8 Aralık 2017 Cuma | By: YeniAy M.

İki Çağın Sultanı 'Fatih Sultan Mehmed Han'


KÜNYE
Yazar  Yavuz Bahadıroğlu
Yayıncı: Nesil Yayınları
Sayfa: 288
Baskı Yılı: 2014 (64. Baskı)
TANITIM BÜLTENİ
Fatih'i yetiştiren atmosferin resmi, kanaatimizce, genç nesillere, "geniş ufuk-lu insanlar" olabilmenin sırlarını vermektedir. Böyle insanlar yetiştirmede hayli çorak dönemler yaşayan bu ülkenin eğitimcilerine, bahsi geçen noktada başarılı olmuş bir devrin insanlarını anlatmanın, gelecekte bu sorunları aşma adına, faydalı olacağını düşünüyoruz. Her biri, İstanbul kadar mühim fetihler gerçekleştirmesini umduğumuz nesillere, bir damla can suyu olabilmesi temennisiyle hazırlanan bu eser, dileriz, geleceğin Fatihlerine ulaşır.
Fatih ile ilgili aldığım 2. kitabın yorumuna hoş geldiniz. 😊
Aynı yazarın daha önce de Osman Gazi isimli kitabını alıp okumuştum. Arzu ederseniz bu kitabın yorumuna da bakabilirsiniz.

Osman Gazi kitabının yorumunda da belirttiğim gibi yazarımızın 'roman' havasında bir yazım tekniği var; ilk kitapta bu tarzı garipsemiş idim ama bu kitapta bu tarz pek kendini göstermemiş. Benim için bir artı. Bundan önce Fatih'in Rüyası kitabını edinmiş ve okumuştum; tevafuka bakın ki Osman Gazi için de benzer şekilde öncesinde bir başka kitap alıp, okumuştum.

Aslında üst üste aynı konuya sahip kitapları okumanın; ister istemez iki kitabı-bilhassa bilgileri- karşılaştırma yoluna sürükleyen bir ruh haline sokması gibi bir sorun var; inanın bilerek yapmıyorum. Aslında Fatih ile ilgili okuduğum ilk kitap, daha çok onun fetih ruhunu ve amacını anlatan bir kitap iken bu kitabı almamdaki amaç Fatih'in genel olarak biyografisini okuyacağımı düşünmemdi ki isim de ister istemez insana böyle bir hava veriyor. Lakin içeriğini okuyunca Yavuz Beyin de Fetih meselesi üzerinde durmuş olduğunu görüyoruz; biraz farklı açılardan da olsa temel olarak ana konu Fetih diyebiliriz. Bundandır ki kitap isminin yanıltıcı olduğunu düşünüyorum; bazı bilindik kilişe bilgiler ve hikayeler dışında bilinmeyen noktalara da değinilmiş.

Kitabın ilk bölümünü de ayrıca faydalı bulduğumu belirtmek istiyorum; bazı kesimlerin -kasıtlı olarak- eleştiri malzemesi yaptığı bir konu üzerine çok güzel ve faydalı açıklamada bulunmuş. Kendisine teşekkür ederim, kafamıza bir türlü yazamadığımız, bilincine varamadığımız ya da vardırılmak istenmeyen bir mesele zira.

Yalnız bilgilerde bazı hatalar olduğunu düşünüyorum. Padişahlar ve anneleri konusunda 2. Murad'ın annesinin Türk olduğu belirtilmiş iken hemen aşağıda Veronica ismi verilmiş ve daha sonra aynı hata tekrar edilmiş. Sanırım Muratlar katıştırılmış ve farkına bile varılmamış. Ayrıca İstanbul fethine kadar Osmanlı padişahlarının sarayları olmadığı söylenmiş; orayı aldıktan sonra da uzun müddet sadece Topkapı Sarayı ile yetinildiği söylenilmiş. Benim bildiğim Edirne Sarayı, Topkapı Sarayından sonraki en büyük saray ve İstanbul'da yapılan ilk saray da Eski Saray ismiyle anılır ki Topkapı Kanuni döneminde tamamlanmış ve adına o dönemler Yeni Saray denmiştir. Bir de kitapta birkaç kere yer yer aynı paragrafın tekrarına yer verilmiş. Bence 64. baskısını görmüş böyle bir kitabın hataları çok önceden ayıklanmalıydı.

                                         (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)
27 Kasım 2017 Pazartesi | By: YeniAy M.

