23 Ağustos 2013 Cuma | By: YeniAy M.

Percy Jackson Son Olimposlu

 
UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.
 

Geldik mi serinin sonuna! Kahramanların savaşı! Kehanetin Gerçekleşmesi vs. Tüm düğümler bu kitapta çözülecek işte!

 

Kehanete göre 16 yaşına basan, üç büyük Olimposluların çocuklarından biri ya Olimpus'u kurtaracak ya da onu yok edecektir. Şu ana kadar da hayatta kalan üç büyüklerin çocukları Thalia(ki Artemise katıldığı için asla 16 yaşına basamayacak), Nico(Hades'in oğlu) ve Percy (Poseidon'un oğlu). Percy bu sene 16 yaşına basacağı için kehanetin ağırlığını daha bir üzerinde hissediyor. Melezler ise Kronos ve ordusu yüzünden büyük tehlikede. Savaş kapıya dayandı.

Percy bu kitapta babası Poseidon'un deniz altı krallığını görecek ve onunla konuşacak. Eh hali ile onun aracılığı ile nasılmış oralar biz de göreceğiz. Yalnız savaş öyle bir duruma gelmiştir ki deniz altı krallığı dahi zor durumdadır. Öyle ki bu yıpranma Poseidon'un görünümü dahi olumsuz etkilemiştir; yaşlı bir adam gibi görünmektedir. Percy için diğer kardeşi ile tanışma vakti de gelmiştir. Kendisi(Poseidon) gibi Olimposlu olan  ve babasının varisi olan Triton.

Percy melez kampına döndüğünde tavan arasındaki kahinde kehanetin tamamını öğreniyor; ölümünü. Evet, Percy bu işin sonunda ölecektir. Percy, Nico'nun yardımıyla görevini tamamlamaya çalışırken de Son Olimpos'lu ile tanışır ve ondan iyi bir tavsiye alır. Her ne kadar o an anlayamasa da. Sonrasında ise Hades'in tutsağı olsa da kurtulmayı başarmıştı. Düşünsenize, şehrin ortasında kocaman bir savaş var ve bir sürü de ölüm ama siz bunu görmüyorsunuz. Eh, olacak o kadar. Kitabın sonu hakkında bilgi vermek istemiyorum. Gerçi sonu belli de o sana nasıl ulaşıldığı konusunda bilgi vermeyeceğim.

Kitap hakkındaki genel görüşüm: Son kitap olmasından mıdır nedir daha heyecanlı denebilir. Ne de olsa tüm Olimposluları ve melezleri Titanlar ile savaşta göreceğiz. İnsan Luke için de üzülmüyor değil.

Kitap Okuma Önerisi:  Bu kadar yolu gelip de bu kitabı almaz iseniz ayıp olur zaten.
Puan: 10/9


Kitap Fiyatı: 21

 
Athena- Zeus-Poseidon
 
 
Hades
 
Hermes(2.filmde farklı biri canlandırıyor. Oysa bu daha iyi :D )



Percy Jackson Labirent Savaşı

 
UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.
 

Percy'nin okulda saldırıya uğramadığı bir an da neredeyse hiç yok!

 


Percy, yeni okuluna başlamıştır. Gündelik hayatını yaşamaya çalışan Percy, her zaman olduğu gibi okulda iki yaratığın saldırısına uğrar. Onun yerinde olmak istemezdim. Düşünsenize sürekli olarak her yeni okulda, her sene zırt pırt saldırıya uğrayıp duruyorsunuz. Yazık be oğlana! Okula her gün korku ile giderdim; "Acaba bugün de saldırırlar mı?" İşte bu yüzden bu melezlerin gittiği bir okulda olmalı, sadece savaş için melez kampı değil!

Saldırı sırasında, daha önce tanışmış olduğu, sisin etkisiz kaldığı bir kız olan Rachel ile tanışır. Eğer görüntünüzde bir gariplik varsa ve sis ile bunu saklıyorsanız boşa uğraşmayın, bu kız sizin gerçek halinizi görür! Okuldan kaçan Percy yolda (gene) Annabeth ile karşılaşır ve ikisi de kendini melez kampına atarlar.  Şimdi Percy ve arkadaşlarının yeni bir görevi vardır. Kronos ve adamları Labirent isimli, hemen her yere çıkış sağlayan, bir mekandadırlar. Elbette bu çıkışlardan biri de Melezler Kampı'dır.  Amaç, kronos'un bu yolu keşfetmeden kampa çıkışı kapatmaktır.

Percy bu işlere yoğunlaşsın Nico ablası ile iletişime geçmeye çalışır. Evet, kendisi ölü ama o Hades'in kızı yani ölüler ilahının! ;) Bianca'da kardeşinin yaptıklarından memnun olmasa gerek ki İris iletileri vs. ile Percy'e kardeşini gösterip durmakta. Yolculukları sırasında Percy kendini gizli bir adada bulur. Her daim kahramanlara aşık olan, adasından ayrılamayan-cezalı- güzeller güzeli Kalipso'nun adası. Percy bir süre bu kızın büyüsüne kapılsa da gitmesi gerektiğini biliyordu, bu yüzden ayrılıp kampa geri dönüyor ama Annabeth ve diğerleri onun öldüğünü düşünmektedirler. Öyle olmadığını görünce çok sevinirler elbette ;)

Labirent görevinde Percy ve arkadaşlar sisin içini görebilen Rachel isimli ölümlüyü de yanlarına alacaktır ve başka olimposlularla da tanışma imkanları olacaktır ve melez kampı bir kez daha savaş ve ölümlerle sınanacak. Bu arada Kronos, Luke'un bedebine girerek canlanmıştır. Herkes Luke'un öldüğünü düşünmesinin aksine oralarda bir yerde beklemekte.

Kitap hakkındaki genel görüşüm: Labirent kısımları yer yer bayabiliyor ama garip, heyecan verici karşılaşmalar da göreceğiz. Ben tek bir mekanda gelişen olayları pek sevmem.


Kitap Okuma Önerisi:  Seri kitapları kaderi, alacaksın, okuyacaksın.
Puan: 10/9


Kitap Fiyatı: 21

KARAKTERLER
 
 

Tyson, Percy Jackson'ın üvey kardeşidir. Kendisi bir kikloptur yani tepe göz. Şirin bir oğlan değil mi?  Saf, nazik, sakar bir oğlan ama saflığı az biraz aptallık derecesinde olabiliyor. Kitapta dişleri yamuk bir şey olsa da filmde tek kusuru gözü. :) SİS ismi verilen bir şey sayesinde olağan biri görünmeyi başarıyor.
22 Ağustos 2013 Perşembe | By: YeniAy M.

Percy Jackson Titan'ın Laneti

 

UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.
 

Thalia nedense Percy'den daha havalı. Babası yüzünden mi acep? :P

Zeus'un kızı Thalia'nın yeniden canlanması ile yaşlı olimposluların yegane çocuğu artık Percy değildi. Onun gibi tehlikeli olan Thalia'da vardı. Bu sırada yeni keşfedilen iki melezin(Nico ve Bianca) varlığı, onların kampa sağ salim ulaştırılması yönünde bir görevi de ortaya çıkartır. Bu görev ise Kıvırcığa aittir ve elbette Percy ve Annabeth onu bu görevde asla yalnız bırakmayacaklardır. Bu görevde Thalia'da onlara eşlik edecektir.

