20 Nisan 2018 Cuma | By: YeniAy M.

Katiller Çetesi 'Kötülük Tohumları'


KÜNYE
Yazar J. A. Redmerski 
Yayıncı: Ephesus Yayınları
Sayfa368
Baskı Yılı: 2017
TANITIM BÜLTENİ


"Kötülük Tohumları'yla Redmerski, okurlarını yeniden tadına doyulmaz, karanlık bir maceraya çağırıyor."
-The New York Times-
"Redmerski, Katiller Çetesi'nin bu yeni kitabında da hedefi on ikiden vuruyor."
-USA Today-
"Kötülük Tohumları'nda karanlık sırlar tek tek ortaya dökülürken, çoktan bağımlılık yapmış bu seriye okurlar bir kez daha hayran kalacak."
-Wall Street Journal-
Victor Faust'un yeni Birlik'i hızla büyümektedir. Fakat çete üyeleri arasındaki ilişki, beklenmedik bir düşmanın, örgütteki kişilerin sevdiği insanları kaçırmasıyla derinden sarsılır. Düşmanın, kaçırdığı kişileri serbest bırakmak için çetenin karanlık sırlarını kendisine itiraf etme koşulu koymasıyla da işler iyice karışır.
Oysa Nora adında, genç ve güzel bir kadın olan bu son derece tehlikeli düşman, çete üyelerinin birbiriyle ilgili bildiklerinden çok daha fazla şeye vakıftır. Gelgelelim örgütün elinde bu kadına dair hiçbir ipucu yoktur. Üstelik çok geçmeden kadının gerçek niyeti tüm çıplaklığıyla ortaya çıkıp Birlik’i yeni başlangıçlar yapmaya zorlayacak ve hatta yıkıma sürükleyecektir.

Hemen kafadan yazacağım; açık ara 6 seride en sevdiğim kitap, 4. kitap oldu. Oldukça hızlı bir giriş ile hikayemiz başlıyor; Nora denen kadın bizimkileri öyle bir sıkıştırıyor ve itiraflar alıyor ki Birlik içinde gerçekten ciddi yaralar, çatlaklar açılıyor; bilhassa Victor ve Niklas arasında. Bizim Izabel ise Nora'nın karşısında öyle bir sırrını açığa vuruyor ki son kitapta bu kısım açıklığa kavuşacak diye düşünüyorum(7. kitap yolda).

Şahsen gece başladım, ertesi gün en geç öğleden sonra bitirdim, yani 24 saat olmadan kitabı bitirdim ve bir diğerine başladım. Oldukça sürükleyici, eğlenceli ve heyecanlıydı; uzun zamandır beni böyle esir alan kitap okumamışım, yazarı tebrik ederim. Açıkçası 2. ve 3. kitap beklentimin altında ve sıradan gelmişti, bu yüzden sırf seriyi bitirme adına kitapları okumaya devam etme kararı almıştım ama 4. kitap ile beklentilerimi yeniden yükseltmeyi başardı.

İlk üç kitap karakterlerin iç dünyaları ve aşklarına odaklanmış iken 4. kitap ile artık Birlik/Örgüt vs. konularına giriyor, aşk 2. plana geçiyor... Yani kitap, isminin hakkını vermeye başlıyor. Bu şekilde yazmaya devam Bayan Redmerski! :) 



(İnternet fiyatları, sitelere göre farklılık gösterebilir.)