Katiller Çetesi 'Izabel'



KÜNYE
Yazar J. A. Redmerski 
Yayıncı: Ephesus Yayınları
Sayfa368
Baskı Yılı: 2016
TANITIM BÜLTENİ

"Sayfaları çevirmekten kendimi alamadım. Muhteşem!"
-Kelly Mcbride-
"Izabel'i ilk kitap gibi çok sevdim. Biraz kan, biraz gözyaşı ve tabii ki bolca aksiyon."
-Devan Fox-
"Izabel'de karakterler öyle güçlü ve canlı ki onlarla vakit geçirmek insana tarifsiz bir zevk veriyor."
-Jennifer Kyle -

Onu esaretten kurtaran katiller çetesiyle karanlık bir hayat sürmeye kararlı olan Sarai, acımasız bir sadistten intikam almaya karar verir. Ama Sarai'ın pervasız halleri onu asla geri dönemeyeceği bir yola sürekler. Öte yandan Arthur Hamburg'un sağ kolu Willem Stephens da Sarai'ın peşindedir. Fakat Izabel kimliğine bürünen Sarai'ın geçmek zorunda olduğu bambaşka bir sınav vardır ve bu son sınav aynı zamanda genç kızın Victor Faust'a olan güvenini de sorgulamasına neden olacaktır. Sarai'ın devam kitabı olan Izabel okurları yine karanlık, ölümcül ve heyecan dolu bir serüvene çağırıyor.
Katiller Çetesi'ne bir sene sonra kaldığımız yerden devam ediyoruz. Sarai'yi en son Dina'nın yanında, sıradan ve sakin bir hayat sürerken bırakmıştık. Aradan geçen 8 ay sonra, Sarai, bu sıradan hayatın hiç de ona göre olmadığına karar verir. Dahası kanın tadını bir kere almış köpek balığı gibi, daha fazlasını arzulayarak yarım kalmış bir işi bitirmek için Los Angeles'a geri döner.

Elbette bu zaman zarfında Victor'dan tek bir haber dahi alamamış, en sonunda onu unuttuğuna ve umursamadığına ikna olmuştur. Yine de Sarai amacından vazgeçmeyecektir ve daha önce Victor'un vazifesi aracılığı ile tanıştığı sapkın iş adamını öldürmek için lokantasına geri döner. Lakin işler hiç de umduğu gibi gitmez.

Bundan sonraki yaşanan olaylar Sarai'nin Victor ile yeniden bir araya gelmesine ve bu Katiller Çetesi'nin içine daha fazla girmesine neden olacaktır. Elbet bir de Victor'un kardeşi 'Nikalas' sorunu var ki bu oğlanın olayını, doğrusu; başta anladım,lakin her şeyin açığa çıktığı olay öncesinde yaşananları görünce "Yok ya, öyle değilmiş herhalde." dedirtti yazar. Bu açıdan kendisi tebrik ederim, kendimden şüpheye düşürttü. :D

Aslında ilk kitabı ikinci kitaptan daha çok sevdiğimi ve daha başarılı bulduğumu söylemem gerekir; ilk kitaba 5 üzerinden 4 verirken; bu kitaba da 5 üzerinden 3,5 veriyorum. Neden tam olarak bilemiyorum(beklentim belki fazla yüksekti) ama olayların gidişatı ve karakterler arası konuşmalar bana biraz ortalama geldi; üzerinde biraz daha durulup, geliştirilseydi daha iyi olurdu. Karakterlerin konuşmasına da biraz taktığımı söylemem gerek; yani erkek karakterlerin hemen hemen hepsi de aynı tarz konuşması, sanki hepsinin aynı torbadan çıkmış gibi hava vermesine sebep olmuş; bu da karakterlerin kendilerine özgünlüklerini kaybettirmiş.  Sarai'nin kana susamışlığını da ancak son sayfalarda görüp, algılayabildim; öncesinde bana sadece intikam isteyen ve hayatı için kiralık katil olmayı seçen bir kadın portesi ötesini çizemedi. Sadece Victor'un sözleriyle kana susamışlığını 'biliyoruz' ama açıkçası 'göremiyoruz'... Sonuçta Victor da yeri geldiğinde intikam alan kiralık bir katil ama kana susamış değil. Fredirick'in deliliği bile daha iyi gösterilmiş.

Şimdilik söyleyeceğim bu kadar, inşallah 3. ve 4. kitaplar daha başarılıdır.
                                               (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)
25 Kasım 2017 Cumartesi | By: YeniAy M.

