatay Üniversitesi Yayınları
Sayfa272
Baskı Yılı: 2017 

TANITIM BÜLTENİ

1243…
Asya’dan yola çıkan ve Batı’ya doğru yayılan bir ordu: Moğollar.
Buhara ve Horasan’dan sonra Anadolu’yu istila etmek için Selçuklu topraklarına girdiler. Şehirleri, kervansarayları, kütüphaneleri yakıp yıkıyorlardı. Türk ve İslam medeniyeti tehdit altındaydı. Selçuklu Hakanı ve Abbasi Halifesi kollarını Konya’ya ve Bağdat’a uzatan akına karşı ortak bir karar aldı. Halife’nin Başdanışmanı Ömer Sühreverdi, gizli bir pusulayla Bağdat’tan Konya’ya gönderildi. Pusula, tarihin akışını değiştirecek büyük bir planın ilk adımıydı.
Halife’nin mesajı Sultan Alaaddin Keykubad’ın sırdaşı Emir Celaleddin Karatay’a ulaştığında Ahi Teşkilatının, Fütüvvet Teşkilatının ve Bacıyan’ın içinde olduğu yeni bir dönem başladı. Konya, canı pahasına Moğollara direnecek, başarılı olamazsa Ahiyan ve Bacıyan yeni bir devlet kurmak için harekete geçecekti.
Sultan Alaaddin Keykubad’ın sarayında, Ahi Evren’in Ahi ocağında, Sadreddin Konevi’nin dergâhında ve Fatma Bacı’nın zaviyesinde bir devletin yıkılmasını, yeni bir devletin kurulmasını anlatan Direniş: Karatay, devlet-i ebed müddet inancının Karatay Medresesi etrafında nasıl şekillendiğini anlatıyor.
Payitaht Abdülhamid ve Kurtlar Vadisi Pusu dizilerinin danışmanı, Selman Kayabaşı’nın kaleminden...
Sinemasından sonra kitabını almaya karar verdiğim ve zaten kitabından da filmiyle haberdar olduğum eser... Sanırım yazar, filmin de senaryosunda kalem sallamış. Baştan söyleyeyim; film ve kitap arasında çok az benzerlikler var. Şimdi diyebilirsiniz; genelde zaten filmler, kitaplarından farklı olur ama öyle bir farklılık da değil. Baya baya farklı, hatta filmle benzer kısımları %1-2 desem yeridir. Kısacası film ve kitap kurgusu tamamen farklı iki kurgu; film, kitabın alternatif senaryosu yani. Yazar, kitabı öyle yazmasaydım böyle yazardım der gibi kaleme almış film senaryosunu ve doğrusu kafadan söyleyeyim, filmin kurgusunu daha çok sevdim. Kitabı, filmi ile karşılaştırarak devam edeceğim...

Yani evet, filmini izleyen okuyucularımız; kitapta Noyan'ın oğlu ve evlatlıkları Börke'yi ve Olcayto'yu; Karatay'ın oğlu Kutay'ı falan beklemeyin. Oysa bunların hikayesini kitapta daha geniş ve ayrıntılı okumayı umuyordum. Kitapta tam da tarihte olduğu gibi Curmagun Noyan ve Baycu Noyan ile karşılaşıyoruz ama filmde sadece Noyan ismiyle, belirsiz bir komutan vardı. Türkan falan kitapta yok; Ahi Evren ve karısını görüyoruz ama filmdeki kadar etkin değiller. Filmde Sultan Alaaddin'i zehirleyen kişi adı çok bilinmeyen emirlerden biriydi(ismini bile hatırlamıyorum) ama bu işi kitapta Saadettin Köpek yapıyor ki kitabın en az yarısı zaten onun yediği naneleri ve yeni toy/çocuk sultanın basiretsizliği işlenmiş; Gıyasettin'in basiretsizliği filmde de aynen işlenmiş. Neden bu adamı sürekli böyle tü kaka işlemeye heves edinilmiş, bilemiyorum, neyse. Son bir farklılığı da vurgulayayım; filmde Karatay Medresesi merkezi yerde yer alıyor ama kitapta o kadar da değil.

Kitap, oldukça uzun bir zamana yayılan bir hikaye anlatıyor, bu yüzden filmde olduğu gibi hızlı geçişler sezinlemeniz mümkün; ilk başta rahatsız oldum ama sonra gerekli olduğuna kanaat getirdim, öyle ayrıntılı vs. anlatılsa idi kitap muhtemel odur ki okuyucuyu sıkabilirdi. Kitap sonlarında, filmde olduğu gibi, Kayı obası ve Ertuğrul Gazi'yi görüyoruz; devlet haberini ona getiren ise filmdekinden çok farklı bir kişi, doğal olarak heyecan kaçmasın diye, yazmayacağım.

Aslında kitap, bir devletin; hırs ve ihtiras uğruna nasıl da güzel parçalanıp, çöktüğünü anlatıyor. Kısacası bir devleti yıkacak sebeplerden bir kısmını güzelcene işlemiş, ders çıkartmak şart, bilhassa bizim siyasilerin ve devlet görevlilerinin. Bu yönden oldukça faydalı bulduğum bir eser.

Son yıllarda okuduğum tarihi romanlar arasında ilk üç sıraya rahatça girebilecek bir roman, yine de öyle çok fazla zevk aldığımı iddia edemem ama sıkıldığımı da söyleyemem. Bende heyecan ve merak uyandırmasa da fazla, kendisini okutuyor. Karakterler bizim kilişe siyah/beyaz şeklinde anlatılmış, aslında yazar ve senaristlerimizin artık bunu aşması gerekiyor; griler içinde karakterler daha bir göz doyurucu ve gerçekçi.

Yazarımıza teşekkür ederiz, kalemine sağlık.

(İnternet fiyatları, sitelere göre farklılık gösterebilir.)