17 Nisan 2018 Salı | By: YeniAy M.

Uğultulu Tepeler




KÜNYE
Yazar Emily Bronte
Yayıncı: Martı Yayınları
Sayfa504
Baskı Yılı: 2012(1. Baskı)

TANITIM BÜLTENİ

İngiliz edebiyatının önemli eserlerinden biri olan ve ihtiras dolu bir aşk hikâyesini konu alan Uğultulu Tepeler, 19. yüzyılın başlarında İngiltere'de yaşamış zengin Earnshaw ailesinin kızı Catherine ile ailenin evlatlığı Heathcliff arasındaki sancılı aşkı şiirsel bir dille anlatıyor. Aşkın hiç bitmeyecek bir nefrete dönüşmesine şahit olduğumuz bu roman, intikam duygusunun insanı kör ederek ne denli yıkıcı olabileceğini büyüleyici bir kurguyla gözler önüne seriyor. Emily Brontë'nin tek romanı olan ve dünya klasikleri arasında önemli bir yer edinen Uğultulu Tepeler, yazarın eşsiz anlatımı ve karakterlerin iç dünyalarını aktarmadaki ustalığıyla yıllardır severek okunan bir kitap olma özelliğini günümüzde de sürdürüyor.
Elimdeki kitap, Martı Yayınlarına ait çeviri ve baskısı. Biri cilti diğeri ciltsiz iki kitap var, ben ciltsiz olanı aldım, haliyle aşağı eklediğim fiyat da ciltsiz kitabın fiyatı.

Genelde pek klasik okuyan biri değilim, zaten takip edenler bunu fark etmiştir. Genelde bunun nedeni klasik romanların türlerini kendime yakın bulmamam; biliyorsunuz, fantastik/bilimkurgu tarzı şeyler seviyorum, haliyle ilgimi çekmiyorlar. Fakat konusunu görünce bir şans vermek istedim, yazarın tek kitabıymış ve zamanında çok ses getirmiş. Sonuçta her türe en az bir kere şans vermek gerektiğine inanırım.

Tanıtım yazısını okuyunca genel konuya vakıf oluyorsunuz aslında ama hikayeyi tam olarak da dillendirmekten uzak aslında... Bu kısımdan sonrası kitap gidişatı hakkında bilgiler içerebilir, ona göre devam edin... İlk olarak bilindik bir aşk romanı sandığım kitabın hiç de öyle olmadığını anlayınca az biraz hayal kırıklığına uğradım, yalan yok ama sonra kendine has tarzı, dili ve kurgusuyla ilgimi çekti. Sayfaları çevirirken çok heyecanlandığımı iddia edemem ama sıkılmadan okudum, akışkan bir şekilde ilerledi. Catherine ve Heathcliff arasındaki aşk -bana göre- oldukça saçma bir şekilde ayrılıklara gebe oluyor ama sonrasında yaşanan olayların temel sebeplerinden biri de bu ayrılık acısının Heathcliff denen şeytanda yarattığı etkiyi okuyoruz; şeytan diyorum çünkü bu adam o sizin bildiğiniz romantik aşıklardan değil hatta şu sıralar liseli genç kızların ayılıp bayıldığı 'bad boy' havasında ki aşıklardan da değil, adam bildiğiniz safi kötü biri. Catherine, bu adamın şu hayatta sevdiği tek kişi iken onun ölümü sonrası herkese felaket acılar çektiriyor ama Heathcliff'in ölüm şekli bence çok güzel bağlanmış, kabul ediyorum adam sonuna kadar aşıktı ve bunun ıstırabını da çekti ve çevresindeki herkese de çektirdi. Elbette Heathcliff denen adamın şeytanlıkla suçlasam da doğuştan böyle değil, çocukken yaşadıkları vs. onu böyle olmaya iten sebeplerden biri olsa da sonuç olarak tersini seçebilecek iken yanlış seçimleri kendi iradesi ile seçtiği için 'kötü adam' sıfatını hak ediyor. Bu açıdan bakarsanız kötü adamın aşk hikayesini okumuş gibi oluyorsunuz ama 3. bir kişinin bir 4. kişiye aktarımıyla... Bu da değişik bir anlatım tarzıydı, ilk başta yadırgasam da hoşuma gitti diyebilirim sanırım.