Kıvırcık ve arkadaşları melezleri koruyup kampa ulaştırmaya çalışırken elbette ki saldırıya uğrarlar, uğramazlarsa olmaz. :) Bu macera sırasında Artemis ve avcıları dahil bir çok olimposlu ile tanışacaklardır. Dahası Annabeth'in babası ile de tanışma şansımız olacak. Ama büyük bir sorun vardır. Annabeth esir düşer. Arkadaşları onu kurtarmaya çalışırken de Bessie ismini taktıkları bir deniz canlısının varlığı Titan kehaneti dolayısıyla Olimpos için tehdit oluşturmaktadır ama her şey geçici de olsa yoluna girecek, Bessie Titanların elinden kurtarılacaktır. Sorun şu ki kehanetin ayrıntısından haberi olan Olimposlular Thalia ve Percy'nin yok edilmesini istiyor olabilirler ama Poseidon ve Zeus elbette buna karşı çıkmaktadırlar. Sorun şu ki Thalia yakında 16 yaşına girecektir ve Kronos tarafından cezbedilebileceğini de bu macerada göstermiştir. Bunun üzerine üvey kardeşi Artemis Thalia'yı ava katılmaya davet eder Bu sayede asla 16 yaşına basamayacak ve aynı yaşta kalarak kehanetin yükünden kurtulacaktır. Ama 2 sene sonra Percy için ne olacak? İşte bunu da iki kitap sonrasında göreceğiz. :)

Hesaplanamayan sorun işe şudur: Ablası Biancanın ölümünde Percy'i sorumlu tutan Nico, Hades'in çocuğu olduğunu gösterecektir ama artık ortalıktan kaybolmuştur. Al başa bela! :)

Kitap hakkındaki genel görüşüm: Yazar, gençlik ağzı ile yazıyor. Bu yüzden gençler için son derece rahat bir dil; bir önceki kitaplarda olduğu gibi. Kitap git gide heyecanlanmaya başlıyor gibi, siz ne dersiniz? Gerçi biraz HARRY POTTER misali bir şey ama olsun.

Kitap Okuma Önerisi:  Alacaksınız yani, biliyorum. :)

Puan: 10/8

Kitap Fiyatı: 17,50


KARAKTERLER
 
 
 
Ağaç kız Thalia, Zeus'un kızıdır. Çocuk yaşlarda iken melez kampına ulaşmaya çalışırlarken ölüyor ama babası onu bir ağaca çevirerek kısmen de olsa hayatta tutuyor. İkinci kitapta post sayesinde yeniden canlanıyor ve yaşama dönüyor. Aslında bakmayın, olimposlular da kendilerince çocuklarını sevip, ilgi gösteriyor ama kendi yöntemleriyle.  Thalia kehanetin yükünü omuzlarından atmak için kardeşi Artemis'in avı topluluğuna katılmayı kabul ediyor. Bu sayede asla yaşlanmayacak!
 
Luke,Hermes'in oğludur ve babasına da hayli bir kızgındır. Hali ile tüm olimposlulara. İlk tanıştığımız Luke son derece eğlenceli, komik ve iyi bir çocuktu ama içinde sakladığı öfke ve intikam ateşi onu yanlış yönlere sürüklüyor. Gerçi bana göre öfkesinde haklı ama gösterme yöntemi yanlış. Luke tüm yanlış yönlenmelerine rağmen özünde iyi bir çocuk ve arkadaşlarına hala büyük değer ve sevgi vermektedir. Zaten bunu gösterme biçimini ilerleyen zamanlarda göreceğiz. Luke akıllı bir oğlan olsa da duyguları onu Kronos'un kuklası haline getirmiştir.


Percy Jackson: Canavarlar Denizi

 
UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.
 

Olimposluların çocuklarının başı hiç olmadığı kadar dertte!

 

Percy gördüğü rüyanın etkisi ile okuluna gittiğinde tüm gün rüya ile ilgili şeyler düşünüyordu. Okulun son günü geldiğinde ise her olimposluların çocukları gibi percy de melezler kampında gitmek için sabırsızdı. Aslında tüm yıl burada olmamaları ne kadar kötü. Ne var özel okul gibi de işlese?

Neyse. Tyson yanında iken yamyamların Percy'e okulunda saldırmasıyla Tyson'ın da sıradan olmadığı, onun gibi-kısmen- olduğunu görüyoruz ama onunla ilgili tek sır da bu değil arkadaşlar. Percy, Annabeth ve Tyson kampa gittiklerinde kampın saldırıya uğradığını, kampın sınırlarını koruyan bariyerin zayıflamaya başladığını görürler. Dahası yakında bariyeri ana kaynağı olan ağaç zehirlenmiş ve ölüyordur. Annabeth için bu daha bir önemlidir çünkü ağaç Zeus'un kızı ve kendisinin de arkadaşı olan Talia'ın ta kendisidir. Bu yüzden de Percy ve arkadaşlarının ağacı iyileştirmek için "ALTIN POSTU" bulmaları gerekmektedir. Sorun şu ki post, canavarlar denizi dedikleri-bermuda şeytan üçgeni- bir bölgedeki adadadır.

Elbette tüm bu saldırıların altında Hermes'in kızgın oğlu Luke vardır. Luke cronos'u canlandırmak ve tüm olimposluları yok etmek niyetindedir. Bu yüzden o da altın postun peşindedir. Ve dahası Luke bu işte yalnız değildir. Kendisi gibi ailelerine öfkeli melezleri de yanına çekmeyi başarmıştır. Bu da kampta casuslar olduğunu göstermektedir. Percy bu sefere çıkarken öğrendiği kehanet karşısında da afallamıştır. Kehanete göre yaşlı olimposluların (Zeus-poseidon ve hades) yaşayan çocuklarından biri 16.cı yaşına geldiğinde ya olimposun yok edilmesine ya da kurtarılmasına sebep olacaktır ve şu an yaşayan tek yaşlı olimposlunun çocuğu da Poseidon'un oğlu Percy Jackson'dır.

Kitapta görüyoruz ki Luke, Annabeth ve Talia küçükken çok yakın dostlarmış. Bu yüzden Talia olayı ve Luke'un davranışları Annabeth'i ayrı bir etkilemektedir. Şahsen ben Luke adına üzülüyorum. Bencil ailelerinin zevk için onunla  bununla birlikte olup sonradan olan çocukları ile ilgilenmemesi çok üzücü bir durum. Ne de olsa Olimposlular bencildir! Carissa mıdır nedir Ares'in kızı da çok sinir bozucu be. Babası gibi egoist bir tip. :)

Kitap hakkındaki genel görüşüm: Yazar, gençlik ağzı ile yazıyor. Bu yüzden gençler için son derece rahat bir dil; bir önceki kitaplarda olduğu gibi. Thalia'yı tanıma adına güzel bir kitaptı diyebiliriz. Ama ölümler olduğu için sanılanın aksine bebe kitabı diyemem bu seri için.