Fatih'in Rüyası




KÜNYE

Yazar: Mustafa Armağan
Yayıncı: Timaş Yayınları
Sayfa: 192
Baskı Yılı: 2012(4.baskı)

TANITIM BÜLTENİ

Fatih Sultan Mehmed, yalnız Kostantiniyye'yi feth ederek büyük müjdeye mazhar olmakla kalmamış, Osmanlı Devleti'ni bir cihan devleti haline getiren padişah olarak da tarihe geçmiştir. Onun fethi, mekânla birlikte zamanı da kapsadığı içindir ki, bizimle beraber yaşamaktadır. Kırım ile İtalya (Otranto) onun avucundaki çizgilerde birleşir, Tuna ile Fırat onun kalbinden geçerek birbirlerine akmaya başlar, Karadeniz ile Akdeniz'i buluşturur.

Sade coğrafya mıdır buluşan? Onun dünyasında kültürler ve sanatlar da, dinler ve diller de, kitaplar ve haritalar da bitimsiz bir yolculuğa çıkarlar. Doğu'yu da, Batı'yı da kucaklamak ve bir büyük bahçenin içine almak istemişti. "Küçük cihad" dediği fetihleri, "büyük cihad" (cihâd-ı ekber) ile tamamlamaktı gayesi.

Fatih Camii'nin etrafında devrin en büyük eğitim yurdunu açarken "Büyük cihad"ın başladığını söylemiştir. Bu, cehaletle mücadeledir. Ne var ki, Fatih açtığı yolda sonuna kadar yürüyemedi ve bu görevi "sonraki" nesillere emanet etti. İstanbul'un fethine düşürdüğü tarihle söylersek, "Âhirûn"a. Bu yüzden Fatih demek, yarım kalan aşk demek. Yaptıkları kadar yapmak istedikleriyle de keşfedilmesi gereken gerçek bir hazine demek. Mustafa Armağan, Fatih'in Rüyası'nda tarihimizin bu kutlu hazinesinin kapılarını çalmaya devam ediyor. Ki o kapılar içimize açılmaktadır.
Türk/Osmanlı tarihinde 'büyük hükümdar' olarak kabul edilen sayısız hakan/sultan var, kuşkusuz. Allah bu konuda bize cömert davranmış, şükürler olsun ki. Fatih Sultan Mehmet Han da şüphesiz bu hükümdarların en ünlülerinden ve manevi olarak da en çok değer verilenlerin başında geliyor dersek, hatalı bir yorum yapmış olmayız kanımca.

Tarihi kişilikler üzerine yazılan kitapların; sadece o kişi/lerin yaptığı savaşlar, doğduğu ve öldüğü yıl gibi düz, basit ve yüzeysel bilgiler olmasından haz etmiyorum; sıkıcı geliyor. Sanki lise tarih kitabı okuyormuşum havasında ilerliyor, ilgi çekmiyor. Lakin bu kitap bunun çok ötesinde; Fatih'in Rüyası ismi kesinlikle çok uygun bir isim olmuş; Fatih'in kişiliği ve Fatih olmasını sağlayan olaylar ve kişilerin anlatıldığı bu kitapta Fatih Sultan Mehmet Han'ın nasıl bir Osmanlı istediğini okuyoruz.

Okurken tadı damağımda kaldı; bilmediğim o kadar şey varmış ki Fatih hakkında; aslında onun hakkında hiçbir şey bilmiyormuşum desem, daha doğru olurmuş. Zağanos Paşa'nın Fatih'in kayınpederi olduğunu bilmiyordum; Çandarlı Halil Paşa ile Bizans'ın veziri Notaras arasındaki ilişkiyi bilmiyordum; karadan yürütülen gemileri biliyordum ama o gemilerin aslen köprü haline getirilip, kullanıldığını hiç bilmiyordum! Fatih'in Enderun sebebiyle Türk kökenli adamların sayısını devlet yönetiminde azalttığını vs. söyler, şikayet edilirdi ama buna neden olan olayın Çandarlı Vakası olduğunu hiç öğretmezlerdi; 2. Murat döneminde orduya tüfeğin girdiğini ve Fatih döneminde yayıldığını; bunların fetih sırasında da kullanıldığını bilmiyordum!

Fatih, Kanuni, Yavuz ve 2.Abdülhamid gibi zeki ve büyük hükümdarların ortak özelliklerinin ne olduğunu sorsanız; tartışmasız en başta söyleyeceğim ilk iki şey şunlar olur; bilge hocalar ve bol kitap okumaları. Bu tarihi kişiliklerdeki örneğe bakarsak içi dolu, aydın, bilgili öğretmenlerin varlığının ne kadar önemli olduğu ve bol kitap okumanın gerçekten zekayı geliştirip, insanın ufkunun açtığını görüyoruz.