Heathcliff karakteri dışında diğer karakterlere gelirsek... Aslında Catherine de saf melek değil ama sağına soluna kötülükler yapmış biri de değil, lakin hayatımda gördüğüm en bencil, en şımarık, en itici karakterlerden biri, haliyle Heathcliff oldukça uyumlu bir ikili olduklarını söyleyebilirim. Aslında bir iki kişi haricinde bu kitapta şımarık vs. olmayan bir karakter görmek zor. Hikayeyi biraz iç karartıcı da bulduğumu söylemem gerek. :)

Genel olarak günümüzdeki bazı sözde edebiyat kitapları ile karşılaştırıldığında okunması gerektiğini düşünüyorum, en azından bir kalite ve gerçekten kendince bir şiirsel anlatım tarzı var ve en azından insanların ahlakını bozmaya itecek saçma sapan şeyler görmüyorsunuz.

Doğrusunu söylemek gerekirse çevirilerde bir sıkıntı olduğu izlenimi edindim, ufak tefek aslında; Iseballa'nın evlenip dönmesi üzerinden 2 ay geçiyor ve sonrasında da geçen süre çok belirgin olmasa da ne ara hamile kaldı da Londra'ya gittikten haftalar sonra çocuk doğurdu, anlayamadım; aylar sonra olsa anlardım da... Böyle ufak tefek kafa karışıklıkları yaşadım okurken.

Aslında 3,5 ila 4 puan arasında kaldım. :D

(İnternet fiyatları, sitelere göre farklılık gösterebilir.)


14 Nisan 2018 Cumartesi | By: YeniAy M.

Direniş Karatay


KÜNYE
Yazar Selman Kayabaşı
Yayıncı: KTO Karatay Üniversitesi Yayınları
Sayfa272
Baskı Yılı: 2017 

TANITIM BÜLTENİ

1243…
Asya’dan yola çıkan ve Batı’ya doğru yayılan bir ordu: Moğollar.
Buhara ve Horasan’dan sonra Anadolu’yu istila etmek için Selçuklu topraklarına girdiler. Şehirleri, kervansarayları, kütüphaneleri yakıp yıkıyorlardı. Türk ve İslam medeniyeti tehdit altındaydı. Selçuklu Hakanı ve Abbasi Halifesi kollarını Konya’ya ve Bağdat’a uzatan akına karşı ortak bir karar aldı. Halife’nin Başdanışmanı Ömer Sühreverdi, gizli bir pusulayla Bağdat’tan Konya’ya gönderildi. Pusula, tarihin akışını değiştirecek büyük bir planın ilk adımıydı.
Halife’nin mesajı Sultan Alaaddin Keykubad’ın sırdaşı Emir Celaleddin Karatay’a ulaştığında Ahi Teşkilatının, Fütüvvet Teşkilatının ve Bacıyan’ın içinde olduğu yeni bir dönem başladı. Konya, canı pahasına Moğollara direnecek, başarılı olamazsa Ahiyan ve Bacıyan yeni bir devlet kurmak için harekete geçecekti.
Sultan Alaaddin Keykubad’ın sarayında, Ahi Evren’in Ahi ocağında, Sadreddin Konevi’nin dergâhında ve Fatma Bacı’nın zaviyesinde bir devletin yıkılmasını, yeni bir devletin kurulmasını anlatan Direniş: Karatay, devlet-i ebed müddet inancının Karatay Medresesi etrafında nasıl şekillendiğini anlatıyor.
Payitaht Abdülhamid ve Kurtlar Vadisi Pusu dizilerinin danışmanı, Selman Kayabaşı’nın kaleminden...
Sinemasından sonra kitabını almaya karar verdiğim ve zaten kitabından da filmiyle haberdar olduğum eser... Sanırım yazar, filmin de senaryosunda kalem sallamış. Baştan söyleyeyim; film ve kitap arasında çok az benzerlikler var. Şimdi diyebilirsiniz; genelde zaten filmler, kitaplarından farklı olur ama öyle bir farklılık da değil. Baya baya farklı, hatta filmle benzer kısımları %1-2 desem yeridir. Kısacası film ve kitap kurgusu tamamen farklı iki kurgu; film, kitabın alternatif senaryosu yani. Yazar, kitabı öyle yazmasaydım böyle yazardım der gibi kaleme almış film senaryosunu ve doğrusu kafadan söyleyeyim, filmin kurgusunu daha çok sevdim. Kitabı, filmi ile karşılaştırarak devam edeceğim...