Kitap Okuma Önerisi:  Yunan mitleri ve fantastik kitaplarını seviyorsanız, neden almıyorsunuz?
Puan: 10/8


Kitap Fiyatı: 17,50

DİPÇE: Ben ilk kez "Şimşek Hırsızı" filmini izlemiştim. Kitapları olduğunu görünce doğrudan bu kitaptan başladım, şimşek hırsızını almadım. Bu yüzden yakın zamanda onun eleştirisini yapmayacağım. :)

BAŞKARAKTERLER
 
 

 
Percy Jackson, Poseidon'un oğludur. Gerçek yunan mitinde Zeus'undur ama biz kitabımızı baz alarak yaklaşalım. Kendisi melez olduğunu öğrenene kadar annesi ile yaşayan ve okulda okuma zorlukları çeken bir oğlandır ama okulda onu koruyan kişilerde vardı. Kim olduğunu öğrenen Percy şu anda yegane yaşlı olimposlulardan birinin yaşayan tek çocuğu olarak melezler kampında baya fiyakalı bir havaya sahiptir.

Annabeth, Athena'nın kızıdır ve gerçekten de kızıdır. Aynı annesi gibi akıllı bir kızdan bahsediyoruz burada ki Percy'nin en büyük destekçilerinden ve dostlarından. Aynı zamanda Luke ve Talia'nın en yakın dostu idi kendisi ama dostluklar parçalanmış duruyor.

Kıvırcık bir Satirdir. İnsanların dünyasında, Percy kim olduğunu bilmediği zamanlarda onunla dostluk kurmuş ve korumuştur. Bu koruma kollama görevine de hala devam etmektedir. Komik bir oğlan olduğunu söyleyebilirim. Çok sık korksa bile aslen cesur ve sadık bir dost. İlk kitabın sonunda boynuzları çıkmaya başlıyor ki bir Satir için çok önemli bir andır.
21 Ağustos 2013 Çarşamba | By: YeniAy M.

Hobbit

 
UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.
 

Sen neymişsin be Bilbo! :)


Hobbit! Yüzüklerin Efendisi kitabından 60 yıl öncesinde geçiyor ve ilk filmlerde gördüğümüz Bilbo Baggins'in nispeten gençlik döneminde, büyücü Gandalf ve Erebor cüceleri ile ilk macerasını yaşamasını konu alıyor. Bilbo'nun yüzüğü nasıl bulduğunu ve ne tür maceralar yaşadığını, elfler ile nasıl ilişki içine girdiğini ben dahil hepimiz merak etmişizdir eminim.

Bilbo, sıradan bir Hobbit gününde piposunu(ah o meşhur hobbit pipoları ve tütünleri!) tüttürürken Gandalf tarafından bir maceranın içine sürüklenir. İlk macerası ise kötücül ve tehlikeli ateş ejderi Smaug'un işgal ettiği Erebor dağını yeniden ele geçirmesi için müstakbel cüce kralı Thorin ve yoldaşları ile Yalnız Dağa yolculuktur. Elbette bu yolculuğun bir çok şeye gebe olduğunu unutmamak gerekiyor.

Macera boyunca Radagastarı, Ayrıkvadiyi ve lordu Elrond'u(Aerwn ve Aragorn yok maalesef.) görüyoruz. Ayrıca Legolas'ın evi olan Kuyutormanı da görmek şerefine erişiyoruz. Bana göre en büyük şeref ve zevk, Legolas'ın babası Thranduil'i görmek oldu ama kitapta ismi ile değil de "Elf Kralı" olarak bahsedilmesi üzücü. Yazarın, ölmeden önce onun hakkında da bir kitap yazmamasına üzüldüm ama belki oğlu bu görevi yerine getirebilir? Ne de olsa aynı soy isime ve hayal gücüne sahiptir? Yaz be kardeşim yoksa ben yazacağım! :D Yüzüklerin Efendisi kitabında gördüğümüz kılıç Sting ve mitril zırhı da nasıl bulduğuna şahit olacağız. Ve elbette Gollum! Her öykü gibi elbette bu kitapta mutlu sonla bitiyor; bazı kayıplar ile!

Kitap hakkındaki genel görüşüm: Bilbo'nun yaşadığı daha fazla macerayı görmek istiyor insan ama maalesef. Bence tartışmasız, yüzüklerin efendisi filminden sonra en iyi orta dünya kitabı! Kitap da "masal dili" ile anlatılmış. Kitabın kalınlığı da yerinde. Ben her daim olduğu gibi şiir/şarkı kısmını hep geçtim, sevmiyorum fazla. Sıkıldığım yerler çok az da olsa oldu.

Kitap Okuma Önerisi:  LOTR serisini alan bunu almalı yoksa orta dünya ile bağını koparsın gitsin!

Puan: 10/9


Kitap Fiyatı: 20
BAŞKARAKTERLER
 

Gandalf bir İstari büyücüsüdür. Orta Dünya'ya gönderilen beş büyücüden biridir ve dünya ve canlıları ile en çok ilgili olanı da kendisidir. Ayrıca elfler ve hobbitler ile sıkı ilişkidedir. Yaşını sormayın, göründüğünden de yaşlı biri. :) Çeşitli isimleri vardır: Mithrandil, Gri büyücü vs. En son Yüzük Kardeşliğinde Balrog dövüşün de yok edildiğinde Ak Büyücü olarak terfi etmiştir. Saruman kovuldu arkadaş! :P Akıllı, hızlı, bilge ve her zaman söylediğinden fazlasını saklayan biri. Gandalf insanı güvende hissettiren bir yapıya sahiptir bu yüzdendir ki en umutsuz anlarda bile o yanınızda ise kendinizi güvende ve umut dolu hissedersiniz. Ben olsa bir de "umut yeşerten" gibi bir isim koyardım. LOTR serisinin son kitabında, düşman yok edildikten sonra elfler ve frodo-bilbo ile birlikte Ölümsüz Topraklara geri döndü. Zira görevi artık bitmiştir.

Bilbo, görünürde sakin bir hayatı seven sıradan bir hobbittir ama gelin görünkü ataları gibi onun da kanında macera düşkünlüğü vardır. Sakin hayatı ise Gandalf ile bozulur, macera sevdası onun tarafından ortaya çıkartılır. Bilbo Gollum'dan Tek Yüzüğü çalmış ve uzun yıllar saklamıştır. Erebor cücelerine Smaug'un öldürülmesinde yardımcı olmuş, elfler ile tanışmış-elf dostu ilan edilmiş; Thranduil tarafından- ve en sonunda düşman yok edilince de kalan kısa ömrünü huzur içinde sonlandırmak üzere, elf dostları ve yeğeni Frodo ile birlikte Ölümsüz Topraklara dönmüştür.