Şimdi diyebilirsiniz; ben de deli gibi kitap okuyorum ama bunlar gibi olamadım. Bunun sebebi basit; okuduğunuz kitabın ne olduğu da fark yaratır. "Kitap olsun da ne olursa olsun!" mantığı yanlış ve çarpık bir düşüncedir. Size doğru bilgi sunan, ufkunuzu açacak kitaplar ile size hiçbir şey katmayacak, aksine ufkunuzu daraltacak kitaplar okumanız arasında dağlar kadar fark vardır. Yahut sadece roman okuyarak olmaz bu iş. Bu insanlar tek tür kitaplar da okumuyor, bir çok türde ve farklı yazarın kitaplarını(yerli-yabancı demeden) okumaya gayret gösteriyorlardı. Elbette okuduklarını kafadan hepsi doğru mantığı ile özümsemiyor, akıl ve sorgu süzgecinden geçirerek ayıklıyorlardı. Onların yaşamı ve kendilerini nasıl geliştirdikleri bizlere örnek olmalı.

Kitabı hepinize tavsiye ederim.

Kitap tükendiği için sadece liste fiyatı görünmekte, internet fiyatı ancak kitabın yeni baskısı ile birlikte belli olacaktır. 
20 Kasım 2017 Pazartesi | By: YeniAy M.

Türklerin Faziletleri



KÜNYE

Yazar: Cahiz
Yayıncı: Yeditepe Yayınları
Sayfa: 168
Baskı Yılı: 2017 

TANITIM BÜLTENİ

770-869 yılları arasında yaşayan ünlü Arap edibi, düşünürü Câhiz tarafından yazılan bu kitap, Türk tarihinin en değerli, en eski kaynaklarındandır. Kitapta ünlü Arap, İslam büyüklerinin, kumandanlarının, kitabın yazarının Türklerin askerlikteki kabiliyetleri, ahlakları, fiziki özellikleri hakkındaki gözlemleri, intibaları anlatılır.
Kitap 840 yılı civarında Abbasi halifesi Mutasım zamanında yazılmış, sonra başına ilave bir bölüm yazılarak büyük Türk kumandanı, ilim adamı Feth b. Hakan’a (ö.861) takdim edilmiştir. Câhiz gibi kültürlü, mütecessis bir yazarın kaleminden çıkmıştır. Kitabın tercüme metninin başına Câhiz’in hayatı, Câhiz’e kadar İslam dünyasında Türkler hakkında geniş bir giriş, sonuna Câhiz’in diğer eserlerinden bazı pasajların çok gerekli anlamları verilmiştir.
Sanırım kitabın ismini izlediğim bir programda duymuş; bakıp, almıştım. Çok kalın ve bunaltıcı bir kitap değil; dili de fena sayılmaz; orta diyebilirim sanırım. Genel olarak hoşuma gitti ve öğretici buldum.

Kitabı okuduğunuzda o dönemlerin Arap/Türk-İslam coğrafyası hakkında bazı bilgiler, fikirler edineceksiniz. Aslında okurken resmen o dönemler gözlerimde canlandı ve kendimi 800'lü yıllara gitmiş gibi hissettim.

Çevirmen, kitabı hazırlarken ilk bölümde Cahiz hakkında genel bilgiler vermiş, yazarı ve dünyasını tanıtmış. Daha sonra Cahiz dönemine kadarki İslam Dünyasındaki Türkler hakkında bazı bilgiler, anektodlar düşmüş. Burada Arap medeniyetindeki bazı düşünür veya komutanların vb. kişilerin Türkler hakkındaki sözlerine/düşüncelerine ve Araplarla ve İslamlaşmış Araplarla ilk temaslarına değinen kısa bir tarihi özet de sunulmuş. Türklerin, İslam ordularında hizmete girişleri de anlatılmış ki o dönemler daha 8. ila 9. y.y.... Yani bildiğiniz gibi Türklerin toplu olarak İslam'a akın etmesi 10 y.y.'lı buluyor ama bu demek değil ki öncesinde İslam ile tanışan ve Müslüman olan Türkler yoktu. Bu bölümde muhtemelen en çok ilginizi çekecek olanı da İslam Dünyasındaki ilk Türk alimleri olacak. Örneğin; Ubeydullah b. Sureyc(748) bir müzisyendir ve ilk hadis ve meğazi alimlerindendir. Bizzat Hz. Hüseyin'in kızı Sükeyne tarafından himaye edilmiştir.