Yani evet, filmini izleyen okuyucularımız; kitapta Noyan'ın oğlu ve evlatlıkları Börke'yi ve Olcayto'yu; Karatay'ın oğlu Kutay'ı falan beklemeyin. Oysa bunların hikayesini kitapta daha geniş ve ayrıntılı okumayı umuyordum. Kitapta tam da tarihte olduğu gibi Curmagun Noyan ve Baycu Noyan ile karşılaşıyoruz ama filmde sadece Noyan ismiyle, belirsiz bir komutan vardı. Türkan falan kitapta yok; Ahi Evren ve karısını görüyoruz ama filmdeki kadar etkin değiller. Filmde Sultan Alaaddin'i zehirleyen kişi adı çok bilinmeyen emirlerden biriydi(ismini bile hatırlamıyorum) ama bu işi kitapta Saadettin Köpek yapıyor ki kitabın en az yarısı zaten onun yediği naneleri ve yeni toy/çocuk sultanın basiretsizliği işlenmiş; Gıyasettin'in basiretsizliği filmde de aynen işlenmiş. Neden bu adamı sürekli böyle tü kaka işlemeye heves edinilmiş, bilemiyorum, neyse. Son bir farklılığı da vurgulayayım; filmde Karatay Medresesi merkezi yerde yer alıyor ama kitapta o kadar da değil.

Kitap, oldukça uzun bir zamana yayılan bir hikaye anlatıyor, bu yüzden filmde olduğu gibi hızlı geçişler sezinlemeniz mümkün; ilk başta rahatsız oldum ama sonra gerekli olduğuna kanaat getirdim, öyle ayrıntılı vs. anlatılsa idi kitap muhtemel odur ki okuyucuyu sıkabilirdi. Kitap sonlarında, filmde olduğu gibi, Kayı obası ve Ertuğrul Gazi'yi görüyoruz; devlet haberini ona getiren ise filmdekinden çok farklı bir kişi, doğal olarak heyecan kaçmasın diye, yazmayacağım.

Aslında kitap, bir devletin; hırs ve ihtiras uğruna nasıl da güzel parçalanıp, çöktüğünü anlatıyor. Kısacası bir devleti yıkacak sebeplerden bir kısmını güzelcene işlemiş, ders çıkartmak şart, bilhassa bizim siyasilerin ve devlet görevlilerinin. Bu yönden oldukça faydalı bulduğum bir eser.

Son yıllarda okuduğum tarihi romanlar arasında ilk üç sıraya rahatça girebilecek bir roman, yine de öyle çok fazla zevk aldığımı iddia edemem ama sıkıldığımı da söyleyemem. Bende heyecan ve merak uyandırmasa da fazla, kendisini okutuyor. Karakterler bizim kilişe siyah/beyaz şeklinde anlatılmış, aslında yazar ve senaristlerimizin artık bunu aşması gerekiyor; griler içinde karakterler daha bir göz doyurucu ve gerçekçi.

Yazarımıza teşekkür ederiz, kalemine sağlık.