 
Thorin, Erebor'un müstakbel kralı. Kimisi "cüce kral" dese de taht giyme töreni olmuş değil. Babası da hayatta büyük olasılıkla. Bu yüzden ben "müstakbel" dedim. Gerçi "gayriresmi" de diyebiliriz herhalde. Etrafındakiler ona "kral" gibi muamele ediyor; kısmen. Dedesinin hükümdarlığı zamanında Erebor'da yaşamış ve Smaug'un altınlar için ülkesini işgal ettikten sonra dede ve baba ile birlikte kaçmıştır. Orklar ile savaşta dedesinin kaybetmiş, babası ise az delirip ortalıktan kaybolmuştur. Oradan orada sürgün yaşadıktan sonra evini yeniden ele geçirmesi ile ilgili bir kehanetin işaretlerini görür. Bunun üzerine büyücü Gandalf'tan yardım ister. Bu yolculuğunda cüce dostları ile birlikte Bilbo Baggins isimli hobbit ile tanışır ve çok yardımını görür. Maalesef bu macera kısmen zafer ile sonuçlanmış, Throin'in de hayatına mal olmuştur. Sert bakışıklı, mesafeli bir cücemiz var elimizde. Elflere, yıllar önce onlara yardım etmedikleri için ki özellikle Kuyutorman eflerine, hiç güvenmez hatta öfke duyar. Eh, gene yardım onlardan gelir ama :)
 
 

Yakışıklı değil mi? Yerim seni Thranduil! Keşke Yüzüklerin efendisinde de görse idik seni! Kimse oğluna bakmaz idi sonra. :)

 
 
Thranduil, Legolas'ın babası ve kuyutorman elflerinin de kralıdır. Kitapta "elf kralı" olarak geçer. Mücevher ve şaraba düşkün bir yakışıklı kral. Filmde kendisini "Lee Pace" canlandırıyor ki müthiş seçim. Babayı görünce Legolas'ın papucu dama atılıyor. Sesi de etkileyici arkadaş! Gel elf kralı gel gel! Oropher bizim yakışıklının babası, kendisi hakkında çok bilgi yok zaten.... Cindarin ile bir süre yaşamıştır ve sonra kuyutorman elf krallığını kurmuştur ki kendisi oradaki orman elflerinin aksine Sindarin elfidir. Yüzük savaşlarında sauron'un ordularına karşı kuyutormanı savunmuş ve düşmanı yenilgiye uğratmıştır. Bana göre tartışmasız en güçlü elflerin başlarında gelir. Yüzük Savaşlarının sonunda kendisine ne olduğu bilinmiyor. Tahminen o da ölümsüz topraklara dönmüştür. Galiba kendisi 2.çağda doğmuştu veya 1.çağın sonlarına doğru. Gençliğinde Galadriel'e aşık olduğu söylenir. Yazar, ailesi hakkında tam bir aile ağacı çıkartmadığı için karısı, anası vs. kim bilmiyoruz. Sadece babası ve oğlu var.


Boş yere Legolas'ı tanıtmamı beklemeyiz zira kitapta kendisi yok! Filmde bol bol izleyin ama ben gibi sadece "babası" için etrafı kolaçan edeceksiniz. Eh bu yavruyu görüp de aksi mümkün olur mu? Kim takar Legolas'ı? :)

Türklerin Kültürel ve Kozmik Kökenleri


UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.

Türklerin Kökenleri Kayıp Kıta Mu'ya mı Uzanıyor?



Kitap, Mu-Atlantis, Agarta-Şamballa ve Sirius görüşlerinin temelinde şekillenmiş durumda. Sirius deyince aklıma mini dizi "Gelenler" geliyor. Orada da Sirius yıldızının "kötücül" amaçlarla paganistlerin kullandığını görmüştüm. O yüzden hiç olumlu bir izlenim edinmedim bu yıldızla ilgili ama "Tarık" derseniz durum başka. Bildiğiniz gibi Tarık yıldızı, Kuran-ı Kerim'de, Yüce Rabb'imiz tarafından dillendirilen yıldızdır. Hatta sadece ayet değil, bulunduğu surenin ismi de Tarık ve Sirius'a denk geliyor. Hatırlatma yapalım ayeti: TARIK SURESİ

1. Göğe ve târıka andolsun.    
2. Târıkın ne olduğunu sen ne bileceksin?    
3. O, (ışığıyla karanlığı) delen yıldızdır.

Sirius'un "karanlığı" temsil eden bir görüntüsü olmasına rağmen (bahsettiğim dizide), Tarık, karanlıkları ışığı ile delen bir yıldız olarak bahsedilmiş. Bu açıdan bakarsak belki de ikisi iki farklı yıldız da olabilir. Sonuçta her şey bu yaşamda "çift" yaratılmıştır. Aslında bu tarz parapsikoloji konuları üzerine kafa yormaya bayılırım çünkü yaşamın, gördüğümüz maddi dünyanın ötesinde de bilinmeyen bir alem olduğuna inanırım. Sorun; biz görmek istemiyor, yok sayıyoruz. Bizden saklandığı yok.

Kitapta anlatılan ve sunulan "dı-dı-dı"ların bir belge niteliği taşımadığı için güvenilir bir kitap olduğunu söyleyemem ama fantastik bir kitap yazacak veya hayal gücünüzü genişletecekseniz, tamamdır. Bu kitap size bunu sağlıyor bence ki benim amacım da buydu alırken.

Genel olarak kitap hakkındaki görüşüm:Burhan Yılmaz, bize parapsikoloji kitabı hazırlamış arkadaşlar. Muhakkak ki bilim dünyasında bu ve benzeri bilgilere şu an da rağbet edilmiyor ama ben her anlatılanlarda az da olsa bir gerçeklik payı olduğuna hep inanan biriyimdir. Kitabın az biraz Türklük gazı verdiğini az biraz da insanı geçmiş insanlar ve gelişmişlikleri hakkında düşündürdüğü kesin. Yani, sonuçta biz geçmiştekileri "ilkel" biliriz ama asıl ilkel biz olmayalım? Biz gelişmişliği "teknolojik" ilerleme olarak bakıyoruz ama gerçekten de öyle mi? Neyse. Konuya dönersek eğer kitabın bir kısmına katılıp bir kısmına katılmama durumuna rağmen sakın ola ki hepsini kesin, %100 doğru kabul etmeyin!

Kitap Okuma Önerisi:  Almasanız da olur. İlgi meselesi.

Puan: 10/3


Kitap Fiyatı: 10



Kitaptan bazı alıntılar




20 Ağustos 2013 Salı | By: YeniAy M.

Obi Wan Kenobi: Efsanevi Yaşam Öyküsü

 
 


UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız
 

Jedi... General....Efsane... Hepsi ve fazlası bu yakışıklı Jedi Üstadında birleşiyor. Abartmadan söyleyeyim. Bu adam Jedi düzeninde gördüğüm en yakışıklı Jedi! :)

 



O bir sarışın, o bir mavi gözlü, o bir konsey üyesi, o kazma Anakin'in sabırlı ve yakışıklı hocası ve biçicisi! O, OBİ WAN KENOBİ!

Kendisine hasta olduğumu, hatta abartısız aşık olduğumu bilin! Ewan yüzünden herhalde :) Bu kitap, adı üzerinde obi wan kenobi'nin hayatını konu almış. Kitap Luke'un, Ben'in kulübesine giderek kılıç yapmayı öğrenmeye çalışması ile başlıyor. Kayıtlar eşliğinde Jedi düzeni ve yakın dönem savaşlar hakkında tarih-kılavuz buluyor derken sonra ki bölümlerde obi wan'ın üstadı ile kılıç yapma merasimini okumaya başlıyoruz. Aslında Star Wars hayranları için kitabı anlatmama hiç gerek yok. Sizler de onu gayet iyi tanıyorsunuz. Hayatını okudunuz, izlediniz. Şimdi biliyorum diyeceksiniz ki çocukluğunu görmedik ki! Üzgünüm ama heveslenmeyin!