Kitabın üçüncü bölümünde bu eser üzerine yapılan çalışmalardan ve Eski Arap kaynalarında Türklerden ve yaşayış şeklinden bahseden bazı eserlerden bahsedilmiş. Daha sonra Cahiz'in iki bölümden oluşan metnin tercümesine geçilmiş. En son bölüm ise Cahiz'in diğer eslerinden alıntılara ait. Yalnız bu kısmın Türkler ile ilgili yok, daha çok onun fikirleri üzerine alıntılar ki en çok öğretici olduğunu düşündüğüm kısım burası oldu; oldukça hoş düşünceleri var, kafa karıştırıcı veya katılmadığımız düşünceleri de mevcut olacaktır elbette.

Şahsen başarılı bulduğum bir çalışma. Sizlere de tavsiye ederim; o dönemdeki Türkler ve Araplar hakkında hoş bilgiler içeriyor.


                                                  (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)
13 Kasım 2017 Pazartesi | By: YeniAy M.

Taşlar Yerine Oturdu




KÜNYE

Yazar: Talha Uğurluel 
Yayıncı: Motto Yayınları
Sayfa: 232
Baskı Yılı: 2016 

TANITIM BÜLTENİ

Bize hep aynı masalları anlatarak kendi kültürümüze uzak durmamızı sağladılar. "Orta Asya'da çobanlık yapıyor ata biniyor, koyun güdüyor, çadırda yaşıyordunuz. Tamam, iyi savaşıyordunuz ama yağmacıydınız, kültürsüzdünüz, medeniyetten uzaktınız, heykelleriniz ballallarınız kurganlarınız vardı ama bunlar hep geçici oldu kalıcı bir şey bırakamadınız" dediler.
Bu göçebe edebiyatını Anadolu'ya göç sürecine bağladılar. Hatta "Anadolu'ya geldiklerinde doğru dürüst İslam'ı bile bilmeyen yarı şamanist bir duruşları vardı" dediler.

Bunun gibi sonu gelmeyen iftira ve iddialara laf kalabalığı ile cevap vermeye gerek yoktur. Onlara verilecek en güzel cevap bizim hem Orta Asya hem de Anadolu'da ortaya koyduğumuz eserlerdir. "Çadırda yaşadığınız için taş ile hiçbir işiniz olmadı" diyenlere inat devasa bir medeniyetin yapılarıyla kapı gibi cevabımız olsun istedik.
Elinde tuttuğunuz Taşlar Yerine Oturdu adlı eser Talha Uğurluel'in ilk Sanat Tarihi kitabı özelliğini taşımakta. Taşın hayatımızdaki yerini ve taşı ruhu ile yontan atalarımızın eserlerini bu kitapta en etkili şekilde ortaya koymaya çalıştık. Lütfen susalım! Artık konuşma sırası taşlarda…

Talha Hocamın ilk sanat tarihi üzerine kitabı. Şahsen benim de okuduğum ilk sanat eseri kitabı. Kitapta, ağırlıkta Osmanlı dönemi eserleri üzerine incelemeler yapılmış; Selimiye Camiisinden tutun Nazlı Mahmud Efendi Camiisi; Takkeci İbrahim Ağa Camiinden deniz üzerine kurulan Kılıç Ali Paşa camiisine kadar nice eseri görmek mümkün olacak ve elbette yapılış hikayelerini de öğreneceksiniz.

Genel olarak güzel bulduğum bir çalışma olmuş, her zamanki gibi güzel anektodlar ve renkli fotoğraflarla anlatımını desteklemiş. Efsane olarak kulaktan kulağa gelen; ters lale ve haç motifli ayak taşı gibi meselelerin de aslını anlatarak bize doğrusunu öğretmiş, sağ olsun.

Kitabı genel olarak sevsem de biraz yetersiz bulduğumu söylemek istiyorum. Talha Hocam ağırlıkta İslam Tarihi Eserleri üzerinden uzman biri, misal tarihin en başından başlayarak; atıyorum, Selçuklu Öncesi sanat eserlerini, sonra Selçuklu ve sonrasında da Osmanlı eserlerini vs. anlattığı uzun soluklu bir çalışma dizisi şeklinde hazırlasaydı daha iyi olurdu gibime geliyor. Elbette sadece camiler de değil, herhalde koskoca Türk-İslam medeniyeti cami ve külliyelerden ibaret değildir. Kitabı okumadan önce Türk ve İslam tarihindeki eserleri genel olarak okuyacağımı düşünmüştüm ama neredeyse tamamı Osmanlı camiileri üzerine.

Elbette haksızlık olmasın, kitabın giriş bölümü olan Kubbenin Sultanları kısmı, kubbeler tarihini içerdiği için Selçuklu, Anadolu Beylikleri ve Antik Dönem kubbelerini de kapsıyor.