(İnternet fiyatları, sitelere göre farklılık gösterebilir.)
10 Nisan 2018 Salı | By: duygu songül kahraman

Kağıt'tan Şiir Antolojisi 2 / Kağıt Yayıncılık


 Arka Kapak Yazısı (Tanıtım Bülteninden)

Şiir; kimi zaman en mutlu anlarımızın şahidi, kimi zaman giden bir sevgilinin bitti deyişi. Bazen bir özlem gizli satırların arasında bazen bir neşe, ama hepsinin ötesinde bizden bir şeyler serpiştirilmiş ruhumuzun aydınlığıyla. Kâğıt Yayınevi olarak Şiir Antolojisi çalışmamızın ikincisi olan bu kitapta 14 farklı şairin duyguları  sizlerle buluşuyor sayfaların arasında. Aynur Hazar, Ayşegül Bahçeci, Berna Özgür, Cüneyt Aras, Duygu Songül Kahraman, Fadi Kılıçzade, Gülşah Demirci, İbrahim Durgut, İdil Zorlu, Nerkiz Şahin, Saadet Öncü, Seda Özlem Gürler, Sema Kaplan Karabina, Vedat Güner




Kağıt'tan Şiir Antolojisi 1 /Kağıt Yayıncılık

Kağıt'tan Şiir Antolojisi 1 /Kağıt Yayıncılık
 Şiir; kimi zaman en mutlu anlarımızın şahidi, kimi zaman giden bir sevgilinin bitti deyişi. Bazen bir özlem gizli satırların arasında bazen bir neşe, ama hepsinin ötesinde bizden bir şeyler serpiştirilmiş ruhumuzun aydınlığıyla. Kâğıt Yayıncılık olarak şiir antolojisi çalışmamızın ilki olan bu kitapta 21 farklı şairin duyguları sizlerle buluşuyor sayfaların arasında. Ahmet Can Demir, Aynur Hazar, Cansu Tıraşoğlu, Derya Ak, Diğdem Yağcı, Duygu Songül Kahraman, Engin Uzun, Fatma Elvin Öztürk, Gamze Gündüz Gülşah Demirci, Hüseyin Turhal, İbrahim Durgut, Merve Kılavuz, Mine Madenoğlu Mustafa Öztürk, Nerkiz Şahin, Nuray Tunç, Sercan Gördüm, Şükran Pınarcan Tuba Sönmez, Yıldız Akış Taşdemir

(Tanıtım Bülteninden)
8 Nisan 2018 Pazar | By: YeniAy M.

Yazar Olmak İstiyorum



KÜNYE
Yazar Ömer Sevinçgül
Yayıncı: Carpe Diem Yayınları
Sayfa173
Baskı Yılı: 2017 (13. Baskı)

TANITIM BÜLTENİ

Yağmur taşları eskitiyor, zaman yüzleri. Söylenmeyen her güzellik kalp ağrısına dönüyor. Yazılmamış her şiir ölüm oluyor sonunda. Sen, kalemde sakladıklarını beyaz kağıtlara anlatmalısın. Ki hiçbir çığlık, tutulan sırların sessizliği kadar sağır edici değil... Ve yazarsan kağıdın mürekkebi emmesi kadar tutkulu yazmalısın. Yaşamın anlamını bırakmalısın satır aralarına. Sevdalarını, korkularını, düşlerini, umutlarını, insanlığını… Ölmekle gömülmeyecek bir cümlen olmalı hayata dair… Senden geriye okunulası bir hayat kalmalı… Yaşamı saklamalısın kâğıtlarda. Bir kalemin ince ucundan sonsuzluğa doğru akmalısın. Yağmur taşları eskitiyor… Zaman, güncesini alınlarımızda tutuyor… Sen de yazmalısın! Çünkü bir şiir mevsimi ömrümüzde bizden geriye yalnız yazgılar kalıyor… Yaz! Yürek işçilerini kalem tutmak yormaz!

Ömer Hocam ile son İstanbul ziyaretimde yüz yüze tanışma şerefine nail oldum, gerçekten çok nazik ve ilgili biriydi. Yazar olarak örnek gösterilecek (bana göre) ender kişilerden biri, çünkü yazar var yazar var... değil mi? Kimi yazar sizin yüzünüze bakmaz iken çok ender olan birkaç kişi sizinle sohbet eder, ilgi gösterir hatta size tavsiyeler dahi verir, böylelerini bulunca öpüp başınıza koyun. Maalesef çevremde çok yazan çizen insan var ama herkes yazar değil işte.