Genel olarak kitap hakkındaki görüşüm: Obi Wan hayranı biri olarak kitap beş para etmez! Neden? Bana göre yazar, kitabı ben gibi Obi Wan hayranları üzerinden para kazanmak için yazmış. Çünkü kitabı okuduğumuz da film ve filmin kitaplarından gördüğümüzün aynısı yazmış adam! Aralarda ufak tefek bir çocukluğu hakkında sahneler söz konusu. Arada ufak tefek de Luke konusu geçti işte oldu bitti. Obi Wan'ın yaşamını konu alan bir sürü kitap vardı oysa, onlardan da alabilirdi bir çok şeyi! Kitabın %90'nı zaten bildiğimiz, okuduğumuz şeyler. %10'u için de 20 TL verir, okurum diyorsanız buyurun.

Kitap Okuma Önerisi: Boş verin! %10 için değer diyorsanız, alın ama onun yerine hızlı okuma yapın kitapçıda.

Puan: 10/2 (o da %10 ve dil için.)


Kitap Fiyatı: 20


BAŞKARAKTER
 
 
25 Yaşında Naboo savaşına katılıp, savaşın kazanılmasında ve Anakin'in bulunmasında rol oynayan ve onu yetiştiren, konsey üyesi, efsanevi bir Jedi Şövalyesidir. Küçüklüğü hakkında bilinen şeyler azdır. Stewjon isimli bir gezegende doğduğu, daha çok küçük yaşlarda tapınağa alındığı, Owen isminde de bir kardeşi olduğu bilinmekte. Jedi Şövalyesi Qui Gon Jinn'in öğrencisidir. 13 yaşında, zorla da olsa Qui Gon'un öğrencisi olmuştur. Sonrasında ise Naboo savaşı derken Klon savaşlarında general olmuş ve Anakin'ini Vader'a dönüştükten sonra biçmiş, Vader'ın çocuklarını saklamıştır. Yıllar sonra ise Vader ile karşılaşmış, kendisini öldürmesine izin vererek güç ile bir olup hayalet olarak Luke Skywalker'a yardım etmiştir. İmparator yenildikten sonra ki yıllarda da bir süre hayalet olarak Luke'a akıl hocalığı yapmaya devam ettikten sonra tamamen güçle bir olmuştur.

Obi Wan, kurallara bağlı, disiplinli ve becerikli, akıllı bir Jedi'dır. Açıkçası onu karanlık tarafa geçtiğini hayal edemiyorum; müthiş bir şey olurdu(ama genç hali ile)! Aslında klon savaşları döneminde Dooku onu davet etse de reddetmiştir. Kurallara ölesiye bağlı olan biri olmasına rağmen bir kaç gönül ilişkisi olmadı değil yani :)



Darth Obi Wan Kenobi Resimleri; Genç ve yaşlı halleri ile :)






Halide Edip ve Gerçekler

 
UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.

Türk toplumuna "Simge kadın, Halide Onbaşı, Atatürk'ün yanındaki kadın, Kurtuluş Savaşı'nın kahramanı" diye tanıtılan ve TANITTIRILAN Halide Edip söylendiği gibi biri mi? Yoksa az bile mi söylenmiş?


Yazarımız Muzaffer Özekin, okul yıllarında tam bir Halide Edip hayranıdır. Hatta bu hayranlık öyle bir düzeydedir ki yazdığı kompozisyonlarda ve ödevlerde, onun kitaplarından alıntılar yapar. Yazarımız, yıllar sonra ise bazı gariplikler, çelişkiler görmeye başlar: Bazı şeyler yanlış anlatılmış, bazı şeylerden hiç bahsedilmemiş veya fazla abartılmıştır. Bunun üzerine etraflıca bir araştırma yapar ve sonunda bu kitabı ortaya çıkartır.

Şimdiden uyarayım. Bu kitap kimisinin hoşuna gitmeyecek, kimisini şaşırtacak ve bazılarına ise "Biliyordum!" dedirtecek.

Bahsedilen konulara değinecek olursak, şöyle:

1- Sahtekarlıkla Başlamak:
Halide Edip, küçük yaşlarda "The Mother In The Home" isimli kitabın çevirisini yapar(Mader) ve bunun üzerine küçük Halide, Padişah Abdülhamit'in kendisine verdiği "Şefkat Nişanı" ile ödüllendirilir. Bu sayede ismi İstanbul'da duyurulur ve bunun sayesinde de Amerikan Koleji'ne kaydı kolayca yapılır.

Oysa işin aslı kitabın çevirisi son derece "dandirik" olmuştur ve bunun üzerine babasının arkadaşı Mahmut Esat Efendi çeviriyi yeniden düzenleyerek son haline getirir. Türkçesi; kitap yeniden çevrilmiştir. Halide Edip bunu "Mor Salkımlı Ev" isimli kitabında itiraf etmiş, üstüne padişahtan hoşlanmadığı için ondan ödül almanın onda "zillet" duygusu uyandırdığını yazmıştır.

Benim merak ettiğim şu: Madem zillet uyandırdı neden yıllarca "gururla", geçmişinde (backround) bundan bahsedilmesine ses çıkartmadı? Unutmayın ki bu itirafın kaleme alındığı tarih 1955-1963 yılıdır. Kariyerine sahtekarlık ile başlayan, ilerleyen dönemlerde neler neler yapmıştır merak ediyor.

2-Halide Edip Halide Edib'i Yalanlıyor:
Yazar, Halide'nin kitaplarındaki birbirini yalanlayan anlatımları dikkatimize sunuyor. Örneğin, Wilson Prensipleri Cemiyeti'nin 1918 kasım ayında kurulduğunu ve iki ay içinde de kapandığını yazıyor; Türk'ün Ateşle İmtihanı isimli kitabında. Oysa Türkiye'de Şark-Garp ve Amerikan Tesirleri kitabında "İstanbul Mücadelesi'nin mukaddemesinde, bilhassa büyük mitinglerde epeyce rol oynadıktan sonra tabii olarak çöktü, gitti." diyor. Büyük mitinler ve tarihleri şöyle: 19 Mayıs 1919 Fatih mitingi, 22 Mayıs 1919 Kadiköy mitingi, 23 Mayıs 1919 Sultanahmet mitingi. Bakıyoruz ki Kasım 1918'de doğan ve iki ay sonra ocak ayında çöken cemiyet, diğer kitapta 6-7 ay sonra tahminen en erken Mayıs sonları, Haziran başlarında veya ortalarında çökertmektedir. Ayrıca diğer kitapta Atatürk'ünde-doğru olmadığı halde- bu cemiyetin kuruluşunda parmağı olduğunu iddia ediyor.