Bir de Mimar Sinan'ın etnik kökeni ile ilgili kafa karıştırıcı bir bilgi var; son araştırmalar neticesinde Karaman Türklerinden olduğunu yazmış ama kendisi yeniçeri olduğuna göre devşirilmiş ki bu da kitapta yazıyor. O dönemler Enderun'a gayrmüslimler dışında kimse alınmıyor ise nasıl Türk kökenli olabilir ki?

İlk sanat tarihi kitabımı okumama vesile olduğu için Talha hocama ve kitabı bana gönderen yazar dostum Meryem Seyda Parlak'a teşekkür ederim. :)


(Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)

Bir Dehanın İzleri '2.Abdülhamid Han'


KÜNYE

Yazar: Talha Uğurluel 
Yayıncı: Timaş Yayınları
Sayfa: 256
Baskı Yılı: 2017 (2. Baskı)

TANITIM BÜLTENİ
Osmanlı padişahlarından belki de en çok tartışılanıdır Sultan II. Abdülhamid. Kimileri “Kızıl Sultan” diyor, kimileri “Ulu Hakan”… Siyasi hayatı ve tercihleri sürekli tartışılıyor. Ve bu tartışmalar, daha ziyade sancılı saltanat yıllarındaki siyasi olaylar, anlaşmalar, yürütülen “denge politikası” üzerinden yapılıyor.
Peki şimdi, kişisel hayatı ve bıraktığı eserler üzerinden "insan Abdülhamid"e doğru bir yolculuğa ne dersiniz? Talha Uğurluel, Sultan II. Abdülhamid’in kişisel tarihindeki detaylar üzerinden İmparatorluğun son günlerini anlatıyor.
- Sultan II. Abdülhamid hangi tarikata mensuptu?
- Annesizliğini kimin şefkatli kucağında avuttu?
- Çok erken vefat eden kardeşlerinin hatıralarını nasıl yaşattı?
- Şehzdazeliğinde, saltanat yıllarına nasıl hazırlandı?
- Hamidiye Şişli Etfal Hastanesi’nin arkasındaki acılı hikâye neydi?
- Kudüs’teki Yafa Kapısı’nı neden yıktırdı?
- Louis Pasteur’e Mecidî Nişanı’nı neden verdi?
- Bir selam-ı şahâne ile emperyal İngiliz siyasetini nasıl engelledi?
- Yıldız Sarayı’ndaki marangozhanede sanatkâr elleriyle neler üretti?
- Tartışılan II. Abdülhamid- Mehmet Âkif ilişkisinin iç yüzü neydi?
- Ziya Paşa ve Namık Kemal, Abdülhamid’in çağrısı üzerine vatanlarına dönerken Prens Sabahaddin ve Mahmud Celaleddin Paşa anlaşmamakta neden ısrar etti?
Talha Uğurluel, Sultan II. Abdülhamid Han’ın gayri resmi tarihini gün yüzüne çıkarıyor, “Bir Dehanın İzleri”ni sürüyor.
Talha hocamın müdavimlerinden biri olarak, bu güzel kitabı es geçmem mümkün değildi. Yine de bir anlığına "Acaba almama gerek var mı?" diye düşünmedim değil, zira bir ara Abdühamid Han hakkında baya bir kitap okumuştum, haliyle ihtiyacım var mı diye sorguladım ama sonra Talha hocamın en bilinmedik, en nadide anekdotları paylaşması ile ünlü olduğunu hatırlayınca o güzel anlatımıyla bu kitabı okumak istedim. Nitekim hocam beni yanıltmamış da!

Kitap, Abdülhamid Han'ın geleneksel savaş/siyasi eylemlerinden ziyade onun kişiliği, özel uğraşları ile Sultan Abdülhamid Han değil de Abdülhamid'in kendisini gözler önüne seren güzel bir çalışma olmuş. Kitap çabuk bitti ve her zamanki gibi daha fazlasını istedim, doymadım maalesef. Yani neredeyse yazar, az buçuk bilgi paylaşmış da kalanı yeni kitaplara mı saklamak istemiş, ne iş? diye düşündüm ki şöyle bir baktım yeniden yooo, öyle az buçuk bilgi yok. Konu ilgi çekici, anlatım da harika olunca işte böyle insan doyamıyor. :) Neyse ki kitabın başında da devamının geleceğini belirtmiş yazar. Buna sevindim. :)

Şahsen Abdülhamid hakkında ne kadar çok şey öğrenirsem ona karşı hayranlığım da bir o kadar artıyor. Babamın "Yanlış zamanda doğmuş, büyük ve iyi bir padişah." dediği bu hünkarı herkesin -bilhassa siyasilerin/diplomatların- çok daha iyi tanıması ve eylemleri ve düşünceleri üzerine çözümleme yapması gerektiğini, onu örnek almaları gerektiğini düşünüyorum. Zaten onun dönemini okuyup da günümüz ile paralel olayların meydana geldiğini görmemek için kör olmak gerekir. Beni şaşırtan noktalardan biri de bu ayrıntı olmuştur; demek ki oyunlar 100 yıl sonra da 150 yıl sonra da hep aynı, biz hiç değişmediğimiz için hep oyuna gelmişiz. Adamlar da haliyle hep aynı olta yemiyle bizi avlamış!