Nitekim bu kitap da Ömer Hocamın bu yardımcı olma arzusundan doğan bir eser olarak karşımıza çıkıyor. Günümüzde bir çok insan yazmak istediğini ama bunu nasıl başaracağını, nereden başlayacağına dair bilgi sahibi değil; gençliğin yol gösterilmeye ihtiyacı vardır, bilirsiniz ama yukarıda da söylediğim gibi bunu yapacak yazar vs. bulmak da kolay değildir. Vakti zamanında Ömer Hocam da bu eksikliği çekmiş biri olarak bu ihtiyacı giderme adına bu kitabı kaleme almış.

Üslup akıcı ve sohbet tadında; yazar sanki karşınızdaymış duygusunu tüm kitap boyunca hissedeceksiniz ki bu da bence ciddi bir artı demek; samimiyet hissi şüphesiz ki çok önemlidir. Tavsiyeler net ve açık; size -bir çok kitapta olduğu gibi- kuramlar vs. yazıp çizip önünüze koyup kalıplara sokmuyor, onun yerine size sadece yön çiziyor. Kitap boyunca yazma tekniği geliştirmekten ziyade bir yazar adayı olarak beni duygusal ve zihinsel olarak eğitmeyi amaçladığını sezinledim, daha önce de yazarlıkla ilgili birkaç kitap okumuş, yorumlamıştım ve onlarda böyle bir şey hiç sezmedim, diğerleri daha çok kişinin yazma tekniğini geliştirmesi üzerine durmuştu. Oysa ne mesleği seçerseniz seçin insan ilk önce kişisel olarak kendini geliştirip, erdem sahibi olmalı...

Yazarlık tavsiyeleri deyince aklınıza sadece roman yazarlığı gelmesin; makale yazmak, söyleşi yapmak, oyun yazarlığı gibi bir çok çeşitli yazarlık alanında tavsiyeler söz konusu. Kesinlikle elinizin altında tutup arada bakacağınız bir kitap olacak. Sizi bilmem ama ben verimli ve sıcak buldum, yazar adaylarına ve yolun başındakilere tavsiye edeceğim bir kitap.

Kitaptan İnciler
"Fakat yetenek yetmez. Yazarlık sanatı emek ister. İstikrar ister, sabır ister, sebat ister..."
"Ham meyveyi kimse yemek istemez... eserin senin meyvendir."
"Okurun yüzüne sırıtmamalı mesaj. Meyvenin içindeki vitamin gibi olmalı."
"Cemal Meriç: 'Kalem, bütünüyle haysiyettir."



(İnternet fiyatları, sitelere göre farklılık gösterebilir.)
3 Nisan 2018 Salı | By: YeniAy M.

Türk Mitolojisi 'Türklerde Yaratılış Ve Evren Tasarımı'





KÜNYE
Yazar Nuray Bilgili
Yayıncı: Kripto Yayınları
Sayfa320
Baskı Yılı: 2017

TANITIM BÜLTENİ


Türk mitoloji, destan ve efsanelerindeki “Şifreler” diyebileceğimiz, “Arketipler ve Motifler”, olabildiğince bilimsel kaynaklar referans alınarak çözümlenmeye çalışılan bu eserde, Türk evren tasarımı ve Türk düşünce ve mantık sistemi, Türk yaratılış mitolojileri dediğimiz Altay ve Yakut Türklerinin söylence kültüründeki anlatıları ve bu anlatılarda adı geçen Tanrı ve Tanrıçalar, Göktürk ve Uygur Türeyiş mitolojilerindeki ayrıntılar, bir kozmoloji mit’i olan ve evrenin yaratılışı alegorik bir dille ve şifreli olarak anlatılan Oğuz Kağan Destanı ilginç detay ve fotoğraflarla incelenmiştir.