Halide Edip, Türk'ün Ateşle İmtihanı isimli kitapta, 1921 yılının Eylül'ün 20'den birkaç gün önce bazı raporları bastırmak için Ankara'ya gittiğini yazmış ama 1939 Akşam gazetesinde raporları, 1922 Ağustos'ta bastırdığını söylüyor. Aradaki koca bir seneye bakarak ya Halide Edip erken bunama hastalığına yakalanmış ya da gerçekte böyle bir şeyi yapmadığı için farklı iki tarih veriyor; bana göre.

Bu ve bir sürü konuda ki gerçeklere değiniyor ve kanıt olarak gene Halide Edip'in kendi yazdıklarını gösteriyor. Farklı tarihler, yanlış isimler, İngilizce ve Türkçe çevirilerinde sansürlenen kısımlar, üniversite bitirmediği halde bir üniversitede dekanlık yapmalar gibi gerçekler...

Genel olarak kitap hakkındaki görüşüm: Görünüşe göre Halide Edip ve hayatı koca bir yalandan ibaretmiş! Ayrıca kendisinin tam bir Amerikan mandacısı ve ajanı olduğunu da görebiliyoruz. Kanıtlar gene Halide Edip olduğu için su götürmez gerçekler olarak önümüzde duruyor. Dediğim gibi kimisinin hayalleri yıkılacak ve kabullenmek istemeyecek kimisi şaşacak kimisi de "malumun ilanı" diyecek.

Kitap Okuma Önerisi:  Muhakkak alınmalı!

Puan: 10/10


Kitap Fiyatı: 12,50

Kitaptan bazı alıntılar


19 Ağustos 2013 Pazartesi | By: YeniAy M.

Eroin : Christiane F'in korkunç anıları

 
UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.
 

Bu bir roman değil, gerçek bir yaşam öyküsüdür! Eroinman bir kızın yaşadıklarını anlatmaktadır.

 

Christiane, benim annemin gençliği zamanlarında yaşamış, o zamanlar 16 yaşlarında olan Alman bir kız. Yaşadıklarını daha sonra kaleme alıyor ve bence müthiş bir ibretlik hayat öyküsü oluyor. Yazmakla iyi yapmış.

Christiane dağılmış bir ailenin kızı ve ailevi sorunları var. Ailesinin durumu yüzünden de ruh sağlığı pek iyi değil ve bunun sonucunda da kendisi gibi sorunları olan arkadaş topluluğu içinde buluyor kendini ve kaçınılmaz olarak, tüm dünyada, bugün dahil, büyük sorun olan uyuşturucu sevdasına yakalanıyor. Ama ne sevda, insanı öldüren cinsten!

Christiane ilk aşamalarda herkes gibi ufak tefek şeyler deneyerek başlıyor. Otlar, haplar vs. derken, her zaman olduğu gibi bu uyuşturucular artık kızımız için yetersiz geliyor ve gittiği bir ortamda eroin deneyerek, baya büyük bir adım daha atarak kendini iyice kuyunun dibine atıyor. Elbette kızımızın sevgilisi de kendisi gibi uyuşturucu bağımlısı.

"Bir kereden bir şey olmaz."

"İradem yerinde, istediğim zaman bırakabilirim. Ben bağımlı değilim ki!"

gibi bilindik sözleri Christiane'de söylemiş ama gerçek bunlardan çok farklıydı elbette. Christiane kendi durumunun farkına vardığında sevgilisi ile birlikte-annesi de öğreniyor elbette- uyuşturucuyu bırakmaya çalışıyor ve ilk denemede temizlenmeyi başarsa da herkesin yaptıkları hatayı yapıyorlar. Yani, çevreleriniz değiştirmedikleri için kaçınılmaz olarak eroine geri dönüyorlar.

Christiane ve arkadaşları eroin bulmak için öyle durumlara düşüyorlar ki çalmaktan tutun, fahişelik yapmaya kadar her türlü şeyi yapıyorlar. En iğrenç durumlarda buluyor kendini. Tanıdıkları zaman içinde ya aşırı dozdan ölüyorlar ya da hapse düşüyorlardı. Beni özellikle ölen bir kız etkiledi( Christiane'in arkadaşı). Hela da ölü bulundu ve cebinden de terapi için yer isteyen bir mektup çıktı. Durumunun farkındaydı ve kurtulmak istiyordu ama sonu pek iyi olmadı.

Genel olarak kitap hakkındaki görüşüm: Christiane, bize eroin dahil tüm uyuşturucuların ne denli bir bok olduğunu bize kendi yaşamı ile güzelce anlatmış. Kısacası, her türlü pisliği ortaya dökmüş. Ben okuduğumda çok etkilenmişti ve benim genç yaşta bilinçlenmemi sağlayan da bu kitap olmuştu. Bu yüzden tüm ebeveynler bu kitabı okumalı ve erkek-kadın demeden çocuklarına genç yaşta okutmalılar ki böyle bir yaklaşımın sonucunun nasıl biteceğini şimdiden görsünler: Ölüm ya da Hapis. Uyuşturucu kullananlar başka bir geleceği yok. Bazen her ikisi de olabiliyor tabii!


Christiane F. Yaşadığı korkunç hayatın içinden kurtulduktan sonra hayatının gençlere ders olması ve bu boktan uzak durmaları için bu kitabın yazılmasına karar verdi. Bugün eski yaşamından hiçbir arkadaşı yanında değil. Kimisi uyuşturucudan öldü, kimisi ise hapishaneye düştü. Ben olsam zaten ben de tamamen uzak dururdum. İyi ya da kötü kalpli olmaları önemli değil, seni de kendileri gibi çukura sürükleyecekse, o kişi/lerden arkadaş olmaz. Sevdiği oğlanlarda uyuşturucu bağımlısıydı ve Christiane için bu yarar sağlamadı. O da sonunda onlardan uzaklaştı, elbette! İnşallah şimdi iyi bir yaşamı vardı.








Kitap Okuma Önerisi:  Muhakkak alınmalı!

Puan: 10/10


Kitap Fiyatı: 16

Opal




UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.

Sanırım kalbim duracak! Katy böyle diyor ama ben de diyorum ki ya kardeşim öyle bir yerde bitti ki kitap!