Hünkarın özel uğraşları, benim en çok ilgimi çeken noktalardan biri oldu; sanat/zanaat ve spor anlamında da kendini geliştirmeye özen gösterdiği aşikar; doğa ve hayvan sevgisi de eklenince ideal bir kişilik haline geldi benim için. Kitabın son bölümü ise beni hüzünlendirdi; açıkçası sorgulama yeteneğim geliştiğinden beri içimi acıtan bir hadise olmuştur. Maalesef tarihi değiştiremeyiz ama tekrarının önüne geçebiliriz. İnşallah bu millet bir daha ecdadına böyle sırtını dönmez!

Kitabı herkese tavsiye ederim, Talha hocam her zamanki gibi su gibi anlatmış.


                                                                   (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)


Yazarın okuduğum diğer kitaplarının yorumları:


Talha Uğurluel: Osmanlı'nın Şifreleri
Talha Uğurluel: Selçuklu'nun Şifreleri
Talha Uğurluel: Tarih Tıbbı Konuşturdu - 1(*)
Talha Uğurluel: Tarih Tıbbı Konuşturdu - 2 (*)
Talha Uğurluel: Dünyaya Hükmeden Sultan: Kanuni(*)
Talha Uğurluel: Dünyaya Hükmeden Sultan-2: Kanuni'nin Akıl Oyunları(*)
Talha Uğurluel: Çanakkale Savaşları ve Gezi Rehberi

12 Kasım 2017 Pazar | By: YeniAy M.

Bitmeyen Aşk


KÜNYE


Yazar: Gail Carson Levine
Yayıncı: Epsilon Yayınları
Sayfa: 256
Baskı Yılı: 2009(1. Baskı)

TANITIM BÜLTENİ
Aşık olmak kolaydır...
Günlerinin sayılı olduğunu bilen Kezi için bile aşık olmak kolaydı. Her ne olursa olsun, Akkan Rüzgar Tanrısı Olus'a sırılsıklam aşık olması kaçınılmaz olan kezi'nin aşkı daha yeni bulmuşken ölümü kabul etmesi ise zor olacaktır.
Olus açısından bakıldığındaysa, Rüzgar Tanrısı'nın,Hyte şehrinin ölümlü güzeli olan yetenekli dansçı ve halı dokuma ustası Kezi'ye aşık olması da kolay olacaktır. Ancak Kezi'nin ölüme yaklaştığını görmek onun için dayanılmaz hale gelir.
Aşk, Kezi'ye kaderiyle savaşma arzusu verirken Olus da korkularıyla yüzleşme gücü kazanır. Kezi kaderini sorgulayarak karanlık yerlerde doğruyu aramaya başlar. Ama tek taraflı çaba yetmez ve Olus da kendi sınavının acısını çeker. Ayrı ayrı yerlerde, demir ağlı örümcekler, ölüler diyarının zalim hükümdarı, gizemli Kader Tanrısı ve Akkan tanrılarının sınavlarıyla mücadele etmeye başlar. Eğer başarılı olurlarsa, birlikte olacaklardır; başaramazlarsa, Olus bir kayıpla yüzleşecek ve Kezi en yüce fedakarlığı yapmak zorunda kalacaktır.

Tanıtım yazısı hikaye hakkında yeterli bilgi verdiği için ben doğrudan kurgunun kalitesi hakkında yorum yapacağım. Açıkçası romanı beğenmedim; 1. tekil şahıs, şimdiki zaman dilimi kullanılmış(geliyorum, gidiyorum, yapıyorum, görüyorum şeklinde olmuş hep) ve bu da benim tercih edeceğim bir zaman kalıbı değil; çevirenden mi kaynaklı yoksa yazarın kendisinden mi bilmiyorum; Uyumsuz serisi de bu şekildeydi ama kurgu güzel olduğu için, fazla göze batmıyordu ama maalesef bu kurgu yalın, düz ve üstün körü bir şekilde tasarlanmış; her şey oldu bittiye geliyor. Betimlemeler deseniz minimum seviyede tutulmuş. Genel olarak başarısız bulduğum bir çalışma, wattpad'de bile bundan kat ve kat güzel kurgular ve yazım dili kullanılmış romanlar var, buna harcanacak zamanı onlara verseler daha iyiymiş. Biraz ağır eleştirmiş olabilirim ama gerçek bu.