Bir toplumun düşünce biçimini anlamak için, bilinçaltında kalan ve kuşaktan kuşağa aktarılan söylencelerini bilmemizin gerekmektedir. Örneğin yeni doğum yapmış kadına neden kırmızı eşarp bağlandığını, albasmasının ne olduğunu, ya da neden rüyada saç kesmenin ölüm olarak yorumlandığını anlamak için Türk Mitlerini de bilmek gerekir. Mitolojiler ile bağlantılı bütün imgeler ve simgeler topluluğu, gerçekte o toplumun bilinçaltının kalbidir ve bilinenden çok daha önemli işlevlere sahiptir. En önemli ve temel işlevi bilincimizi evrimleştirmek, Tanrıyla bütünleşmek ve ufkumuzu sonsuzluğa açmaktır.
Kripto Yayınlarının kitaplarını genel olarak beğeniyorum; daha alıp da pişman olduğum yayını yok. Daha önce okuduklarım arasında şu kitapların yorumuna bakabilirsiniz: Çağdaş Bilimler Işığında Oğuz Kağan Destanı , Türklerin Kökeni ve Yahudiliğin Büyük Sırrı Şimdiki kitapla beraber 4. yayınlarını okuyorum. Bakalım sonrakiler ne olacak. :)

Haydi Bismillah.


Geçen sene okuduğum Türk Mitolojisi kitabının yorumunu hatırlayan varsa, Mergen, Kara Han vs. ilah olarak tapınılan kişiler hakkında bilgilerin eksik olduğunu söylemiştim. Yani kimdir bunlar, neyin nesidir, neden ilah diye tapmışlar? Bunları merak ediyordum ama 600 sayfalık kitap bunlara değinmemişti; ağırlıkta destanlar vs. üzerine değinilmişti ki bu açıdan da kendi içerisinde değerli buluyorum elbette.

Türk Mitolojisi 'Türklerde Yaratılış Ve Evren Tasarımı' kitabı işte bana tam da bu arzuladığım bilgileri sunuyor, resimlerle de süslenmiş ki her bir resmin anlatılan konu ile ilgisi söz konusu olduğu için pekiştirmek vs. açısından da güzel oldu. Şöyle söyleyebilirim ki binlerce yıllık bu tamgalar ve manaların Osmanlı dönemine kadar kullanılması ama günümüzde unutulmuş olması biraz üzücü.

Misal Osmanlı Padişah tablolarında sultanların el hareketlerinin birer manası olduğunu biliyor muydunuz? Bugün masonların kullandığı pergel ve gönyenin, onlardan çok önce Budist Türkler tarafından minyatürlere çizildiğini ve yaratılışla ilgili bir anlatımı olduğunu biliyor musunuz? Bugün Yahudiler(koruma tılsımı olarak tek göz barındıran el) ve Müslümanlar(Hz. Fatma anamızın eli) tarafından kullanılan elin aslen Umay Ana'nın şifa verici ve koruyucu eli olarak eski Türkler tarafından kullanıldığından haberdar mısınız? Evren ve Ejderha ilişkisinden tutun Gamalı Haç ve normal Haç'ın Hristiyanlık ve Hitler öncesi kozmik manalarına; ant işaretinden tutun burçlara kadar nice bilgiye bu kitaptan ulaşabilirsiniz.

Oldukça tatmin ediciydi ve ileride kitaplarım için faydalı olacağına inandığım bir çok bilgiye vakıf oldum, tekrar tekrar okunacak bir kitap; mitlere ve tamgalara daha bir dikkatle bakılması gerektiğini öğreten bir kitap... Kesinlikle edinmenizi ve okumanızı tavsiye ederim.

(İnternet fiyatları, sitelere göre farklılık gösterebilir.)
27 Mart 2018 Salı | By: YeniAy M.