Opal, Obsidiyen ve Oniks sonrası, Lux serisinin üçüncü kitabı! Bir hafta da bu serinin 3 kitabını, artı Lestat kitabını bitirdim. Okuyacak daha çok kitap var ama şu an, bu kitap gündeliğini açmama sebep olan bu serinin son kitabının çevrilmesini beklemek adama koyuyor! Neyse.
İkinci kitap da Adam'ın ölümü ve Blake'in serbest bırakılıp, Kat'in bu oğlanın amcasını öldürmesinden ve evet bir de annesinin sevgilisinin, yani Will'in casus çıkmasının ardından bir kaç gün sonrasında gözlerimizi açıyoruz. Gerçekten uyanıyoruz. :)  Ah! Elbette bir de yakışıklımızın ikizi yakışıklı Dawson da var. Kat gözlerini açar açmaz neden Dawson'ın onun odasına gelme gereği duyduğunu söylemek isteyen var mı? Aman. Kötü niyetli olmayın sakın. Oğlan zor günlerden geçiyor yani. D ve A kardeşler (Dawson-Daemon- Dee ve Adem-Andrew-Ash) Dawson'ın delice bir şey yapıp, Beth'i kurtarmak için SD'ye saldırmasına engel olmaya çalışırlarken Blake geri geliyor. Zaten hiç gitmemiş ki!
Blake bir teklif getiriyor: "Chirs'i kurtarmama yardım edin, ben de size Beth'i kurtarmanız için onun nerede olduğunu söyleyeyim. Dahası tesise girmenizi sağlayım!" İkisinin de aynı yerde tutulduğunu söylememe gerek yoktur? Bizimkiler elbette ona güvenmiyorlar ama ya Beth'i kurtaracaklar ya da Dawson kendini kaybedip, tek başına kurtarmaya gidecek. Anlayacağınız yapacakları pek bir şey kalmadı. İçeri girmelerini sağlayacak şifreler ise kendileri gibi melez olan Luc isminde bir oğlanda ve ona ileride bir iyilik karşılığından (4.kitapta bu iyiliği göreceğiz gibi geliyor.) şifreleri vermeyi kabul ediyorlar. Dahası kamera ve benzeri güvenlik düzeneklerini de 15 dk için kapatacaklar.
Gel zaman git zaman, will geri dönecek mi dönmeyecek mi? Annesine söylese mi söylemese mi? Arumlar ne yapıyorlar gibi gibi gibi sorular eşliğinde ki şu anki dertleri göz önüne alınca pek öncelikli değiller,  tesise girme tertiplerini yapıyorlar. Blake güvenilmez bir oğlan olduğu için son dakikaya kadar onlara kazık atılma olasılıklarından endişelenmelerine hak veriyorum doğrusu. Blake her daim söylediğinden fazlasını bildiğini gösterdi bize değil mi? Ayrıca kafasında hep başka tertipler var ve ben, onların ne olduğunu gerçekten merak ediyorum. Örneğin, Arumlar ile ilişkileri neydi? Veya SD Arumlar ile mi çalışır olmuşlardı? Neden?
Bu sırada Simon'a neler olmuş bunu da göreceğiz. Gerçi, kimin umurunda ki? Yalnız beklenmeyen bir ölüm Kat'i, beklenmeyen bir durum ise Daemon'ı bu kitapta mahvedecek. Will ise beklenmedik bir anda geri dönecek. Sizce mutasyon işe yaramış mıdır?
Blake döndüğünde, A kardeşlerin içinden katil çıkmasını beklerken Dee'in içinde böyle bir şey çıktı. A kardeşler ise hala Kat'e karşı pislik gibi davransalar da o kadar da kötü değiller herhalde dedirtiyor insana. Dee ise Adam'ın durumunu ancak kitabın sonlarına doğru kabullenecek ama Kat ile aralarındaki ilişki kolay kolay düzeleceğe benzemiyor. Ah, sonunda iki kitap boyunca beklediğiniz şeyi bu kitapta göreceksiniz. ( ;) ) Yazarın yerinde olsa idim, hem heyecan hem ilginçlik vs. katmak adına bir sonraki kitapta Kat'e bir hediye verirdim! :P He, bu arada, Kat'in annesi Daemon'a tutuldu herhalde. Acaba bu yüzden mi oda ve kapı kuralı koydu Kat'e? :D
Kitap hakkındaki genel görüşüm: İlk kitaptaki Katy ve Daemon arasındaki iniş çıkışlı, kovalama-kovalama, kaçış-kaçış durumu benim için çok daha heyecan vericiydi. Galiba bu tarz "ret" ilişkilerinden zevk alıyorum ama öyle ya da böyle bu iki aşığın kavuşması şart, değil mi? Neyse. Hareketi az inmiş gibi geldi ama yine de önceki kitaplar gibi başarılı buldum ama gelin görün ki aralarındaki "senin başına bir şey gelsin istemiyorum, kal, gitme, yapma, etme." konuşmaları bir zaman sonra adamı bayıyor. Tamam, Daemon son derece korumacı hatta fazla korumacı bir kişilik ve yazarın da bunu yansıtması gerekiyor ama gene de insanı bayıyor. Ayrıca sürekli yakınlaştırıp, geri çektirmesi de bir noktadan sonra bayıyor. Yani, her fırsatta yiyiştirme be kadın şunları! Tahminen okuyucu "acaba?!" desin diye ama her defasında hüsranla sonuçlanınca "ama başlayacağım şimdi ha!" diyorsunuz. Bu iki durum benim için olumsuz kitap için. Ama kitaptaki konuşmalar beni hala güldürmeyi başarıyor ki bu da kitabın dili ve akışkanlığı gibi çok büyük bir artı. Ağabeyim bile dün gece "insan kitap okurken güler mi be" dedi bana! :D
Kitap Okuma Önerisi:  Almayıp ne yapacaksınız? Mecburrrrrrr!

Puan: 10/9 (bu iki olumsuz durum için kitabın puanını 1 basamak düşürmek zorundayım.)


Kitap Fiyatı: 22

Heyecan yapın diye şöyle bir resim koyayım dedim. Kat için seçtikleri kitap mankeninden hoşlanmadım ben. Kusura bakmasın kız ama gözleri masum bakmıyor. Benim için her daim öyle bakmak zorundalar. Ama Daemon için seçtikleri oğlana lafım yok! :)


DİĞER KARAKTERLER


Matthew Garrison, 20'lerin sonu, 30'ların başlarında, açık kahverengi saçlı Luxenli. Hem Luxenlerin yetişkin olanlarından hem de bizim A ve D kardeşlerin gayriresmi ebeveyni yani velisi diyelim. Onlardan bu ağabey sorumlu. Kendisi hakkında çok bilgi sahibiyiz diyemem. Kendisi bizimkilerin okulunda biyoloji öğretmeni ve kurallara bağlı biri. Kat ile çok konuşması olduğunu söyleyemem ama ilk başlarda Kat ve Daemon olayına kızsa da sonunda kabullenme başlamış gibi duruyor. Hatta Adam'ın ölümünden sonra Kat'e çok anlayışlı davranıyor ve onunla bu kaybın acısı yaşıyor. Matthew, gezegenlerini ve ailesini-bizim gençlerin aksine- hatırlayan ama bu konuda konuşmayı acı verici olduğu için yanaşmayan bir kişi. Lux gezegeninde iken ailesini tamamen kaybetmiş ve bu yüzden bu çocukları da kendi ailesi gibi görüp, seviyor.(Senden şüphe ettim Mat, kusura bakma! :D ) Bu nedenle kayıpların onun için de çok acı verici olduğunu tahmin etmek zor olmasa gerek. Kendi başına yaşaması üzücü olsa da 18 yaşına gelen Luxenlerin soylarının devamı-özellikle kadınların azlığından kaynaklanan sorundan dolayı- için evlendirilmeleri gelenek olmuşsa da bu yakışıklı şey nasıl olurda evlenmemiş ben onu anlayamadım. Acaba ergenleri denetleyen koruyucuların evlenmeleri bir süre erteleniyor mu ki?