Şahsen kapak resmini de beğenmedim, biraz daha özenli ve daha ilgi çekici olsaydı keşke, epsilona yakışmıyor böyle kapaklar. Bu kitabın yazarının New York en çok satanlar listesinde olması ama Türkiye'de bu kadar ilgi görmemesi bana bir kez daha her yazarın ya da yazdığının 'best seller' olmaya layık olmadığını da hatırlatıyor aslında. Kaldı ki zaten x ülkede çok sattı diye bizim ülkede de satacak diye bir kaide yok ama her kitabı da alıp çevirmediklerine göre beğeneceğimizden emin oldukları kitaplara yatırım yapıyorlar. Büyük olasılıkla yayınevi için de hayal kırıklığı uğratan bir kitap olmuş olmalı. Hikaye içeriğine vs. bakınca nasıl böyle bir hata yapmışlar şaşıyorum. Verdiğim paraya da harcadığım zamana da değmedi.

(Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)

31 Ekim 2017 Salı | By: YeniAy M.

Ruhun Deşifresi




"Yeteneklerimizi Kısıtlayan Duyularımızın Eseri Olmamak İçin..."



KÜNYE

Yazar: Mehmet Ali Bulut
Yayıncı: Hayat Yayınları
Sayfa Sayısı: 336

Baskı Yılı: 2016(36. Baskı)
TANITIM BÜLTENİ

Bu kitap, bir yeniden ayağa kalkma kitabıdır. "İnsan-ı kâmil"e giden yolun bir egzersizidir. Mevcut insan varlığımızla medeniyet kurma imkânımızın kalmadığına inanan yazar, medeniyet kurucusu olabilecek insan tipinin yeniden inşası denemesine girişir bu eserinde. Bu eser aynı zamanda, "akıl midesi"nin sağlıklı beslenmesi üzerine yapılmış bir çalışmadır. 

Bu kitapla; 
Yeteneklerimizi kısıtlayan duyularımızın hapishanesinden kurtularak,
Beynimizin kapasitesini ve potansiyelini keşfederek, 
Uçsuz bucaksız bir deniz gibi olan zekâmızı ve zihnimizi tanıyarak,


Hafızamızın ve düşüncemizin sınırlarını zorlayarak ruh-beden ilişkisine yolculuk yapacağı


Benim elimdeki kitap, ilk baskısı; yıllar evvel aldım ama kendimce sebeplerden -daha sonra okurum- diyerek yarım bıraktığım ama ancak şimdi geri dönüş yapabildiğim kitabı sonunda yorumlamak nasip oldu. Şükür Rabb'ime. Mehmet Hoca'nın yorumlayacağım ikinci kitabı ama satın aldığım ilk kitabı. :P Başlayalım.

Öncelikle kitabın ilk basım, yani 2008 yılına ait olduğunu (haliyle başka bir yayınevinden) belirtmek isterim. O zamanlar 12 liraya almışım, şimdi 20 tl olmuş. Net fiyatı daha düşük elbette. :)

Kitap, aslında özünde insanın kendisini ve kabiliyetlerini fark etmesini/tanımasını amaçlamış. Yazar, bunca yıldır, gerek çevre gerekse yaşadığımız olumsuz tecrübelerin getirdiği basmakalıp yanlış ve hatalı bakış açısını düzenleyip, daha doğru ve olumlu bir bakış açısına çevirme gayretinde. Yer yer şüpheyle yaklaştığım veya katılmadığım birkaç kısım olsa da genel olarak faydalı bilgilerin olduğu kanaatindeyim. Sizi bilmem ama kitabı okuduğum dönem biraz huzursuz ve üzüntülü olduğum bir döneme denk geldiğinde faydasını gördüm, yanlış olduğunu fark ettiğim bazı düşünce tarzımı değiştirmeye çalıştım, şimdi daha iyiyim hamdolsun Rabb'ime. Hocama vesile olduğu için teşekkür ederim. İnşallah kitaptaki tavsiyeleri uygulamayı başarırım ve ben de hayalini kurduğum izleri bırakır, öyle göçer giderim bu alemden hayırlısıyla. :)

Kitap dili genel olarak sade ve anlaşılır (bazı bilinmeyen ya da az bilinen kelimeler de var ama o kadarını netten bakıp öğrenebilirsiniz.). Konular, başlıklar haline ayrılmış. Güzel ve başarılı bir çalışma bana göre. Okumanızı tavsiye ederim.


(Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)