Prensesim



KÜNYE
Yazar Hyun-kyung Sohn
Yayıncı: Olimpos Yayınları
Sayfa224
Baskı Yılı: 2018(2.Baskı)

TANITIM BÜLTENİ

İmparatorluk hanedanında tatlı, eşsiz bir aşk!


Seol hiçbir zaman Kore Krallığı’nın bir prensesi olmayı dilememişti. Aslında birçok part-time işte çalışan bir öğrenciden başka bir şey değildi. Kaderin cilvesiyle Seol, kendisini sarayda bulur ve prenses olma etiği üzerine ders almaya başlar. Sürpriz bir şekilde bu dersleri kendisine veren kişi de daha önce Seol’un başını derde sokan diplomat Hae Young olur.
Görünüşe göre, Hae Young da Seol’a ders verme konusunda çok masum değildir. Kraliyet hazinesine ulaşabilmek adına, Seol’u saraydan atmak için elinden geleni ardına koymayacaktır. Fakat farkında olmadan gün geçtikçe birbirlerine daha yakınlaşır ve bağlanırlar. Acaba Hae Young kraliyet hazinesinin peşinden koşmayı bırakıp Seol’u tercih edecek midir?
Prensesim, hem Güney Kore hem de uluslararası boyutta izleyicileri tarafından çok sevilen tatlı ve unutulmaz bir romantik komedi dizisidir.

Selamlar,

Yeni bir Kore romanı ile karşınızdayım! Daha önce 'Gizli Bahçe' serisini okumuştum. Yorumu okumak isteyenler; 1. Kitap ve 2. Kitap Aslında genel olarak kurgu vs. güzel olsa da betimleme vs. yetersiz kaçtığı için yeni bir Kore romanı almayacaktım. Çünkü senaryoyu hikayeleştirip önümüze atmışlar gibi hissetmiştim. Dizinin kendisinden de çok farklı şeyler yoktu(hani kitaplaştırınca fazladan sahne eklenir, rahat rahat yazılır ya...). Yine de genel olarak beğenmiş ama bahsettiğim sebeplerle almamaya karar vermiştim. Lakin bu kitabı görünce (%50'den fazla indirimde idi :P ) almamak ayıp olur, dedim. Hem bu kitabın dizisini de izlememiştim(onu da en kısa sürede yapacağım inşallah).

Hikaye genel olarak hoşuma gitti; betimlemeler -tam tatmin olmasam da- yeterli bir seviyedeydi, denebilir. Bu konuda hala sıkıntı hissediyorum; kendi dilinden kaynaklı olsa gerek herhalde? Yani Koreliler roman yazmayı mı bilmiyor, anlayamadım? Okurken öyle çok net canlandırma yapamıyorum, o sahneleri bana çok çizmiyorlar. Biliyorum biliyorum genel olarak beğendim dememe rağmen olumlu şeyden ziyade olumsuz şey yazmışım gibi görünüyor ama yapacak bir şey yok, övebileceğim çok fazla bir albenisi yok. Kurgu güzel, anlatım eğlenceli ama o kadar... Yalnız sonu güzel bitiyor, kapanış sözü güzeldi; içim gitti. :) Karakterler de güzel yansıtılmış ama hızlı olup bitmiş gibi oldu her şey. Yani çok rahat bir şekilde o kitap en az 400 ve daha sayfa olabilirdi. Böylece dolu dolu bir hikaye anlatılmış olurdu, bu şekilde biraz tenha.

Betimleme benim gibi bir okuyucu için çok kıymetli bir şeydir ki hikayeye hayat veren, bedene büründüren şey de betimlemedir. Betimleme yetersiz kaçınca da sanki romana gereken özen gösterilmemiş gibi hissediyorum.

Uzun lafın kısası güzeldi, iyi vakit geçirtti ama almazsanız da bir şey kaybetmezsiniz.

(İnternet fiyatları, sitelere göre farklılık gösterebilir.)