Ash, A kardeşlerin kız olanı. Kendisinin son derece uyuz, Daemon aşığı ve Kat'e uyuzluk yapan, gıcık bir moda delisi kız olması dışında pek bilgi sahibi değiliz. Gerçi üçüncü kitapta daha fazla gördüğümüz bir kız. Daemon konusu yüzünden sürekli Kat ile birbirlerine laf atmaktalar. Aslında kardeşi uyuz Andrew gibi onun da içten içe iyi kalpli olduğuna eminim. Sadece insanlara vs. karşı ön yargılılar. Aslında, Ash'in ki ön yargıdan ziyade kıskançlık ya, neyse.

DİPÇE: Sonunda Daemon nasıl telaffuz edilir öğrendim galiba. Demon ile aynı şekilde diyor Google çevirici amca. Ama şüphem var ya, o zaman neden farklı yazılıyor?


18 Ağustos 2013 Pazar | By: YeniAy M.

Türkler Niçin Müslüman Oldu?


UYARI: Kitap hakkında bilgi içerdiğini unutmayınız.

Kılıç zorluyla mı yoksa kendiliğinden mi?

 

İsmail Hami Danişmend, bizlere tarihte bir yolculuğa çıkartıyor ve Türkleri İslam'a çeken etkenin ne olduğunu irdeliyor. Aslında yazarımızın en başından beri söylediği şey "Türkler kendi iradesi ile İslam'ı seçmişlerdir!"
 
Biz ise bunun nedenlerini görüyoruz bu kitapta. Bildiğiniz gibi bazı insanların aklında, kılıçla zorla Müslümanlaştırıldığımız vardır. Aksini söylesek bile bu fikirden vaz geç(e)mezler. Neden bu şekilde ben pek emin değilim. Mensubu bulundukları Türkler mi çok zayıf iradeli ve ödlek ki İslam dayatmasına karşı gelemediler yoksa İslam mı çok gaddar bir din ki herkesin boğazına kılıcı dayayıp öyle ya da böyle asimile edip(batılılar gibi), İslamlaştırıyorlar toprakları? İnandıkları bu mu? Gerçi, her iki durumda birbiri ile bağlantılı, yani biri varsa diğeri de var. Yani, ikisi de geçerli bir dayanak bu görüştekilere. Ben bunu son derece acımasız ve saygısızca buluyorum. Dahası içinde bulunduğu İslam'ı ve Türklük ile ilgili bir birikimi maalesef yok.
 
İsmail  Beyde bize, bu görüşlerin  yanlışlığını gösteren BELGELER ile cevap veriyor. Kitabımız önsözden sonra, Müslüman Arap ordularının, İslam öncesi Türk kavimleri ile olan savaşçılarına değinmekte.
 
Bu konuda birkaç kısa anlatım veriyorum.
"Araplar, Ermenilerin iç çatışmalarından yararlandılar ve bütün direnişleri kırarak İberya ve Gürcistan üzerinden Kafkasya'ya kadar ilerlediler. Fakat işte orada Hazar Türkleriyle karşılaştılar ve onların önünde durmaya mecbur oldular."
 
"Hayret edilecek bir şey ki, Araplar o harikulade hücumlarına bütün İran dağlarının ve o devrin iki büyük devletinin bütün askeri kuvvetleri direnememişken, Kafkasya kapılarında durmak zorunda kaldılar ve Kafkas geçitlerinin büyük bir devlet tarafından değil de, sadece yarı göçebe Hazarlar tarafından müdafaa edilmesine rağmen ilerlemeye muvaffak olamadılar."
 
Bu kısa anlatımları yazarımız tarihçi Michael Kmosko'nun ve Sedillot'un kitaplarından alıntılamıştır. Bana göre en can alıcı alıntılardan biri de Leon Cahun'un kitabından alıntıladığı şu cümledir: "Hakikat şudur ki Araplar silah kullanarak Türklerle başa çıkamamışlardır." Aynı şekilde Leon, Türklerin silahla veya benzer şeyle yenilemeyeceğini, çünkü Türklerin bu konuda üstün olduğunu ama konuşma sanatında acemi olduğunu ve Arapların da konuşma sanatında çok iyi olduğunu bu yüzden Türklere karşı kalan yegane silahlarının ancak siyaset ve güçlü hitap olduğunu da eklemiş.
 
Profesör Barthold, kitabında Leon'u destekleyen sözler eder. "İranlılardan farklı olarak, Türkler İslam orduları tarafından hakimiyet altına alınamamıştır. Ceyhun, Zerefşan ve Seyhun civarındaki medenileşmiş yörelerin fethinden sonra, Araplar 8. asır boyunca savunmacı bir siyaset takip ettiler ve tıpkı selefleri gibi bu nehirlerin yatakları civarında uzun surlarla hendekler vücuda getirdiler."
 
İkinci can alıcı alıntı ise Jean-Paul Roux isimli tarihçiden geliyor. "... Türklerin benzeri görülmemiş bir olay olarak İslam alemine katılışları fetihlerin zoruyla olmuş değildir. İslam'ın büyük savunucular ve üç büyük Müslüman milletten biri olan bu adamlar, mağlup edilerek ihtida ettirilmiş değillerdir."
 
Yazarımız bu kısımdan sonra Türklerin Müslüman Olmalarının Sebebi isimli bölümünde artık yavaş yavaş sebepleri sıralamaya başlıyor. Kısacası; eski inançları ile İslam inancı arasındaki benzerlikleri Türklerin kalbini çalan nokta oluyor. Elbette bu benzerliklerin ne olduğundan bahsediliyor. Daha sonra ise ayet ve hadisler ile Türklerin İslam bayrağının sancaktarlığını yapacağı ile ilgili deliller sunuyor(elbette bu Arapların yerine geçecek millet meselesi Türkler yerine başka bir millet de olabilirdi. Bu şekilde bakalım olaya.)
 
Kitap hakkındaki genel görüşüm: Kitabı görür görmez kapıvermiştim ki amacım başka bir kitap aramaktı. Yazar Danişmend devletinin kurucu soyundan ve Osmanlı çocuğu diyebilirim. Türkçe lehçeleri dahil Fransızca, Almanca, Sümerce ve Latinceyi konuşan, okuyup anlayan biridir. Eski toprağımız elbette yaşamıyor, 60'lı yıllarda vefat etti. Kitapta anlattığı, söylediği her şeyin tarihsel bir kanıtını sunmakta. Kanıtları devlet arşivlerinden ziyade, döneminin ve kendi dönemi öncesinin büyük tarihçilerinin yaptığı araştırmalar aslında. Tarih kitaplarında olmazsa olmaz "kanıt-belge" sunma olayı bu kitapta başarılı şekilde sunulmuş. Yine de ben ağırlıklı olarak devlet arşivini seven biriyim ama bazı tarih sahneleri maalesef devlet arşivinden olmaz yani belge devlet arşivlerinden ibaret değildir! Aslında öyle bir dillendirmişim ki sanki kitap sırf alıntılardan yazılma gibi ama değil elbette! Dili de diğer tanıttığım kitapların ki gibi ağır değil, sıkmaz. Yazarın yaşı da ölüm tarihi de göz önüne alındığı zaman, bu kitabın yazım tarihinin ne denli eski bir zamana dayandığını söylememe gerek yok.
 
Kitaptan bazı kısımlar 
 


 
 
Kitap Okuma Önerisi:  Bu konuda ilgisi olup da almamak olmaz.

Puan: 10/9

Kitap Fiyatı: 10